| Kaya Ataberk |
|
Hamas’ın manevi lideri ve kurucusu Şeyh Ahmet Yasin, geçtiğimiz hafta İsrail ordusunun bizzat Şaron hükümetinin emriyle düzenlediği füze saldırısıyla, Gazze’de öldürüldü. Hamas uzun süredir İsrail hedeflerine yaptığı saldırılarla Filistin’in en önemli direniş odaklarından biri haline gelmiş durumda. Gazze şeridinde de El Fetih’in ve Arafat’ın resmi varlığına rağmen esas gücü oluşturuyorlar. Geçtiğimiz aylarda da hem Şeyh Yasin hem de diğer Filistin’li liderler benzer İsrail saldırılarıyla karşılaşmışlardı. Bu saldırıların esas önemli yanı direkt olarak Şaron hükümetinin hedef belirlemesi ve emir vermesi. Hâlâ, Sabra ve Şatilla katliamlarıyla anılan ve “Beyrut Kasabı” olarak tanınan Ariel Şaron katliam siyasetine, liderlere yönelik suikast düzenleme terör yöntemini eklemiş durumda. Böylelikle direnişin başındaki isimleri ortadan kaldırarak direnişe daha kolay ve etkisi büyük olacak zararlar verilmeye çalışılıyor. Hamas’ın, Gazze Üniversitesi’nde düzenlediği eyleme binlerce insan katıldı ve İsrail ve ABD lanetlendi. Yasin’in öldürülmesiyle Hamas’ın yeni lideri olan Abdülaziz Rantisi burada yaptığı konuşmada; İsrail’in artık asla güven içinde yaşayamayacağını vurguladı. Rantisi diğer Filistin örgütlerine de çağrıda bulundu: “Biz asla kanımızı unutmayız. Biz deyince El Fetih, El Cihad, El Şabiye, El Demokratiye ve Hamas diyoruz. Artık bütün Filistin örgütlerinin birleşme zamanı geldi” dedi. Bu açıklama Hamas’ın direnişi diğer Filistin örgütleriyle beraber yükseltmek yönünde adımlar atılacağını gösteriyordu. Bir kaç gün içinde yaşananlar da bu kanıyı güçlendirir nitelikte oldu. ABD ise yaptığı açıklamalarda İsrail’i kınamaktan özenle kaçındı. Hamas’ın terörist bir örgüt olduğu ve İsrail’in teröre karşı kendini savunma hakkına sahip olduğunu açıkladı. ABD’nin böyle bir açıklama yapması kimsenin şaşırtmadı. Dünyanın baş teröristi tabii ki Ortadoğu’daki ajanı İsrail’e sahip çıkacaktı. Saldırı Filistin halkını birleştirdi Şeyh Ahmet Yasin’in öldürülmesinin hemen ardından tüm Filistinli örgütler İsrail’i ve ABD’yi lanetleyen, hesap soracaklarını belirten açıklamalar yapmakta birleştiler. Arafat’ın başında olduğu Filistin yönetimi üç gün ulusal yas ilan ederek Şeyh Yasin’in öldürülmesine tepkisini ortaya koydu. Arafat yaptığı açıklamada sıradaki hedeflerin kendisi ve diğer Filistinli liderler olduğunu vurguladı. Saldırıdan kısa bir süre sonra Beyrut’ta, Hamas ve Hizbullah ortak bir eylem gerçekleştirerek kurdukları birliği vurguladılar. Eylemde Hamas’ın siyasi kanat sorumlusu Halid Meşal, Şeyh Yasin’in öldürülmesinin siyonistler için bir depreme neden olacağını söylüyordu. Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ise Hamas’la beraber İsrail’e karşı daha da yoğun mücadele edeceklerini ve kesinlikle hesap soracaklarını açıkladı. Beyrut’ta bu gelişmeler yaşanırken tüm Filistin’de İsrail karşıtı eylemler sürüyor, Gazze’de, Batı Şeria’da, Ramallah’ta Filistinliler İsrail askerleriyle çatışmaya devam ediyordu. Bu tablodan çıkarılabilecek olan tek sonuç Yasin’in öldürülmesinin İsrail açısından çözüm olmanın çok uzağında olduğu. Bunun da ötesinde Filistin direniş örgütlerinin bu olayla beraber işbirliğini artıracakları, intifadanın yükselerek devam edeceği ortaya çıkmış oldu. İsrail’in ise katliam ve suikast politikasında ısrarlı olacağının sinyalleri geliyor. İsrail’in 100 kişilik suikast listesi ortaya çıktı Filistinli Bakan Saib Erakat, İsrail’in Arafat’ı da benzer bir şekilde öldürmeyi ve bu şekilde Filistin yönetimini ortadan kaldırmayı planladığını düşündüklerini açıkladı. Bu arada dünya basınında çıkan haberlerde İsrail hükümetinin bir ay önce yaptığı bir toplantıda tüm Hamas liderlerini öldürmeyi planladığı belirtiliyordu. Es Şark el Asvat gazetesinde çıkan bir haberde İsrail’in 100 kişilik bir suikast listesi hazırladığı açıklanıyordu. Bu listenin üst sıralarını ise Arafat, Hizbullah lideri Nasrallah, Abdülaziz Rantisi, Halid Meşal ve Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el Kassam Tugayı’nın komutanı Muhammed Deif gibi liderler oluşturuyordu. İsrail Genelkurmay Başkanı Moşe Yalon’ın, Arafat’ın ya da Nasrallah’ın hedef olup olmadığı yönündeki sorulara verdiği cevap aslında tüm bu haberleri doğrular nitelikteydi. Yalon; “Olaya tepkilerinin, kendilerinin bu duruma yakın olduklarını anladıklarını gösterdiğini düşünüyorum” diyerek Filistinli liderleri açıkça tehdit etti. Tehdidin bu kadar açık olması, bu isimlerin neden hedefte olduğunun sorgulanmasını da beraberinde getiriyor. Yasin Şeriatçı olduğu için mi hedef oldu? Yasin’in öldürülmesinin hemen ardından olayın Türkiye’deki yansımalarını da ele almak gerek. Bu yansımaların Atatürkçü ve sol çevrelerde kafa karışıklığı yaratmak isteyenler için uygun bir zemin olarak görüldüğü ortaya çıktı. Kendisini Atatürkçü ve laik olarak tanımlayan bir çok isim olayı şeriatçı bir örgütün liderinin ortadan kaldırılması olarak görmek istedi. Şeyh Yasin bir terör örgütünün lideriydi ve eli kanlı bir şeriatçı katildi. Hatta Yasin’i “masum sivil İsraillilerin kanına girmek”le suçlayanlar bile çıkıyordu. Bu fikre karşı hiçbir İsrailli’nin masum ve sivil olmadığını belirtmemiz gerekir. İsrail tüm halkıyla Filistin toprakları üzerinde işgalcidir. İsraillilerin hepsi İsrail devleti tarafından Arap düşmanlığı konusunda hem ideolojik hem de askeri olarak eğitilir. Aldıkları bu eğitimden de hayatlarının her aşamasında yararlanırlar. Yahudi yerleşimcilerin de Filistinlilerin topraklarına el koyarlarken ellerde çiçeklerle karşılanmamaları doğaldır. Her Filistinli’nin en azından potansiyel direnişçi olması gibi her İsrailli de işgalcidir. Bu yüzden de direnişçilerin hedefidirler. Ama esas soru Şeyh Yasin’in neden İsrail’in hedefi olduğudur? Soruya verilen cevap Yasin’in şeriatçı bir örgütün lideri olması. Mesele şeriatçılıksa en az Şeyh Yasin kadar şeriatçı olan Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeleri yöneten şeyhlerin neden ABD ve İsrail’in hedefi olmadığı da açıklanmalıdır. Diğer taraftan İsrail’in suikast listesine baktığımızda şeriatçılıkla hiçbir ilişkisi olmayan Yaser Arafat’ın da Hamas ve Hizbullah liderleri kadar hedef olduğunu biliyoruz. O halde, ABD ve İsrail terörizminin hedefi olan isimlerin ortak özelliğini rahatça ortaya koyabiliriz. Emperyalizmle savaşanlar hedefte 1970’li yıllarda intifadanın başını çeken örgütler Arafat’ın ilerici ve milliyetçi El Fetih’i ve anti emperyalist, sosyalist eğilimli Filistin Halk Kurtuluş Cephesi gibi direniş odaklarıydı. bugün Ortadoğu genelinde olduğu gibi Filistin’de de ilerici hareketlerin zaafı sonucu direnişin önderliği zaman zaman Hamas, El Cihad, Hizbullah gibi örgütlere geçmektedir. Dolayısıyla İsrail ve ABD’nin ilk seçtiği hedef de bu örgütlerden en tehlikelisi olarak gördükleri Hamas’ın lideri Şeyh Yasin olmuştur. Geçmişte Arafat’ın ve FHKC liderlerinin bulunduğu konumda bugün Yasin, Rantisi gibi isimler vardır. Geçtiğimiz haftalarda El Kaide’nin ikinci adamı durumundaki Eymen el Zevahiri’nin Pakistan’da bir köyde kuşatıldığına ve yakalanmak üzere olduğuna dair haberler yayınlandı ama kısa bir sürede kuşatılanların arasında Zevahiri’nin olmadığı ya da kurtulmayı başardığı söylendi. Diğer taraftan da Taliban lideri Molla Muhammed Ömer’in ABD birliklerinin bombardımanında ağır yaralandığı haberi Deutsche Welle ajansı tarafından geçildi. Her iki isim de ABD’nin hakkından geldiği propogandasını yaptığı güçlerin liderleri. 70’lerde emperyalizmin hedefi olan ilerici Arap örgütlerinin liderleri yine hedeftir ama bu sefer İslamcılarla birlikte. Açıkça görülen odur ki hedef olan, katledilmek istenenler emperyalizmle savaşanlardır. Bu konuda kafa bulandırmak, Atatürkçülerin laiklik hassaslığını kullarak gerçek düşmanın emperyalizm olduğunu gizlemek isteyenlere karşı uyanık olmak görevdir. Özellikle büyük sermaye basınının bu konuda yoğun bir propaganda çabası içinde olduğunu görüyoruz. Ne Yasin’in, ne Zevahiri’nin, ne de Molla Ömer’in hedef olması şeriatçılıklarıyla ilgili. İslamcılık ezilen Ortadoğu için bir çözüm oluşturamaz. Bu devrimcilerin, Atatürkçülerin bilincinde olduğu temel bir gerçek. Ancak bugün direnişin başını bu isimler çekiyor diye direnişe karşı çıkmak, ya da esas düşmanı Hamas ya da El Kaide olarak görmek yapılabilecek en büyük stratejik hata. Ezilenler açısından tutarlı olmak direnişin yanında olmaktır. |