Arama: 
03.05.2004/Sayı:55
Anasayfa
Başyazı
Türkiye
Dünya
Tarih
Ekonomi
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Dünya  Şener Üşümezsoy

TÜRKSOLU Sayı:50 "Kurtlar Sofrasında Kıbrıs"Kıbrıs hâlâ kurtlar sofrasında

Halkların direnişi yadsınarak strateji oluşturulamaz

Günümüzde Amerika’nın Birleşmiş Milletler aracılığıyla kurduğu politik hegemonyası yanında, askeri ve savaş sanayii üzerindeki teknolojik hegemonyası, küresel bir hegemonya oluşturması için yeterli görülmemektedir. Gerek Afganistan’daki Amerikan başarısızlığı, gerekse Irak halkının Amerika ile mücadelesi göstermektektedir ki, stratejistyenlerin gösterdiğinin dışında farklı dünya gerçekleri bulunmaktadır. Bu da halkların direnişi gerçeğidir.

Kıbrıs’a bu perspektifle bakmak gerekir. Amerikan yatırım ve politik egemenliği altındaki Uzakdoğu ve Çin’le oluşmuş Amerika-Pekin-Tokyo ekseni karşısında oluşmaya çalışan Moskova-Berlin-Paris ekseni, küresel mücadeledeki her sorunda karşı karşıya gelmektedir. Bu ikinci grup, askeri bir güce, ekonomik olarak yeni gelişen teknolojilere dayanmadığı ve BM üzerinde egemenliği olmadığı için henüz küresel bir güç haline gelememiştir. Ancak Amerika’nın mutlak küresel hegemonyasının önünde engel olarak durmaktadır.

TÜRKSOLU’nda yaptığımız analizde, “Kurtlar Sofrası Kıbrıs” söyleminde ABD-Avrupa ve Rusya ilişkilerini ve üç emperyalist gücün Kıbrıs üzerinde hegemonya kurma çabalarını vurgulamıştık. Gerçekten de son günlerde Rusya’nın sesini yükselterek “Burada ben de varım” söylemini hatırlatan politikası gündeme geldi.

Rusya’nın Güvenlik Konseyi’nde Kıbrıs’a uygulanacak silah ambargosuyla ilgili kararı veto etmesi büyük tartışma yarattı. Günümüzün modası Avrasyacılığın etkisiyle yorum yapanlar Amerika ve Avrupa’ya karşı bir Rusya vetosu söz konusuymuş gibi algıladı. Aslında Rusya’nın vetosu, Rusya’nın AKEL politikası ve Kıbrıs’taki stratejik hedeflerinin bir ürünüdür.

Denktaş referandumda haklı çıktı

Herkesin Kıbrıs’ta Denktaş kaybetti, evetçiler kazandı dediği noktada, küresel bir bakışla olaya baktığımız zaman, Denktaş’ın iki kere, üç kere haklı olduğu ortaya çıkıyor.

Rum Kesimi’ndeki sonuç, Rumlar’ın 60’lardan çok daha keskin biçimde Türk varlığını Ada’dan dışlamaya dönük politikadan bir adım geri atılmadığını göstermektedir. Rum Kesimi’nde Annan Planı’na karşı muhalefeti AKEL’den çok Atina Metropolitliği’ne bağlı Ortodoks Kıbrıs Rum Kilisesi’’nin sürdürmesi “Kurtlar Sofrasında Kıbrıs” başlıklı yazımızda altını çizdiğimiz Ortodoks ideolojisinin etkisini göstermektedir.

AB, Katolik-Ortodoks dünya arasındaki sınırı Kıbrıs’ta aştı

Kıbrıs’taki son gelişmelerle birlikte, AB yani Katolik-Protestan Avrupası tarihsel konjonktürde ilk defa Ortodoks Yunanistan’dan sonra, Kıbrıs’ı da Ortodoks kimliğiyle yanına almaktadır. Bir başka ifadeyle, bin yıldır değişmeyen Katolik ve Ortodoks Avrupa arasındaki sınır bu dönemde aşılarak Ortodoks dünyası Batı Hıristiyanlığı denilen Katolik-Protestan dünyasıyla entegre olmuştur. Böylece, Avrupa ekonomik, askeri ve politik olarak gerilediği bu konjonktürde, AB politikası ile öne çıkarak Yunanistan, Kıbrıs ve giderek Doğu Akdeniz ve Mısır’daki Ortodoks dünyası ile bir bağlantı kurarak politik genişlemesini sürdürmüştür.

Geniş Avrupa Birliği Projesi ile Büyük Ortadoğu Projesi arasındaki mücadele

 


“Her boru Kıbrıs’a akar”
ABD’nin İsrail aracılığıyla Kerkük ve Musul petrollerini Kerkük-Yumurtalık Boru Hattı’nı kapatarak Hayfa’ya akıtması, diğer taraftan ise Basra petrollerini de yeni bir boru hattıyla Hayfa’ya akıtmasıyla İsrail’i bir yeni Rotterdam’a dönüştürme projesi vurgulanmaktadır. Kuzeyde ise İskenderun Körfezi’ne ulaşan boru hattıyla Bakü-Ceyhan Boru Hattı da çalıştığında Doğu Akdeniz’de Kıbrıs’ta bu iki hat kesişmektedir. Bu harita AB ile ABD arasındaki Kıbrıs üzerindeki mücadeleyi resmektedir. (Joe Vialis, 17 Nisan 2003)

Kıbrıs’ta paylaşılamayan nedir? AB’nin genişleme hedefine karşılık ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi, Avrupa’yı da yanına alarak Ortadoğu’da hegemonya oluşturma çabasıdır. Ancak, Kıbrıs’taki emperyalistler arası mücadele bu iki politika arasındaki keskinleşmeyi ortaya çıkarmıştır: ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi mi, yoksa AB’nin “Geniş Avrupa Projesi nin uzanımı olan “Geniş Ortadoğu Projesi mi?

Özetle vurgularsak, Protestan ve Katoliklerden oluşan Batı Hıristiyan emperyalizmi, tarihsel olarak kendi hegemonya sınırları dışında kalan Ortodoks coğrafyasında Yunanistan, Kıbrıs ve Mısır’a kadar uzanan alanda, egemenlik kurma şansını AB projesi ile birlikte sağlamıştır.

AKEL’in ve Kıbrıs’taki Ortodoks Kilisesi’nin Annan Planı’na hayır demesi, ABD’nin Fener Rum Patrikhanesi aracılığıyla kurmaya çalıştığı hegemonyaya karşı AB’nin Yunan-Atina Metropoliti’nin aracılığıyla egemen hale geldiğini göstermektedir.

AB’nin geniş Avrupa projesinin bir sonucu olarak Libya, Suudi Arabistan ve İran üzerindeki egemenliğini kurmak için Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs’ta, üstlenmek istiyor. AB’nin Kıbrıs’ta egemen hale gelmesi, askeri olarak da genişleyecek bir politikanın ilk adımlarındandır. Çünkü Kıbrıs tarihte tüm ticari yolların birleşme noktasında yer aldığı için kazandığı önemden çok daha büyük bir önemi 21. yüzyılda tüm boru hatlarının Doğu Akdeniz’de Kıbrıs’a aktığı için stratejik-askeri ve ekonomik önemi AB’nin varlığı için vazgeçilmez olmuştur. ABD ise Shekinan Projesi olarak isimlendirilen (Kerkük-Musul petrolleriyle Basra petrollerinin İsrail Hayfa Limanı’yla Akdeniz’e bağlanması projesi) proje için de vazgeçilmezdir. Keza, Bakü-Ceyhan ve Kerkük-Yumurtalık boru hatlarının da Akdeniz bağlantısı Kıbrıs’ta askeri egemenliği gerektirir. Kıbrıs’tan Türkiye’nin dışlanması veya Kıbrıs’ın Türkiye’den koparılması bu boru hatları üzerinde Türkiye’nin söz sahibi olmasının engellenmesi için de gerek ABD, gerek AB, gerekse Rusya için de gereklidir.

Rusya’nın, ABD projesini BM’de veto etmesi de baştan beri söylediğimiz Berlin-Moskova ittifakının bir ayağını oluşturmaktadır ve bu proje kapsamında değerlendirmek gereklidir.

Avrupa AKEL aracılığıyla ABD’ye Kıbrıs’ta dur dedi

Annan Planı olarak sunulan BM projesinde, ABD, AB’nin adaya girmesine karşılık Kıbrıs’ta askeri egemenliğini Birleşmiş Milletler aracılığıyla kurmayı hedefliyordu. ABD’nin bu projesinin ikinci ayağı Shekinan Projesi’dir. Bu projeye göre Irak petrolleri Kerkük-Hayfa boru hattı ile Akdeniz’e taşınacak ve İsrail aracılığıyla dünyaya pazarlanacaktır. Basra petrolünün Hayfa’ya ulaştırılmasıyla ikinci bir Rotterdam yaratılmak istenmektedir. Kıbrıs bu projenin güveniği için de önemlidir. Diğer yandan, Kıbrıs vasıtasıyla Azerbaycan’dan İskenderun’a gelen Hazar petrolleri de kontrol edilebilecektir.

ABD, hegemonyasını, petrol üzerinde de hegemonya kurarak, küreselleşmiş tek bir süper hegemonyaya dönüştürme çabasındadır. Ancak, bu çaba Irak ve Afganistan’da kesintiye uğramıştır. Bugüne kadar Avrupa’yı politik ve askeri bir güç olarak kaale almayan ABD, bu nedenle Avrupa’yı artık yanına almak istemektedir. Ancak, ABD’nin bu çabası Kıbrıs’ta başarılı olamamıştır. Avrupa AKEL aracılığıyla Kıbrıs’ta ABD’ye yer olmadığını ve olmayacağını, Kıbrıs’ın AB’nin toprağı olduğunu göstermek istemiştir. Her ne kadar, Polonya’da Bulgaristan’da ve Romanya’da mobil Amerikan üsleri kurulmuşsa da, o ülkelere konulan AB’nin çekinceleri bu çelişkiyi göstermektedir.

Peki Türkiye açısından olaya baktığımız zaman zafer kazandıklarını iddia edenlerin söylemi nedir? “Türkiye Avrupa Birliği’nin bir ülkesi olan Kıbrıs’ı (Rum Kıbrıs’ı) tanımalı ve Kıbrıs’ın gemilerine Türk limanlarını, Kıbrıs’ın uçaklarına Türk hava sahasını açmalıdır. Bundan sonra gelecek ikinci aşama ise “Kurtlar Sofrası Kıbrıs”ta da belirttiğimiz gibi “Avrupa ülkesinin kara suları gasp edilmemelidir” diyerek Ege’de Avrupa karasularının 12 mile çıkmasıyla Türkiye’ye bütünüyle Ege ve Akdeniz’in yasaklanması ve Türkiye’nin Anadolu’ya hapsedilmesidir. Buna neden gerek duyulmaktadır? Çünkü Türkiye bu çizdiğimiz iki kutuplulaşan dünyada Amerika’nın yanında yer alma noktasındadır. Bunun için Türkiye’yi Anadolu’ya hapsetmek amaçlanmaktadır. Kıbrıs’ın Türkiye’den koparılması bu politikanın ürünüdür.

Avrupa Türkiye’yi ABD’nin Truva Atı olarak görmektedir

Avrupa Türkiye’yi Amerika’nın bölgedeki Truva Atı olarak görmektedir. Bu noktada bakıldığı zaman da, AB’nin KKTC’yi tanıması AB’nin tavrı KKTC’yi tanımayan Lahey Adalet Divanı’nın kararına gönderme yapılmasıyla olanaksız olduğunu göstermiştir. Kaldı ki, AB, Kıbrıs’a verilecek Türkiye’nin yaptığından çok az bir yardım için bile, Lahey kararı nedeniyle engellenmektedir.

ABD, küresel politik hegemonyası altındaki BM’yi kullanarak Kuzey Kıbrıs’taki politikasını yoğunlaştırmak ve Kuzey Kıbrıs üzerindeki hegemonyasını geliştirmek durumundadır. AB ise, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi aracılığıyla Kıbrıs’a egemenlik kurmak istemektedir.

Bu bağlamda ABD, Yeni Rotterdam Hattı olarak bilinen Kerkük-Hayfa Hattı gerçekleşmezse, Irak’tan Suriye ve İskenderun’a gelecek boru hatlarını Kürtler vasıtasıyla kontrol etmek istemektedir. Bu nedenle, Shekinan Projesi uygulanmazsa, Suriye ve Türkiye üzerinde genişleyen Kürdistan projesi uygulamaya konulacaktır. ABD’nin Kürtler vasıtasıyla petrol boru hatlarını kontrol etme projesi Türkiye’de Ordu tarafından reddedileceği için, ikincil bir senaryo olarak kalmaktadır.

Referandumun sonucu şu olmuştur: BM şemsiyesinden çıkarak AB’ye ait bir Güney Kıbrıs ve ABD’nin kontrolünde bir Kuzey Kıbrıs.

“Akdeniz-Karadeniz-Hazar çevresi Avrupa” projesi

Avrupa, Yunanistan’dan sonra Kıbrıs’ı da yanına alarak Amerika ve İsrail karşısında, Libya, Suudi Arabistan başta olmak üzere Arap ülkeleri ve İran’la oluşturacağı ittifakının güney yolunu oluşturmaktadır. Avrupa’nın kuracağı ittifakın kuzey yolu ise Berlin-Moskova-Tahran eksenidir. Bu Avrupa Birliği’nin çizdiği “Akdeniz-Karadeniz-Hazar çevresi Avrupa” projesidir. Bu proje nedeniyle, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs, Amerikancı politika izlediği izlenimi yarattığı sürece Türkiye’nin AB’ye girme ihtimali kalmadığı gibi, AB’nin hedefi haline gelme riski oluşmaktadır.

Buna karşılık ABD’nin bu bölgedeki projelerinin gerçekleşebilmesi için Türkiye kadar Kuzey Kıbrıs’ta da egemenliğe ihtiyacı vardır. Çünkü bir uçak gemisi konumuna gelen Kıbrıs’ın güney kesiminde AB yer alacaksa, Kuzey kesiminde de ABD yer almak zorundadır. Bu olguları gözden kaçırmazsak, “Biz çözüme yakın halk olduğumuzu gösterdik. Rumlar da çözüme karşı olduğunu gösterdi. O zaman AB bunu değerlendirsin” tezinin yanlışlığı ortaya çıkmaktadır.

Bu çerçevede, AKEL’in referandumda AB ve Moskova’dan aldığı destekle verdiği “hayır”, ABD’nin bu bölgedeki egemenliği için kırıcı olmaktadır. Bu anlamda, Kuzey Kıbrıs’ın elinde bir tek şans kalmıştır: ABD’nin hegemonyasına sarılarak dünya politik ve ekonomik platformunda yer bulmak. Bu ise ABD’nin her zaman nihai hedefi olarak süper dünya hegemonyasını kurmak, bir başka ifadeyle, AB’yi ve Rusya’yı hegemonyası altına almak olduğu için ABD politik platformlarda Kuzey Kıbrıs’ı savunması politikasıyla çelişmektedir. Ancak, askeri amaçları için Kuzey Kıbrıs ile ikili ilişkisini Türkiye’yi dışlayarak sürdürmek, bir başka ifadeyle Kuzey Kıbrıs’ı uçak gemisi olarak kullanmak olacaktır. Halbuki, Kuzey Kıbrıs Amerika hegemonyasını gerçekleştirme durumuna girdiği zaman Türkiye’nin AB üyeliğinin önünü açmak bir yana, Türkiye’nin AB üyeliği yolunu kapatmaktadır.

Sonuç: Denktaş haklı çıktı

Bu olgulara dayanarak sonuçlarsak Denktaş’ın haklı olduğu ortaya çıkmıştır. BM şemsiyesindeki politika Amerika’nın küresel çaptaki politik egemenliği nedeniyle ABD’nin Kıbrıs üzerinde bütünüyle egemenliğini hesaplayan bir politikaydı. Güney Annan Planı’nı kabul etmeyerek Amerika’nın bu bölgedeki egemenliğini reddederek AB’ye entegre olmuştur. AB de petrol yataklarına yakın bir bölge olduğu için Kıbrıs’ı almıştır.

Bu sonuç, bizim baştan beri savunduğumuz gibi Türkiye’nin hem AB’ye, hem ABD’ye, hem de Rusya’ya hayır diyebilecek bir politika izlemesi gerektiğini göstermektedir. Yoksa AB ve Rusya’ya karşı Amerika’yla veya Amerika’ya karşı AB ve Rusya’yla birlikte yürümek Türkiye’deki ulusalcılığın terkedilmesi anlamına gelecektir. Emperyalist kutuplardan birini seçme zorunluluğu değil, Türkiye’nin bu bağımsızlığını savunan ve bu gerçekler düzeyinde bir politika izleme zorunluluğu önümüzdedir. Ve bu bilnçte olan Denktaş gerçekten öne çıkmaktadır. Referandum sonuçları Denktaş’ın Rumlar, AB ve ABD hakkında dediklerini doğrulamıştır.