Arama: 
08.03.2004/Sayı:51
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Kıbrıs
Söyleşi
Tarih
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Söyleşi Prof. Dr. Bülent Berkarda

AKP Ordu’ya ve üniversiteye girme peşinde

AKP’nin baş koyduğu davalar var

Prof. Dr. Bülent BerkardaTÜRKSOLU: AKP iktidara geldiği günden beri üniversiteler gündemde. Aslında 28 Şubat’tan beri üniversiteler üzerinde büyük bir tartışma var. 28 Şubat’tan önce gericiler üniversiteleri kendi kaleleri haline getirmeye çalışıyorlardı. Atatürkçü rektörler ve öğretim üyeleri buna karşı mücadele ediyorlardı. 28 Şubat’la birlikte üniversitelerde genel bir eğilim olarak gericilikten arınma, Cumhuriyet üniversitesi haline gelmek için bir atılım başladı. Bu atılım meyvalarını daha veremeden üniversiteler yeniden tartışma konusu. Sizce, özerklik, YÖK vs. üzerine mi yoksa rejim üzerine bir tartışma mı yaşanıyor?

BÜLENT BERKARDA: AKP iktidara geleli beri üniversiteler de gündeme geldi. Sanki çok acil bir durummuş gibi... Üniversitenin bence yeni bir yasadan daha acil sorunları var. Üniversite sorunundan çok bir anlayış, bir çağdaşlık, bir laiklik davası gerekiyor.

AKP malum. Yani AKP’deki kimselere baktığınızda, bunlar eski Selamet ya da Refah Partisi’nin yetiştirdiği kişiler. İktidara geldiler. Başkanları, “Biz değiştik” filan gibi bir şeyler söylüyor ama kişinin yaptığı işe bakarsan bu değişmeleri çok fazla göze çarpmıyor.

Hassas oldukları konular, mesela işte türban davası, imam-hatip okullarının üniversiteye girme hikâyesi, üniversitede El-Ezher’den başlayın da El-Ezher mezunlarının işe alınmaları gibi davalardır bunlar. Bu davalara baş koymuş durumdalar. Bunu daha muhalefet zamanında da söylüyorlardı.

Bir taraftan da, devletin bütün mekanizmalarına, yani bürokrasiye kendi görüşlerini paylaşan, çoğunluğu imam-hatip mezunu olan kişileri de tayinlere başladılar. Her gün gazetelere baktığınızda bu tayinlerin örneklerini görüyorsunuz. Bunlar iktidara geleli bir buçuk sene oldu ve bu sürede binlerce tayin yaptılar. Ve esas tayin yapamadıklarını vekil tayin ediyorlar. Bu şekilde hemen her yere girdiler.

Ordu’ya ve üniversitelere girme peşindeler

Giremedikleri iki yer var: Birisi Ordu, birisi de üniversiteler. Şimdi oralara girme manevraları peşindeler. Daha iktidarlarının başında Erkan Mumcu, Milli Eğitim Bakanı oldu. Hemen alelacele bir üniversite kanunu taslağı hazırladılar. Tepki doğunca onu değiştirdiler. Yerine şimdiki Milli Eğitim Bakanı geldi ama o da yine böyle bir tasarı hazırladı. O sıralarda öyleydi ki, her günün tasarısı değişiyordu. 4-5 çeşit tasarı çıkmıştı.

Bunlarda hep bir sürü kamuflajın altında biraz evvel söylediğim ana fikir üniversitelere girmek. Üniversiteye nasıl girilir? Yükseköğretim Kurulu kanalından girilir. Çünkü YÖK şu andaki yapısıyla daha çok Cumhurbaşkanı’na bağlı bir kuruluş olduğu için, oraya giremiyorlar. Ama eğer TÜBİTAK’ta yaptıkları gibi YÖK’teki üye sayısının çoğunluğunu hükümetten gelen üye sayısıyla sağlarlarsa buradan üniversitelere girme yolu açılmış olur.

Bunların tasarılarında bir sürü anlamsız maddeler var. Ama bütün o kalabalık arasında iki üç tane can alıcı noktayı sıkıştırıyorlar. Kimse farketmeden geçirmeyi düşünüyorlar akılları sıra. Birisi YÖK’ün yapısıdır, birisi de YÖK’ün görevleridir. Birisi ÖSYM kurumunu YÖK’ten ayırmaktır.

Başbakan son günlerde seçim konuşmaları yaparken, “İmam-hatiplilerin nesi eksik? Onlar niye üniversitelere girmesin?” gibi konuşup duruyor. Bir taraftan da vaktiyle seçmenlerine söz verdikleri türban davası var.

Türban davasında yeni tezgahlar hazırlanıyor

Bu da belki üniversite kanunuyla zor olur ama ceza kanununa bir madde ya koydular ya koymayı tasarlıyorlar. İnançlarına göre hareket etmek isteyenleri engelleyen kamu görevlilerine hapis cezası düşünüyorlar. Bu madde çıktığı zaman türban dini bir şey oluyor, inanç belirtisi oluyor, türbanlı bir kızı engelleyen bir kamu görevlisi ya da rektör ceza görebilecek.

Aslında türban işini halletmeleri çok zor. Bu türban davaları Türkiye’de Danıştay’da, diğer mahkemelerde ve Anayasa Mahkemesi’nde defalarca reddedildi. Bunun üzerine AİHM’e gidiyorlar. Ama şu anda Avrupa’da da Fransa, Almanya kanunlar çıkarıp türbanı bir özgürlük simgesi olarak kabul etmeyip dini simge olarak kabul ediyorlar. Şimdi AİHM’den de bu davalar dönecek. Türbanı üniversiteye soktuktan sonra amaç şu; kızlar türbanla üniversiteye girdiği an diğer kızlara da “Bakın size para vereceğiz. Takın şu türbanı” diye baskı yapmaya başlayacaklar.

TÜRKSOLU: Peki, sizce üniversitenin görevi ve yapısı nasıl olmalı?

BÜLENT BERKARDA: Konuya biraz geniş bakalım. Üniversite nedir, nasıl olmalı? AKP hükümeti neler yapmayı düşünüyor?

Üniversite bir üretim merkezidir. Bilim üretir, düşünce üretir, meslek adamı üretir, bilimi yayar ve topluma da gerektiğinde danışmanlık yapar. Üniversite böyle bir kurum. Peki bu kurum bu işleri yaparken, nasıl bir yöntem kullanır? Öğretim üyeleri ve öğrencilerde yaratıcılık geliştirilmelidir.

Tartışma ortamı yaratılmalıdır. Düşünce ve ifade özgürlüğü sağlanmalıdır. Eşitlik verilmelidir. Bu bireysel hakların yanında aynı zamanda takım çalışmasını da sağlayacaktır. Kişi hem özgür olacak hem de takımın ferdi olacaktır. Nâzım’ın da dediği gibi:

“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine”

Böyle bir kurumun nasıl çalışması gerektiğini yıllardan beri tam olarak ayarlayabilmiş değiliz. 1933’te Atatürk’ün üniversite reformuyla bu iş başladı. Atatürk, üniversite reformunda tam özerk değil ama bilimsel kalitesi yüksek hocalarla İstanbul Üniversitesi’ni yeniledi. Darülfünun, İstanbul Üniversitesi’ne dönüştürüldü.

Ondan sonra 1946’dan itibaren 4936 sayılı kanun, 115 sayılı kanun, 1750 sayılı kanun, 2547 sayılı kanun çıktı. 40-50 senede dört kanun çıktı. Şimdi beşincisi tezgaha kondu. Bunu da kimin yaptığı belli değil. Üniversitelerarası Kurul bir taslak hazırladı. YÖK Başkanı Teziç, bunu aldı bazı yerlerini değiştirdi. Hükümete verdi. Hükümet ne yapıyor, o da belli değil. Bunu yapanlar arasında bile tam bir anlaşma yok.

Üniversitelerarası kurulun yaptığı tasarıyı birçok rektör kabul etmiyor. Bizim haberimiz yok diyorlar. Üniversitelerarası Kurul’da 160 kişi var. 80 rektör, 80 de temsilci. Bu 160 kişinin müzakereleri bazen sağlıklı olmuyor.

Bilimsel özgürlük güvenceye alınmalı

TÜRKSOLU: Siz nasıl bir üniversite yasası öneriyorsunuz?

BÜLENT BERKARDA: Biz bir üniversite yasası yapmak istesek, acaba neler koyardık? Bir üniversite yasasında ilk konu bilimsel özgürlüğün güvenceye alınması olmalı. O üniversite bilim üretmekte, bilimi öğretmekte özgür olmalı. Hem öğretim üyeleri hem de öğrenci açısından bunları söylüyorum. Öğrenciye kişilik verecek, çağdaş düzeyde düşünmeyi sağlayacak fikirler vermek lazım. Bu nasıl sağlanacak? Bu, maddi manevi sağlanacak.

Öğretim üyesinin maddi sorunlarını halletmek gerekir. Bir adamın cebinde onu geçindirecek parası yoksa o adam özgür olamaz. Aklı başka yerde olur.

Üniversitenin maddi manevi ihtiyaçları karşılanmalı

Bugün öğretim üyelerinin birçoğu kısmi statüde çalışıyor, bir kısmı da gizli. Tam gün görünüp gizli olarak kısmi statüde... Bütün gününü üniversiteye veremiyor. Halbuki, zaten fazla olan öğrenci sayısına karşın, öğretim üyelerinin öğrenciler üzerinde yoğunlaşması gerekiyor.

İkincisi, öğrenciler gittikçe artan ölçülerde paralar ödüyorlar. Bu ücret gittikçe artıyor. Öğrencilere çok iyi çalışan, adil çalışan bir burs sistemi kurmak lazım. Öğrenciye bu ödeyeceği para dokunmamalı. Eğer üniversiteye ek gelir lazımsa, o zaman öğrencinin bir öğrenci sandığı olacak. Öğrenci oradan parasını alacak ve o da geçim endişesinden kurtulacak.

Biliyorsunuz vakıf üniversiteleri var. Vakıf üniversiteleri öğretim üyelerine devlet üniversitelerinden daha fazla maaş veriyor. Vakıf üniversitelerinin öğretim üyelerini almasını istemiyorsan hocana iyi maaş ver. Hocaların bir kısmı da maaştan değil de başka sebeplerden gidiyor. Geçimsizlik oluyor, tartışma oluyor, orada onlara hayat zorlaşıyor. Öğretim üyelerinin huzurunu sağlamak lazım. Bilimsel özgürlük ve öğretim üyesinin maddi gelirinin güvenceye alınması lazım.

Fakültelere gelelim. Bugünkü haliyle fakülte hiçbir anlam ifade etmiyor. Üniversitenin temsilcisi rektördür. Fakültelerin hiç değeri yok. Eskiden 1750 sayılı kanunla, 2547’den evvelki kanunla fakültelerin hükmü şahsiyeti vardı. Üniversitenin şimdi tek bir hükmü şahsiyeti var: Rektör.

Fakültelerin canlandırılması lazım

Fakülte dekanları idari memurdur. Fakültenin karar alacak bir organı yok. Fakülte ne istediğini rektörlüğe bildirir. Rektörlük uygun görürse yerine getirir. Halbuki 1750 sayılı kanunla bütün fakültelerin hükmü şahsiyeti vardı. Fakültenin parlamentosu fakülte kuruluydu. Bugün de var ama 7-8 kişiden oluşuyor. Gayet yetersiz bir şey.

Fakülte kurulu yeniden canlandırılmalı. Fakültenin bütün öğretim üyeleri fakülte kurulunun üyesi olmalı. Bu kurul muntazam toplanmalı. Bu kurul karar yetkileriyle donatılmalı. Fakülteyle ilgili kararları bu kurul almalı. Fakültedeki bilimsel yükseltilmeler bu kuruldan geçmeli. Dekan, bu kurulun seçtiği ve bu kurulun kararlarını yerine getiren kişi olmalı. Fakültenin hükmü şahsiyetini temsil etmeli. Bu olursa o fakültenin öğretim üyeleri de motive olur. Bugünkü durumda, dekan, rektör sorarsa fikrini söyler. Rektör “Olmaz öyle şey” dedi mi olmaz.

Senatolar, rektöre sempatik olan kişilerden oluşuyor

Üniversite senatosunun da yapısının değişmesi lazım. Bugünkü senatoda, dekanlar geliyor, dekanları zaten rektör atıyor. Yüksekokul müdürleri geliyor, onları da rektör atıyor. Fakülte temsilcileri geliyor, onların da çoğu rektörün isteğine göre seçiliyor. Bugünkü senato, rektörün istemediği kişileri içermeyen, rektöre sempatik olan kişilerden oluşan bir heyettir. Onun bile karar alma ve rektörlüğe bildirme yetkisi yoktur.

1750 sayılı kanuna göre senato kararları alır, rektör de bu kararları uygular idi. Senatoyu eski saygın yerine oturtmak lazım. Rektörü de onun başkanı olarak onun kararlarını yerine getiren kişi olarak almak lazım. Kararlar senatodan çıkmalı. Keyfiliğin önüne geçmeli. Her rektör keyfidir demiyorum. Ama siz kuralı doğru koyun da kişiye bağımlı olmasın. İyi rektör de olur keyfiyetle uygulayan rektör de... Sonra “Aman rektör iyi bir adam çıksın” diye dua etmeyelim.

TÜRKSOLU: Tam burada şu ön plana çıkıyor: AKP hükümet kontrolünde bir yükseköğretim istiyor. AKP’ye karşı Atatürkçü üniversiteyi koruyalım diyenler de bugünkü var olan durumda rektörlerin olağanüstü yetkilerini korumaya çalışıyorlar ama dolayısıyla çok haklı bir zeminde savunulamıyor.

Rektörlere olağanüstü yetki
vermek gereksiz

BÜLENT BERKARDA: Söyleyeceklerimizi özetleyecek olursak, rektörlere olağanüstü yetki vermek gereksizdir. Yetkiler kurullara verilmelidir. Hükümete de değil...

Üniversite özerktir diyoruz. Özerklik demek, kendi seçtiği kurullarla kendini yönetmek demektir. Kurulları hakim kılmak gerekir. Bu maddi konularda da önemli. Üniversiteye bütçe geliyor. Bütçeyi dağıtacak. Bunu rektör dağıtıyor. Rektör neyi uygun görürse onu alıyor. Paranın dağıtımı kurullar vasıtasıyla olmalı.

TÜRKSOLU: 12 Eylül döneminde rektörlere verilen bu yetkiler daha çok gericilerin işine yaradı. 28 Şubat’tan sonra gericiler kadrolaşma açısından biraz geri düştükleri için daha farklı bir statüde çalışıyorlar. Yarın öbür gün bu Atatürk karşıtı rektörler başa gelirse, ne olacak?

Üniversiteleri gericilik yuvasına dönüştürürler

BÜLENT BERKARDA: Üniversitelerin hepsini gericilik yuvası haline getirirler. Kurulu hakim kılarsanız risk azalır. YÖK’te de çoğunluk Cumhurbaşkanı’nın atadığı üyelerden olmalı. Tabii hükümetin temsilcisi olmalı, Genelkurmay’ın temsilcisi olmalı, bazı bakanlıkların temsilcisi olmalı ama çoğunluk Cumhurbaşkanı’nın seçtiği kişilerden olmalı. O zaman hükümetin buraya girme şansı azalır. YÖK’te bağımsız çalışabilir. Üniversitenin idari özerkliği olacak, mali özerkliği olacak.

Bunun dışında sanayi ile işbirliği yapmasını sağlayacak maddeler konacak. Türk sanayii büyük ölçüde dış merkezlerden yardım alıyor. Türk sanayii ile Türk üniversiteleri işbirliği yapmalı.

AB’ye girersek Türk Devrimi anlamını yitirir

TÜRKSOLU: Önümüzdeki seçimlerde AKP bir oy patlaması yapmayı amaçlıyor. Seçimlerden sonra hem Kıbrıs konusunda, hem üniversiteler konusunda, hem türban konusunda bazı adımlar atacaklar. Üniversite camiası bu adımları hemen kabullenebilir mi?

BÜLENT BERKARDA: Üniversitelerin çoğunluğu bunu kabul etmeyecektir. Üniversiteler gösteriler yapacaklar, yürüyüşler yapacaklar. Demokratik kuruluşlar tepkilerini göstereceklerdir.

TÜRKSOLU: Batı sürekli demokratikleşme adı altında Türkiye’ye bazı dayatmalarda bulunuyor. AKP’yi de demokrasi şampiyonu ilan ediyorlar. Şimdi AKP üniversiteler üzerinde bir diktatörlük kurmaya hazırlanırken, Batıdan hiçbir ses gelmemesi anlamlı değil mi?

BÜLENT BERKARDA: Anlamlı tabii. Batının samimi olmadığını gösteriyor. Batı, demokrasiyi Türkiye’yi kullanmak için kullanıyor. Batı Türkiye’nin ilerlemesine engel olmaya çalışıyor. Bu da doğal. Batı bizden yararlanmanın yollarını arar. AKP’de bu demokrasi maskesi altında Atatürk devrimlerinin bir kısmını törpülemeye çalışıyor. Çünkü Avrupa’ya girildiği zaman Türk Devrimi anlamını kaybedebilir.