| Öner Yağcı |
|
Emperyalist dayatmalar “Sevr”den “Büyük Ortadoğu Projesi”ne Uzanan Emperyalizmin Politikaları Işığında Türkiye
Günümüzde küreselleşme; enternasyonalizm düşünün gerçekleşmesi değil, uluslararası sermayenin yani emperyalizmin dünyanın çeşitli bölgeleriyle çeşitli ülkelerinde yerel gericilerle, yerli işbirlikçilerle bütünleştiği, dünyayı tek bir pazara dönüştürmeyi amaçlayan bir sistemdir. Birinci Dünya Savaşı yıllarında, “Üçlü Anlaşma” denilen “Sykes-Picot” ve ilk işbirlikçilerimiz denilebilecek olan Osmanlı yöneticilerinin de imzaladığı “Sevr Antlaşması”yla başlayan, ama Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı sürdüren TBMM’nin imzaladığı “Lozan Antlaşması”yla buzdolabına, raflara kaldırılan ve Türkiye’yi parçalayarak Ermeni, Kürt, Rum devletleri kurmayı; “Türkleri Anadolu’dan kovmayı” amaçlayan “emperyalist plan” hiçbir zaman gündemden düşürülmemiştir. Türkiye’nin yok edilmesi planları ve politikaları, emperyalizmin aklından hiç çıkmamış; geçmişten günümüze sürekli gündemde tutulmuş; zaman zaman çeşitli bahanelerle ısıtılıp ısıtılıp tekrar gündeme getirilmiştir. 2 milyon kilometrekarelik Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasından sonra doğan genç Cumhuriyetimizi emperyalizm hiçbir zaman hazmedememiştir. Öyle ki, çeşitli dönemlerde emperyalist politikaların tam olarak uygulanmasına, ülkenin işbirlikçi yöneticileri en büyük emperyalist Amerika’nın belirlediği programları büyük ölçüde gerçekleştirmesine karşın bu planlar hiçbir zaman yok sayılmamıştır. Lozan’la birlikte rafa kaldırılan paylaşma iştahı, 1930’lu yıllarda Türkiye’nin uyguladığı bağımsızlıkçı politikalar nedeniyle emperyalizmin kursağında kalmıştır. Ama Cumhuriyet’in kurucusu ve antiemperyalist politikaların önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1940’ların ortalarından başlayarak “Soğuk Savaş”, “Ilımlı İslam”, “Yeşil Kuşak” teorileri ve dayatmaları emperyalizmin yeni politikaları olmuştur. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bu emperyalist düşün yeni sahibi olan ve Lozan’ı hâlâ onaylamamış, Türkiye Cumhuriyeti’ni resmen hiçbir zaman tanımamış olan ABD; buna karşın “İkili Antlaşmalar” imzalama, “Marshall Yardımı” yapma, “üsler-tesisler” kurma, “Barış Gönüllüleri” gönderme gibi ilişkilerle hep Türkiye’nin yakın dostu, müttefiki hatta zaman zaman “stratejik ortağı” olarak görülmüş, yorumlanmıştır. 1950’lerdeki bu “sıkı” ilişkiler, NATO’ya giriş, Kore Savaşı’na asker gönderilmesi ve her alandaki ilişkilerin yanı sıra “Yeşil Kuşak” politikasının bir ürünü olarak yaratılan Türkiye-İran-Pakistan arasındaki CENTO dayatması ile de “karşılıklı çıkarlar”ın değil işbirlikçiliğin en başarılı örneğine dönüşmüştür. ABD’nin 1960’lardaki Kıbrıs’la ilgili dayatmaları; yükselen antiemperyalist dalgaya karşı geliştirilen 1971’deki “12 Mart Darbesi” ve bu dönemde yaşanan devrimcilere yönelik baskılar, haşhaş ekim yasağı, Kıbrıs’taki EOKA darbesi ve “Barış Harekâtı”na karşı ABD’nin “ambargosu” da bu yıllarda yaşananların belleğimizde kalan özet bir kesitini oluşturmuştur. 1980’deki “12 Eylül” darbesi ve sonrasındaki uygulamalar da emperyalizmin yaşamımızın her alanına yönelik dayatmalarının yeni türeyen “işbirlikçi iktidarlar” aracılığıyla uygulanmasından başka bir şey değildir. Dayatmalar, 1990’larda “Çekiç Güç”le, PKK’nın desteklenmesiyle ve Ortadoğu’ya, Irak’a Amerikan saldırılarıyla, Türkiye’yi emperyalist saldırganlığının maşası yapma çabalarıyla sürmüştür. Günümüzdeki “Küreselleşme” koşullarında da bir yandan ulus devletlerin bittiği çığlıkları atılırken bir yandan en küçük etnik ve dinsel ayrılıklar büyütülüp beslenerek yeni küçük devletlerin oluşturulduğu koşullarda emperyalizmin Türkiye’yi gündeminden çıkarması söz konusu edilemez. Hele ki Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra önemi artan bir bölgedeki bağımsız politikalar izleyecek bir Türkiye asla kabul etmeyecektir. Son yıllarda ABD’nin dünya gündemine getirdiği “Büyük Ortadoğu Projesi” Türkiye’ye yönelik bu dayatmaların şimdilik son tasarıdır. Bu bakımdan “Sevr” sözcüğünü paranoya olarak yorumlayarak gerçeklerin üzerinin örtülmesi gibi bir saflığa düşmeye ve oradan başlayıp günümüzdeki “Büyük Ortadoğu Projesi”ne uzanan planlarını görmezden gelmeye yurdunu seven insanların hakları olmamalıdır.
|