| Bedri Baykam |
|
Siyasal sorumsuzluk AKP’yi nerelere taşıyor?
1987 yılında yobaz propagandanın önünün açılması için her türlü alçakça sahte demokrat girişim, Özalizm yanlıları ve Türk-İslam sentezcileri tarafından damardan bu topluma zerkedilirken, mücadele bayrağını ilk açanlar arasındaydım. Ne yazık ki bu toplumun küçük bir kesimi, bozuk düzenden nasibini alıp, ceplerini doldurmakla meşguldü. “N’olacak ki niye abartıyorsunuz, yüzde kaç oyları var ki?” cümlesi, en çok rastlanan standart “salak” tepkinin özetiydi. Bu insanlar siyasal partilerin bir gün %4 alıp bir diğer gün %40’a, %60’a çıkabileceklerini bile anlamayacak bir çapsızlıktaydılar. Onlar siyaseti, her noktasıyla statik, değişmez bir durağan bataklık olarak görüyorlardı. Nazi tonbişi “nasyonal sosyalistken” %4.5 puanla başlayıp, dünyayı birbirine katan faşist gücüne ulaşmamış mıydı? Ne yazık ki, gerek şeriat ve demokrasinin beraber yaşayabileceği safsatalarına gerek 163. maddenin kaldırılmasına büyük tepki koyarken, Muammer Aksoy veya şahsım gibi insanları “paranoyak” olarak nitelendiriyorlardı. Bugün nerede o insanlar? Bugün AKP başkent ile ülkenin kalbinde “%68 oy alacak” iddiasıyla değerlendirilirken, ne düşünüyorlar? Yarattıkları dinci siyaset buldozeri %90 çıkınca mı uyanacaklar? Nerede şimdi Erdal İnönü’nün zarif ve iyi kalpli yorumları? Nerede “Efendim, bunların kemik oyu %10 kadardır, boşverin bunları” diyen büyük politika eksperleri? Önemli bir soru daha var. Merkez sağ nerede? ANAP, DYP ve tüm kadroları acaba nasıl yokolup gittiklerini anladılar mı, yoksa hâlâ çözemediler mi esrar perdesini? Zahmet edip “Ordu Satranç Oynarken” kitabımı okurlarsa, orada adım adım hangi ihanetleri yapıp siyaset sahnesinden silindiklerinin fotoromanını görebilirler. Şeriatçı partilere benzemeye çalışarak onlara gidecek oyları durdurabileceklerini zanneden bahtsızlar, “aslı varken niye müsveddesine insanlar oy versin ki?” sözlerimizi hiç dinlemediler. Bugün onlar siyaset sahnesinden nal topluyorlar. Özalların, Demirellerin, Çillerlerin adım adım verdikleri ödünler, bugünkü ortamı yarattı. Sol partiler ise başta Ecevit sonra da diğerleri olmak üzere ihaneti en tepeden yaşayan öbür grubu teşkil ediyordu. 1993’ün son ayına kadar hiçbir sosyal demokrat parti tüm çabalarımıza rağmen şeriatçılara karşı tepki vermedi. 1993’ü 1994’e bağlayan günlerde Ecevit’in verdiği ilk demeçler her ne kadar ilk hatırı sayılır siyasal lider tepkilerini oluşturuyor idi ise de timsah gözyaşlarından başka bir şey değildi. Solu birleştirmek amacıyla kurduğumuz “Taban Operasyonu” hareketine ilk ret faksını hemen çeken kendisi değil miydi? Ne Erdal İnönü ne Ecevit ne de Baykal, kamuoyunun bekldiği Kemalist tepkileri verebildiler. Bölüne parçalana yuvarlana bugünlere geldik. Peki şimdi ne yapacağız, kime oy vereceğiz? Ben tabii ki Atatürk’ün, 6 Ok’un partisi olarak gördüğüm CHP’ye oy vereceğim. Genel Başkan adayı olduğum parti ortada dururken bu tabii ki benim için tek seçim. Ama yüreğim parçalanıyor. Çünkü seçilseydim bugün CHP’yi en az %40, %45’e taşıyabileceğimi biliyordum. Dostum Gökçe Fırat’ın geçen TÜRKSOLU sayısında yaptığı bazı analizlere katılmıyorum. “AKP’ye karşı en güçlü adaya oy vermek” gibi bir cümleyi anlayabilirim. Ama “Diyarbakır’da DEHAP kazanmasın diye AKP’ye bile oy verilebilir” cümlesini onaylamam mümkün değildir. DEHAP etnik ağırlıklı siyaset yaptığı için hiçbir zaman gözüme girmeyecek bir partidir. Benim için siyasal bir parti, toplum için sunduğu siyasi, iktisadi ve sosyal politikalarla değerlendirilir. DEHAP’ın ve onu destekleyenlerin aldıkları yıkıcı tavır, etnisite üzerine kurulu motifler taşımaktadır. Bu siyaset “Kürt kökenli” değerli yurttaşlarımıza yarar değil zarar getirmektedir. Onların demokratik tüm haklarını korumak başkadır. Bölücülük yapanları alkışlayanlar veya destekleyenlerden güç almak başkadır. Bu yüzden DEHAP benim gözümde din üzerine siyaset yapan AKP kadar rahatsız edici bir partidir. Ama hiçbir zaman onları durdurmak için hiçbir yerde hiçbir şart altında AKP’ye oy vermem. Verilmesini istemem. Bir yanlış daha da büyük bir yanlışı önlemek için kullanılamaz. Atatürk cumhuriyetine savaşın en sinsisini açan bir anlayışın oy bankasına gidecek her puan benim gözümde bu cumhuriyetin bir büyük firesidir. İşte bu saydığım nedenlerle Gökçe Fırat’ın öbür karşı çıktığım düşüncesi de geliyor aklıma: DEHAP’a niye karşı çıkmıştım? Çünkü onlar “etnik siyaset” yapıyorlardı. Ve bu cumhuriyetin bütünlüğünü hazmedemeyen insanlara pirim veriyorlardı. O zaman biz “Şu aday Türk değil Ermeni ya da Gürcü. Ona oy vermeyin” dersek biz de DEHAP gibi etnik siyaset uçurumuna düşmüş oluruz. Bu yurtta yaşayan her vatandaş dil, din, ırk ayrımı yapılmaksızın eşit derece bu cumhuriyetin hak ve nimetlerinden yararlanır. “Ne mutlu Türküm diyene” demiştir Atatürk, “Ne mutlu Türk olana” dememiştir. İşte bu gerekçelerle Fırat’ın bu savlarını doğru bulmuyorum. Atatürkçülük ve laik demokrat siyaset insanların din, mezhep ve ırklarıyla uğraşmamalıdır. Fırat’ın Cumhuriyet’e yönelik bunaltıcı saldırılar yüzünden aşırı bir koruma refleksiyle bu tepkileri Cumhuriyet sevgisinden verdiğini düşünüyorum. Ama onun taşıdığı iyi niyete rağmen bu benim Atatürkçülük ve demokrasi anlayışımla uyuşmuyor. Özet: Herkes sandığa. Benim oyum, bana kurultayda yapılan tüm ayıplara rağmen tabii ki CHP’ye. Demokrasi için herkes istediği partiye oy verir. Ama dinci ve etnik siyaset yapan partilerin özgür parlamenter demokratik rejimde yerleri olmadığını düşünüyorum. Demokrasi ülkenin anayasasını ve oyunun tüm kurallarını kabul edenler arasında oynanan bir oyundur. Belden aşağı vuruş kaldırmaz. |