| Ali Özsoy |
|
Şeriatçı hareket antiemperyalist olabilir mi? Sahte Kuvayı Milliye’nin ulaştığı Atatürk karşıtı nokta Kuvayı Milliye’yi AKP karşıtı bir koalisyon olarak ele alan anlayış, sonunda siyaseten tamamen Atatürkçülük ve Kuvayı Milliye karşıtı bir noktaya ulaştı. Atatürkçü Düşünce Derneği yöneticisi ve kamuoyuna Atatürkçü bir aydın olarak tanıtılan Anıl Çeçen bir televizyon programında Atatürk düşmanı, şeriatçı Necmettin Erbakan’ın antiemperyalist olduğunu ve Erbakan’a haksızlık edildiğini iddia etti.
Ancak asıl şaşırtıcı olan 28 Şubat döneminde çok önemli bir isim olarak sivrilen, Refah Partisi’nin kapatılmasını sağlayan, Erbakan’ı siyasi yasaklı haline getiren Vural Savaş’ın Milli Gazete’ye verdiği röportajda daha da ileri gitmesiydi. Abdurrahman Dilipak ve Mustafa Kaplan gibi Atatürk düşmanı gerici yazarlara bol bol gönderme yapan Savaş röportajda, Erbakan’ı siyaset sahnesinin dışına emperyalistlerin ve siyonistlerin ittiğini, yerine Erdoğan’ı getirdiklerini, Erdoğan’ın ise bu güçlere hizmet ettiğini savunuyor. Peki bir zamanlar Savaş’ın “kan emiciler, en büyük sahtekarlık çetesi, Cumhuriyet düşmanı” olarak nitelendirdiği Refah Partisi’nin lideriyle arasındaki ayrılık neydi? Bunu da Savaş’ın kendi sözlerinden öğrenelim: “Erbakan’ın bu antiemperyalist tutumunu devam ettirdiğini görüyorum. Samimi olduğuna da inanıyorum. Yani genelde ABD’nin, Batı ülkelerinin, bu siyonist teşkilatların Türkiye üzerindeki emellerinin iyi olmadığını çok iyi anlatmıştır ama işte onların bu emelleri gerçekleştirmek istedikleri noktada bazı hassasiyetler noktasında görüş ayrılıklarımız olmuştur.” Savaş’a göre şeriatçı harekete karşı geçmişte verdiği çetin mücadele yalnızca “bazı hassasiyetler noktasında görüş ayrılıkları”ndan kaynaklanmaktadır. Şeriatçı hareketin antiemperyalist olduğu, hatta Erbakan’ın emperyalizm ve siyonizmin baş hedeflerinden biri olduğu ilan edildikten sonra akla gelen ilk soru Savaş’ın 28 Şubat döneminde yanlış “hassasiyetlere” mi sahip olduğu ve bilmeden emperyalizm ve siyonizme hizmet mi ettiği? Atatürkçü saflara empoze edilmek istenen sahte Kuvayı Milliyeciliğin yarattığı tahribatı göstermek açısından Savaş örneği çok öğretici. Şeriatçı hareketi Batı yarattı Şeriatçı ve Batıcı hareket Osmanlı’nın Batı’nın sömürgesi olmaya başladığı dönemde ikiz kardeş olarak ortaya çıktı. Şeriatçılığın toplumsal tabanı Batılılaşmayla varolma koşulları ortadan kaldırılan ve köleleştirilen halk kesimleridir. Ancak şeriatçılık sömürgeciliğe karşı bir program önermez. Çünkü sömürgeciliğin ortadan kaldırdığı şeriatçı bir düzen değildir. Geleneksel düzen kendini Batıya karşı koruyacak ideolojiyi yaratamayınca, gericilik ortaya çıktı. Yok olan geleneksel toplumdan geriye bir tek din değerleri kaldığı için şeriatçı demogoji halkın geçmişe olan özlemini sahiplenir. Ama yalnız dine ve peygamberin sünnetine dayanan bir idare şekli tarihin hiç bir döneminde var olmamıştır. Batıcılık Batının sömürgeleştirme programının dolaysız olarak uygulanmasıdır. Gericilik ise Batıcılığın yarattığı toplumsal koşullarda dini değerlere dönerek kurtuluş propagandasını yapar. Emperyalizm çağında Ortaçağ ilkelerine dayalı bir düzen asla kurulamayacağı için gericiliğin gerçekçi bir programı yoktur. Dolayısıyla şeriatçı hareketin “Batı karşıtlığı” görünüştedir. Hiçbir zaman gerçekleşmemiş olan ve gerçekleşmeyecek dini bir düzen özlemi doğal olarak gerçek dünyada ancak Batıya hizmet ederek güçlenebilir veya iktidar olabilir. Batı için asla gerçek bir tehdit yaratmaz. Şeriatçı hareketin esas işlevi: milliyetçi devrimi bastırmak Emperyalizmin tek gerçek alternatifi olarak tam bağımsızlığı ve ulusal egemenliği hedefleyen milliyetçi uyanış ortaya çıktığında Batının elindeki tek silah şeriatçı harekettir. Millet bilinci bir kez topluma hakim olduğunda halkın Batıya karşı tepkisi Batıcı düzeni yıkacak bir siyaset ve ideolojiye kavuşur. Ancak milliyetçi devrim, şeriatçı hareketin beslendiği Batıcı düzenin geleneksel yapısını da ortadan kaldıracağı için milliyetçilik şeriatçılığın hep en büyük düşmanı olmuştur. Ulusal Bağımsızlık Savaşı yıllarında milliyetçi önderlik Batının saldırısına karşı milletin isyanını örgütlerken bu isyanı bastırmak için Batının elindeki yegane güç gerici hareket olmuştur. İşbirlikçi padişah ve İstanbul’daki tüm Batıcı güçlerin Anadolu’ya tek nüfus etme yolu şeriatçı harekettir. Şeriatçı Hilafet Ordusu’nun silahlarından tutun halifenin Mustafa Kemal’i kafir ilan eden fetvalarına kadar tüm lojistik desteğini İngilizler sağlar. Vural Savaş ve benzeri bazı “Kuvayı Milliyeciler” Atatürk’ün Meclis’te hocalarla birlikte yer aldığını söyleyerek şeriatçıların da antiemperyalist olabileceğini, Kuvayı Milliye’nin şeriatçı hareketle kurulan bir ittifak olduğunu iddia ediyorlar. Ancak Kurtuluş Savaşı’nı destekleyen din adamları Halife ve şeriatçı hareket tarafından dinsiz ilan edilmişti! Kuvayı Milliye şeriatçılar, Batıcılar, Bolşeviklerlerle Atatürk’ün kurduğu bir ittifak değildi. Tersine Atatürkçü önderlik altında toplumun milliyetçi direnişine katılmak isteyen her kesimden insan eski siyasi çizgisini terkedip Kuvayı Milliye’ye katıldı. Türkiye’de şeriatçı hareket hiç antiemperyalist olmadı Ulusal Bağımsızlık Savaşımızda hem emperyalist orduları hem de şeriatçı isyan ordularını yendik. Eski toplumsal düzenin efendisi Batı emperyalizmi ve onun çocuğu gericilik kendilerini var eden toplumsal temellerin ortadan kaldırılmasına karşı tepkisiz kalamazdı. Cumhuriyet’in bütün devrimci atılımları karşısında Batı destekli şeriatçı isyanları bulur. Atatürk’ün Türkiye’sinde Batıcı siyaset ve gericilik başını kaldıramaz. Şeriatçı hareketin yeniden dirilmesi ve bugün iktidara kadar yükselmesi Atatürkçülüğün tasfiye edilmesi ve Batının yeniden egemen olmasıyla gerçekleşir. Türkiye’nin ABD’ye bağlanmasıyla beraber Süleymancılık, Nurculuk ve Nakşibendi tarikatları bizzat Batıcı iktidarlar tarafından örgütlendi. Milliyetçi uyanışların ortaya çıktığı ve ulusun Batıya tepkisinin Batıcı düzen için tehlike haline geldiği her dönem, şeriatçı hareket emperyalizmin bir numaralı sadık kulu olarak ortaya çıktı. 1960’larda Atatürkçü devrimci gençlik hareketini kanla bastırabilmek için şeriatçı militanlar kullanıldı. Kuvayı Milliye’nin yılmaz savunucusu Atatürkçü aydınlar aynı güçler tarafından katledildi. Şeriatçı hareket dönemsel olarak bile Türkiye’de Batı karşıtı bir tavır geliştirememiş, devrimci milliyetçiliğe karşı hep Batıyla saf tutmuştur. Türkiye’de gerici hareket, ABD’nin ve sağcı politikacıların temel dayanağıdır. Bugün gerici hareket Batının Türkiye’de iktidar olarak kalabilmesinin tek aracı haline geldi. Bugün hep şeriatçılığı kullandığı söylenen “merkez sağı” artık şeriatçılık kullanıyor. Kuvayı Milliye Atatürkçüdür Batıcılığa karşı tek gerçek alternatif olan milliyetçi uyanışın ideolojisi ise Türkiye’de tarihsel olarak Atatürkçülük’tür. Bugün Atatürkçülüğün Kuvayı Milliye hareketiyle vatanı savunması ve yeniden iktidar olması engellenmek isteniyor. Batıcı, gerici siyasetle Atatürkçülük arasındaki saflaşma Türkiye’nin tek gerçek saflaşmasıdır. Sahte Kuvayı Milliyecilikle yapılmak istenen bu gerçek saflaşmayı bulandırmak, gerici ve Batıcı güçleri “ittifak” gücü adı altında Atatürkçü saflara kabul ettirmek, hatta Atatürkçülüğü manipüle edip, siyasi bir hareket olarak ortadan kaldırmak. Erbakan’ın antiemperyalistliğinin birden bire keşfedilmesi sahte Kuvayı Milliyeciliğin stratejisi dikkate alındığında şaşırtıcı değil. Oysa Vural Savaş’ın kendisi Militan Demokrasi kitabında Refah-Yol’a karşı verilen mücadelede en büyük düşmanın Batı olduğunu açıkça ortaya koymuştu. Savaş özellikle Almanya’nın Milli Görüşü nasıl desteklediğini belgeleriyle ortaya koymuştur. Erbakan’ı Batı değil şeriatçılar tasfiye etti Erbakan Başbakan olduğu dönem ABD, AB ve İsrail karşıtı tek bir icraat yapmadığı gibi ABD ve AB demokrasi adına 28 Şubat’ın programının uygulanmasını engellemişti. 28 Şubat’ın yarıda kalması ve Batı kaynaklı gericiliği tasfiye edemeden iktidarı ANAP’a devretmesi Batı sayesinde olmuştur. Batı ve gerici hareket başarılı bir manevra daha yaparak bugün AKP’yi iktidara taşımıştır. Bu dönem Erbakan tasfiye edilmiştir ancak emperyalizm ve siyonizm tarafından değil. 28 Şubat’a karşı yeni bir strateji gerçekleştirme gereği hisseden şeriatçı hareket Erdoğan’ın önderliğinde yeniden partileşti ve Erbakan’a sırt çevirdi. Erdoğan, Erbakan’ın Batıya dayanarak gericiliği iktidar yapma stratejisinin sadece daha iyi ve yeni uygulayıcısıdır. AKP de SP de aynı tarikatın ve aynı kadroların partisi. 3 Ağustos 2002’de Apo’nun affedilmesi ve bölünme yasalarının çıkmasıyla sonuçlanan AB darbesinin Meclis’teki en büyük dayanaklarından biri Recai Kutan ve SP’li milletvekilleriydi. AB ve ABD’ye dayanarak Ordu ve Cumhuriyet’e karşı güç kazanma stratejisi bugünlerde “antiemperyalistlik” taslayan Erbakan’ın asla vazgeçemeyeceği bir strateji. Kaldı ki Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük işbirlikçilerini bünyesinde toplayan AKP’nin neredeyse tüm kadroları “Hoca’nın talebeleri” değil miydi? Daha Hoca’yla yolları ayırmalarının üzerinden 2 yıl bile geçmedi. Sahte Kuvayı Milliyecilik dış kaynaklı bir operasyondur Şeriatçı hareket Erbakan’ı yedekte tutarak hem iktidarı elinde tutuyor hem de muhalefetçilik oynuyor. Atatürkçülük ve milliyetçilik düşmanı çizgisini aynen koruyan Erbakan Kuvayı Milliye’nin baş köşesine oturtuluveriyor. Hem de bu işe Atatürkçü isimler alet ediliyor. Vural Savaş gibi Atatürkçüler iyi niyetle yola çıkıp, AKP’ye karşı herkesle birleşelim diyorlar. Ancak buradan ulaştıkları tek yer AKP’yi var eden Batının diğer tüm piyonlarının güdümüne girmek. Ancak Vural Savaş’ın hem kendi mücadelesi hem de düşünceleriyle çelişmesi basit bir hata değil. Kuvayı Milliyeciliği basit bir ittifakçılık politikasına indirgeyen düşünce dış kaynaklı bir operasyonun ürünü. Bu düşünce zorla Atatürkçü saflara dayatılıyor. Kuvayı Milliye’nin doğuş aşamasında uğradığı ilk önemli saldırı sahte Kuvayı Milliyecilik’ten geliyor. Apocu, Maocu partinin lideri 3 Kasım seçimlerinden sonra yeni birleşik cephe politikasını teorik dergilerinde ilan ettiğinde AKP’ye karşı Saadet Partisi’ni baş müttefik ve önemli bir antiemperyalist parti olarak nitelendirmişti. Aynı çevre şimdi Atatürkçülere Erbakan’ın Kuvayı Milliyeci olduğunu kabul ettirmeye çalışmaktadır. Bu odağın kurduğu ve sahte Kuvayı Milliyeciliğin borazanı televizyon kanalının vericilerini şeriatçı belediyeler kurar, finans kaynağı ise AKP’nin de bir numaralı finansal destekçisi Ülker şirketidir. Sahte Kuvayı Milliyecilik kanalıyla yürütülen Atatürk düşmanlığı göz göre göre böyle örgütlenmektedir. Bu provokasyon odağının tarihi Türkiye siyasetinde Atatürkçülük düşmanı tüm güçlerle birleşik cephe kurma denemeleriyle geçmiştir. 1980 öncesi NATO’yu, 1980 ve 1990’larda PKK’yı, Refah-Yol döneminde ANAP’ı müttefik ilan eden dış destekli hareket, bugün aynı birleşik cephe politikalarını Kuvayı Milliye olarak lanse etmeye çalışmaktadır. Şüphesiz bugün üstlendikleri rol kendileri açısından çok daha önemli, Türkiye açısından ise çok daha tehlikeli. AKP’ye karşı kimle olursa olsun birleşelim diyenler AKP’yi ve Batıyı yıkacak tek alternatif olan Kuvayı Milliye’nin temeline dinamit koyuyorlar. Kuvayı Milliye’nin Maocular, ırkçılar, şeriatçılar arasında ittifak olduğu bir kez kabul ettirildiğinde Kuvayı Milliye’nin tek ideolojisi olan Atatürkçülük de ortadan kaldırılmış olacak. AKP’nin ve Batının da en çok istediği de bu. Bir kez AKP’nin alternatifi olarak SP, MHP, BBP veya DYP kabul ettirildikten sonra hem AKP’nin iktidarının devam etmesi hem de yükselen Atatürkçü hareketin bastırılması çok daha kolay olacak. Batıcı siyaset oyunu, AKP ve karşısında ittifak oluşturan “milliciler” arasında devam edebilir. Bu arada Atatürkçüler Kuvayı Milliye’yi örgütlemek zorunda. Erbakan’ı milli ve antiemperyalist olarak görenlere tavsiyemiz Saadet Partisi’ne girip AKP’ye karşı kendilerince en tutarlı mücadeleyi vermeleri. Eğer Atatürk düşmanlarının ve gericilerin antiemperyalist ve Kuvayı Milliyeci olabileceği düşünülüyorsa kendileri açısından en tutarlı sonuç budur. Hataya saplanan samimi Atatürkçülere ise çağrımız tüm hayatları boyunca verdikleri mücadelelerini ve fikirlerini reddetmemeleri ve hatalarını kabul edip yeniden bir Atatürkçünün alması gereken tavrı almalarıdır. Aksi takdirde Atatürkçülüğün ve 28 Şubat’ın “özeleştirisini verip”, güya “siyonist ve emperyalistlerin devirdiği” Erbakan’ın yanında sahte Kuvayı Milliye saflarına katılmak zorunda kalırlar. |