| Prof. Dr. Şener Üşümezsoy |
|
Diğer kapak yazıları: Rus Avrasyacılığı mı Dünya ekonomik sisteminin 500 yıllık çözümlenimi göstermektedir ki Giovanni Arrighi’nin yüz yıllık döngüleri ile Braudel’in ve Wallerstein’in dünya sistemi döngüleri, Venedik (İtalyan) döngüsü, Anvers (Hollanda) döngüsü, İngiltere ve Amerika döngüleri olarak 1970’lere değin gelmektedir. İkinci Dünya Savaşı sonrası Amerikan birikim sistemi 1945’ten 1970’e değin maddi genşleme dönemine girmiş, 1970’lerden sonra para-sermaye Amerikan maddi üretiminden ayrılarak mali genişleme döngüsü gelişmiştir. Bu süreçte Almanya ve Japonya’da gelişen endüstrileşme Amerikan endüstrileşmesinin önüne geçmiştir. Ekonomik merkezliğin üçlü oluştuğu bu dönemde Para-sermaye küresel bir döngüye girmiş, bunun yanında dünya iki kutuplu askeri-politik hegemonik yapı kazanmıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılması öncesi ve dünya ekonomik krizi döneminde gerek Andre Günter Frank, gerekse Wallerstein, dünya hegemonik yapılanmasını Paris-Berlin-Moskova ittifakına karşı Washington-Tokyo-Pekin ititfakını 1984 yılında öngörmüşlerdir. Para-sermayenin mali genişleme dönemi Uzakdoğu mali krizleriyle sona ermiştir. Bu krizler sonrası para-sermaye, savaş sanayii ve petrol sanayiinde yoğunlaşarak üçlü oligarşik bir yapıyla küreselleşme sürecine girmiştir. bu anlamda Körfez savaşları Yahudi para sermayesinin dünya petrol yataklarını ve savaş sanayiini kontrol etmesi nedeniyle ortaya çıkmış bir krizdir. Bu kriz bize göstermiştir ki Almanya, Fransa ve Rusya ittifakı diğer tarafta ise ABD-Japonya ve Çin ittifakı ortaya çıkmıştır. Bu dünya resminde Avrasyacılık olarak sunulan Çin-Rusya-Hindistan ititfakı tezi olmayan bir dünya sisteminin ürünüdür. Diğer taraftan Rusya’nın varlığını sürdürebilmek için ititfak yapmak zorunda olduğu gücün Almanya (Berlin) olduğu Sovyetler’in dağılmasından sonra ortaya çıkmıştır ve Körfez Savaşı’nda da belirginleşmiştir. Türk-Rus ittifakı biçimindeki Avrasyacılık hiçbir ciddi jeopolitik eksende yer almamaktadır. Tam tersi Avrupa-Rusya ittifakı İran’la bütünleşmeyi hedeflemektedir. Avrasyacılığa bu resmi görerek başlamak gerekir. Çin ve Rusya müttefik olabilir mi? Son dönemde Türkiye’nin dış politikasında nasıl bir tavır alması gerektiği yaygın bir şekilde tartışılıyor. Türkiye ABD-AB-Rus emperyalist kutuplarının tümünün hegemonyası altına almak istediği bir bölge. Bu nedenle Amerikancı, AB’ci ve Rusçu tezler kıyasıya çarpışıyor. Emperyalist kutupların çıkarlarını savunan tezler Türkiye içinde de kendisine yandaş bulabiliyor. Amerikancı grup, ABD’nin inisiyatifinde büyüyelim, oradan Orta Asya’ya yayılalım diyor. Klasik Pan-Türkçü tezi savunuyor. İkinci grup, “ABD’ye karşı tavır alalım, bunun için Avrupa’ya dayanalım, Avrupa’nın liberal ekonomisi buna müsaittir” düşüncesini savunuyor. Bir üçüncü grup ise Batıya karşı çıkmayı savunuyor, ancak bunu Avrasyacılık teziyle yapıyor, yani AB ve ABD'ye karşı çıkmak için Ruslara dayanmayı savunuyor. Eskiden de böyle bir akım vardı Türkiye’de. Batıya, Sovyetler’e ya da Çin’e dayanarak karşı çıkma anlayışı Türkiye’ye büyük zarar verdi. Geçmişte Çin’e, SSCB’ye dayanmayı savunanlar, ne tesadüf ki, bugün de Rusya’ya dayanmayı savunuyor. Rusya ile Avrasyacılık ismi altında strtaejik ortaklığı savunanlar Sovyetler Birliği’ni sosyal-emperyalist olarak değerlendirip Çin Dışişleri çizgisinde bir politikayı 70’li 80’li yıllarda izlemişlerdi. Çin’e dayanma çizgisi Üç Dünya Teorisi, Rusya’yı baş düşman ilan ederek, Rusya’ya karşı ABD’yle işbirliğini savunmuşlardır. Avrasyacılık kavramı Türkiye’nin Rusya-Çin ve Hindistan’la işbirliğini esas alan tez ile ileri sürülmüş, daha sonra Rusya ile Çin arasındaki Şanghay ittifakına katılmayı ve nihayet de Rusya-Türkiye işbirliği şeklinde birkaç yıl içinde değişmiştir. Bu, jeostratejik bir çözümlemeye dayanmayan, ütopik taleplerden öteye gitmemiştir. Türkiye’deki dış politika tartışmasında tarafların tümünün içyüzlerini gördüğümüzde sistem açıkça ortaya çıkmış oluyor. Örneğin Çin’e bakalım. Çin Türkiye’nin müttefiki olabilir mi? Dünyanın tüm ünlü jeopolitikçilerinin üzerinde anlaştığı gibi Çin artık Amerikan sisteminin bir parçası haline gelmiştir. ABD’nin üretimi artık Çin’de yapılıyor. Çin ürettiğini ABD’ye satıyor. Ayrıca Çin Orta Asya’daki petrol boru hatları üzerinde egemenlik kurmak için bu bölgede Türkiye’nin etkisini kırmak için, Türkiye’nin çıkarına tüm projelere karşı çıkıyor. Örneğin Bakü-Ceyhan boru hattına hem Çin hem de Rusya kendi çıkarları için karşı çıkıyor. Rus Avrasyacılığının önde gelen teorisyenlerinden Dugin’in de dediği gibi (Bakü-Ceyhan Boru Hattı Rus Avrasyası’nı bozar). Dikkat edin, Türkiye’de Avrasyacılar Bakü-Ceyhan Boru Hattı hakkında hiçbir zaman olumlu konuşmaz, Türkiye’yi Orta Asya’ya bağlayan bu hattı önemsemez. Bu tespitin altında Türkiye-Azerbaycan-Türkistan (Türkmenistan-Özbekistan-Kazakistan) doğal coğrafi ve jeolojik devamlılığı tarihsel ticaret yollarının geçtiği Türk ulusunun 1000 yıldır yurdu olan bu teritoryal ve etnik bütünlük ve jeostratejik Türk alanı çizgisini Atlantikçi güçlerin hizmetinde görmek şeklinde Rus Avrasyacılığı buna karşı çıkmaktadır. Bu tez Türk etnik ve teritoryal alanını Rusya’nın çevresi olarak gören tarihsel düşünceden kaynaklanmaktadır. Oysa, bu jeostratejik Türk alanı, Türkiye’nin 1000 yıllık etnik ekümenik (ticari yollar) alanı olup günümüz petrol haritasının önemli eksenidir. Kısacası, Türkiye’deki Avrasyacılık Türkiye’nin değil Rusya’nın çıkarlarını savunmaktadır. Şimdi sormak lazım bize bu kadar düşman olan Rusya ve Çin ile ittifak kurulabilir mi? Ama pratik şu ve bunu biz öne sürdük; Çin Şanghay beşlisi anlaşmalarında, Kazakistan, Türkmenistan petrolleri Çin’e giden bir boru hattıyla bağlamak projesinin Rusya’dan alınan onayıdır. Avrasyacılık Rus yayılmacılığın ta kendisidir Rusların Avrasyacılık adına savundukları aslında Rusların Orta Asya, Kafkaslar ve Ortadoğu’daki çıkarlarını savunmak ve Sovyetler’in yıkılmasından sonra sarsılan Rus yayılmacılığını tekrar diriltmektir. Tekrar Bakü-Ceyhan Boru Hattı meselesine dönersek, Rusya bu projeye karşı çıkıyor. Yalnızca Türkiye’nin güçlenmesini engellemek için değil, Türk-Azeri yakınlaşmasını engellemek için. Avrasyacı tezlere göre Azeriler Rusların etki alanında. Ruslar, o bölge bize aittir diyor. Bizim o bölgemize dokunmayın diyor. Azeri milleti olarak tanımlanan halk Türk milletinin özüdür. Resulzade’nin yazılarında Azeri ulusu sözcüğü yoktur. Türk ulusu vardır. Azerbaycan Türkiye’nin doğal devamıdır. Bu nedenle Türkiye Azerbaycan’la ilişkilerini geliştirmelidir. Ama maalesef bugün Azerilerle ittifakı savunmak faşistlik olarak görülüyor ve ulusalcı geçinenler buna tavır alıyor. Korkunç İvan ile Stalin arasında ne fark var? Orta Asya’ya bakıyoruz, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan... Bunların hepsi zaten Tatar’dı ve Türk’tü. Onları 8 parçaya böldüler. Planlı bir Ruslaştırma politikası izlendi. Bu ülkelerdeki Komünist partilerde iki sekreter bulunurdu ve biri mutlaka Rus olurdu. Rus sekreter güvenlik ve askeri yetkileriyle Moskova’nın Cumhuriyet’teki komiseri olmuştur. Bu yapılanlar ile yapay ulus yaratma projesi sosyalizmi en geniş anlamda kurmak için midir, yoksa Rus yayılmacılığını en geniş çevreye yaymak için midir? Sosyalist ideolojiyi Rus yayılmacılığı için kullanmak mıdır? Bu noktada Korkunç İvan ile Stalin’in düşüncesi arasında hiç bir fark olmadığını görüyoruz. İşin ilginci bugün Rus Avrasyacılar hem Stalin’i hem de İvan’ı savunabiliyorlar. İkisinin ortak noktası nedir? İkisi de Rus yayılmacılığını savunmuş ve Avrasyacılara göre bunda da başarılı olmuştur. Avrasyacılık teslimiyetçiliktir Avrasyacılığa bu gözle baktığımız zaman, aslında bir teslimiyetçilik olduğunu görüyoruz. Enver Paşa’ların Almanlara teslim olması, Damat Ferit’lerin İngilizlere teslim olmasından hiçbir farkı yok. Bu noktada Mustafa Kemal’in farkı da ortaya çıkıyor. Kurtuluş Savaşı dönemine baktığınız zaman Enver Paşa İngilizler’e karşı savaşıyor ama Almanlar’la birlikte. Mustafa Kemal ise, hem Almanlar’a hem de İngilizler’e karşı savaşıyor. Dış politikada ehven-i şer olmaz. Bir kere teslim olduktan sonra gerisi de gelecektir. Örneğin, şimdiki Avrasyacılara baktığımız zaman, onlar Avrasyacılığın Rus yayılmacılığı olduğunu bilmeden savunuyorlar. Terminolojiye bakalım: Atlantikçi güçler, Avrasyacı güçler. Bu terminoloji Dugin’e ait ve tüm Avrasyacılar farkına varmadan Dugin’i tekrarlıyorlar. Avrasyacı güçlerin ne olduğunu doğru kavramak lazım. Abdullah Gül’ün Moskova ziyareti sırasında Putin “Bizim Türkiye ile olan işbirliğimiz sizin zamanınızda gelişti” dedi. Putin’in teorisyeni Dugin’in Avrasyacılık işbirliğinin aktörleri olarak İP’i ciddiye almayıp AKP’yi muhatttap kabul ettiğini ortaya koymuştur. Avrasyacı ver-kurtulculuk Ver-kurtulcu politika, yalnız Kıbrıs’ı vererek kurtulmayıp ver-kurtulcu politikayı eleştiren Avrasyacıların Doğu Türkistan’ı ver-kurtul, Azerbaycan’ı ver-kurtul, Tataristan’ı ve Türkistan’ı ver-kurtul politikalarını eleştirdikleri gün, Kıbrıs’ı ver-kurtulcuları eleştirme hakları olacaktır. Bu tezler o kadar tutarsız ki. Eskiden beş parçalı Avrasyacılığı savunurlardı. Ancak Dugin’in de belirttiği gibi Çin artık Atlantikçi oldu, ABD safında yer alıyor. Rusya da ittifakını Türkiye ile ya da diğer mazlum milletlerle değil, Japonya ve Almanya ile kurmaya çalışıyor. Japonya ABD güdümüne girince, İran’ı almaya çalışıyor. Kısacası Avrasyacılık sanıldığı gibi anti-emperyalist bir cephe değil, tersine Rus emperyalizminin kurmaya çalıştığı bir ittifak. Bu ittifak Türkiye’yi müttefik olarak da görmüyor. Türkiye’yi Ortodoks dünyasında görüyor. Türkiye’yi Türkistan gibi, Tataristan gibi Avrasya İmparatorluğu’nun doğal bir parçası olarak görüyor. Emperyalist sömürgeciliğin 1000 yıllık tarihi vardır Avrasyacılığın emperyalist özünü görmek için emperyalist sömürgeci yapıyı doğru tahlil etmek lazım. Emperyalist sömürgeci yapı 1000 yıldır aynı biçimde işliyor. Rusçu sosyalistlerin “Ya barbarlık ya sosyalizm” tezi vardır. Barbarlık aslında Doğu halklarının kırlardan şehirlere doğru mücadelesidir 1920’lerden beri. Sınıf mücadelesi, emek-sermaye çelişkisi Batı’ya uygun bir modeldir. Halbuki emperyalizm bugün çevre ulusları sömürmektedir. Emperyalizm kapitalizmin son aşaması değil. Finansal sermaye ve sömürgeci yapı 1000 yıldır aynı biçimde işliyor. Örneğin Doğu ile Batı Roma İmparatorluğu arasındaki tarihsel sınırlara bakın. 1000 yıldır aynı hattan geçer. Sömürü para sermayenin yoğunlaştığı merkeze çevre alandan uzun mesafeli ticaret ile değer aktarımı 1000 yıldır kesintisiz sürdü. Bu 1000 yıllık sürecin içinde feodalizm, kapitalizm, sosyalizm gibi aşamalara bakarsak gelişmeyi anlayamayız. Üretilen malın uzun yollu ticaretle satılacağı bir alan vardır ve bu alanda böyle bir sistem işlemektedir. Bu sistemde daima bir merkez ve sömürge vardır. Geçmişte sömürgenin adı barbarlardı; günümüzde ise halklar. O zaman hegemonyalarda daima birkaç hegemonya bir arada bulunuyordu. Farklı hegemonik güçler tarih boyunca vardır. Roma İmparatorluğu hegemonyası dışında Doğu Roma hegemonyası bir arada bulunmuş hegemonya merkezleri yer değiştirmiştir. Günümüzde ABD hegemonyası ile AB hegemonyası dışında Rusya ve Çin de hegemonik güçlerdir. Ekonomik yapılanmalar üç tane merkez halindedir. Askeri yapılanma ABD’nin eline geçti, geçmişte iki taneydi. Bu süreçte bunlar arasında tercih yapılabilir ancak onların kuyruğuna takılınmaz. Yani ABD’ye karşı, Avrupa'ya karşı bir Avrasyacılık birliği oluşturulabilir. Bu birlik, Türkiye, İran, Orta Asya’dan oluşan bir eksenden oluşmalıdır. Hiçbir emperyalistin kuyruğuna takılmadan oluşturulmuş bu birlik bir sorunu yaratmaz. Öbür yandan İslam dünyasına bakalım. Araplar petrol yatakları sayesinde kendi içinde yeterli bir bölge oluşturabiliyorlar. Kemalist bakış açısıyla baktığımızda, dünya devrimini emperyalizmden kopma olarak tarif ettiğimizde, Araplar geniş kaynaklarıyla bu potansiyele sahiptir. Avrasya coğrafyasında petrol üzerinde yaşayan iki millet vardır. Biri Araplar, diğeri Türkler. Azerbaycan olsun, Tataristan olsun, diğer Orta Asya ülkeleri olsun, Türkler aslında petrol açısından zengin bir millettir. Dolayısıyla Türklerle Arapların oluşturacağı cephe, Batılılara karşı olabilir. Bu potansiyel iki millette de vardır. Ancak buna ulaşmak için büyük bir mücadele gereklidir. Ulus pazar etrafında oluşmaz gelenekseldir Ulusallık meselesine gelelim. Bir modern ulus terimi ortaya atıldı. Ulusların oluşumu pazarın etrafında tarif ediliyor. Pazarın ortak dil ve ortak alanı oluşturduğu için modern ulusun temeli olduğunu savunuluyor. Halbuki burjuvazi doğası gereği hiçbir zaman ulusal olmamıştır. Tersine her daima merkezi ve küreseldir. 1000 yıldır uzun mesafeli dünya sistemi ticaretini elinde bulunduran Yahudiler İstanbul, Venedik, Ceneviz, Anvers, Londra, Amerika gibi merkezlerde yoğunlaşmakta ve dünya ekonomik sistemini yönetmektedir. Hiçbir zaman Yahudi sermayesi İsrail devleti sınırlarına kapanmamıştır. Örneğin Venedikliler. Neden Venedik coğrafyasında, İtalya ile sınırlı kalsınlar ki? Osmanlı onları engellemese bütün Çin’e kadar gidiyorlar. Hollanda burjuvazisi niye Hollanda sınırları içinde kalsın? Japonya’ya, Endonezya’ya kadar gidiyor. Keza İngiltere’de de böyle. Keza ABD burjuvazisi ulusal pazarını korumak için devlet olmadı, o zaman ulusal pazar meselesine Hobsbawn da diyor ki: “Pazar ve ulusal devlet ancak küçük burjuvazinin ve profesörlerin teziydi. Hiçbir zaman burjuvazinin amacı olmadı. Burjuvazi daima dar bir ulusallığı değil, küreselliği savunmuştur. Ama küreselciliğe karşı durabilecek yapı da çevre ülke, ulusal devlet’ir. Yasa-orda/devlet ile örgütlenen 10. yüzyılda Türkmenler ve 13. yüzyılda Tatarlar tüm Avrasyayı kontrol altına alarak Rusya’yı 300 yıl yöneten “barbarlardır”. Keza Arapların, Abbasiler öncesi Emeviler’in oluşturduğu yapı, bir dünya sistemi oluşturmuştur. Ulusallığı böyle geleneği zengin yapılara yaslama lazım. Ulusalcılığın kapitalizm sayesinde ortaya çıkmıştır diyen kaba Marksistler bu bağlamda tam tersi tespitleriçindedir. Antony Smith’in de dediğine göre, ulusallık geleneksel bir süreçtir. Bu dünya sistemi olduğu sürece de devam edecektir. Roma İmparatorluğu hegemonyası döneminde, Romalıların saldırdıkları Galyalılar da ulusalcı bir tavır göstermişlerdi. Keza Perslere karşı İyonyalılar yurtsever tavır göstermiştir. Batı uygarlığının ekonomik ve toplumsal yapıyı sürdürmek için çevre halkları sömürmek zorundadır. Orta Asya’yla kan bağımız vardır. Bu Orta Asya bağı geçmişteki Sovyet egemenliği nedeniyle ağza alınamıyordu. Bugün bizim ne ABD, ne Avrupa, ne de Rusya hegemonyasının ideolojik alanında ve etkisinde olmadığımız için, bunu en devrimci, şekilde açıklamamız konuşmamız gerekir. Özellikle Kıbrıs tartışmalarında bu çok daha belirgin çıktı. Putin’in KKTC'yi tanıyacağı varsayılıyordu. Tam tersine Güney Kıbrıs devletiyle daha bağlaşıktı, ben de oradan payımı kullanayım istiyor. Avrasyacılık Türk uluslaşmasının önünde engeldi Türk jeostratejik alanında 2 önemli tarihsel Türkleşme süreci var: Türkmenler ve Tatarlar, bu bölge de Avrasyacılığın kalbinde yer alıyor. Üstelik Ruslardan daha avantajlı olarak Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanmış Türkiye bu eksenin en Batı ucunu oluşturuyor. Şimdi Kıbrıs’taki Yunan tezi Türkiye’yi Anadolu’ya kilitlerse burada da Küçük Asya halkları diyerek İyonya, Lidya, Pontus bölgeleri diyerek bu bölgelerde yapay etnisiteler oluşturarak Türklerin Anadola’dan dışlanması stratejisi Türkler’e karşı diğer bir ortodoks stratejisidir. Bölgeler empoze edildiğinde etnisite çıkarılarak, karşımıza bilinçaltındaki Türklerin buradan dışlanması tezi çıkıyor. Yeni Osmanlıcılık, Ortodoks ve İslam sentezidir diyerek Fener patriği aracılığıyla Ortodoks dünyasına egemen olmak, Romanya, Bulgaristan’da üsler kurmak, Rusya’yı parçalayarak petrol bölgelerini elde etmek, ABD stratejisinin Türkiye üzerinde oynadığı planlarıdır. Türkiye’de dinler arası diyalog ile ortodoks yapılanmanın merkezini Türkiye’de oluşturmak ve bu yapıyı Türkiye aleyhine kendi amacında Büyük Ortadoğu Projesi için kullanmak. ABD’nin Yahudi-Ortodoks ittifakına demokratik İslam’ı da monte ederek büyük Ortadoğu Projesi’ni gerçekleştirmek ABD’in stratejik hedefidir. En büyük Ruslaşma Sovyet döneminde oldu Karşı taraftaki Rusya da bu Ortodoks yapısını terk etmiş değil. Devrimci marksist bir tavırda olsaydı Lenin bunu terk edecekti. Daha sonra o Rus devlet stratejisi öne çıkmıştır. Stalin papaz okulu öğrencisiyken edindiği bilinç altında Rus devlet stratejisi etkisinde Rusya’nın en büyük gelişmesi Sovyetler Birliği döneminde olmuştur. En büyük Ruslaşma da o dönemde olmuştur. Galiyev Türk toplulukların birleşmesini yani doğal olarak aynı kökenden gelen toplulukların birleşmesini savunduğu zaman milliyetçilikle suçlanıyor. Oysa Ruslara bakıyoruz, Velikarus, Moldarus, Belarus, vs. Rusya bunları birleştirmiş. Çin Devrimi’ne baktığımızda da aynı şekilde. Bir dizi farklı etnik grupların var olduğu Çin’de Han ulusu dediğimiz ana unsur etnojenesik merkezi olarak devleti birleştirmiş ve toparlamıştır. O zaman Türkler’in böyle bir coğrafi alanda, stratejik olarak da bütün o eski ekümenik yollarının geçtiği alan, geçmişte Romalıların ve İskender’in doğuya doğru ilerlediği ama daha sonra Türkler’in bu alan üzerinde Batı’ya doğru ilerleyerek Türkleştirdiği bu bölgede Türk tezini savunmak ne milliyetçiliktir ne de faşistliktir. Tam tersine, 1000 yıllık bütünleşmiş bir ulusal etnomerkezci teritoryal bir devlet ortaya çıkmıştır. Bunu savunmak Pan-Türkizm değil jeostratejik bir zorunluluktur. AB-ABD'ye karşı Rusya tek seçeneğimiz mi? O zaman şuna dönüyoruz: Peki ne yapalım? ABD ve Almanya’ya karşı Rusya’ya karşı olunduğunda ittifaksız mı kalırız? Anadolu ve İran coğrafyası 1000 yıldır Türkleşmiştir. 10. yüzyılda Selçuklular ile gelen Türkmen tarihsel devrimi, 13. yüzyılda İlhanlılar’la gelen Tatar tarihsel devrimi, 15. yüzyılda Timur’un bu bölgelerdeki Türklüğü yenileyen, tazeleyen tarihsel devrimi, Anadolu’yu ve İran’ı bütünüyle Türkleştirmiştir. Timur sonrası İran’da Karakoyunlular Türkmen Devleti, Doğu Anadolu’da Diyarbakır merkezli Akkoyunlular Türkmen Devleti Türklüğü İran’da ve Doğu Anadolu’da kesin olarak yerleştirmiştir. İran’da Safevi iktidarının dayandığı Avşar ulusu ve Kaçar ulusu 20. yüzyıla kadar İran’da iktidarda kalmışlardır. İlhanlılar İran, Afganistan ve Anadolu’da egemenleşirken Çoçi ulusu Altınordu, Gökorda, Kökorda’da Tataristan, Türkistan ve Kazakistan’ı Türkler'den oluşmuş Tatar uluslarının egemenliği ile Avrasya'yı bütünleştirmiştir. Bu etnik soy kökü Teritoryal devamlılık, ekümenik ticari yolların devamlılığı, petrol ve doğalgaz alanı olarak bu alan basit bir Türk birliği değil, teritoryal jeostratejik bir alan olarak etnik bir bütünlük temelinde tarih boyunca var olmuştur. Bu jeostratejik Türk alanı, Avrasya ekümenik alan içinde Doğu-Batı gidişli Akdeniz’den Pasifik’e değin uzanan Avrasya ana eksenini oluşturur. Ruslar Avrasya ulusu olmayıp Kuzeydoğu Avrupa alanı halklarıdır. Rus yayılmacılığı Avrasya’ya doğrudur. Avrasyacılık Dugin’in belirttiği Rus yayılmacılığının ideolojisidir. Güney Türk ekseni Türkiye-Azerbaycan-Kuzey İran-Türkmenistan-Afganistan Türkistanı boyunca uzanır. Hemen bunun kuzeyinde yer alan Kuzey Türk ekseni Tataristan, Başkırdistan, Kazakistan, Türkistan boyunca uzanır. Doğu Türk alanı ise Çin Türkistan'ıdır. Bu güney-kuzey ve doğu Türk ekseni kesintisiz 1000 yıldan uzun bir süre boyunca Türk alanı jeostratejik bölgedir. Avrupa ülkesi olan Ruslar gerçek bir devrimci Avrasyacı tez ile bu antiemperyalist bir yönelime sahip iseler bu Türk jeostratejik alanının karşısında olmaz ve Galiyev’in önerdiği teze katılarak Rusya bu Türk Avrasya eksenine eklenir. Daha kısa bir ifadeyle eğer Avrasyacılık Türkler’in ve Ruslar'ın birlikteliği teziyse, Avrasyacılığın ekseninde ana ulusal bölge Türk eksenidir. 20. yüzyılda devrimci bir Avrasya hegemonyası Galiyev’in tezi olan proleter halkların enternasyonali sömürülen halkların kendilerini sömüren emperyalist devletler üzerine egemenliği şeklindeki teziyle gerçekleşir. Avrasyacı tezlerde günümüz Rus Avrasyacıları geçmişteki Velikarus sömürgeciliğinin yolunda değil ise bu teze katılmalıdırlar. Dünya petrol yataklarının büyük bir bölümünün yer aldığı Avrasya Türk bölgesi, Hazar çevresi, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Tataristan petrol yatakları geleceğin en büyük rezervlerini taşımaktadır. Keza, bir Türk bölgesi olarak Sibirya doğalgaz yatakları, petrol yatakları, Ural petrol yatakları, Tataristan’ın önemini vurgulamaktadır. Bu bölgelerdeki Çarlığın ve Sovyetler’in hegemonya kurması ve tavizsiz tavrı Rus Avrasyacılığının olmazsa olmaz ideolojik yaklaşımının ekonomik temellerini oluşturmaktadır. Türk ulusalcılar bu tarihsel gerçeği ve ekonomik gerçekleri çarpıtmasız bir şekilde görmelidirler. Bu resimden sonra da Avrasyacı kalınabiliyorsa, onlara söylenecek bir sözümüz yok. |