Arama: 
22.03.2004/Sayı:52
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Ekonomi
Tarih
Kitap
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Öner Yağcı Öner Yağcı

Seçim var!

Cumhuriyet, 81. yaşında böyle çirkinliklerle, umutsuzluklarla, korkularla mı karşı karşıya gelecekti?

Osmanlı’nın son dönemlerinde çeşitli emperyalist devletlerin ürettiği, Mustafa Kemal’in yüz vermediği pantürkist-panturanist-panislamist politikaların devleti nasıl batak serüvenlere sürüklediğini; Türklerin Anadolu’daki varlığına son vermeyi amaçlayan Sevr’in, Rum-Pontus, Ermeni ve Kürt devletlerinin kurulmasını öngördüğünü, emperyalizmin aklından hiç çıkmadığını; onların planlarını bozan, zaferiyle mazlum uluslara öncü olan Ulusal Kurtuluş Savaşı boyunca ve Cumhuriyet’in ilk 15 yılında tümü de emperyalist devletlerle bağlantılı ve dinsel gericiliğe dayanan ayaklanmaların sürdüğünü: Cumhuriyet’in emperyalist etkilerden uzak, laiklik temeli üzerinde bağımsızlıkçı politikalar uyguladığını; ama emperyalizmin “Lozan”ı asla tanımadığını; İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ABD ile ikili anlaşmalarla başlayan sürecin yaşamın her alanına yayılarak borç tuzağıyla, bağımsızlığı yok eden askeri paktlarla ve çok partili yaşam gibi dayatmalarla süren soğuk savaş-ılımlı İslam politikalarının yıllardır sürekli olarak işbirlikçiler ve Cumhuriyet düşmanları ürettiğini unuttuk mu?

“Küreselleşme” politikalarıyla ülkemizi dıştan-içten çökertme planlarının bir üst aşamaya geldiğini; ABD’nin “Büyük Ortadoğu Projesi” kapsamında parçalama eylemlerinin komşu ülkelerden başlayarak adım adım kalbimize yöneldiğini; baştan beri onunla işbirliği yapan etnik hareketlerin ve dinsel görüntülü şeriat-hilafet özlemlerinin tehlikeli boyutlara ulaştığını; başka açılardan Cumhuriyet karşıtı olanların da işbirlikçilikte onlardan geri kalmayıp onlarla bütünleşerek politika izlediğini görmüyor muyuz?

“84 yıllık karanlığı yıkacağız!” söylemleriyle Ulusal Kurtuluş’a hınçlarını dökenlerin, yani emperyalizmin Türkiye’yi parçalama ve küçültme politikalarına alet olanların -örneğin “Türk-İslam Sentezi” ideolojisi ve tarikatların- devlet tarafından beslene beslene nerelere getirildiğinin ayırdında değil miyiz?

Bu noktada, bir cümbüşe, müzikleriyle bir şenliğe, bir kirliliğe (kâğıt, naylon, görüntü, ses, kalabalıklar...), bir çirkinliğe, trafik keşmekeşine; birbirinden pek farkı olmayan onlarca siyasal partinin katıldığı kötü bir “oyun”a dönüştürülen seçimlere giriyoruz. Aynı zamanda siyasi düşünüş ve önermelerin yerini “rant kavgası”nın aldığı, mahalle muhtarlarının bile onlarca adayla yarıştığı, milyarlarca, trilyonlarca liranın çöplüklere atıldığı bir ticaret arenasına giriyoruz yani.

Seçimlerle ilgili TÜRKSOLU’nun 8 Mart tarihli sayısında değerlendirmeler yapıldı. Başyazı’daki, seçimlerin kader seçimine dönüştüğü ve böyle anlarda hata yapma lüksü olmadığı; seçimlere Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderinin oylanacağı bilinciyle yaklaşılması gerektiği; seçimlerin Türkiye’nin federasyona zorlanarak bölünmesinin başlangıcı olacağı; AKP’nin oyunun yükselmesinin önüne geçilmesi gerektiği; Güneydoğu’daki birçok belediyenin yerel yönetim organı olarak değil, yerel başkaldırı organı olarak görüldüğü ve Kamu Yönetimi Yasası’yla bunların özerklik silahına kavuşacağı; Irak’ta kurulan Kürt devleti nedeniyle ABD-Türkiye savaşı tehditlerinin ve AB’ye uyum sürecinin baskısı yanında AKP ile bölücülüğün birleşmesinin büyük tehlike olduğu gibi saptamaların doğruluğundan kuşku duyamayız.

Yazının “Nasıl oy vereceğiz?” bölümündeki bir kısım önermelerin ülkemiz gerçeğine uygun olduğunu; ama sıralanan maddelerin bir kısmının tehlikeli ve amaçtan uzaklaşmış olduğunu düşünüyorum. “Her yerde bölge gerçeğine uygun yerel bir strateji izlenmesi” biçimindeki önermeyle yanlış değerlendirmelerin önüne geçiliyor gibiyse de; işbirlikçi politikayı izleyen AKP değilmiş gibi kimi yerlerde ona da oy verilebileceğini söylemenin ve “Türk olan Türk’e oy verir.” gibi bir seçeneğin yer almasını talihsizlik olarak görüyor; siyasal gerçeğimize aykırı olan bu önermeyi anlamakta güçlük çekiyorum. Atatürk ulusçuluğunun ırk esasına dayandığı gibi bir yanlışın ülkemizi daha büyük tehlikelere taşıyacağının bilincinden uzaklaşmaktır bu. Hele, yazının sonundaki “Tanrı Türk’ü ve Türkiye Cumhuriyeti’ni korusun!” dileğinin, bunca yaşanmışlıktan, yakın tarihimizle ilgili çağrışımından, bu sloganın partisinin yarım yüzyıldır emperyalist değirmene un taşımasından sonra seslendirilmesini, tehlikeli ve hedef şaşırtan bir adım olarak görüyorum. Sorunu emperyalist egemenliğe, dayatmalara karşı Türk ulusal kimliğini ve Cumhuriyeti’ni savunma sorunu olmaktan çıkarıp, nice “Türk”ün en büyük işbirlikçiler olarak bugünkü sorunların yaratılmasında payı olduğunu unutarak “Türk olan-Türk olmayan” biçiminde getirmek tehlikeli rüzgârlara yelken açmak anlamındadır.

Seçimler “Türklerle Türk olmayanlar” arasında değil, yurtseverlerle emperyalist işbirlikçileri; din bezirgânlığıyla emperyalizme hizmeti bütünleştirenlerle laik Cumhuriyeti savunanlar arasındadır. Seçimler için doğru önerme; duyarsız kalınmaması, mutlaka oy kullanılması, emperyalizmin saldırdığı ulusal değerleri ve yurdun bağımsızlığını, bütünlüğünü savunan partilere ve kişilere oyların verilmesi biçiminde olmalıdır.