| Gökçe Fırat |
|
Seçim sonuçları ne anlama geliyor?
Bazen, rakamları tarafsız bir gözle, kendi gözünüzle okumak çok önemlidir, çünkü genelde rakamlar, siyasette hakim olan güçler tarafından okunmakta ve bizlere de benimsetilmeye çalışılmaktadır. Biz bu yazımızda temel siyasal eğilimler açısından seçim sonuçmlarını Atatürkçü bir gözle okumaya çalışacağız. 1- AKP hala tecrit bir partidir 3 Kasım seçimlerinde AKP %35’lik bir oy oranına ulaşmış ve Meclis’te %75’lik bir çoğunluk elde etmişti. Parlamentoya iki partinin girmesinden kaynaklanan bu durum, AKP’nin temsil ettiği tabanla orantısız bir güç elde etmesine yol açmıştı. Kayıtlı seçmen sayısı ile karşılaştırdığımızda AKP’nin oyu %35 değil %25’ti. Bu ise AKP’nin toplumda çoğunluk değil azınlık olduğunu göstermekteydi. Bu seçimde AKP’nin temel stratejisi kendisini bu azınlık durumundan çıkartmaktı. Bunun yolu ise %50’yi bularak bir meşruluk kazanmaktı. Ancak seçim sonuçlarının gösterdiği gibi AKP sadece %42’lik bir orana ulaşmış durumda. Seçim gecesi Başbakan’ın yüzünden okunan hoşnutsuzluğun nedeni bu olsa gerek. Oylarını arttırmalarına rağmen AKP temel hedefine ulaşamamış bir partidir. Buna rağmen Tayyip Erdoğan, yaptığı açıklamada artık Türkiye’nin %65’inin karşılarında değil yanlarında olduğunu açıkladı. Fakat bu da gerçeği yansıtmıyor. Çünkü %42 çok açık bir şekilde %58’lik bir halk çoğunluğunu yansıtmamaktadır. AKP’nin meşruiyet sorunu devam etmektedir. Hâlâ azınlık hükümetidir ama bu azınlığa rağmen %75’lik bir gücü vardır. Hele gerçek oy oranlarına baktığımızda AKP’nin kayıtlı seçmenlerden sadece %30’unun oyunu alabildiğini görmekteyiz ki bu da Tayyip Erdoğan’ın tam aksini gösterir Türkiye’nin %70’i hala AKP’ye karşıdır. Burada AKP’nin başarı kriterini değerlendirmek açısından önemli bir örnek üzerinde durmak gerek. 1999 yerel seçimlerinde zamanın Saadet Partisi İstanbul’da %30’luk bir oy alarak Belediye’yi kazanmıştı. Ancak döneme baktığımızda 28 Şubat’ın devirdiği ve kapattığı bir partiydi. Toplumda tecrit edilmişti, sağı ve soluyla alternatif çoktu. Buna karşın, yani tüm bu olumsuzluklara rağmen şeriatçı parti %30 oy almıştı. Bugün ise aynı İstanbul’da, iktidar olanaklarna, iki dönem belediye başkanlığına, sağ ve sol alternatifin çökmesine karşın AKP ancak %44 alabilmiştir. Bu sonuç, AKP’nin Türkiye sınırını ortaya koymaktadır. Şeriatçı parti olan AKP, kendini ne kadar da merkezde tanımlarsa tanımlasın, Türkiye’nin Cumhuriyet rejimi tarafından sınırlanmıştır. Buradan sanırız AKP’lilerin bir ders çıkartması gerekir. AKP Türkiye’yi ele geçiremeyeceğini anlamalıdır. Bu seçimin en önemli sonucu bizce budur, Türkiye tüm olumsuz koşullara rağmen AKP’ye teslim olmamıştır! Bu seçimler için PKK yandaşı DEHAP’ın da önemli amaçları vardı. Seçimlere SHP çatısı altında giren DEHAP, özellikle Güneydoğu belediyelerini almak, bunun yanında Mersin’i alarak denize açılmak istiyordu. Seçim sonuçları hiç de umdukları gibi olmadı. 2002 seçimlerinde %6 oy alan DEHAP, bu seçimde ancak %4.8’e ulaşabildi. Bu oylarda mutlak bir gerilemeyi göstermektedir. İkinci hüsran, Güneydoğu’da mutlak azınlık konumuna düşmeleridir. Güneydoğu’da artık sadece 5 belediyede bölücüler vardır. Bu ise bölücü partinin, kurmak istediği ülkeyi tanımlayan coğrafyada bile azınlık bir güç konumuna gerilediğini göstermektedir. ABD ve AB, bu seçim sonuçlarından sonra, PKK’ya bir başka gözle bakmak zorunda kalacaktır. Çünkü Türkiye’yi PKK eliyle bölmenin pek imkanı kalmamıyştır. Bununla birlikte bu bölücü partiye taşeronluk yapan sol açısından da büyük bir fiyasko vardır. Kürtçü partinin peşine takılarak bir yerlere varabileceğini sanan marjinal sol, bu politikası ile birlikte daha da marjinalleşmiştir. Marjinal sol dışında kalan sosyal demokratlar içinse daha vahim bir tablo ortadadır. 1991 genel seçimlerinde PKK’yı Meclis’e sokma yanlışını dönemin SHP’si yapmıştı. SHP o zaman Türkiye’nin çoğunluk partisiydi ve bu hareketi ile birlikte kendi sonunu hazırladı. Tam 13 yıl sonra ikinci SHP de bizce kendi sonunun hazırlamıştır. Birincisi Türkiye’nin vatansever sosyal demokrat tabanı artık SHP’den uzak duracaktır. İkincisi ise PKK, bir işine yaramayan SHP’nin kıçına tekmeyi vuracaktır. PKK’yı meşrulaştıran SHP yöneticileri, kendi adaylarına Kürtçü parti tabanından oy gelmediğini görmüşlerdir sanırız. Kürtçüler, yine yapacaklarını yapmış ve Türkleri kazıklamışlardır. Karayalçın’ın Barzani’yi suçlaması ise ayrı bir suçtur. Demek ki Karayalçın, Kürt aşiretleri zemininde politika yaptığının bilincindedir. Barzanicilerden oy alamamış ama Apoculardan almıştır. Bu arada, özellikle Ankara ve Mersin’de SHP’yi destekleyen, Cumhuriyet gazetesinin kimi Atatürkçü yazarlarını ise uyanmaya davet ediyoruz! 3- Türkiye’nin milliyetçi seçeneği yok Bu seçimlerin önemli bir göstergesi de işbirlikçi AKP ve bölücü DEHAP’a karşı bir milliyetçi alternatifin yokluğudur. Bilindiği gibi AB’ci ve ABD’ci partilere karşı 1999 seçimlerinde DSP ve MHP güçlenmişti. Ancak bu sahte milliyetçi partilerin foyası ortaya çıkınca geçen seçimlerde, Cem Uzan’ın Genç Partisi bir çıkış yakalamıştı. Genç Parti’nin %7.5’lik oy oranının çok önemi yoktu belki, ama seçmen tabanı açısından bir eğilimin işaretiydi. Genel Seçimlerin hemen ardından ABD-AKP ortak operasyonu ile çökertilen Genç Parti bu seçimde bir başarı kazanamadı. Oylarının %5’ini kaybetti. Ancak görülen o ki bu oyların gittiği bir yer yoktur. Çünkü MHP oylarını ancak %2 yükseltebilmiştir ve oy aldığı yerleri incelediğimizde bu oyların Genç Parti’den değil, AKP ve sağ partilerden geldiğini görüyoruz. Bu çok açık bir şekilde Türk milliyetçilerinin tepkisinin sandığa yansımadığını göstermektedir. Seçime katılım oranının düşüklüğü ve mevcut milliyetçi partilerin oy oranı göz önüne alınırsa, sandığa gitmeyen seçmenin Türkiye’nin milliyetçi tabanı olduğu ortaya çıkmaktadır. Şimdi MHP kendisini başarılı ilan ediyor. Ancak rakamlar ortadadır. MHP geçen seçimlere göre oylarını ancak %2 arttırabilmiştir, ama milliyetçi kulvarda hiçbir rakibi yokken, ve vatana yönelen tehdit ortadayken bu oy artışı önemsenmeyecek kadar azdır. Görülen odur ki Türk milleti, sahte milliyetçilere bir daha kanmayacaktır. Bu hem DSP hem de MHP için geçerlidir. Değil 1999 seçimlerinde ulaşılan oy oranı, MHP kendi kalelerinde bile yıkılmıştır. Bahçeli daha kendi memleketini AKP’ye kaptırmıştır. Geçen seçimlerde toplam 18 ilde belediyeleri almıştı bu seçimlerde bunların 15’ini kaybederek mutlak olarak gerilemiş durumdadır. MHP’li yöneticilerin başarı olarak değerlendirmesi ancak duygusallıkla ya da mizahla açıklanabilir. Görülen o ki, Türkiye’yi 2002 seçimlerine götüren dış merkezler, MHP’yi ayakta tutarak milliyetçi tabanın tam bağımsızlıkçı ve Atatürkçü bir rotaya girmesinin önüne engel olmaya çalışmaktadır. 4- CHP’nin malum hali Seçimlerin ikinci partisi olarak çıkan CHP belki de seçimin en başarısız partisidir. Oylarını artan seçmen sayısına karşın mutlak olarak azaltma başarısını göstermişledrdir. Burada önemli olan CHP’nin başarısızlığı değildir. Çünkü Kemalizme ihanet yolunu seçen bir CHP’nin başarılı olması, Türkiye’nin Atatürkçülükten vazgeçmesi olurdu. Bu bakımdan başarısız CHP, sağ güçlerin değil Atatürkçü güçlerin başarı hanesine yazılmalıdır. Fakat burada CHP açısından önemli bir gelişme daha var. CHP seçimleri kaybederek çıktı ama sağ güçler hala CHP’ye saldırıyor. Normalde biz sağcı olsak böyle bir CHP’ye saldırmayız bırakırız yaşasın ki biz hep iktidarda kalalım. Ancak sağ güçler ve özellikle ABD şunu çok iyi bilmektedir ki CHP’nin kökü kurutulamamıştır. CHP’nin Atatürkçü tabanı bir türlü AB standartlarına getirilememeştir. Bu nedenle bu seçimlerden çok kısa bir süre sonra Derviş eliyle bir ABD darbesi gerçekleştirilecek ve CHP toptan ABD’ye teslim edilecektir. Bu operasyona engel olmak önemlidir ama CHP’nin bugünkü ellerde kalması, o da istenir bir durum değildir. CHP içinde bir Müdafai Hukuk grubu oluşturmak için acil bir Meclis çalışması örgütlenmelidir. 5- Sahte Kuvayı Milliyecilerin iflası Seçimlere Türkiye’yi kurtarmak gibi büyük hedeflerle giren ve her biri kendisini Atatürk sanan bazı şahısların Kuvayı Milliyeci partileri de seçimde hüsrana uğradılar. Birinci hüsran Erbakan Hoca’nın Saadet Partisi’dir. Oylarını arttırmaları onların Kuvayı Milliyeci söylemlerinden değil AKP’nin büyük başarısındandır. AKP’nin seçimi kazanmayı garantilediği yerlerde, ya da AKP adayına tepki duyulan yerlerde şeriatçı oylar AKP’ye değil SP’ye gitmiştir. O nedenle Hoca’nın toparlanıyoruz açıklamaları son derece iyimserdir. SP, bitmiş bir şeriatçı parti olarak, Meclis’in arka bahçesinde oynamaya devam edecektir. Son dönemin bir başka Kuvayı Milliyecisi Perinçek’in partisi de bu seçimde ancak binde iki oy alabildi. Tam 30 senedir seçim yenilgisi alarak Türkiye rekoru kıran Perinçek anlaşılan Atatürkçü görünmeye çalışsa da Türk milletinden oy alamamaktadır. Geçen seçimlerde Genç Parti’yi ABD’nin kurdurduğunu o nedenle oylarını Genç Parti’ye kaptırdığını söylemişti, ancak anlaşılan o ki ABD operasyonu sonucu kaybolan Genç Parti oyları İşçi Partisi’ne akmadı. Aksine, kayıtlı seçmenler arasında alınan oy oranı itibarıyle en fazla oy kaybeden birinci parti Genç Parti’dir ikinci Parti ise İşçi Partisi. Perinçek, bu seçimlerde Baykal’dan bile başarılı olmuştur anlıyacağınız! 6- Görünen köy Görünen köy kılavuz istemez. Türkiye’nin hali ortada. AKP tarafından kuşatılan Türkiye teslim olmuyor. Ancak milliyetçi geçinen partilere halkın itimadı yok. O kadar ki, sandığa bile gitmiyor, AKP’nin kazanmasını kabulleniyor. Yine solcu geçinen partilere halkın itimadı yok halk yine sandığa gitmiyor. Bugün sandığa gitmeyen vatandaş sayısı ile AKP’ye oy veren vatandaş sayısı eşittir 13 milyon! Bu sanırız Türk milleti ile birleşmek isteyen, onlara öncülük etmek isteyen gerçek solcu ve milliyetçi kesimlere önemli bir çağrıdır. Halk mevcut partilerin hiçbirisi ile bu işin olmayacağını görmüştür. Halkın dediğini artık Atatürkçülerin de görmesi gerekmektedir. Önümüzdeki dönem Kuvayı Milliye’nin mutlaka bu partilerden uzakta, bu partileri ve liderlerini dışlayarak ve bu partilerin yönlendirmelerine karşı örgütlenmesi gerekmektedir. Kuvayı Milliye halkın beklediği gerçek milliyetçi, gerçek solcu, Atatürkçü alternatiftir. Atatürkçüler görev başına! |