|
Atatürkçü Düşünce Derneği’nin tüzük kongresi
ile birlikte, gerek örgüt içinde gerekse Atatürkçü kamuoyu içinde
bir tartışma başladı. Bu tartışma üzerine belli bazı rahatsızlıkları
ADD Genel Başkanı sayın Ertuğrul Kazancı’ya ilettik. Bir sayı hazırlayacağımızı
belirterek görüşlerini aldık. Bununla yetinmeyerek ADD önceki genel
başkanlarından sayın Yekta Güngör Özden’le de bir görüşme yaptık.
Yine ADD tüzük kurultayında konuşturulmayan ve önergesi yırtılan,
kendisi kürsüden indirilen ADD Konya İl Sekreteri’yle görüştük. Tüm
bu görüşmeleri burada yayınlıyor ve en çok merak edilen 10 soruyu
sorarak bu tartışmayı açıyoruz. ADD demokratik bir dernektir. Atatürkçüler
tartışarak doğru yolu bulacaktır. Gazetemizin sayfaları tüm örgütlere
ve üyelere açıktır. Herkes görüş bildirmekte ya da yanıt vermekte
özgürdür. Haziran ayında yapılacak kongreye kadar demokratik bir tartışma
ortamı ile daha güçlü bir dernek tüm Atatürkçülerin özlemi.
1- ADD tüzüğünü
değiştirmek için toplanan tüzük kongresine derneğin resmi 1363 delegesinden
sadece 223’ü katıldı. Yani kongre delegelerin sadece % 17’si ile toplandı.
Delegelerin sadece %17’sini toplayarak tüzük değiştirmek
demokratik midir?
2-
ADD tüzük kurultayına delegelerin % 17’si katıldı. Ancak tüzük
maddelerinin delegelerin 2/3’lük nitelikli çoğunluğu ile değişmesi
gerekirken, bu kurala da uyulmadı. Maddelerin kimisi sadece 100 kişinin
oyuyla değişti.
Kısacası ADD tüzüğü delegelerin sadece %8’inin onayıyla
değişti.
Bu nasıl bir demokrasidir?
3- ADD tüzük değişikliği
önergelerinden en çok tartışılanı iki dönemden fazla üstüste yönetim
kurulu üyeliğine getirilen kısıtlamanın kaldırılmasıydı.
Bu kısıtlama dernek tüzüğüne, siyasi partilerde yaşanan
saltanatın bir benzeri ADD’ye kurulmasın diye konmuştu. Ancak bu kısıtlamanın
kaldırılması ile birlikte bu önlem kaldırılmış oldu.
ADD’de yöneticilik yapacak başka insan yok mudur
ki bu kısıtlama kaldırılmıştır?
Ya da Türkiye’de ADD’yi yöneten bugünkü 23 kişinin
dışında Atatürkçü yok mudur ki mevcut yönetim bir dönem daha yönetimde
kalmak istiyor?
4- ADD örgütlerinin
büyük kısmı kapalı durumda. Dernek merkezi maalesef bu örgütleri açık
tutamıyor.
Mevcut şubelerin üçte ikisi kapalı iken nasıl olur
da yönetim görev süresinin uzamasını ister?
ADD yönetimi daha şubeleri açık tutamazken, çalıştıramazken,
neden yeni dönemde de görev almak ister?
İşin mantıklısı görevin, derneği açık tutmayı başaracak,
çalıştıracak bir yönetime devredilmesi değil midir?
5- ADD son dönemde,
iki siyasi parti ile birlikte anılmaya başlandı: MHP ve İP.
Oysa derneğin, her tür siyasal partiden bağımsız
olması gerekir. Halbuki derneğin son dönem etkinlikleri, dernek şubelerinin
ve üyelerinin değil, Atatürkçülükten başka bir ideolojiyi benimseyenlerin
etkinliklerine dönüşüyor.
Yukarda fotoğrafta görüldüğü gibi ADD bir Ulusal
Birlik Kongresi topluyor ve bu kongereye 100 kadar kişi katılıyor.
Görüldüğü gibi koltuklar boş, oturanlarsa Maocu partinin militanları.
ADD bu kongreler için mi kuruldu?
6- ADD Yöneticilerinin
bir bölümü televizyon ekranlarından Erbakan’ı antiemperyalist ilan
edebiliyorlar. 28 Şubat’ın, Atatürk ilke ve davrimlerinin ve elbette
laikliğin savunucusu bir dernek yöneticisi nasıl olur da böyle bir
adamı savunabilir?
ADD üzerine düşen bu şeriatçı lekeyi temizlemeyi
düşünmüyor mu?
7- ADD Genel Sekreteri,
Milli Dava Kıbrıs için düzenlenen bir imza kampanyasına engel olmak
için çalışıyor. Ancak hâlâ koltuğunda oturabiliyor!
ADD bu şahsı İsviçre’ye Tayyiplerin ekibine göndermeyi
düşünmüyor mu?
8- ADD yönetimine
genç sıfatı ile dahil olan kimi provokatörler, açık bir biçimde Maocu
partinin taşeronluğunu yapıyor.
Dernek yönetimi içinde hizip örgütlüyor. Tüm bunlar
hakkında yapılan şikayetlere rağmen bu provokatör hâlâ koltuğunda
oturabiliyor.
Neden?
9- ADD yöneticilerinden
bazıları, Ankara’da düzenlenen Cumhuriyet Yürüyüşü’nde “Ordu Göreve”
pankartı açan Atatürkçü gençlere, şeriatçı güçlerle birlikte bir iftira,
karalama kampanyası düzenledi, gençleri ihbar etti.
ADD, Ordu’yu savunan gençlerin mi yanında Ordu düşmanı
şeriatçıların mı?
ADD, Ordu’nun görevini yapmasına karşı mı?
10- ADD’nin bir
şubesine 4000 adet fason üye kaydedilip kongre yapılıyor ve 30’a yakın
delege seçiliyor.
Dernek bu naylon üyeliği inceliyor mu, tedbir almayı
düşünmüyor mu?
İşte
ADD Konya İl Sekreteri’nin engellenen konuşması
Genel Başkan bir iyilik yapsın ve...
ADD Konya İl Sekreteri Samet Bapoğlu bir önerge
hazırlayarak, kürsüye çıktı. Fakat Divan Başkanı Arif Çavdar kendisini
susturarak kürsüden indirdi. O sırada bir Maocu militan Samet Bapoğlu’nun
önergesini yırttı. Önergede 34 şubenin imzası vardı. Divan örnergeyi
almayı reddetti. Demokratik bir derneğe yakışmayan antidemokratik
görüntüler yaşandı ve sonuç olarak delegelerin konuşma ve önerge verme
hakkı gaspedildi. Bunun üzerine salonda bulunan 223 delegenin büyük
çoğunluğu salonu terketti. Bundan sonra tüzük maddeleri salonda kalan
101 delegenin katılımıyla oylandı. Bu antidemokratik uygulamaya ve
divana kimse müdahale etmedi. Engellenen konuşmayı yayınlayarak ADD
içi demokrasiye katkı sunduğumuzu düşünüyoruz.
Değerli ADD Delegeleri,
Bugün burada ADD tüzüğünün değiştirilmesini oylayacağız.
ADD’nin tüzüğü demek, bu derneği, demokratik bir
kitle örgütü olarak vareden temel yasal belge demektir. Bir nevi ADD’nin
anayasasıdır. Şimdi bizim bu anayasamız değiştirilmek isteniyor.
Acaba düşündünüz mü neden?
Nedeni çok açık ortada, ADD Genel Başkanı dahil,
bazı Genel Yönetim Kurulu üyelerimizin yönetim süreleri doldu. Eğer
tüzük değişmezse, önümüzdeki dönem Genel Yönetim Kurulu üyesi olamayacaklar.
İşte ADD tüzüğü bu durumu değiştirmek için değiştirilmeye çalışılıyor.
Bazıları koltuklarını bırakmak istemiyor
Oysa tüzükte iki dönemden fazla üstüste yöneticiliğe
neden kısıtlama getirilmiştir?
Çünkü ADD demokratik bir kitle örgütüdür.
Dikkatinizi çekerim demokratik!
İşte tüzükteki kısıtlama, derneğin, demokratik yapısını
güvence altına almak için konulmuştur.
Günün birinde, bazı koltuk heveslileri, diktatörlük
heveslileri ortaya çıkarsa, onlara engel olmak için konulmuştur.
Sayın delegeler, o madde adeta bugün önümüze bu değişikliği
getirmek isteyenlere engel olmak için konulmuştur.
Bugün maalesef, dernek yönetimimizden bazıları, koltuklarını
bırakmamak istiyorlar.
Demokratik bir derneğin tüzüğünü değiştirerek kendilerine
padişahlık yetkileri istiyorlar.
Eski başkanların tümü görevini huzur içinde
devretmeyi bildi
Değerli delegeler bu derneğin bugüne kadar
çok başkanı, çok yöneticisi oldu.
Muammer Aksoylardan Yekta Güngör Özdenlere kadar!
Hepsi değerli aydınlardı.
Hepsi özverili Atatürkçülerdi.
Hepsi de önemli hizmetler yaptılar.
Ama bu isimlerin hiçbiri tüzüğün bu maddesini değiştirmek
istemediler.
Çünkü onlar bu derneğin başında bir hizmet yapıyorlardı.
Çünkü onlar demokratik bir derneğin diktatörü olma
peşinde değillerdi.
Herkes koltuğunu kendinden sonra bayrağı devralacaklara
bıraktı. Hem de gönül rahatlığı içinde.
Dernek her yeni yönetim ve genel başkanda, etkisinden
birşey yitirmedi.
Her gelen gidenin koltuğunu doldurdu.
Ama ilk defa bu yönetim, benden sonra gelecek Atatürkçü
yok. Bu koltuğu bırakırsak boşluk doğar diyor.
Arkadaşlar, bu yönetim, bu başkan, sonarırım sizlere
Muammer Aksoy’dan, Yekta Güngör Özden’den daha mı Atatürkçüdür, daha
mı yeteneklidir de böyle bir şey istiyor?
İş lafa gelince siyasi partileri eleştirirler
ama...
Değerli delegeler, iş lafa gelince siyasi partileri,
parti içi demokrasi olmadığı için eleştiririz.
Ama bugün aynı durum bu kongrede yaşanmaktadır.
Dernek içi demokrasi yokedilmek isteniyor.
Buğüne kadar demokrasi nutukları atanlar, Saddam’a
saldıranlar, bugün karşımıza Saddam olarak çıkmış bulunuyorlar.
Arkadaşlar, bu insanlara Saddam olma fırsatı ve yetkisi
verecek miyiz vermeyecek miyiz?
İşte bu kongrede bunu oylayacaksınız.
Bugüne kadarki tüm ADD Genel Başkanlarını düşünün:
Muammer Aksoy, Arif Çavdar, Özer Ozankaya, Nejat Kaymaz, Celil Gürkan,
Burhan Apaydın, Suphi Gürsoytrak, Yekta Güngör Özden, Halil İbrahim
Şahin...
Bu insanların bıraktığı geleneği, demokrasi geleneğini
çiğnetmeyin.
Bu derneğin, Atatürkçülüğün diktatörlük değil demokratik
yönetim olduğunu tüm Türkiye’ye gösterelim.
Dernekten habersiz ulusal birlik kongresi!!!
Değerli delegeler,
Dün ADD tarafından Ankara DTCF’de bir kongre düzenlendi.
Ulusal Birlik Kongresi.
Ama orada buradaki delegelerin hiçbiri yoktu.
Hatta büyük kısmının haberi de yoktu!
Hiç sordunuz mu neden diye?
Bizim kendi derneğimiz, Ulusal Birlik Kongresi düzenliyor,
ama daha dernek delegelerimizin bundan haberi yok.
Ulusal Birlik peşinde koşan bir yönetim, önce kendi
derneğini birleştirir, çalıştırır.
Ama 500 ADD şubesinin yarıdan çoğu kapalı.
Buraya delgelerin ancak dörtte biri gelebiliyor.
Neden?
Hilafeti geri getirmek isteyenler
var
Değerli delegeler,
Bir derneğin anayasası delegelerden habersiz değişebilir
mi?
Buradaki delegelere kongre haberi ne zaman verildi?
Tüzük değişikliği neden tüm delegelerle birlikte
oylanmaz?
Neden delegelerden gizli yapılır bu işler.
Arkadaşlar, bu değişiklik nasıl gizli kapaklı planlandıysa,
yarın daha vahim değişiklikleri de aynı şekilde yapmaktan kaçınmayacaklardır.
Buna emin olun!
Kendine çok güvenen, doğru yaptığını düşünen, tüm
delegeleri çağırır, derdini anlatır ve oy ister.
Böyle, delegelerden gizli kapaklı toplantılar yapmaz.
Bunlar Tayyiplerin yöntemidir arkadaşlar. Onlar da biliyorsunuz Anayasamızı
değiştirmek istiyorlar. Biliyorsunuz Tayyip halife yetkileri istiyor.
Ama bunlara karşı çıkıyoruz değil mi?
Neden?
Çünkü biz diktatörlüğe karşıyız.
Arkadaşlar saltanatı da halifeliği de Atatürk kaldırdı.
Ama bugün Atatürk adına kurulan bir dernek, saltanat
ve hilafeti geri getirmek için çalışıyor.
Arkadaşlar, eğer bu değişikliğe evet derseniz Tayyip’i
eleştirecek yüzünüz kalmaz!
100 bin ADD üyesi içinden bir başkan adayı mı
çıkmayacak?
Arkadaşlar, sayın genel başkanımız, ya da görev
süresi dolan yöneticilerimizin içi rahat olsun.
Türkiye’de Atatürkçü çok!
Bu dernek 100 bin üyesi ile övünüyor!
Ama bu 100 bin kişiden bir tane bile genel başkan
adayı mı bulamıyor?
Benim bir önerim var.
Eğer sayın genel başkanımız, benden daha Atatürkçüsü
yok, bu işi benden iyi yapacak yok diyorsa, göremiyorsa, biz bulup
ortaya çıkaralım.
Çıkaralım ve genel başkanımızın da içi rahat olsun.
Gönül raahatlığıyla koltuğunu bıraksın.
Önerim sayın Yekta Güngör Özden’dir!
Eminim sayın genel başkan Yekta Bey’i yeterince Atatürkçü
görüyordur!
Eminim onun bu işi yapabileceğini düşünüyordur!
Genel Başkanımız bir demokrasi örneği göstersin.
Çıksın kürsüye desin ki, ben genel başkanlığı devrediyorum.
Bu işi Yekta Bey’in layıkıyla yapacağına güvenim tamdır. Ben de ona
danışmanlık yaparak Atatürkçülüğe hizmet etmek isterim.
Biz burada zaten Atatürkçülüğe hizmet için varız.
Böylece kendisi Atatürkçü tarihte hakettiği yeri
alır.
Böylece Atatürkçülük güçlenir.
Böylece ADD güçlenir.
Arkadaşlar, genel başkanımızdan bu iyiliği yapmasını
rica ediyorum.
Genel Başkan olarak son ve en büyük hizmeti bu olacaktır.
Yekta
Güngör Özden:
ADD uygar davranışların ve
etkin çalışmaların ortamı olmalıdır
ADD’nin kuruluş süreci
TÜRKSOLU: Atatürkçü
Düşünce Derneği’yle ilişkiniz nasıl başladı?
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN:
1980’li yılların sonlarına doğru komşum, meslektaşım ve dostum Muammer
Aksoy, ülkenin içinde bulunduğu sorunların giderek karmaşık duruma
geleceğini, Atatürk ilkelerinin yaşam felsefemiz ve varlık nedenimiz
olarak benimsenmesinde gerilemeler izlendiğini, baro başkanlığımdan
beri bu konulardaki çabam nedeniyle yararım umulduğunu, kendilerine
katkıda bulunmam gerektiğini söyleyip toplantıya gelmemi istedi. Bahçelievler
2. Cadde’deki bürosunda buluştuk. Kurucular arasında yer alan 4-5
kişi daha vardı. Yönetimi benden istedi. Tartışmalar sonunda anlaşmazlık
oldu, ayrıldılar. Bu ikinci toplantıymış. Ben üzerime düşeni yaptığım
inancıyla evime döndüm.
Tüzük hazırlıklarını, gelişmeleri sürekli bana anlatarak
bilgilendiriyordu. “Atatürkçü” adının alınması konusunda güçlüklerinin
giderilmesi konusunda yardımcı oldum. Yargıçlar kurucu olamadıklarından,
kuruluştan sonra 23.07.1990 günlü üyelik başvuru formu benim adıma
doldurularak 1.8.1990 günlü, 30 sayılı kararla üye oldum. O zaman
Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili’ydim.
Mahkemenin 19.7.1990 günlü, Değişik İşler 1990/4-5
sayılı kararıyla tüm Anayasa Mahkemesi üyelerinin ADD’ye üye olması
uygun bulunmuştu. Bu kararı zamanın dernek yöneticileri sevinçle karşıladılar.
Benim üye olmamı kendileri ısrarla istediler. Sanıyorum 23.7.1990
günlü öneriyi de zamanın Genel Başkanı Nejat Kaymaz ile Gürbüz Tüfekçi
yaptı.
TÜRKSOLU: Daha
sonra ADD Genel Başkanlığına getirildiniz. Bu süreci biraz anlatır
mısınız?
ADD’ye nasıl başkan oldum
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN:
Anayasa Mahkemesi’nden emekli olmadan önce bana gelerek Dernek’le
ilgilenmemi söylediler. İlgilendim. Danışmanlar arasınfuda gösterdiler,
toplantılara çağırdılar. Söyleşi düzenleyip imza günü verdiler. Dergilerinde
benimle ilgili söyleşiler yayınladılar. Yazılarımı istediler. Atatürkçü
Düşünce Vakfı’nın kurucusu yaptılar. 1996’da Yılın Atatürkçüsü ödülünü
belgesiyle birlikte verdiler.
Genel Başkan Suphi Gürsoytrak’ı görevden alıp yerine
Burhan Apaydın’ı seçince aralarında tartışma çıkmış. İkisi de bana
gelerek birbirlerinden ve durumdan yakınıp yardım istediler. Onlara
hukuksal görüşümü yansızlıkla bildirdim. Emekliye ayrılmam nedeniyle,
ayrılmadan 15 gün önce 16 Aralık 1997’de Şinasi Sahnesi’nde, Jülide
Gülizar’ın sunuculuğunu yaptığı bir gece düzenlediler. Fotoğrafları
bir albüm oluşturuyor. TV kaseti var. Sabiha Gökçen, Anayasa Mahkemesi
üyeleri, Türkiye Barolar Birliği Başkanı, Gazeteciler Birliği Başkanı,
Mustafa Balbay, İlhan Şeşen ve şimdi anımsayıp saymam güç başka tanınmış
kişiler, dostlar geldiler. H. Burdan Apaydın konuştu. Benim için iyi
şeyler söyledi. Konuklar da konuştular. Suphi Gürsoytrak’ı konuşturmak
istemediler. Ben araya girerek konuşmasını sağladım. O da iyi şeyler
söyledi. Ben emekli olunca Genel Başkan olmamı isteyenler gelip gitmeye
başladı. Tersine, benim böyle bir şeye kalkışmamam için beni düşünür,
sever, sayar görünüp etkilemek için konuşma yapanlar oldu. Kabul etmedim.
Suphi Güsoytrak Gürsoytrak’ın onurunu korumasının doğru olduğunu,
Olağanüstü Genel Kurul’da bu olanağın kendisine tanınması gerektiğini
söyleyerek uzak durma gerekçemi de açıkladım. Olağanüstü Genel Kurul’da
Suphi Gürsoytrak Genel Başkanlığa seçildi.
Aradan geçen bir iki ay içinde yine bana geldiler.
Anayasa Mahkemesi Başkanlığım sırasında devlet lojmanına gelerek görüşen
merkez valisi Aydemir Ceylan başta, ADD Ankara şube başkanları, avukat
Arif Çavdar, Burhan Apaydın, üyelerden tanıdığım saygın kişiler, Uluç
Gürkan, Vural Savaş, Şerafettin Turan ve hepsini anımsamam olanaksız
birçok kişi, şubelerden faks yağmuruyla üyeler, yurttaşlar derneğin
içinde bulunduğu sorunların aşılması için görev almamı istediler.
Yine olur vermedim.
Genel Kurul’un yaklaştığı günlerden birinde evime
telefon eden bir yakını benim Suphi Gürsoytrak’ı kötülediğimi söyledi.
Böyle bir şey olmadığını ve olmayacağını söyledikten az sonra Gürsoytrak
aradı. O da kendi durumunu belirtip yeniden seçilmek istediğini söyleyince
“Olağanüstü Genel Kurul’da seçilerek iade-i itibar ettiniz. Uzun süre
çalıştınız. Dinlenmeniz, başkalarına yer açmanız iyi olur. Ben de
istemiyorum. Bir başkasını bulalım” dediğimde “Adaylıktan vazgeçmeyeceğini”
söyledi. Ben de Derneğin karışmaması, dağılma olmaması, daha iyi duruma
gelmesi için özveride bulunmayı göze alarak “Siz aday olursanız ben
de olurum” dedim.
1998 Haziran ayında yapılan Olağan Genel Kurul’da
en çok oyu alarak Genel Yönetim Kurulu’na seçildim. Bu kurul da ilk
toplantısında beni Genel Başkan yaptı. Bir kez ayrıldım. Yeniden seçtiler.
Yönetim Kurulumuzda beş profesör, bir SBF bitirmiş işadamı (şimdi
milletvekili), bir merkez valisi, iki ev hanımı, bir üniversite öğrencisi
vardı. Yurtdışında aynı adı taşıyıp da şubemiz olmayan kuruluşlarla
ilişkileri düzenlemeye çalıştık.
TÜRKSOLU ADD Genel
Başkanlığınız süresince neler yaptınız?
Genel başkanlığım sırasındaki faaliyeitler
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN: Kısa
sürede düş kırıklığı yaşadım. Ben zorla gelmemiştim. Kimsenin kapısını
kırarak, kasasını çilingire açtırarak, belgelerine el koyarak görev
almamıştım. Önceki yönetimde görev alanlar, bana Yılın Atatürkçüsü
ödülünü verenler, hakkımda etkinlik düzenleyip olumlu konuşmalar yapanlar,
yazılarımı isteyip yayınlayanlar, kurullara ve vakfa alanlar, saygıyla
karşılayıp uğurlayanlar, hemen karalamaya, engellemeye, olumsuz konuşmaları
televizyonlara, toplantılara taşımaya başladılar. Gereken yanıtları
verdim. Gereken uyarıları yaptım. Direnenleri disiplin kuruluna gönderdik.
Anladım ki bunlar kişisel çıkarları peşindeler. Kendilerini
tanıtmak, toplumda yer edinmek için rozet Atatürkçülüğünü seçen zayıf
kişiler. Bir dernekte üye olup da birbirine karşı böyle düşmanca davranmanın
uygarlıkla, insanlıkla ilgisi olamazdı.
Yaptığım çok şey vardır. Ama bunların hiçbirini kendime
mal etmem. Arkadaşlarla birlikte yaptık. Bir insan tek başına bir
şey değildir. Çevresiyle bir bütündür. Ortak çalışmalarımızın ürünü
düzenli dergi yayınlamak, Tüzüğün öngördüğü amaç doğrultusunda çalışmalar.
Tüzük değişikliği, kız öğrenci yurdu açılımı, şubeleri yönetime katmak,
şubelerle ve üyelerle içtenlikli, yapıcı, sıcak ilişkiler kurmak,
eleştiri, öneri, dilek ve uyarılarımızı kamuoyuna açıklamak. Kayseri,
Antalya, Bursa şubelerimize çalışmaları için taşınmaz sağlamak. Milli
Savunma Bakanlığı’ndan subaylar için, Hakimler ve Savcılar Yüksek
Kurumu’ndan yargıç ve savcılar için Milli Eğitim Bakanlığı’ndan öğretmenler
için izin almaya gerek kalmadan ADD’ye üye olmalarına olanak veren
kararları çıkardık. Açılmış kapatılma dâvalarını reddettirdik. Yönetimle
ilişkileri düzelttik. Valilik ve Kaymakamlık kapılarından kapalı olanlar
açıldı. Güven yeniledik ve güçlendirdik. Yönetmelikler çıkardık. Yılın
Atatürkçüsü ödüllerini saptayıp verdik. Bilimsel etkinlikler, anma
günleri düzenledik. Atatürk takvimi ve günlükleri çıkardık. Gençleri
eğittik, burslar verdik.
En üzüldüğüm yanı Gençlik Kolları’nın sık değişmesi,
etkinliğinin doyurucu olmamasıdır. Ben aday olurken düzenlenen listede
etkili olamadım, herkesi tanımıyordum, düzenlenen listeyle göreve
geldim. Ayrıca, ayrılmalar üzerine karşı listeden gelen iki üyeyle
gereksiz engellemelere, güç kırıcı davranışlara girdiler. Bir de çok
değerli Ahmet Taner Kışlalı’nın alçakça öldürülmesi bizi sarstı. Bu
olumsuzluklara karşı oybirliğiyle, alkışlarla aklandık. (ibre aldık)
Gençleşmeyi ve yenileşmeyi isteyip Genel Başkanlıktan
bir dönem sonra ayrıldım
Yine pek karışmamamla birlikte görüşlerimi açıkladığım
liste düzenlenerek ikinci dönem seçime katıldım. En çok oyu aldım.
Genel Yönetim Kurulu’nda yine Başkan olmamı istediler. Kabul etmedim.
Ağlayanlar oldu. Gençleşmeyi, yenileşmeyi, güçlenmeyi, ilgilenen ve
çalışan sayısının artmasını, örnek olunması gereğini savunarak geride
kaldım. Böylece bir dönem Genel Başkanlık, bir dönem de Genel Yönetim
Kurulu üyeliği yaptım.
Üyelik dönemimde ancak toplantılar zamanında Derneğe
gittim. İstenen yardımı ve çalışmayı yaptım. Bunun dışında hiçbir
karışmam olmadı. Destek verdim, köstek olmadım. Hukuk Komisyonu Başkanlığı’nda
yararlı olmaya çalıştım, o kadar.
Benim Genel Başkanlık dönemimin sona erdiği 2000
Genel Kurulu’nda dağıtılan Çalışma Raporu kitap gibidir. Her şey vardır.
Kötüleyip gerçekdışı anlatımlarla toplumsal dayanışmaya zarar verenler
oraya bakmalıdır. Genel Yönetim Kurulu üyeliğimin sona erdiği 2002
Haziran’ının 2. günü yaptığım konuşma da ayakta dakikalarca alkışlandı
ve yine aklandık. O gün kendileri parti kurma hazırlığı yapıp tüzüklerini
bastırıp dağıtanlar arkadaşlarımızın parti hazırlığı çalışmalarını
çirkin saldırılarla eleştirdiler. Parti kurulması olmadığı halde.
Nitekim 45 gün sonra kurularak Tüzüğe uygun davranış yeğlenmiş oldu.
Kendileri Tüzüğü çiğneyenler “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” sözünü
anımsatırcasına olmadık, olmayacak nedenlerle sözde eleştirilere kalkıştılar.
TÜRKSOLU: Sizce
bu eleştiriler nereden kaynaklanıyor?
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN:
Önce, ruhsal ve beyinsel yapısı kimi bozukluklar taşıyan bir-iki üyenin
gerçekdışı söylentiler çıkarması, ahlakla bağdaşmayacak olaylar uydurması,
sonra kimi partililerin kendi amaçları için Derneğimizi araç kılma
girişimlerini engellemem bunlara neden oldu sanıyorum. Doyumsuz, muhteris,
karıştırıcı, kavgacı, dolu görünüp boş olan, sıfat ve ünvanlarıyla
bir şey sanılan kimileri, benden sonraki dönem için liste düzenlenirken
tam bir yansızlıkla, Derneğimizin yararı için ara vermesini istediğim
kişilerin bencilliği, üyelerimizin ilgisizliği bu duruma yol açtı.
İçimize sızan partizanları
saptadıkça etkinliklerini önledim
Genel Başkan olduktan sonra kendi yayın çalışmaları
için yardım ve desteğimi isteyip alan, danışmanlık görevimi tartışmasız
yerine getirdiğim bir kuruluşa egemen olan bir siyasal partinin iki
yöneticisi beni ziyaret ederek partileriyle işbirliği yapmamı istediler.
Kendilerine “Ben CHP’nin başhukuk Danışmanlığı, Yüksek Danışma Kurulu
Üyeliği, bu yolla Parti Meclisi Üyeliği’nden geldim. CHP Genel Merkezi’nde
28 yıl kesintisiz kaldım. Onlarla işbirliği yapmıyorum ki sizinle
yapayım” yanıtını verince aleyhime yayınlara başladılar. Gerçekdışı
anlatımlarını sağladıkları tanıklarla dava açtılar. Hem onların açtığı
davayı reddettirdim hem de benim açtığım iki davayı kazandım. Özür
dilemediler, 3 Kasım 2002 seçmlerinde adaylık önerdiler, dergilerinde
fotoğrafımı basıp ulusal cephenin bir onurlu yüzü olarak gösterdiler,
ilgilenmedim. İnanmadığım, güvenmediğim, yeterli bulmadığım kimselerle
birlikteliği hiçbir zaman düşünmem.
Toplumumuzda yanlış yönelişler oluyor. Gösteri, şamata
kimi zaman öne çıkıyor. Ben içlerinde subay, öğretmen, hukukçu, bilimadamı,
ev hanımı, emekli, çalışan, öğrenci saygın üyelerin çoğunlukta olduğu
bir kuruluşu güç durumda bırakmak istemem. İçimize sızan partizanları
saptadıkça etkinliklerini önledim.
Derneğimize siyasetçi girer, siyaset giremez
“Derneğimize siyasetçi girer, siyaset giremez. Polis
copuyla üyelerimizi karşı karşıya bırakmam. Bilimsel ağırlıklı etkinlikler
yapacağız, sokak hareketleri, bizim işimiz değil ama gerekirse dağa
çıkarız. Rozet takmakla, nutuk atmakla, resim asmakla Atatürkçülük
olmaz. Atatürkçülük yürek ve beyin işidir. Bu onuru her omuz taşıyamaz.
Ölmek de yok dönmek de yok” dedim. Bunu sömürüp durgunluk ve donukluk
yarattığımı savladılar.
Durum ortada. İlçelere, mahallelere, köylere açılmak,
Atatürkçülüğü anlatıp sevdirmek, ilkelerde birlikteliği sağlamak çalışmaları
yapılamadı. İstediğimiz her şeyi yapamadık. Akçalı durumumuzu destekleyen
anlayışlı yurttaşlar oldu. Onları durdurmak için kötüleyip gerçekdışı
yayın yaptılar. Olmadığım ve olmakta sakınca bulmamama karşı gerçekdışı
yayın yaparak mason olduğumu yayıp hakkımda kötü duygular yaratmaya
çalıştılar. Disiplinsiz demokrasi anlayışının sakıncaları bu tür tutarsızlıklar
sonunda görüldü.
Haziran 2002 Genel Kurulu kimi çirkinliklere sahne
oldu. Atatürkçü Düşünce Derneği her yönden düzeyli, örnek, doyurucu,
yararlı, toplumsal barışın, dayanışmanın, efendiliğin, dostluğun,
kardeşliğin, uygar davranışların, etkin çalışmaların ortamı olmalıdır.
Terbiyesi kıt, ahlakı bozuk, çıkarcı, gösterişçi, yalancı, saygısız,
ilkesiz insanlar orada bulunmamalıdır. Derneğini güç duruma düşüren,
yöneticilerini ve arkadaşlarını kötüleyip karalayan üye olamaz. Eleştiriye
kimse bir şey söyleyemez. Herkesin konuşma ve yanıt hakkı vardır.
Ama eleştiri adı altında saldırı hukuk dışıdır. Atatürkçü, sapkın
da olamaz, saldırgan da olamaz.
TÜRKSOLU: ADD Genel
Başkanlığınız döneminde ne gibi saldırılarla karşılaştınız?
Genel Başkanlığım döneminde bana saldıranlar
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN: Anlatmak,
bir söyleşinin sınırlarına sığdırmak güçtür. Örneğin bir üyemiz dergisinde
“Senin anlattıklarını Apo da, Erbakan da anlatıyor. Sen ya sahte Atatürkçüsün
ya da bunları bilmeyecek kadar kara cahilsin” diye yazdı. Bu çirkinliğin
disiplin soruşturmasına karşı çıkan üyemiz, kendi konferansı için
verilen güne karşın sonucu salonu verecek Belediye’nin sözünden dönmesi
nedeniyle bildirmeyen şubemiz için disiplin soruşturması istedi. Beni
kendisine Genel Kurul Başkanlığı için oy vermediğim için suçlamıştı.
İşte tipik bir demokrasi anlayışı. Daha önce bu görevi yapmıştı. Yeni
bir Başkan olmasını daha uygun bulmuştum.
Bir başka örnek, İstanbul Şubemiz Atatürk’ün Samsun’a
gitmek üzere 16 Mayıs’ın yıldönümünü kutlamak için temsili bir etkinlik
düzenlemişti. Ameliyat geçirmiştim. Kalkalı bir hafta olmamıştı. Yönetim
Kurulumuzdaki arkadaşlardan hiçbiri benim yerime gitmeyi kabul etmedi.
Hasta hasta gittim, kanama geçirerek döndüm. Bandırma Vapuru’na biniş,
vapurun yolalışı gençler tarafından canlandırılarak coşku yaratılması,
olayın bilinmesi ve benimsenmesi amacıyla yapılmıştı. Düzenleyen,
İstanbul İl Şubemizdi. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı büyük bir anlayış
gösterip gemi vermişti. 1. Ordu Komutanlığı ilgilenip yardımda bulunmuştu.
Konuşma yapanlar arasında ben de vardım. Bunu çocukça bulup, müsamere
gibi gösterip küçümseyerek alaya alanlar oldu. Yazdılar bile. Anlam,
amaç üzerinde kimse durmadı. Unutulan bir gerçeği anımsatmak, bu vesileyle
duyarlığı yenilemek çabası gözardı edildi.
TÜRKSOLU: Genel
Başkanlığınız döneminde faaliyet giderlerinizi nasıl karşıladınız?
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN:
Şimdi söylediğim İstanbul gidiş-gelişi dışında hiçbir gezimin, toplantımın
vs. giderini Derneğe yaptırmadım. Kendim karşıladım. Hiç unutamıyorum,
1998 yazında Yalova’ya gittik. Giderleri 133 milyon tutmuştu. Kaldığımız
yerin yöneticisi “Sizin için indirim yaptım, 103 milyon yeter” dedi.
Benim ve arkadaşlarımın giderini cebimden ödedim. Hiçbir hesap yanlışlığımız,
açığımız olmadı. Bizden önceki döneme ilişkin, durumları Genel Kurul
kararı gereği yargıya taşıdığımız için eleştirildik, darılanlar oldu.
TÜRKSOLU: ADD’yle
ilgili olarak sizi en çok düşündüren nedir?
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN: Hangi
birini sayayım. En önemlisi gençlerin uzaklığıdır. Atatürkçü olduğunu
söyleyip birbirine karşı birkaç gençlik grubu var. Birleştirmeye çalıştım.
Danıştıkları, yakın oldukları kimselerin olur vermediğini sanıyorum.
Gençlerin iyi duruşlarına karşın onları kullanmak isteyenler var.
Sonra, aynı adı taşıyan dernekler var. İlkede birliktelik
varsa, amaç ayrılığı giderilip birleşmeli. Adlarını vermeyi uygun
bulmuyorum. Ankara’da ve Ankara dışında Atatürkçülük konusunda çalıştığını
söyleyen kuruluşların ayrılığı acıdır. Gelip konuşarak söz verenlerden
sözlerini tutmayanlar oldu. Dağınıklık sürüyor. Nasıl üzülmezsiniz?
Atatürkçülerin birbirine karşıtlıkları ve dağınıklık, Atatürk ve Türkiye
düşmanlarının gücü oluyor.
TÜRKSOLU: Genel
Başkanlığınız döneminde ADD’nin yapmaya başladığı kimi faalyetlerin
artık sürmediğini görüyoruz. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Düşük ödentiyi üye yazdıkları adına ödeyip
kendisini yeniden seçtiren başkanlar
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN:
İki şey daha söyleyebilirim. Biri ADD Batıkent Ahmet Taner Kışlalı
Kültür Merkezi’nin yapımı. Özlenen hızla sürmüyor. Şubemizin şimdiki
ve önceki başkanlarına çok yardım ettik. Destek verdik. Çok çaba gösterdiler.
Ancak toplumdan beklediğimiz ilgi gelmiyor. Aynı yerde 4-5 cami aynı
sürede tamamlandı.
Sorunların en önemlisi ödenti sorunu. 1999’da Tüzük
değişikliği için yaptığımız Olağanüstü Genel Kurul’da ödentiyi ayda
1 milyon TL’ye güçlükle çıkardık. Kırılıp küsenler oldu. Duygusallıkla,
yanlış anlayışla karşıtlık sergileyenlere rastlandı. Düşük ödentiyi
üye yazdıkları adına ödeyip Genel Kurul’larda kendisini yeniden seçtiren
başkanlardan yakınıldı. Geçerli-gereksiz birçok gideri fazlasıyla
yapıp kendi Derneğine ayda 1 milyon TL’yi esirgeyenin üyeliği asla
yararlı olamaz. Öğrencilerden giriş ödentisi de alınmıyor. Yasa gereği
eşitlik nedeniyle aylık ödentide öğrenci ayrıcalığı yapılmıyor. Yöneticiler
de oy almak için karşıtlıkları önlemek için ödenti artırımı öneremiyorlar.
Böyle bir soruna yaklaşamıyorlar. Bu tutum da çok yanlış. Çalışanların
aylıklarını veremedikleri zaman oldu. Ben sağladığım yardım ve bağışlar
dışında Nisan 2002’de 4 milyar bağış yapınca çalışanlardan ağlayanı
gördüm. Üst perdeden atıp tutan yönetici ve üyelerden kaç kişi kaç
kuruş bağış yapmış, belirtilse iyi olur. Bağışçı bir bayan için de
söylenip yazılmayan kalmadı. Tüm olumsuz ve yakışıksız tutumlarına
karşın o bayan, iyiliği ve insanlığı gereği, yine bağış yapıyormuş.
Genel Merkez’e ve çalışan şubelere.
Tek amacım derneğin daha
iyi duruma gelmesi
Bu söyleşiyi Derneğin daha iyi duruma gelmesi, daha
güçlenmesi amacıyla, hiçbir beklenti ve istem olmadan yapıyorum. Şimdi
hatırıma gelen birkaç hususa daha değineyim. Genel Kurullar verimli
geçmiyor. Seçim telaşıyla başlayıp bitiyor. Bir öneri, bir tebliğ
tartışılıp bir ilke kararı, bir ortak düşünce sergilenmiyor.
Ayrıca üyerler arasında karşılıklı sevgi, saygı ve
güven özlenen düzeyde değil. Birbirlerine karşı bildiri yayımlayabiliyorlar.
İmzasız mektuplarla çirkinlikleri yaygınlaştırıyorlar. Disiplin Kurulları
çalıştırılmıyor. Genel Başkan’ına saldıran üyeye, bir şey yapılmayan,
hiç değilse uyarmayan kuruluş olabilir mi? Halkla kaynaşma yok. Derneği
tanıyan az. Destekleyen yok gibi. Kuruluşlar arası ilişki zayıf. Bunda
kusur yalnız Derneğimizin değil. Benim zamanımda Türk-İş’in ve kimi
meslek odalarıyla demokratik kitle örgütlerinin içinde bulunduğu bir
birliktelik oluşturuldu. 84 kuruluş adına Yürütme Kurulu’nun başına
getirildim. Beklediğim çalışma gerçekleşemedi. Vakıf vakıfla, sendika
sendika ile, dernek dernekle çalıştı. Üstelik kişisel ve kurumsal
ilişki özelliği, yakınlıklar gözetildi, kaldı. Uygarlık gereği sonuç
alınamadı. Şimdi kimi etkilerle, uyarılarla bu yolda adım atıldığını,
kimi üniversitelerin desteğinin alındığını duyuyorum. Olumlu sonuç
vereceğini, somut bir yapı oluşacağını sanmıyorum. Resmi kuruluşlar
destekler ama birlikte davranamaz. Dayanışma olur, birleşme olmaz.
Siyasal güç sağlanmadıkça dernek, vakıf vd. yetersiz kalır. Verimsiz
oldukça fazla şubenin de önemi ve değeri yoktur. ADD doyurucu bir
program yapmalı. Kamuoyunun önüne böyle çıkmalıdır.
TÜRKSOLU: Peki,
siyasal güç için adınız geçti, bir parti kuruldu, ne oldu?
Bize siyasete girme çağrısı
yapanlar şimdi parti kurduk diye
eleştiriyor
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN:
CHP’de 28 yılımın geçtiğini, üstdüzey görevden ayrıldığımı söylemiştim.
Anayasa Mahkemesi’ne Cumhuriyet Senatosu’nda asıl üye olarak seçilince
18 Ocak 1979’da yazılı dilekçe vererek CHP’den ayrıldım. Siyasette
teknisyen olarak çalıştım. Hukukçuluğumdan ödün vermedim ve başka
bir görev beklemedim. Siyaseti sayarım ama sevmem. Benim işim değildi.
Deniz Baykal 1999 Genel Seçimleri’nde beni aday göstermek istemiş,
ulaşamadı, görüşemedik. İzmir’i beğenmediğime ilişkin söylentiler
gerçekdışıdır. Kendisiyle görüşüp durumu beğenmeyen arkadaşlar parti
kurmak istediklerini bildirdiler. Daha önce istediği yere girebileceklerini
bana ilişmemelerini söylemiştim. Direttiler. Toplantılar yapıldı.
Bu arada ADD 14.10.2001’de Ankara Ticaret Odası Salonu’nda Şube Başkanlarını
çağırarak konuyu görüştü. Şimdiki Genel Başkan Ertuğrul Kazancı, önceki
Genel Başkan Halil İbrahim Şahin, Genel Yönetim Kurulu üyelerinden
Ahmet Saltık, Halil Önder, Ali Nihat Bozcuk, önceki Genel Başkanlardan
Özer Ozankaya, şimdiki Yüksek Disiplin Kurulu Başkanı Arif Çavdar
ile şube Başkanlarından Lemanser Sükan (Bursa), Yıldız Bilgin (Kartal),
Aydın Yaşar Yılmaz (Adıyaman), Ali Şam (Tarsus), Necmi Püskülcü (Bartın),
Ahmet Kuşçu (Antalya), Celal Akpınar (Batıkent), Mahmut Özyürek (Isparta),
Cemil Sakınmaz (Çorum), Mustafa Karacan (Üsküdar-Başkan) ve Ethem
Coşkun (Üsküdar), Ali Saral (Keçiören), Birdal Ertuğrul, Zafer Sönmez
(Genel Merkez Gençlik Komisyonu Başkanı-Muğla), Erol Ertuğrul (Aydın),
Yüksel Bütün (Silifke), Haydar Algan (Düziçi), Melih Çınar (Bandırma),
Mustafa Şimşek (Çankırı), Bayram Gök (Kastamonu), Coşkun Gürel (Kadıköy),
Bilge Bilgiç (İsatanbul), Sabri Yavuzyılmaz (Zonguldak), Nuran Altunel
(Balıkesir), Nadide Esen (Ayvalık), Mesut Ay (Kayseri), Remzi Boyacıoğlu
(Ödemiş) ve Genel Yönetim Kurulu üyelerinden İhsan Tayhani, Necla
Karacaoğlan, Aydemir Ceylan ve önceki yöneticilerden Tevfik Kızgınkaya’nın
imzalarını taşıyan önerge verilmiş. Tamamının 102 imzalı bu önergenin
fotokopisinden iki bölümü okuyayım: “...Toplumun morale ve güvenilir
önderlere gereksinimi vardır. Uzun yılların birikimi, sağlam, sağlıklı,
kişilik yapısı ile Atatürkçü düşüncenin saygın ideoloğu önceki Genel
Başkanımız Sayın Yekta Güngör Özden siyasete girmelidir. Politikada
uğraş vereceğini halkımıza duyurmalıdır. Kendisi halkımız tarafından
desteklenmektedir. Bu bilgiden hareketle, şube başkanları olarak bu
seçeneği sunuyoruz. Kendilerini politikaya girmeye, nereye, nerede
ve nasıl bir konumla yön çizeceğini kendisine bırakıyoruz. Maddi ve
manevi desteğimizi vermeye hazırız... Derneğimiz tüzel kişiliğinin
ve bağımsızlığının üzerine titreyerek koruyacağını, partileşmeyeceğini
de kamuoyuna duyururuz.”
Ben bu konu görüşülürken yoktum. Sonrasında 168 olumlu,
bir ya da iki olumsuz oy ile aynı doğrultuda karar alınmış.
Biz de toplantılar yaparak, CHP’de birleşmekten başlayan
görüşleri dinleyerek yeni parti kurma önerisini aylar sonra gündeme
geçirdik. Bu arada 1 Şubat 2002’de bir sergide karşılaştığım Deniz
Baykal’a önerilerim, kendimi dışlayarak yaptığım birleştirme çağrım
karşılık bulmadı.
Parti kuruldu. ADD’nin desteğini istemedik, beklemedik.
Ama bizi bu yola itenler, karşıtlıktan da çekinmediler. Kimilerini
belirtmek zorunda kaldığım isimlerin tutumlarını onları tanıyanlar
değerlendirmeli, kendileri de düşünmelidir. Birleştirip bütünleştirme,
bu olumlu çabalara örnek ve öncü olması amacıyla, spor ve sanat türü
siyaseti benimsetme dileğiyle, ulusumuzun seçeneğine sunduğumuz parti
gereken ilgiyi görmedi. Dernekte ve Türk Hukuk Kurumu’nda olduğu gibi
partideki özverim de karşılık bulmadı.
CDP’den neden ayrıldım
Birleşerek büyüyüp güçlenme çağrımı tek tek oylarıyla
benimseyip görüşmelere katılanlar, protokolü yazanlar, son biçimini
vermek üzere benim imzalamamı ve Kurucular Kurulu toplantısının yapılmasını
günüyle birlikte karara bağlayanlar, son gün toplantıyı sonuçsuz bırakma
oyununa girince partiyi bıraktım. Diktatörce dayatmalara karşıyım.
Birlikte yola çıktığımız kimileri güven sarsınca orada duramazdım.
Kendileriyle birlikte birleşmeyi öngördük. Onlar istemese, ben de
isteyemezdim. Kendi kararlarına, imzalarına sahip çıkmayanlar, kendilerini
yadsımış olurlar. Toplantı yapılır, tartışılır, uygun bulunan onanır,
bulunmayan geri çevrilir, düzeltilir ya da tümüyle vazgeçilirdi. Toplantıyı
engellemek, kulislere, kliklere, hiziplere başvurmak, başka partilerdeki
hastalıkları içimize taşımak benim karşı olduğum durumlardır. Bu nedenlerle
partiyi bir daha siyasete dönmemek üzere, bıraktım. Arkadaşlığı, dostluğu
hiçe sayarak tutkuyla yürümek bana yakışmazdı. Bu değerleri ve olguları
çiğneyenlerle de artık birlikte olamazdım. Şimdi orada yararlı olmaya
çalışanlar var, başarılarını diliyorum. Gençlere siyaset öneriyorum.
Onları gerçek güç sayıyorum. Bu nedenle TÜRKSOLU’nda yazıyorum. Ayrıldığımız
kimselerin kişilikleriyle ilgili konuşmak bana yakışmaz.
TÜRKSOLU: ADD’nin
Tüzük Kurultayı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bir kez göreve gelen orayı
bırakmak istemiyor
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN:
Çok... Bu konuyu da özetlemeye çalışayım.
Anlatacak çok şey var. Nedense bir kez göreve gelen
orayı bırakmak istemiyor. Genelde böyle. Ayrılıkları da var. Benim
dayatmayla ya da tek başıma Tüzüğe kural koydurduğum söylenmiş. Kuyruklu
yalan. Bilgileri yeterli olmayanlar terbiyelerini bozmamalıdır. Toplu
çalışma, dernek yaşamı bir terbiye düzeyidir. Burada kişisellik değil,
kurumsallık ve ilkesellik, doğal gereği hukuksallıkla toplumsal yarar
gözetilir. Kuruluşlar kimsenin babasının ya da kendinin malı değildir.
Kimseye de kalmaz. Eskimek doğaldır, ekşimek kötüdür. Ona buna dayanıp
kendinden başka kimseye oraya yaraşır değilmiş, kendinden başka kimse
başaramaz, bu görevleri üstlenemez gibi davranıp “kazık çakmak” anlamında
oturup kalmanın iyi yanı yoktur. “Konjonktür”den söz ederek başlanan
bir iş varmış gibi onun sürdürülmesi kendiklerine gerek olduğunu söyleyerek
süre uzatımına çalışmak yanlıştır. Böyle bir anlayış ve tutum tüm
üyelere saygıyla bağdaşmaz.
Ben, ADD’de Kışlalı Kültür Merkezi gibi başlanmış
işi benden sonrakilere bıraktım, yürüyor. “Mahkeme kadıya mülk olmaz”
özdeyişine uygun biçimde, Yasa’da önleyici kural olmamasına karşın
Ankara Barosu Başkanları iki yıllık bir dönem görev yapar, bırakırlar.
Biz Tüzüğün 17. maddesinin son fıkrasına iki dönem üst üste görev
yaptıktan sonra bir dönem ara verme zorunluluğunu birlikte getirdik.
Birileri gerçekdışı konuşmuş. Benim dayatma gücüm, bir oydan fazla
oyum yoktu. Benden önce birbirlerini bana yakınan Genel Başkanların
durumunu, Şubelerin ve üyelerin istemini gözeterek birlikte değiştirdik.
Aynı kimselerin şimdi görüş değiştirmeleri kişisel istemlerine bağlanabilir.
Genel Kurul isterse değiştirir ama etik yönden doğru değildir. Benim
zorumla olmadı.
Haziran’da kongre var yangından mal kaçırır
gibi tüzük değiştirilmez
Bu güzel kuralı daha sonra Parti Tüzüğü’ne koyduk.
Başka bir parti de bunu benimsedi. Övenler oldu. Özseverliği değil,
özveriyi yeğledik. Gençleşmeyi, yenilenmeyi aradık. İlginin artmasına
öncelik verdik. Bir kuruluşun yöneticisi iki dönem yani dört yıl çalıştıktan
sonra yerine uygun üyeleri bulamıyorsa bana göre hiçbir şey yapmamış,
kimseyi kazanamamış demektir. Aynı insanların uzun süre görev yapması
durgunluk, donukluk, yavaşlık, yorgunluk getirdiği gibi bıkkınlığa
da neden olabiliyor. Kaldı ki, Haziran 2004’te Olağan Genel Kurul
(Kurultay) var. Yangından mal kaçırır gibi Haziran’da yeniden aday
olmak için Tüzük değiştirmek yanlıştır. Birlikte getirdiğimiz kural
demokratik hakları sınırlamıyor, engellemiyor, tersine siyasal partilerle
başlayan yakınmalara son vermek için, yönetim ağırlığıyla seçime avantajlı
girenlerden daha çok sayıdaki üyeye kapı açıyor, yol açıyor. Az sayıdaki
insan kendi yerlerini koruyarak başka üyelere orayı kapatıyorlardı,
bu engellendi.
1998 Haziran ayında toplanan Olağan Genel Kurul’un
gündeminde olan tüzük değişikliği daha iyi incelenip en iyisinin yapılması
için ertelendi. Örgüte soruldu. Önceki yönetimin hazırlığı gözetildi.
Genel Yönetim Kurulu günlerce üzerinde çalıştı. Olağan Genel Kurul’un
kararına uyularak 9 ay sonra 6 Mart 1999’da Olağanüstü Tüzük Kurultayı
toplandı. Orada saatlerce tartışıldıktan sonra benimsendi. Derneğin
Anayasası sayılan Tüzük’le kamuoyuna, üyelere, örgüte söz verilmiş
oldu. Bunun değiştirilmesi için hiçbir önemli neden yoktur. 3 Mart
Ticaret Odası Toplantısı da bunun için gerekçe olamaz. O konuları
her zaman ADD gündeme getirmiş, savunmuş, izlemiştir. Yeni değil ki.
Ayrıca Haziran 2002’deki Genel Kurul’da Tüzüğün 22. maddesinin (g)
bendinin son paragrafına, benim dışımda, Merkez Şubeleri ile nüfusu
10 bini geçen ilçe şubeleri için aynı aravermeyi bugünkü yöneticiler
getirmişlerdir. Bu da zamanımızda konulan kuralın desteklenmesidir.
Şimdi görevde kalmak isteyenlerin işbirliği ve elbirliği ile çağdaş,
ilerici ve yararlı bir kural kaldırılmıştır.
Yasalara göre kabul edilmeyen tüzük kabul edilmiş
sayıldı
Ancak, etik sorun yanında hukuksal sorun da var.
2001’de yürürlüğe giren yeni Medeni Yasa’nın 78. maddesinin 2. fıkrası
ilk toplantıda tüm üyelerin 2/3’ünün katılımını öngörür. İlk toplantıda
bu çoğunluğun olmadığına ilişkin bir tutanak yoktur. Bu kural unutularak
toplantı düzenlenmiştir. İlanda da bu açıklık yoktur. 2. toplantının
geçerli olduğu düşünülse bile bu kez Dernek Tüzüğü’nün 26. maddesinin
öngördüğü katılanların 2/3 kabul oyu aranır. “Katılma” sözcüğü Medeni
Yasa’nın 81. maddesinde geçtiği gibi Dernekler Yasası’nın 24. maddesinin
2. fıkrasındaki çizelgeye imza atanlardır. Toplantıda hazır bulunmak
başkadır. “Hazır bulunmak” Medeni Yasa’nın 79. Dernekler Yasası’nın
25. maddesinde ayrıca belirtilmiştir. Bu durumda 21.3.2004 günlü toplantıda
alınan kararlar, Tüzük değişikliğinin reddedildiğini gösterir. Bir
üyenin söylediği, iletilen söz de yanlıştır. Yasada araverme öngörülmediği
için aravermeyi öngören Tüzük yasaya aykırı olmaz. Dernekler Yasası’nın
8. maddesi bu tür durumları Tüzüklere bırakmıştır. Amaca ulaşmak için
yönetimi ayarlamak, pazarlık yapmak, yönlendirmek, istediği sonucu
almak için her şeyi geçerli saymak hiç kimseye yarar getirmez. Şimdi
olmasa da sonra bunlar konuşulur, kınanır.
“Genel Yazman”ı “Genel Sekreter”e çevirmek Türk Devrimi
kapnsamındaki dil devrimine karşı çıkmak, geriye dönmektir. O zaman
“sayman” da “muhasip-muhasebeci” olmalıydı. Hatta “başkan” da “reis”
yapılmalıydı. Sonra, şubelerin ödenti borcu olmaz. Federatif yapı
yoktur.
Üyeler, kişiler, bireylerdir. Şubeler ödentilerden
Genel Merkez’in payına düşeni göndermekle sorumludur. Daha sonra,
“bölge başkanlığı” da kimilerinin oyunu almak için aldatıcı bir sıfattır.
ADD’de bölge kuruluşu, bölge yönetimi, bölge yönetim kurulu yoktur
ki başkanı olsun. Bölge temsilcilerinin varlığı başkadır. Organların
ve yardımcı organların başkanları dışında yapay başkanlık kurulamaz.
Derneğin organları da Tüzüğün 10. maddesinde Genel Merkez ve şubeler
bağlamında sayılmıştır.
Tüzük kuralına göre burada sürelerin ileriye işlemezliği
diye bir şey savunulamaz, iki dönem Genel Yönetim Kurulu’nda görev
yapmış kimse bir dönem ara vermek durumundadır. Yeniden seçime geçildiği
günde bu gözetilir. Bunu hukuk 1. sınıf öğrencileri bile bilir. Tüzük
kuralının şunun ya da bunun zamanında yapılmış ve yürürlüğe girmiş
olması önemli değildir. İçeriği ve sağlıklı kurallaşmış olması önemlidir.
Son Genel Kurul Yönetimi’nce toplansaydı karar yeterli sayı ile alınsaydı
aravermenin kaldırılması, üyelerin takdirine bağlı tutulduğundan kimse
hukuksal yönden bir şey diyemezdi ama eleştirilirdi. Şube ödentileri
bölge başkanlığı ise yeterli oyla, yöntemince kabul edilse bile hukuka
aykırıdır. Benim önceki Genel Başkanlardan bir Derneğine içtenlikle
bağlı bir üye ve Kurultay’ın doğal delegesi olarak sorularınız üzerine
özetle bunları anlatmam Derneğimizi hukuksuzluktan korumak içindir.
TÜRKSOLU: Peki
sayın Özden Tüzük Kurultayı’na neden katılmadınız?
Tüzük değişikliği için
fikrimi bile sormadılar
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN:
1997 sonunda emekli olmadan geçtiğim evimi değiştirmedim. ADD Genel
Başkanı’yken, Genel Yönetim Kurulu üyesiyken de aynı yerde oturuyordum.
Kaldı ki nezaket, Genel Başkanı’nı çağırmasını gerektirir. Benden
evimin adresi soruldu olacak şeymi? Bu, uzaklığın ve istenmemenin,
yüzyüze gelirsek değişiklik için söyleyebileceklerime katlanamamanın
etkisiyle olmuştur. Hukuk Komisyonu Başkanlığı verdiler, gerekenleri
yaptım. Değişiklikleri sormadılar. Çağırırlarsa Yönetim ya da Yürütme
Kurulu’nda sorularını da yanıtlayarak açıklama yapmaya hazır olduğumu
söyledim. Çağırmadılar. Avukatlığımda yıllarca dernekler konusunda
çalıştığım gibi en çok dernek tüzüğü yazan, yapan hukukçulardan birisiyim.
Hiç değilse “Tüzüğümü yeniden yazarcasına Genel Başkanlığım zamanında
birlikte yaptık. Çağırıp görüşünü alalım.” bile diyemediler. Hukuka
aykırılığı belirgin bir toplantıda bulunmak istemedim. Bu nedenle
gazetede okuduğum duyuruya karşın gitmedim. Sonuç ortada. Nabza göre
şerbet vererek, mavi boncuk dağıtarak geleceğe ilişkin sözler vererek,
susturarak, konuşma hakları önlenip önerge verilmesi engellenerek
üyeler azarlanıp kovularak geçtiğini üzüntüyle öğrendiğim toplantıda
bulunmamam iyi olmuştur. Şimdiki Genel Başkan’ın, Genel Kurul Yönetimi
için “Divan Başkanlığının beklenen başarıyı gösteremediği tarafımızdan
üzülerek izlenmiştir” diye yazdığını duydum. Katılımı, delege sayısının
yüzde ellisi olarak gösterdiği söylenen Genel Başkan’ın aynı yazısında
223 delege sözüyle çelişkiye düştüğü de anlatılmaktadır. Ben, kişiselliğe
girmeyi uygun bulmuyorum. Onu yönetime taşıyanlardan biri de benim.
Ama o dışlamasa da dışlamaya destek görülmektedir. TÜRKSOLU:
Tüzük kurultayında yürütülen eski-yeni delege tartışması konusunda
ne dersiniz?
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN: Delegeler
Olağan Kurultay’a kadar görev yapar. Aradaki Olağanüstü Kurultay’a,
önceki kurultay için seçilenler katılabilir. Yeni seçilenler, yeni
olağan kurultayda göreve başlarlar. Eski delege çağrılmalı, yenileri
alınmamalıydı. Böyle yapılmamışsa toplantının geçerliliği savunulamaz.
TÜRKSOLU: Size
karşı konuşmalar olmuş, ne dersiniz?
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN:
Genel Kurul ve Tüzük Değişikliği beni özelde hiç ilgilendirmedi. Çağrı
üzerine 20 Mart’ta kimi delege ve yöneticilere geçmişe ilişkin, tüzükle
sınırlı, bilgi verdim. Orada bana “idolümüzsünüz” diyen bir delegenin
bile dediklerimi anlayıp Divan’da görev aldığını duydum. İçim rahat,
vicdani görevimi yaptım. Her zaman ortalıkta bir-iki bayan dolaşır,
abuk sabuk sözler ederler. Terbiyesini yitiren de olur, değer bilmeyen
de, amaçlı biçimde kavga çıkarmak için gelen de. Benim ne yapıp yapmadığım
ilerde yazılır. Bunlara önem vermem, aldırış etmem. Geçen 2002 Genel
Kurulu’nda hepsine yanıt verdim. İhanet sayılacak durumları, terslikleri,
soytarılıkları, çıkarcılıkları, çelişkileri, ayrılıkları ve tutarsızlıkları
anlattım. “Kervan yürüyor” sözünü onlar için yineliyorum. Bunlara
oy için göz yuman, adı büyük ve onurlu bir dernekte bunları doğal
bulanlar düşünsünler. Ben ileride ne yapacağımı düşünüyorum. Dernekten
bir beklentim bir isteğim yok. Yaram yok ki gocunayım. Birkaç kişi
için Tüzük değiştirilmesini asla doğru bulamam. Alınmasınlar.
Derneğe gölge düşmemesini, toz konmamasını, söz söylenmemesini
isterim. Dernek Genel Merkezi için daha uygun bir taşınmaz edinememek,
daha iyi bir çalışma ortamına taşıyamamak içimde derttir. İçeride
çok şeyler yaptırdım. Çalışma koşullarını öncekine göre çok düzelttim,
iyileştirdim ama önceleri sözünü ettiğim taşınmaz edinemedim, kitap
yayınlarını gerçekleştiremedim. Yaptıklarımı da asla yeterli bulmuyorum.
Benim zamanımdaki Tüzük değişikliği 6.3.1999’da sanırım 900 delegeyle
yapılmıştı. Benden sonrakilerin beni geçmesini daha çok yararlı ve
başarılı olmasını diler, bundan da kıvanç duyarım. Ne yazık ki karalama,
kötüleme, söylenti, engelleme, birbiriyle konuşmama, arkadan konuşup
eleştirme gibi saygınlığa aykırı, dernek üyeliğiyle bağdaşmayan, Atatürkçülere
yaraşmayan durumlar, duyuyor, izliyor, bu kötülüklerin sürmesine olanak
tanınmasını kınıyorum. Böyle dernek, böyle dernekçilik ilkelere zarar
vermektedir. İnancı, güveni sarsmakta, ilgi ve bağlılık azalmakta,
kamuoyu kuşku duymaktadır. Önlememiz gerekirken artmasına neden olmak
yanlıştır. Dostça, kardeşçe, arkadaşça çalışarak başarılar birbirine
eklenmelidir. Türk Devrimi ve bu eşsiz devrimin temeli olan Atatürk
ilkeleri için uğraş vermek başlıca onurdur. Siyasal gücü kullanacak,
yetkiyi taşıyacak organları etkileyecek, Atatürk ilkelerini benimsemiş
yönetimin ülkede, iş başına gelmesini sağlayacak ağırlık koyma ve
odaklaşma olmazsa sözde biriktelikler, dayanışma çabaları özlenen
sonucu vermez. Gerici yönetimlerden ülke kurtulamaz. Neler vererek
neler aldıkları belli. Kanıtı olmasa da kanısı var. Şimdilik bu kadar.
TÜRKSOLU: Teşekkür
ederiz.
YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN:
Ulusum ve ülkem için görev sayarak anlattım. Derneğimiz için yararlı
olabilmek amacıyla vurguladım. Esenlik dilerim.
ADD Genel Başkanı Ertuğrul Kazancı:
Eleştirilere yanıtlar
Sayın Gökçe Fırat
Türksolu Dergisi başyazarı
İSTANBUL
Türksolu’nun önümüzdeki sayılarından birinde ağırlıklı
konu olarak ADD’yi alacağınızı belirttiniz. Okuyuculara doğru ve uyarıcı
bilgileri, uygun zamanlama ile ulaştırmadaki duyarlılığınızı biliyoruz.
Bu görüşmelerde sizlerce bizim ağzımızdan duylmasına gereksinim duyulan
hususlar, ADD hakkında yapacağınız yayınlarda değerlendirilmek üzere
aşağıdadır:
1. ADD, 21 Mart 2004 günü sınırlı bir Tüzük değişikliğine
gitmiştir. Tüzüğün 7, 13, 17, 18, 21, 22 ve 23. maddelerinde uyglama
ile gözlenen gereksinimlerden kaynaklanan kimi değişimler, gerekçeleri
genel kurulun bilgisine sunularak yapılmıştır. Bu amaçla örgüte, gerekli
duyurular çok sayıda genelge (10 dolayında) ile iletilmiş, il merkez
şubelerin de ilçe ve belde şubelerine duyurusu, öbür genelgelerde
olduğu üzere özellikle vruugulanarak istenmştir. Ayrıca ulusal bir
gazetede duyuru yapılmıştır.
2. Toplantıya 223 delegenin katıldığı, belgelerden
görülmektedir. Pek çok şubemizden de telefon alınmış, yerel saçimler
nedeniyle aday olma ya da seçim çalışmalarına katılım başta olmak
üzere özür bildirmiştir. Esasen, ülkemizin coğrafyasına dağılmış 512
şubemizden delege katılımı, kurultayın seçimle olmayışı nedeniyle
de beklenen katılımı vermemiştir. Seçimli kurultaylarda da katılım,
delege sayısının %50’si dolayındadır.
3. Toplantı görüşmelerinin tümünün ses kayıtları
yapılmış, kasetleri Divana sunulmuştur.
4. Divan başkanlığının beklenen başarıyı sağlayamadığı
tarafımızdan da üzülerek gözlenmiştir. Ancak bunda tüzük değişikliğine
karşı çıkan bir bölüm üyenin gerginlik yaratıcı ve engelleyici biçimde
davranmalarının belirleyici rolü olmuştur. Divan yönetiminin psikolojisi
adeta altüst edilmeye çalışılmıştır.
5. Yedinci madde, 13’e karşı 150 oyla, 13. madde,
147’ye karşı 152 oyla, 13. madde 14’e karşı 152 oyla, 17. madde, 43
red, 3 çekimsere karşılık 139 oyla, 18. madde 14’e karşılık 149 oyla,
21. madde 101 oyla oybirliği ile 22. madde 1’e karşı 100 oyla, 23.
madde ise 101 oyla oybirliği ile kabul görmüştür. Değişikliklerin
hepsi de, salonda oylamaya katılanların açık oylarını ve sayıma dayalı
2/3 nitelikli çoğunluğu sağlanarak kabul görmüştür. Tüzük, Dernekler
yasası Medeni Yasa’nın ilgili kurallarına tümü ile bağlı kalınmıştır.
Gerektiğinde Hükümet Komiserlerinin de görüşüne başvurulmuş ve genel
kurul tutanakları Hükümet Komiserlerince de usul ve yasaya uygun görülerek
imza ile onaylanmıştır.
6. Tüzükte özellikle 2 dönemden fazla ardışık yönetim
alma görevi alma olanağını sağlayan değişikliğe karşı çıkılmıştır.
Bu süreçte demokratik kurulların ve nezaket kurallarının zorlanması
üzerine 17.03.2004 günü 2004/330 sayılı 2 sayfalık kapsamlı bir yanıt
yazısı, ağırbaşlılık içinde örgütün bilgisine sunulmuştur. Bu değişiklik
ile, halen görevde olanların süreleri otomatik biçimde uzamış değildir.
Yalnızca Haziran 2004’te yapılacak seçimle olağan genel kurulda yeniden
aday olabilmenin önü açılmıştır. Takdir elbette delegelerindir. Kaldı
ki değişiklik önerileri hem örgüt tabanından gelmiş, hem de oylamalarda
gerekli 2/3 çoğunluk sağlanmıştır. Öte yandan Dernekler nın öngörmediği
bir sınırlama Tüzüğe konarak bir alt-üst hukuk normu çelişkisi de
yaratılmış idi, bu da kaldırılara aday olma hukuku korunmuş olmaktadır.
Ayrıca Tüzük’te 2002’de yapılan sürelerle ilişkili değişikliğin geriye
yürümeyip 2002-2006 dönemini kapsadığı, Ankara Valiliği’nin 11.03.2002
tarih ve 170/04 -4302 sayılı yorum yazılaranda görülmektedir. Bütün
bunlara ek olarak üst hukukmu olan Dernekler Yasası ya da medeni Yasa’da
öngörülmeyen bir hak sınırlamasının alt hukuk normu olan derneğimiz
Tüzüğü’nde düzenlenmiş olması da hukuksal bir sıkıntı kaynağı idi
ve kimi üyeler Danıştay’da tüzük iptali davası açma konusunu gündeme
getirmekteydiler.
Sayın Fırat,
Ülkemizin içine sürüklendiği darboğaz fevkalade ciddi
ve sizlerce de açıklıkla bilinmektedir. Bu çok tehlikeli gidiş karşısında
ADD, yurt genelinde hemen tüm illerdeki 512 şubesiyle ve yurt dışında
pekçok ülkede (ABD, Almanya, İngiltere, İsviçre, Norveç, Avusturya,
Avustralya, İsveç, Belçika, Fransa, Hollanda, Kosova.) sayıları 25’i
bulan şubelerle dev bir örgüt olarak üzerine düşeni yapmaya çabalamaktadır.
ADD son zamanlarad toplumsal eylemlerini artırarak
sürdürmektedir. Bunları ana hatlarıyla sıralamak gerekise:
a. Geçtiğimiz Şubat ayında İstanbul’da bir çok toplumsal
örgütlenmeyle birlikte Kıbrıs’a sahip çıkma yürüyüş ve mitingi yapılmıştır.
b. Mart 2003 başında Mersin’de yine Kıbrıs’a sahip
çıkma ve özelleştirmeyi eleştirme bağlamında toplumun pergütlü kesimini
biraraya getiren bir başka yürüyüş ve mitinge öncülük yapılmıştır.
c. 25 Ekim 2003 günü Ankara’da hemen hemen tüm üniversitelerin
katıldığı görkemli bir yürüyüş ve miting gerçekleştirilmiştir. Yüzbin
dolayında katılımcı, rektörler, sendikalar, meslek odaları... Ve bu
girişimle AKP’nin YÖK yasası üzerinden üniversiteleri ele geçirme
planı engellenmiştir ya da ertelenmiştir.
d. Yine AKP’nin sözde Kamu Yönetim Yasa Tasarısı
ile ülkemizi federatif bölünmeye sürükleyecek olan çok tehlikeli girişimi
karşısında örgütümüz çok kapsamlı etkinliklerde bulunmuştur.. Bilimsel
raporlar hazırlatılmış, çok sayıda konferans vb. etkinlikle halkımız
aydınlatılmıştır. Bütün bu çabalarladır ki, yasa taslağının görüşülmesi
hükümetçe askıya alınmıştır.
e. 28 Şubat 2004 günü Bandırma şubemiz ve kimi sendikalarla
birlikte özelleştirme talanı ve Kıbrıs’ta dönen oyunlar, çok kapsamlı
bir yürüyüş, miting ve konuşma programıyla kamuoyunun dikkatine sunulmuştur.
f. 3 Mart 2004 günü, Halifeliğin kaldırılması , Eğitim
Birliği Yasası’nın 80. yılı ve Türkiye gündemi konusu, Ankara’da salonlara
sığmayan binlerce insanımızın ve ordumuzun kuvvet komutanlarının katılımıyla
gerçekleştirilmiştir.Bu toplantı sonrasında Ulusal Birlik çağrısı
yapılmış ve ULUSAL MUTABAKAT BİLDİRİSİ kamuoyuna duyurulmuştur. Ulusal
güçlerin uyanışı ve dağınıklıktan kurtarılarak biraraya toparlanması
için son derece önemli bir adım, ADD öncülüğünde başlatılmıştır.
g. 6 Mart 2004 günü, Ankara’da çok sayıda örgütlü
kesimin katalımıyla yine sayıları yüzbini aşan bir kitle Sıhhiye meydanında.
ADD öncülüğünde toplanarak miting yapılmıştır.
h. 20 Mart 2004 günü Ankara’da ADD öncülüğünde Ulusal
güçbirliği kapsamında Ulusal Birliğe çağrı amaçlı kurultay toplanmış,
226 kuruluş temsil edilmiş ve çok anlamlı bir sonuç bildirgesi imzalanmştır.
34 kişilik Ulusal Birlik grubu oluşturulmuştur ve ADD öncülüğünde
kurumsallaşarak çabalarını sürdürecektir.
ı. 10 Nisan ve 18 Nisan 2004’te Kıbras mitingleri
tasarlanmaktadır.
i. Nisan 2004 içinde Sayın Cumhurbaşkanımızın da
onurlandıracakları bir uluslararası Atatürk sempozyumu da gerçekleştirilecektir.
Sayın Fırat,
ADD’nin bu çalışmaları büyük ölçüde bilginiz içindedir.
Mütareke basının görmezden geldiği de ortadadır. Dolayısıyla yayın
organlarınızda ulusumuza ulaşması çok yerinde olacaktır.
Ülkemizin ve ulusumuzun emperyalist kuşatma altında
olduğu bu kesitte Yüce Atatürk’ün buyruğuyla “ulusların tarihinde
öyle anlar olur ki tüm ulusalcı güçlerin bir yerde toplanması gerekir”.
Türkiyemiz böylesi kritik bir kesittedir ve başyazarı,
yayın yönetmeni olduğunuz yayınların, oluşun yeterince bilincinde
olduğundan eminiz. Dolayısıyla ayrıntıya ilişkin konuların, önemsiz
rezervasyonların tümü ile bir yana bırakılarak ortak paydanın büyütülmesi
yaşamsal önemdedir ve hepimize tarihsel bir sorumluluk yüklemektedir.
Yukarıda da açıkladığımız gibi geçtiğimiz hafta ADD,
bir tüzük değişikliği kurultayı da gerçekleştirmiştir. Haziran 2004
başında seçimli olağan genel kurula gidilecek ve 25 kişilik Genel
önetim Kurulu seçilecektir.
ADD güçlenerek, toplumsal- tarihsel özgörevini vargücüyle
yerine getirme azim ve kararlılığını her ne pahasına olursa olsun
sürdürecektir. Bu süreçte elbette yapıcı eleştirilere, demokratik
katkılara açıktır.
2 gün sonra son derece kritik bir yerel seçim yaşayacağz.
Önümüzdeki günler, devletimiz açısından olağanüstü
tehlikeli gelişmelere gebedir.
Bu yalın olgu, tüm ulusal güçlerin birarada ortak
savaşımını her türlü çekinceye yer bırakmadan zorunlu kılmaktadır.
Tarih, bütün aktörleri ve işlevlerini tanımlayacak
ve yerli yerine oturtarak insanlığın ortak belleğine sunacaktır.
Sayın Fırat,
Sunduğumuz bu bilgilerin yayın organlarınızda yer
almasından mutluluk duyarız.
Bunların dışında da Derneğimiz hakkında gereksinim
duyulacak bilgi ve açıklamaları, saydam ve demokratik bir ADD yönetimi
olarak bilgiye sunmada çekincemiz olmadığı biilinmelidr.
Çalışmalarınızda başarılar diler, en iyi dileklerimi
sunarız.
Av. Ertuğrul Kazancı
ADD GenelBaşkanı
|