Arama: 
22.03.2004/Sayı:52
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Ekonomi
Tarih
Kitap
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Kitap Güneş Ayas

Hangi Kuvayı Milliye

Kuvayı Milliye Atatürkçülüğe dönüş hareketidir

Hangi Kuvayı MilliyeBatı emperyalizminin Türkiye’yi parçalama ve sömürgeleştirme planları birden öyle açık açık, öyle göstere göstere ortaya döküldü ki, aklı olan her Türk vatan savunması için kafa yormaya ve fikirlerini yeniden gözden geçirmeye başladı. Türkiye gibi emperyalizmin hedef tahtasında olan bir ülke için milliyetçi bir refleksin doğup büyümesi elbette ki kaçınılmazdı.

Önceleri bu refleks güncel tehditlere karşı ortaya konan kendiliğinden tepkilerle sınırlıyken gitgide bir fikir hareketine dönüştü.

Vatanın geleceğinden kaygı duyan insanlar varolan siyasi yapı ve kurumlar içinde bir çözüm bulamayacaklarını gördüler ve milletin büyük kesimleri siyaset mekanizmasının dışında çözümler aramaya girişti.

Bu noktada zorunlu olarak yapılması gereken bir şey vardı. O da geçmiş siyasi bağlılıklardan kopmak, Türkiye’yi adım adım sömürgeleştiren bu düzenle bağlarını koparmak. Bunu yapmak için de daha farklı siyasi yapılar içinden gelenlerin fikirlerini yeniden gözden geçirmesi gerekiyordu. Bu noktada Kuvayı Milliye bir yeniden Atatürkçülüğe dönüş akımı olarak ortaya çıktı.

Kuvayı Milliye bu düzenin Batıya bağımlı siyasi yapılarından da dış kaynaklı ideolojilerinden de koparak Atatürkçülüğün gerçek özüne sahip çıkanların hareketi olarak filizlendi.

Kuvayı Milliye hareketini doğuran fikirsel kaynak tartışmasız biçimde Atatürkçülüktü. Atatürkçülük emperyalizme ve kapitalizme karşı, devletçi-halkçı, Türk milliyetçisi, devrimci ve laik bir ideoloji olarak benimseniyordu. İşin doğal olanı da zaten buydu. Çünkü Kuvayı Milliyecilikle Atatürkçülük birbirinden ayrılamazdı.

Sahte Kuvayı Milliyeleri emperyalizm yarattı

Şimdi ise deyim yerindeyse ortalık Kuvayı Milliye’den geçilmiyor, at izi it izine karışmış durumda. Yakın zamana kadar bugünkü “Kuvayı Milliyeciler”imizin bir Kuvayı Milliye kuracağına kimse inanamazdı. Çünkü bunların hepsi Atatürk karşıtı ideolojileri benimsiyordu. İşin ilginci halen de benimsiyorlar.

Kimler yok ki “yeni Kuvayı Milliyeciler” arasında; Apo’ya gül vermesiyle, Türk Ordusu’nu Kıbrıs’ta işgalci görmesiyle ve Ermeniliğiyle tanınan bir Maocu, taraftarları kendi müritleriyle sınırlı bir tarikat şeyhi, Ordu’dan ve milletten tokadı her yiyişinde AB’ye sığınan ve ümmetçi amaçları için Kürtçülerle her platformda birleşmekten kaçınmayan bir Şeriatçı Parti, AB’ye uyum yasası adı verilen Türkiye’yi bölme yasalarını eksiksiz imzalayan, Apo’yu affeden, tahkimi kabul eden, Kemal Derviş’i Türkiye’ye getiren, Kıbrıs’ta kritik tavizleri veren AB ve ABD dostu önceki hükümetin “millici ortakları”, bir önceki hükümetin şeriatçı partiyle koalisyon kurup Ordu ve millet tarafından devrilen Amerikancı ortağı...

Hepsi Kuvayı Milliyeci!..

Dikkat ettiyseniz tüm bu Kuvayı Milliyeci kalabalık içinde en marjinal idelojilerin tamamını bulabilirsiniz ama bir tek Atatürkçü harekete rastlayamazsınız. Hiçbirisi kendisini Atatürkçü olarak tanımlamaz. Birisi Maocudur, birisi ırkçı ve Türk-İslam sentezcisidir, birisi ise ümmetçi. Bu Kuvayı Milliye anlayışının kapıları herkese açıktır, Atatürkçüler hariç.

İşte “Hangi Kuvayı Milliye”de tartışılan sahtesi ve gerçeğiyle bu iki Kuvayı Milliye anlayışıdır. Gerçek Kuvayı Milliye kendini Atatürkçülük temelinde tanımlayan ve bu Tanzimat düzeninin hiç bir siyasal kurumuyla bağı olmayanların hareketidir.

Sahtesi ise Atatürkçülük dışındaki tüm ideolojilerin kurduğu bir koalisyondur. Ama tüm bu ideolojileri birleştiren koalisyonun aslında marjinal bir koalisyon olduğunu da söylemeliyiz. Çünkü emperyalizm yıllardır Türkiye’yi bu noktaya getirirken hep bu koalisyonun üyelerini kullanmıştır. Şimdi ise kendi sahte Kuvayı Milliyesini yaratmak ve gereçek Kuvayı Milliyenin önünü kesmek için aynı dostlarını öne sürmektedir.

Kimilerine göre bu koalisyon emperyalizme karşı vatanı savunmak için kurulmuştur. Vatan tehlikede olduğu için, koşullar olağanüstü olduğu için tüm ideolojiler bir araya gelmektedir. Bu da son derece olumludur.

Koalisyon emperyalizme değil Atatürkçülüğe karşı kuruluyor

Bu kitabın yazarları ise tam tersini savunmaktadır. Bu koalisyon emperyalizme karşı değil, Atatürkçülüğe ve onunla eş anlamlı kullanılması gereken gerçek Kuvayı Milliye’ye karşı emperyalizmin kurduğu bir koalisyondur. Nedenine gelince; bu koalisyon toplumun derinlerinde gelişen Atatürkçü uyanışın önünü kesmek için yaratılmakta ve desteklenmektedir.

Toplumun farklı ideolojileri benimseyen kesimleri gerçekleri görmekte ve gitgide bu yanlış ve kökü dışarıda idelojileri bırakarak Atatürkçülüğe yönelmektedir. Atatürkçülüğe yönelme sürecinde solcu ve milliyetçi kesimler içinde bir diyaloğun geliştiği doğrudur. Ancak yaşanan bir solcu-milliyetçi birlikteliği değildir. Her iki kavramın da yeniden doğru bir temelde tanımlanıp Atatürkçülük potasında eritilmesidir. Yani solcu dogmatik Marksist şablonları, enternasyonalizmi bırakarak Türkiye’nin ulusal sol idelojisini yani Atatürkçülüğü ve Türk milliyetçiliğini benimserken, milliyetçi de ırkçı-turancı, Türk-İslam sentezci ve liberal milliyetçilikten sıyrılarak Atatürkçülüğe, solculuğa yönelmektedir. Bu iki kesim arasındaki yakınlaşmanın anahtarı bu fikri çabadır.

Emperyalizm bu noktada eski düşmanlıkları körüklemektedir ama bu tutmayacak bir oyundur. Çünkü milliyetçi refleks engellenemeyecek kadar topluma malolmuş durumdadır. Öyleyse emperyalizm kendi benimsediği bir Kuvayı Milliye yaratarak bu Atatürkçü uyanışın önüne geçmeli, bir set oluşturmalıdır. İşte ittifakçı Kuvayı Milliye anlayışları farklı ideolojilerden milli endişeye sahip kesimlerin doğruyu bulmasını ve Atatürkçülüğe yönelmesini engellemek için emperyalizmin icat ettiği bir modeldir.

Millicilerin antiemperyalist kahramanı Erbakan

Öyle bir model kurulmaktadır ki Türkiye’yi bu noktaya getiren tüm parti ve akımlar yerli yerinde kalacak, bu kapitalist düzen olduğu gibi sürecek ancak bu düzenin soldaki ve sağdaki tüm figüranları Kuvayı Milliye diye ortaya çıkıp vatanı kurtaracaktır. Böylece Türk’ü esir eden kapitalist-emperyalist sisteme karşı tek çıkış yolu olan mazlum millet idelojisinin, Atatürkçülüğün önüne geçilmektedir.

Maocuların, şeriatçıların, kapitalistlerin, ırkçıların ve Türkiye’yi bu noktaya getirdiği için Türk milleti tarafından barajın dibine yollanan tüm partilerin “millilik”te birleştiği bir koalisyon önerilmektedir. Bu millilik kavramı kafaları öyle zedelemiştir, gözleri öyle kör etmiştir ki Erbakan gibi AB aşığı bir şeriatçı kimi ADD yöneticilerinin ve hatta O’nun partisini kapatan savcının bile antiemperyalist kahramanı olabilmektedir.

Durum bu kadar vahimdir...

Millilik denilen uydurma kavramla hem milletin milliyetçi uyanışı düzenin içine çekilmekte hem de, bu uyduruk koalisyona katılan unsurların kendilerini Kuvayı Milliye fikrine götüren tüm temel noktaları bırakması sağlanmaktadır. Solcu bu ne idüğü belirsiz millilik uğruna solculuğu bırakmaya, yani liberal olmaya çağrılmaktadır, milliyetçi milliyetçiliği bırakmaya ve “Türkiyeli” olmaya çağrılmaktadır. Antiemperyalizm, Rus faşizminden başka bir şey olmayan Avrasyacılıkla ikame edilmektedir. Atatürkçülük zaten bir ideoloji olarak baştan dışlanmıştır.

Bu kitabın yazarları ise tersine Kuvayı Milliye’ye katılacak unsurlara Maoculuğu, ırkçılığı, ümmetçiliği bırakma çağrısı yapmaktadır. Kuvayı Milliye günübirlik bir taktik hareketi veya geçici bir beraberlik değil bir devrim programı, bir ideolojidir. Bu yüzden de ideolojik bir netlik öncelikli bir koşuldur.

Kuvayı Milliye elbette ki kendini kapitalist-emperyalist sistemin dışında ve ona karşı tanımlayacaktır, yani solcu olacaktır. Emperyalizme direnmek için sonradan uydurulmuş ulusalcılık, millicilik gibi kılıfları değil Türk milliyetçiliğini benimseyecektir. Bu noktada da milliyetçilik ve solculuğun beraberliği bir ittifak değil doğal bir sonuçtur. Bu sonuç da kendini Atatürkçü ideolojide ifade eder.

Atatürk’ten sonra Atatürkçülüğün terk edilmesinin ve Türkiye gerçeğine uymayan bir yığın yabancı kaynaklı ideolojinin hakim gelmesinin özellikle 80 öncesinde nasıl sorunlara yol açtığı ortadadır.

İttifakçılık böler Atatürkçülük birleştirir

İki kutuplu sistemde solculuk ve milliyetçilik Türkiye üzerinde hesapları olan farklı emperyalist güçlerin uzantısı olarak kullanıldı. Türk milleti ikisi de Atatürkçü olmayan akımlar tarafından parçalandı.

Şimdi Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla Türkiye’nin gerçek düşmanının Amerikan emperyalizmi olduğu yeniden ortaya çıktı. Ama şimdi de iki tür oyunla Türk milletinin tek bir Türk ideolojisinde birleşmesi engelleniyor.

Bir yandan Kuvayı Milliyeci uyanış Avrasyacılık adı altında Rus emperyalizminin uzantısı haline getirilmeye çalışılıyor. Böylece yine 80 öncesindeki gibi dış merkezlere dayanan bir bölünme tetikleniyor. Bunun özellikle Maocu tarikat tarafından yapılması ve sahte Atatürkçülerle sahte milliyetçileri peşine takması düşündürücüdür. Böylece yine “milli” maskeli enternasyonalist bir idelojiyle Atatatürk’ün Türk milliyetçisi ve uzlaşmaz antiemperyalist tavrı ortadan kaldırılmaya çalışılıyor.

Diğer yandan da ittifakçılık görüntüsü altında 80 öncesi bölünmüşlük muhafaza edilmeye çalışılıyor. Şöyle ki milli güçleri birleştirmek adına Türk milletinin yabancı ideolojiler arasında bölünmesi sağlanıyor.

TÜRKSOLU’nun çıkışı tarihsel bir tasfiye hareketidir

“Hangi Kuvayı Milliye”de yayınlanan yazılar Kuvayı Milliye tartışmaları daha alevlenmeden başlayan ve TÜRKSOLU hareketinin son iki yıldır ısrarla savunduğu fikirleri bir araya getiriyor. TÜRKSOLU’nun sahte Kuvayı Milliye koalisyonun Maocu, ırkçı, sahte Atatürkçü bileşenlerini niçin bu kadar korkuttuğu bu yazılar okununca daha iyi anlaşılabilir.

Çünkü TÜRKSOLU’nun çıkışı aynı birinci Kuvayı Milliye gibi hem birleştirici oldu hem de büyük bir tasfiye hareketi olarak gelişti. Türk milletinin içinden çıkmayan yabancı kaynaklı ve düzen içi tüm siyasi yapılar ve fikirler TÜRKSOLU’nun çıkışıyla birlikte erimeye ve bir bir tasfiye olmaya başladı.

TÜRKSOLU yapay olarak ortaya çıkarılan tüm sahte akımların maskesini düşürdü. Sahte milliyetçiliğin de sahte solculuğun da sahte Atatürkçülüğün de aynı kaynaktan beslendiğini ortaya koydu. Bu yüzden hem her üç kesimin de konumlarını sarstı hem de solculuk, milliyetçilik ve Atatürkçülüğün aslında tek bir ideloji olduğunu ortaya koydu.

Bu tarihsel tasfiye Türk milletinin kurtuluşunun da bir müjdecisidir. Çünkü Batıya bağımlı siyasal yapı, kurum ve fikirler tasfiye olmadan Türk milletinin dirilişini temsil eden bir Kuvayı Milliye oluşamaz.

TÜRKSOLU’nun bu kadar tartışma yaratması, bu kadar saldırıya uğraması ama buna rağmen bu kadar çabuk büyümesi mazlum millet bakış açısına dayanan tek Türk hareketi olmasından kaynaklanmaktadır.

“Hangi Kuvayı Milliye” sahte Kuvayı Milliyeler aracılığıyla emperyalizmin önümüze koyduğu tuzakları bir bir göstermekte, aynı zamanda İkinci Kurtuluş Savaşımızın fikri temellerini ortaya koymaktadır. Bu noktada kafaları açtığı oranda başarıya ulaşmış sayılacaktır.