| Öner Yağcı |
|
Neler yaşıyoruz diye baktığımız zaman gördüğümüz bir oyun. Dünya bir tiyatro sahnesine dönüştürülmüş, devletlerse bu tiyatroda oynanan oyunun oyuncuları. Bir senaryo yazılmış ve bir büyük imparatorluk yazdığı senaryoyu dünyaya, devletlere, milyarlarca insana uygulamaya çalışıyor. Bu oyuna razı olmamak, bu oyunun oyuncusu olmamak, bu oyunu boşa çıkarmak zorundayız. Bu oyunun günümüzdeki adı olan ABD’nin küreselleşme politikaları dünyaya yayılıyor; oyunun merkezinde de ülkemiz var. ABD’yi kuranların kıtanın her şeyini ve kızılderili insanını yağmalamaları kapitalizmin vahşi doğasının gereği olarak ve “uygarlık adına”ydı; onun ABD olurken sürdürdüğü, zencilerin köleleştirilerek yeni kıtaya taşınması ve dünyanın son birkaç yüzyılında, dünyanın dört bir yanında gerçekleştirdiği köleleştirme operasyonları hep “uygarlık adına”ydı. Bugünkü küreselleşme politikalarıyla uyguladıklarıysa o yaptıklarının yani kendi kirli tarihinin devamından, başka bir şey değil; bugün de terörü önlemek uğruna “Büyük Ortadoğu”yu yaratmak istiyor; “uygarlık adına”. Bizse bunu bir oyun gibi izliyoruz dünya sahnesinde, tüm dünya ile birlikte. ABD, bu büyük oyununu bazen Afganistan’da ve Irak’ta olduğu gibi bombalarla ve fiili işgallerle oynarken bazen de her alandaki politikalarıyla oynuyor; ama şunu unutmayalım ve her zaman ve mutlaka “işbirlikçileri”yle oynuyor. Tam merkezindeyiz emperyalist yayılmanın: Daha dün Trakya’daki kapı komşumuz Yugoslavya paramparça edilip Tito’nun kemiklerini sızlatırcasına beş yeni devlet yaratılmıştı. Bir başka komşumuz, güneyimizde ve fiilen işgal edilen Irak’ın topraklarında yeni uydu devletlerin kotarılmasının zamanlama sorunu kaldı yalnızca. Doğumuzdaki İran’da rejim muhaliflerinin ayaklandırılması için gün sayılıyor gibi. Yine güneyimizdeki Suriye’de Kürtlerin ayaklandırılmasının denemeleri yapılıyor, şimdilik futbol alanlarında. Kafkasya’da Acaristan’ı, Nahcıvan’ı kaşıyor. Kıbrıs dayatmasının son aşamalarına gelindi sayılır artık ve onun ardından yeni dayatmaların gelmesi an meselesi... Kısacası, emperyalist politika ülkemizi kıyısından değil, tam kalbinden vurmak için adımlarını hızlandırmaya devam ediyor. Bu oyunu bilmiyor muyuz; bu oyuna yarım yüzyıldır alet olmadı mı ülkemizi yönetenler; kendi çocuklarına kıymadı, kendi halkına karşı koymadı mı; onlara yaşamı zindan etmedi mi ABD’nin politikalarını uygulamak için? Bunu gerçekleştirirken sürekli işbirlikçiler icat etmedi mi; bu işbirlikçileri icat ederken etnik ve dinsel temellere yönelmedi mi; ırkçılığı ve tarikatçılığı beslemedi mi; bugünlere bu politikalarla gelmedik mi? Bütün bunlar onun büyük oyununun birer parçası değil miydi? Oyun içinde oyun olan bir seçimi yaşadık şimdi de; bir siyaset olmaktan çıkarılıp oyuna ve rant kavgasına dönüştürülmüş bir seçim dönemi yaşadık. Gerçekleştirilmek istenen kamu yönetimi ve yerel yönetimler yasasıyla yetkileri ve güçleri artırılıp özerkleştirilecek olan yerel yöneticilerimizi seçtik. Şimdi yeni oyunlara gebeyiz ve ilk doğum “Kıbrıs’tan kurtulmak”la gerçeğe dönüşmek üzere. Sonra yenilerine gelecek sıra, yeni dayatmalara, yeni tehditlere. Dünyada yaşananlarla bize dayatılanlar bir oyun ve oyunun sonu gelmek, noktası konulmak üzere. Bu nokta, Cumhuriyet’in değerlerinin ve birikiminin yok edilmesi, Mustafa Kemal Atatürk’ün kemiklerinin sızlatılması noktasıdır. Buna izin verecek miyiz? Hayır, emperyalizmin her şeye muktedir olmadığını unutmamalıyız. Tarih çok imparatorluklar gördü böyle, hepsi de vız gelip tırıs gitti ve insanlık çeşit çeşit egemenliklere karşı hep adaletli, eşitlikçi, özgür toplum arayışını sürdürdü. Anadolu bu arayışın öncülerinden oldu hep. Cumhuriyet öncesinin karanlığına, sömürgeleşmiş ve köleleşmiş bir topluma dönüştürülmek yakışmaz bize; çünkü 1920’li yılların dünyasında da aynı kuşatma altındaydık, çaresizdik ve çaresizliklerden çare çıkarmanın öncülüğünü yapmamış mıydık? Ulusal Kurtuluş Savaşı’yla umutsuzluklardan umut yaratmamış mıydık Mustafa Kemal’in öncülüğünde? Cumhuriyet böyle kurulmamış mıydı? O zaman da büyük imparatorluklar yok muydu? Vardı ve tarihin çöplüğüne gitti; bu da gidecek. Yeter ki onu çöplüğe gönderecek yurtsever güçler, “böl ve yönet” politikasına dur diyebilsinler; yeter ki aralarından işbirlikçilerin türemesine izin vermesinler; yeter ki hiçbir şeyin birdenbire olmadığı bilinç ve duyarlılıklarıyla çoğalttıkları enerjilerini gerçek düşmana yöneltmeyi başarabilsinler. Oyun büyük oynanıyor, ama oyunu biliyoruz.
|