Arama: 
22.03.2004/Sayı:52
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Ekonomi
Tarih
Kitap
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Kapak İnan Kahramanoğlu

Yerel Seçimlerde AKP ve DEHAP’a karşı
Türk Barikatı

Sevr zorlaması sürecinde kritik seçim

Kıbrıs’ta Annan Planı dayatması, Kuzey Irak’ta ABD güdümlü kukla Kürt devleti tehdidi ve içerde AKP iktidarının hilafet rejimine geçiş çabaları ile terör örgütü PKK’nın yoğunlaşan faaliyetleri...

Türkiye yerel seçimlere bu büyük tehditlerle boğuşarak giriyor. Yeni bir Sevr zorlamasının eşiğinde bulunuyoruz. Böyle kritik bir süreçten geçerken yapılacak yerel seçimlerin önemi daha da artıyor.

Kısacası sıradan bir belediye seçimine değil Türkiye Cumhuriyeti’nin kaderini oylayacağımız bir seçime gittiğimizi bilmeliyiz.

Seçimler Türk vatanının bölünmez bütünlüğünü savunanlanlarla Türk vatanı üzerinde her türlü bölücü emellerini gerçekleştirmeye çalışan Türk düşmanı güçler arasında yaşanacak. Bu noktada milli bir strateji izlemeden bu tehditleri bertaraf etmek mümkün değil. Milli saflarda yaşanan kafa karışıklığının bir an önce aşılması ve yerel seçimlere yönelik bir Türk planının bir an önce oluşturulması şart.

Milli saflarda seçimlerin ne kadar kritik olduğu gerçeği kavranmadan izlenecek her tür strateji Türkiye’nin parçalanması planına hizmet edecektir.

Yerel seçimlerde iki büyük tehlike ile karşı karşıyayız. Birinci tehlike Türkiye’de Cumhuriyet rejimini yıkarak yerine Batı güdümlü bir hilafet rejimi kurmaya çalışan AKP. İkinci tehlike ise Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusu’nu kopararak bağımsız bir Kürt devleti kurmaya çalışan DEHAP.

AKP’nin %50’yi aşması mutlak suretle engellenmeli

Seçimlerde Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği açısından en büyük tehlike şu anda tek başına iktidarda bulunan AKP’nin %50 oy oranını aşması.

Bilindiği üzere AKP 3 Kasım seçimlerinde oyların %37’sini almasına rağmen Meclis’te %75 gibi aslında haketmediği bir çoğunluğa ulaşarak neredeyse Anayasa’yı tek başına değiştirebilecek güce ulaşmıştı. Üstelik vatandaşın büyük kısmı sandığa gitmediği için AKP’nin gerçek oy oranı %25 civarındaydı. Dolayısıyla %25 oyla kurulan bir azınlık diktatörlügü ile karşı karşıyayız.

AKP iktidarının bir yılı aşan dönemdeki uygulamalarını ise hep birlikte yaşayarak gördük. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde türban ilk kez AKP iktidarıyla birlikte devlet protokolüne girdi. Devlet içinde şeriatçı kadrolaşma görülmemiş boyutlara ulaştı. Bakanlıklardan üniversitelere kadar her alanda Türk devleti bir molla kuşatması ile karşı karşıya bırakıldı.

AKP Meclis’teki çoğunluğuna güvenerek Türkiye’nin devlet politikasını ayaklar altına aldı. Kıbrıs’ta otuz yıllık Milli Davamızda Rum tarafını bile şaşırtacak derecede verkurtulcu tavır ve Denktaş’ı sindirme çabaları hâlâ devam etmekte.

AKP, bir süre sonra Türkiye’ye doğru genişletilecek ABD’nin K. Irak’ta kurduğu kukla Kürt devleti planının taşeronluğunu yapmaktan da çekinmedi.

Türk askeri AKP iktidarında başına çuval geçirilerek esir alındı. Bu olaydan sonra bile AKP iktidarı Türk askerini değil, ABD’yi savunabildi.

 
Seçimler bölücülüğün ve gericiliğin tehditlerine sahne oluyor. SHP ve AKP’nin seçim çalışması görüntüleri.

Türkiye’nin bölünmesinin yasal kılıfını hazırlayacak son adımı da AKP iktidarı attı ve ikiz yasaları çıkarttı. Böylece bölücü Kürt hareketine Türkiye’yi bölmek için ayaklanma ve sıkışırsa BM’e ve uluslararası kurumlardan yardım isteme hakkı bizzat iktidarın çıkardığı yasalarla tanınmış oldu.

Bu bölünme ve parçalanma sürecinin önündeki en büyük engel olan Türk Ordusu’nu sivilleşme ve demokratikleşme adı altında vatan savunmasının dışına itma planı ise son hızla işletiliyor.

Elbette AKP bütün bu politikaların sonucunda Cumhurbaşkanlığı’ndan yargıya, devlet bürokrasisinden Türk Ordusu’na kadar bütün devlet kademeleriyle çatıştı. Bu çatışmada AKP, arkasına aldığı AB-ABD desteği ve işbirlikçi basının gücüne dayandı.

Gerek aldığı oy oranına denk düşmeyen milletvekili sayısı gerekse Türkiye’nin milli çıkarlarını ve Cumhuriyet’i yok etme yolundaki girişimleri AKP iktidarını gayrımeşru hale getirdi.

AKP yaşadığı bu meşruluk bunalımının etkisiyle, türbana özgürlük kazandırma, İmam Hatiplilerin üniversitelere girişini kolaylaştıracak yasal düzenlemeler ve AB-ABD güdümlü dış politika tercihlerinde önemli geri adımlar atmak zorunda kaldı.

AKP şimdi yerel seçimlerde %50’yi aşarak meşruluk sağlama peşinde. Eğer bu amacına ulaşırsa halkın büyük çoğunluğu tarafından desteklendiği propagandasıyla şeriatçı uygulamalarına hız verecek ve AB-ABD’nin Türkiye’yi parçalama ve paylaşma planı sorunsuz işletilebilecek. Bu planların önündeki en büyük engel olan Türk Ordusu ise %50’lik halk desteği karşısında AKP’ye boyun eğmek zorunda bırakılacak.

O nedenle yerel seçimlerde ilk ve temel hedef AKP’nin mutlak suretle durdurulması olmalı. AKP her ne pahasına olursa olsun %50’nin altında tutulmalı.

Tersi durumda yerel seçimlerde elde edilecek böyle bir başarı erken bir genel seçime giden yolu açarak AKP’nin Türk siyasetinin tek gücü olmasına neden olabilecek. AKP iktidarı bir diktatörlüğe ve hatta Hilafete doğru gidecek.

AKP’ye ait bir seçim minibüsünde rastlanılan “iktidarla elele 84 yıllık karanlığa son” sloganı %50’yi aşmış bir AKP’nin cüret edebileceği bir iştir. İşin şakası artık kalmamıştır, cumhuriyeti yıkma hedefi artık saklanmamaktadır.

%50 oy oranını aşan AKP bugüne kadar geri adım atmak zorunda kaldığı pek çok konuda daha da cüretlenecek. Türban devlet giysisi haline gelecek, üniversiteler medreseye dönüşücek, bütün devlet kadroları şeriatçı militanlarla doldurulacak, kamu reformu yasa tasarısıyla milli devlet tasfiye edilerek cemaat ve tarikatların egemenliğinde bir hilafet rejiminin önü açılacak. Elbette Kıbrıs’tan, K. Irak’a kadar her alanda Türk toprakları elden çıkacak ve Türk varlığı ağır tehdit altına girecek.

Güneydoğu’da DEHAP kazanırsa BM’e bile başvurur

Seçimlere PKK’nın yasal temsilcisi olarak giren DEHAP ise engellenmesi gereken ikinci unsur. SHP çatısı altında seçimlere giren ve “Demokratik Güçbirliği” adıyla çeşitli irili ufaklı sol görünümlü partileri de peşine takarak terörist imajını gizlemeye çalışan PKK özellikle Doğu ve Güneydoğu illerinde belediye seçimlerini kazanma peşinde.

Kandil Dağı’ndaki PKK-CIA görüşmesinde alınan kararlara göre PKK’nın siyasallaştırılması süreci hızlandırılacak ve Türk devleti ile masaya oturtulması sağlanacaktı. Yerel seçimlerde alınacak sonuç ABD-PKK planının başarıyla tamamlanması açısından oldukça önemli.

DEHAP, Diyarbakır başta omak üzere Doğu ve Güneydoğu’daki illerde belediyeleri ele geçirdikten sonra ne olacağını görmekse hiç de zor değil.

Çok değil yerel seçimlerden birkaç yıl sonra, PKK tarafından Kürdistan’ın başkenti olarak adlandırılan Diyarbakır belediyesi Birleşmiş Milletler’e başvurarak bölgedeki Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti tarafından baskı altında tutulduğu gerekçesiyle kendi kaderlerini tayinini talep edecek.

Kıbrıs’ta Annan Planı için kurulan referandum sandığının bir benzeri Güneydoğu’da Kürtlerin Türkiye’den ayrılarak bağımsız Kürdistan’ı kurmaları için kurulacak. Tehlikenin ne kadar büyük olacağını söylemek herhalde gereksiz.

AKP’nin hazırladığı kamu reformu tasarısı ile belediyelere özerklik kazandırma çabaları ve ABD’nin K. Irak’ta kurduğu Kürt devletinin resmilik kazanmasıyla birlikte Türkiye’ye yönelik bir BM müdahalesinin de önü açılmış olacak.

DEHAP’lı belediyelerin şu ana kadarki faaliyetlerini göz önüne alırsak bu öngörünün gerçekleşme ihtimalinin ne kadar yüksek olduğu daha rahat kavranabilir. Zira DEHAP’lı belediyeler AB ile çok sıkı ilişkiler geliştirmiş durumdalar. Bu belediyelerin bulunduğu illerin tamamında AB büroları kurulmuş vaziyette ve yine AB tarafından kredi adı altında bu belediyeler aracılığıyla bölücü örgüte para desteği sağlanmakta.

AB’nin sözde üyelik süreci içinde Türkiye’ye koşul olarak sunduğu Kürtçe eğitim ve yayının serbest bırakılması, idam cezasının kaldırılması, DEP’li milletvekillerinin serbest bırakılması gibi dayatmalar PKK’nın arkasındaki AB desteğini açıklamak için sanırız yeterli kanıtlardır.

Güneydoğu’da DEHAP’a karşı gerekirse AKP’yi destekleyelim

Güneydoğu’daki seçimler aslında bağımsız Kürt devletine izin verilip verilmeyeceğini belirleyecek. Dolayısıyla Güneydoğu’da öncelikli hedef DEHAP’ın kazanmasına engel olmaktır. Güneydoğu’da DEHAP’ın rakibi olarak muhtemelen AKP çıkacaktır. DEHAP ve AKP’nin çekiştiği bölgelerde DEHAP’a karşı AKP’yi desteklemekten kaçınmayalım.

AKP’ye oy vermek Atatürkçüler, milliyetçiler için belki zor olacak. Fakat karşımızda siyasi bir partinin değil terör örgütü PKK’nın olduğu bilinciyle hareket etmek zorundayız. Türkiye ne yazık ki böylesi bir tercihe zorlanacağımız bir aşamaya gelmiş bulunuyor.

Elbette AKP de tıpkı PKK gibi Türkiye’nin parçalanması planları doğrultusunda kullanılmaktadır. Ancak AKP’nin Türkiye’yi parçalamaya götürecek uygulamaları kamu reformu adı altında üniter yapının adım adım tasfiyesi ile olacağı için daha uzun soluklu ve engellenmesi de bu nedenle daha kolay bir plandır.

Oysa PKK hem elindeki terör gücü hem de arkasındaki Batı desteği ile çok değil birkaç yıl gibi kısa bir süre içinde Misak-ı Milli sınırları içinde bağımsız bir Kürt devleti kurabilir. Üstelik AKP’nin PKK gibi BM veya NATO müdahalesi talep etme ihtimali yoktur. Çünkü AKP Türkiye üzerinde bir politika yürütmektedir, Kürt bölünmesi bunun yalnızca bir parçasıdır.

Dolayısıyla AKP’nin yönettiği bir ülkede bir AKP belediyesinin Türkiye’yi emperyalist kuruluşlara şikayet etmesi ve Kürtlere yardım için müdahale talebinde bulunması düşünülemez. Ancak bir DEHAP Belediyesi Kosova ve Kuzey Irak’ta örneklerini gördüğümüz gibi bunu rahatlıkla yapabilir.

AKP’ye atılacak oylar, bu bölgedeki oylar genel oy dağılımı içinde çok küçük bir paya sahip olduğu için de AKP’nin Türkiye genelinde %50 oy hedefine herhangi bir etki yapmayacaktır.

Yani seçimlerde TÜRKSOLU’nun belirlediği AKP’nin önünü kesmek üzerine kurulu temel stratejiyle Güneydoğu’da DEHAP’a karşı en güçlü adayı destekleme çağrısı birbiriyle çelişmemektedir. TÜRKSOLU’nun stratejisi uygulanırsa AKP Güneydoğu’da bazı riskli illeri kazanır ama Türkiye genelinde %50’nin altında kalır, böylece tehlike savuşturulur. Bunun için de TÜRKSOLU taraftarlarını ve Türk milletini bu acil koşullarda vatanı düşünmeye ve bu zor görevi yerine getirmeye çağırıyoruz.

Mersin’den Diyarbakır’a Kürt bölücülüğüne karşı Türk barikatı

Diyarbakır’dan başlayarak bütün Doğu ve Güneydoğu’ya yayılan Kürt bölücülüğü diğer bölgelerde de önemli bir risk olarak ortaya çıkmış durumda. Kürt bölücülüğü İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyükşehirlerde belediye başkanlıklarını alamasa bile toplayacağı oylarla Güneydoğu üzerindeki emellerini gerçekleştirmek için güç toplamış olacak.

SHP çatısı altında seçime girmek PKK’nın büyük şehirlerde oy almasını kolaylaştıracak. Bu üç büyük ilin dışında en büyük tehlike Antalya, Adana ve Mersin’de ortaya çıkıyor.

Özellikle Mersin’de kazanma ihtimalleri çok yüksek. Mersin’i önemli yapan etken bu bölgenin Kürt devletinin Akdeniz’e açılma kapısı olması. Terör örgütü bu amaçla özellikle son on yıllık dönemde Mersin’e yönelik sistemli bir iç göç politikası uyguladı ve böylelikle Mersin adım adım Kürtleştirildi.

Yerel seçimler bu Kürtleştirme planının bozguna uğratılması açısından önemli bir hesaplaşma alanıdır. Türkler bu Kürtleştirme operasyonuna Türk barikatı kurarak cevap vereceklerdir.

Mersin’in Kürtleşmesi başarıldığı an yayılma İzmir’e ve İstanbul’a doğru genişleyecektir. Kürtçülerin planı budur. Emperyalizm Kürtleri yayılmacı ve istilacı bir güç olarak kullanmaktadır. Irak’a saldırıdan hemen sonra işbirlikçi Kürt aşiretlerin Türk şehirlerini istila etmesi ve bir Türk katliamına başlaması Türkiye için de uyarıcı olmalıdır. Mersin’de SHP-DEHAP’a kaybedilen seçim Türkiye’nin Türksüzleştirilmesinde de önemli bir basamak olacaktır.

Türk Barikatı Mersin’den Diyarbakır’a kadar genişletilmeli ve terör örgütü kendi sözde başkenti olan Diyarbakır’da yenilgiye uğratılmalıdır. Özellikle Diyarbakır’da alınacak sonucun psikolojik etkisi büyük olacaktır. Yerel seçimlerde PKK’ya utanmadan kendi başkenti olarak kabul ettiği tarihi Türk şehri Diyarbakır’da yaşatılacak bu hezimet seçimlerin hemen arkasından PKK’nın silahlı gücünü ve siyasal örgütlenmesini dağıtacak bir sürecin ilk halkası olacaktır. Diyarbakır’da yenilen PKK moral bir çöküntü içine girecek ve bugünkü rahat ve kibirli tavrı sarsılacaktır.

Sahte milliyetçilere, sahte kuvayı milliyecilere oy yok

Bölücü ve gerici kuşatmayı dağıtmak için oyların bölünmesine engel olmak bir zorunluluktur. O nedenle küçük particilik hesapları bir yana bırakılmalıdır. Oylar AKP ve DEHAP’ı engelleme imkanı olan en güçlü Türk aday desteklenerek tek yerde toplanmalıdır.

Özellikle “millicilik” yaparak oy toplamaya çalışan pattilerin oyununa gelinmemelidir. Yüz kuruluşu bir araya getirip Kuvayı Milliye kurduğunu söyleyen ancak yüz kişi bile toplayamayan sahte kuvayı milliyecilere tek oy bile verilmemelidir. Binde bir oy oranını binde ikiye çıkartacak oylar boşa gitmiş olması bir yana bölücü ve gerici partilerin galibiyetine yol açacaktır.

O nedenle özellikle başında Ermenilerin bulunduğu ve yönetim kademelerinden Türklerin tasfiye edildiği sahte milliyetçi iki partiye oy verilmemelidir. Dün teröristbaşı Öcalan’a gül verenlerle bugün aynı terörist için idam cezasını kaldıranlar aynı Türk düşmanı merkezler tarafından yönlendirilmektedirler. Türk milliyetçileri bu gerçekleri görerek davranmak durumundadırlar.

En güçlü Türk adayı destekleyelim

Yerel seçimlerde bölücü ve gerici kuşatmayı ortadan kaldırmak için aday çıkartılan il ve ilçelerde oylar TÜRKSOLU çizgisindeki milliyetçi adaylara verilecektir. Aday çıkartılmayan bölgelerde ise AKP ve DEHAP adayına karşı en güçlü Türk aday desteklenecektir.

Adayın milliyeti önemlidir çünkü Türkler dışındaki bütün etnik unsurlar etnik ayrımcılık yaparak kendi adaylarını desteklemektedirler. Kürtler başta olmak üzere Ermeniler, Lazlar, Gürcü ve Çerkezler seçimlerde yıllardır kendi adaylarını desteklemektedirler.

Amaçları Türk kimliğini ortadan kaldırarak Osmanlı modeli çok kimlikli bir ülke kurmaktır. Adayın milliyetine bakarak Türk adaya oy vermek bu nedenle diğer ayrılıkçı unsurların yaptığı gibi ırkçı bir yaklaşımın ürünü değildir.

Sonuçta Türklerin tek amacı kendi vatanlarını savunmaktır. Türk’ün, Türk vatanını parçalamaya çalışan etnik bölücülere değil de Türk adaya oy vermesinden daha doğal ne olabilir ki?

Türk adaya verilecek her oy Türkiye’nin ulusal yapısını güçlendirirken bölücü unsurlara verilecek her oy ulusal yapının tahrip edilmesine yol açacaktır.

Türkiye’de uzun yıllardır sürdürülen etnik ve dinsel parçalama operasyonunun yakın bir dönemde büyük bir patlama yapacağı konusunda açık bir uyarı yapmak zorundayız.

Sadece Türkiye’nin komşusu olan Irak, İran ve Suriye gibi ülkelerin son birkaç yılda yaşadığı etnik çatışmalara bakarak bile nasıl bir tehlikeyle burun buruna olduğumuzu daha iyi görebiliriz.

Türkiye için de benzer bir etnik boğazlaşma tezgahı kurulduğundan şüpheniz olmasın. Nasıl Osmanlı çökerken bütün etnik gruplar örgütlenmeye ve devleti içerden yıkmaya başladıysa bugün de aynı süreç işlemektedir.

Üzücü olan tarihten ders alınamamasıdır. Türkün aklı geç geldiği için bir tek Türkler örgütlenmemektedir. Gürcü Gürcücülük, Çerkes Çerkescilik, Kürt Kürtçülük yapmaktadır, Türkler ise ezilmektedir. Farklı etnik grupların hakim oldukları belediyeler bir örgütlenme üssü, farklı bölücülüklerin karargâhı haline getirilmektedir.

Bu belediyelere Türk çalışan alınmamaktadır. Türklerin yönettiği belediyelerde ise böyle ırkçı uyguyamalara rastlanmaktadır. Bu yüzden Türkler iş yaşamından ve toplumsal yaşamdan dışlanarak ezilmekte ve yok edilmeye çalışılamaktadır. Bu nedenle de seçimlerde Türk adayları destekleme çağrısı ırkçılık değildir. Tersine ırkçı uygulamaları ve Türk’ün ezilmesini engellemeyi ve Türk adaletini sağlamayı amaçlamaktadır.

Türk solcuları vatan savunmasına

TÜRKSOLU bölücülüğe ve gericiliğe karşı mücadelesini yerel seçimlerde de kendi adaylarını destekleyerek sürdürecektir. Aday çıkartılan bölgelerde oyları TÜRKSOLU çizgisindeki adaylar üzerinde toplamaya çalışalım. Gerekirse bu iki partiye karşı tek bir Türk aday üzerinde anlaşalım.

En güçlü Türk aday kimse onun lehine adaylıktan çekilelim. Aday çıkartılmayan bölgelerde AKP ve DEHAP’ın önünün kesilmesi için parti ayırımı gözetmeksizin en güçlü Türk adayları destekleyelim.

Türk solcuları hangi adayın destekleneceği ve nasıl bir strateji izleneceği konusunda kendi il, ilçe ve beldelerindeki özel duruma göre belirtilen ana strateji doğrultusunda inisiyatif sahibidirler.

Yerel seçimler bütün vatan sathında verilecek vatan savunmasının bir cephesi olacaktır. Türk solcuları Türk barikatının kurulması için her tür fedakârlığı yapmalı ve bu işin fikir babası olarak milliyetçi saflara önderlik etmelidir.

Bütün Türkler seçimlerde bölücülüğe ve gericiliğe karşı tek ve sağlam bir barikat oluşturmak için saf tutmalıdır. Türk’ün yaşamı hiç bir zaman bu kadar tehlike altında olmamıştı. Onun için bütün Türkleri aklıyla hareket etmeye çağırıyoruz.