| Salih Yavuz |
|
Diğer Türkiye Yazıları: Yurtsever komutanlar fişleniyor! Ordu, AB ve ABD yanlısı kişi ve grupları mercek altına alıyor 2002 Kasım’ından bu yana özellikle AB’ye girmek için verilen tavizler, Kıbrıs’ta yıllardır izlenen politikalardan vazgeçilmesi, Irak’ın parçalanmasıyla birlikte oluşan işbirlikçi ve ajan aşiret yapısına göz yumulması, PKK terör örgütünün siyasete sokulması bu çatışmanın bir kaç göstergesi. 10 Mart tarihli Hürriyet gazetesinin “Sosyetik Fişleme” manşeti ve ardından başlayan tartışmalar da aslında bu çatışmanın devamı. Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı Ocak ayında bazı kaymakamlıklara ve askeri birliklere bir yazı gönderdi. Yazının kapsamı şöyle; “Kendini ulusal değerlerin dışında ve üstünde gören AB ve ABD yanlısı kişi ve grupları, yüksek sosyete grupları, sanatçıların mensup olduğu gruplar, zengin ailelerin çocuklarının oluşturduğu gruplar, azınlıklar ve kendini azınlık olarak görme eğiliminde olan (Çerkes, Roman, Abaza, Arnavut ve Boşnak) grupların faaliyetlerinin izlenmesi ve bunlar hakkında bilgi toplanması. Yani Türkiye aleyhine faaliyet yürüten grupların faaliyetlerinin mercek altına alınması.” 28 Şubat sürecinde Ordu şeriatçı örgütleri ve onların yurtdışı bağlantılarını tehdit kapsamında değerlendirmişti. Ancak 28 Şubat’tan bu yana geçen zaman şeriatçı partilerin ve örgütlenmelerin iktidar olmasını ve bütün bölücü ve yıkıcı faaliyet yürüten çevrelerin hızla güçlenmesini getirdi. Bundan dolayı Ordu’nun tehdit kapsamı da buna göre değişti. Asıl tehdidin AB, ABD ve onlara bağlı faaliyet yürüten kişi ve kurumlardan geldiği saptandı. Böylece 50 yıldır Batı emperyalizmiyle geliştirilen müttefiklik stratejisi de ciddi biçimde sorgulanmaya başlandı. Zaten işin püf noktası da burada. Asıl tartışma, yazının usule aykırı olmasıyla veya yazının hangi birimin ve kimin onayıyla gönderilmesiyle alakalı değil. Asıl mesele Ordu’nun Batıyla geliştirdiği ‘müttefiklik’ ilişkisini sorgulamaya başlaması ve ona karşı ulusal bir strateji geliştirmeye çalışması. Ordu’ya yönelik psikolojik savaş Aslına bakılacak olursa, Ordu’nun böyle bir faaliyet içinde olması yeni bir durum olmamalı. Yani bölücü ve yıkıcı faaliyetler yürüten grupların, azınlık örgütlerinin, sanatçılık, yazarlık adına ulusal çıkarlara karşı faaliyet yürüten kişi ve örgütlenmelerin zaten izleniyor olması gerekir. Bu, Ordu gibi ülkenin iç ve dış tehditlere karşı korunmasında birinci derecede sorumlu bir kuvvetin yapması gereken bir görevdir. Bölücülere ve yıkıcılara izin mi verilecektir? Bunun sorgulanması bile gariptir. Ancak sorgulanmaya başlandıysa burada durup düşünmeye başlamak lazım. Eğer ulusal çıkarları korumaya yönelik uygulamalar sorgulanıyorsa tehlike büyük demektir. Hele de Ordu gibi Türk milletinin gözbebeği bir güç sorgulanıyorsa. Peki bu sorgulama neden böyle bir dönemde yapılıyor? Asıl amaç Ordu’yu zayıf düşürmek. Olur olmaz her meselede Ordu’yu tartışmaya çekmek ve bu şekilde yıpratarak elini zayıflatmak. Hatta yapılabilirse içinde bölünmeler yaratmak. Yaratılamasa da en azından bölünme varmış gibi göstermek. Tam bir psikolojik savaş. Peki bu psikolojik savaş kime hizmet ediyor? Ordu’nun sesinin kesilmesi ve etkisinin azaltılması kime yarıyor? Bir kaç cepheden bakıldığında Türkiye’nin ulusal çıkarlarıyla çatışın bir durum ortaya çıkıyor. Kıbrıs’ta Rum tezleri yönünde baskılar artıyor ve Denktaş adım adım yalnızlaştırılıyor, Irak’ta kurulan federatif yapı bütün bölge ülkeleri açısından bir kangrene dönüşüyor, PKK giderek meşru hale getiriliyor ve artık Türkiye’de de federasyon tartışmaları adım adım ısıtılıyor. Aslında Türkiye çok yönlü bir kuşatmanın altına alınıyor. Bu noktada bu gidişe dur diyecek güçlerin de zayıflatılması ve bölünmesi planın işlemesinin can alıcı noktası. Ordu’nun bu tartışmaların içine çekilmesi ve yıpratılmasının altındaki esas neden de bu. Hatta ulusal çıkarlar doğrultusunda tavır alan komutanlar fişlenmeye başlanıyor. Ege Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon, (E) Orgeneral Tuncer Kılınç örneklerinde olduğu gibi, generaller AB yolunda atılan adımları engellemekle ve antidemokratlıkla suçlanıyor. Ordu içinde gelişen uyanışı kimse engelleyemez Son olayda ise oyayın Genelkurmay’ın dışında Kara Kuvvetleri tarafından yapıldığı yolunda bir kampanya ile komuta kademesinin bir bölümü hedef alındı. AB ve ABD yanlısı medya, Türkiye’yi bölmeye çalışan emperyalist güçlere karşı açıklama yapan tüm komutanları manşete taşıyarak suçluyor ve bir nevi fişliyor. Kara Kuvvetleri Komutanı Org.Aytaç Yalman, Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur son dönemde bazı gazeteler tarafından isim verilerek hatta cuntacılıkla suçlanıyorlar. Böylelikle Tuncer Kılınç ve bir önceki Genel Kurmay Başkanı Kıvrıkoğlu’na karşı yürütülen kampanyanın benzeri yürütülüyor. Ses çıkaran komutanlar hedef yapılarak emekli edilmeye çalışılıyor. Ancak son olay gösteriyor ki, konuşan komutanlar, Ordu’nan aldıkları güç ve halktan aldıkları davetle konuşmaktadırlar. Bu nedenle de son olayda, Genel Kurmay Başkanı’nın açıklaması bir gün sonra Genel Kurmay Başkanlığı tarafından yapılan resmi bir açıklama ile bir nevi düzeltilmiştir. Bu düzeltme, Ordu’da alt kademelerden üst kademelere doğru, komuta kademesini koruyan bir inisiyatifin güçlendiğini göstermektedir. Halkın desteği ile de birliştiğinde Ordu’nun Tayyip’in istediği kıvama getirilemeyeceği ortaya çıkmaktadır. Basının Ordu’yu bölmeye, bölünmüş göstermeye ve köşeye sıkıştırmaya yönelik operasyonuna karşın Genelkurmay daha ilk gün açıklama yaparak uygulamayı sahiplenmiştir. İkinci gün Orgeneral Hilmi Özkök’ün “bir kabahat varsa benimdir” açıklaması da yeterli görülmemiş ve bir üçüncü açıklamayla uygulama tartışmaya yer bırakmayacak şekilde sahiplenilmiştir. Personelin kusuruyla ilgili teknik ifadeler sonuçta uygulamanın sahiplenildiği gerçeğini değiştirmez. Türk Ordusu’nda hangi konumda olursa olsun hiç kimsenin kendi başına hareket edemeyeceği bir kez daha ortaya çıkmıştır. Alt kademelerden başlayarak yüksek komuta kademesine kadar tam bağımsızlıkçı, AB ve ABD karşıtı bir irade açık biçimde gözlemlenmektedir. Bu irade son olayda Genelkurmay’ın açıklamalarına da yansıtılmıştır. Öyle ki vatansever kesimler için şüphe doğurması muhtemel bir açıklama ertesi gün yeni bir açıklama ile bir nevi düzeltilmiştir. İşte işbirlikçi basını ve bağlı olduğu emperyalist güçleri korkutan şey Ordu’nun bir bütün olarak aldığı bu sağlam tavırdır. |