Arama: 
08.03.2004/Sayı:51
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Kıbrıs
Söyleşi
Tarih
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Kitap Güneş Ayas

Galiyev’in şarkısını tamamlamak...

Atatürk ve Galiyev'in ortak kaderi

Halit Kakınç - SultangaliyevHalit Kakınç ilk kitabı “Sultan Galiyev ve Milli Komünizm”de kendi deyimiyle “çevresel koşulları ve serüvenin temel noktalarını aktarmış ve Galiyev’in bilinmeyen portresini netleştirmeye” çalışmıştı. Kakınç “Galiyev’in külliyatını yayınlama müjdesini de o zaman vermişti. Türkiye’deki kitap maliyetleri ve yayıncılık dünyasından kaynaklanan benzeri olumsuzluklar nedeniyle tüm külliyat halen yayınlanabilmiş değil. Ancak geçtiğimiz ay yayınlanan ikinci kitap bu alanda yolun büyük bir kısmını katetmiş durumda, Galiyev’in kendi ağzından ilk kez yayınlanan otobiyografisi ve serüveninin ana noktalarını tüm açıklığıyla ortaya koyan ifadeleri ulusal sol teori ile ilgilenen herkesin ufkunu açacak nitelikte. Halit Kakınç’ın açıklayıcı notları ile birlikte okunduğunda kitap Galiyev’le ilgili karanlıkta kalan noktaların aydınlanmasına ve eksiksiz bir Galiyev portresinin oluşmasına hizmet ediyor.

Aslında Türkiye’de Galiyev ve Atatürk’ün benzeri bir kaderi paylaştığını söyleyebiliriz. Atatürk’ün ölümünden sonra çok yanlış bir Atatürk portresi yaratıldı, O’nun antiemperyalist, milliyetçi ve devrimci çizgisi unutturulup Türk milletinin önüne Batıcı, statükocu bir Atatürk kondu. Öyle ki Atatürk’ün kendisinden sonraki kuşaklara yol gösterecek fikirleri bizzat kendi kurduğu devletin yöneticileri tarafından sansürlendi, tahrif edildi ve unutturulmaya çalışıldı. Türkiye’de bağımsızlık ve devrim mücadelesine girişen milliyetçi ve devrimcilerin önüne Atatürk’ten başka her tür kaynak sunuldu ama Atatürk yasaklandı.

Atatürk kendi fikirlerini iktidar yapmış ve devlet yönetmiş bir devrimciydi ama Galiyev’in ne yazık ki böyle bir şansı olmadı. Galiyev ve yoldaşları Stalin’in korkunç zulmü sonucunda fiziken ortadan kaldırıldılar. Ancak tüm olumsuzluklara karşın Galiyev’in fikirlerini Türkiye’ye taşımak olanaksız değildi. Gerek sol kesim sosyalizm kanalıyla gerekse de milliyetçi kesim “esir Türklerin bağımsızlık mücadelesi” kanalıyla Rusya’yla bir takım ilişkiler kurmaktaydı. Ama her iki kesim de Stalin’in Galiyev’e uyguladığı sansürü sürdürmekten başka bir şey yapmadı.

Kakınç Galiyev’e uygulanan sansürü yendi

Dikkat ettiyseniz Türkiye’de 60 yıldır “sosyalizminin ustalarının” çevrilmedik eseri, yerli ve yabancı ırkçı yazarların yayınlanmamış mektubu bile kalmadı ama bir tek Galiyev ve Atatürk Türk düşünce dünyasının dışına itildiler.

Ne büyük talihsizlik, yoksa gaflet ve hiyanet mi demeli?

Çünkü Galiyev ve Atatürk doğru bir solculuğun da doğru bir milliyetçiliğin de iki temel teorik kaynağı olabilirdi. Bugün Türk fikir dünyasında yaşanan Kuvayı Milliye tartışmaları çerçevesinde Atatürkçü ve Galiyevci fikirlerin yeniden canlanması bu gerçeğin oldukça geç kalmış bir kanıtı olarak yaşanıyor.

Atatürk’ü yıllar sonra yeniden ele alan ve onu gerçek yüzüyle tanıtan öncü aydınlarımız oldu. Attilâ İlhan, Niyazi Berkes ve Doğan Avcıoğlu gibi aydınların bu müthiş çabasının nasıl boğulmaya çalışıldığını, bu aydınların nasıl Türk fikir dünyasının dışına sürülmeye ve aforoz edilmeye çalışıldığını şimdi çok daha rahat görebiliyoruz. Ancak şimdi dönüp baktığımızda bu çabanın boşa gitmediğini tersine esas meyvelerini şimdi verdiğini görüyoruz. Atatürk bu çabalar sayesinde “kurtarılmıştır” ve fikirleri mücadele içindeki insanlara bir rehber olmayı sürdürmektedir.

Galiyev konusundaki çabaların ise 80 öncesinde belli bir kesim tarafından silahla engellendiğini biliyoruz. Rusya’yla ilişkisi olan sol kesimlerin ise Galiyev’i niçin sansürlediği kimse için bir muamma değil. Galiyev’i tanıtmak için çabalayan Attilâ İlhan, Oğuz Şaban Duman ve Erol Cihangir gibi aydınların çabalarını da unutmamak lazım. Ne var ki onların en büyük sıkıntısı Galiyev’i tanımamazı sağlayacak birinci derecede kaynakların yokluğuydu. Halit Kakınç’ın çalışmalarının büyük ve tarihsel önemi buradan kaynaklanıyor. Bu yüzden Halit Kakınç’ı Türk milletinin ihtiyacı olan teorik hazineyi büyük bir titizlilik ve bir arkeolog özeniyle bulup çıkaran aydınlar kuşağının son halkası sayabiliriz. Attilâ İlhan’lar kuşağının Atatürk için yaptığını Kakınç Galiyev için yapmıştır, yaptığı işi de oldukça iyi yapmıştır. Türk milletine ne kadar büyük hizmet ettiğinin bilmem kendisi farkında mı?

“Yanlış bir ihtilalin inanmış militanı”

Kakınç’ın bu yeni kitabında ortaya çıkardığı Galiyev belgelerini okuyup da derin bir ızdırap duymamak mümkün değil. Kendi ülkesi için milli bir yol bulmaya çalışan her devrimcinin ve ezilenlerin her bir evladının bu yazılarda karşılaşacağı şey, kuvvetli bir özdeşleşme duygusu olacaktır; Galiyev’in ızdırabıyla özdeşleşme. Bu ızdırabın kaynağını Attilâ İlhan tam da yerinde ifade ediyor: “o erken henüz yanlış bir toprakta dünyaya gelmiş, yanlış bir ihtilalin inanmış militanıydı, öyle yaşadı ve öyle öldü.”

Galiyev’in karşı karşıya kaldığı derin açmaz Batıcı şablonların her mazlum millet devrimcisinde yarattığı açmazın aynısıdır; bu dünya, bu dünyayı yaşanır kılmak için ezilenlerin kurduğu hayaller ve bu hayalleri gerçekleştirmek için Batıda üretilmiş fikirler birbiriyle çelişmektedir. Kapitalist dünyadan kurtulmanın teorik kaynağı Batıda ortaya çıkmış ama Doğuyu açıklayamamaktadır. Bir mazlum millet bakış açısı yaratılmadığı sürece ezilen ulusun devrimcisi aynı fasit daire içinde dönüp duracak ve ezilmekten kurtulamayacaktır. Peki ya, Doğuyu açıklayamasa da bu teorik şablon tarihin belli bir anında kapitalist dünyayı temelinden sarsmışsa? İşte Galiyev’in derin açmazı tam da bu noktada Sovyet topraklarında doğmuş olmasıdır.

Kakınç’ın kitabı her şeyden önce şu noktayı açıkça ortaya koymaktadır. Galiyev inanmış bir devrimcidir. Onun için Sovyet devrimine katılmak bir taktik meselesi değil hayatını anlamlı kılacak yegâne uğraştır. Sovyet yönetimi tarafından öldürülmeden hemen önce, Stalin’in zalim sorgularında bile “kendisini yalnız Ekim devriminin ilk yıllarında özgür hissedebildiğini” söyler. Yurtdışına çıkmayı reddeder, kapitalist dünyada vicdan azabı içinde yaşayacağıma “bu acıyı bizimkilerin elinden çekerim daha iyi” der.

Galiyev kapitalizmin ve sömergeciliğin toptan yıkılacağı bir dünya için mücadele etmektedir, bunun için de Ekim Devrimi’ne katılır, katılmakla kalmaz devrimin önemli önderlerinden biri olur. 1919 yılındaki konuşmasında nasıl bir ufka sahip olduğunu ortaya koyar: “tüm dünya sermaye boyunduruğundan kurtuluncaya ve yer kürede sosyalist düzen kuruluncaya kadar silahlarımızı bırakmayacağız.”

Fakat üç noktada hayal kırıklığına uğrar. Birincisi devrime rehberlik eden düşünce Batı merkezli bir düşüncedir, devrimi Batı proletaryasından bekler, kapitalizmin esas olarak dünya ölçeğindeki sömürgeci sisteme dayandığını göremez ve bu yüzden kapitalizme karşı mücadelenin esas biçimi olan milli kurtuluş hareketlerini doğru değerlendiremez. Kakınç’ın kitabında Galiyev’e ait 1919 yazılarında ana tema bu Batıcı teorik şablonun sorgulanmasıdır. Örneğin klasik işçi-burjuvazi ayrımı çerçevesinde şekillenen sınıf bakış açısı da ona göre Doğu gerçeğini açıklamamaktadır. Çünkü esas sınıf çelişkisi mazlum milletler ile sömürgeci milletler arasındadır. Sömürgeci milletlerin proletaryası da kendi ülkesinin burjuvazisiyle çıkarlarını birleştirmiştir. Galiyev’e göre Bolşeviklerin hainlikle suçladığı 2. Enternasyonal oportünistleri bu basit gerçeğin ürünüdür.

Mazlum millet terminolojisini yaratmak

Bu yüzden sosyalizme ulaşmanın ve dünya kapitalizmini ortadan kaldırmanın yolu enternasyonal proletaryanın değil mazlum milletlerin mücadelesidir. Sınıf çelişkisi Galiyev’de biçim değiştirmiş ve ezilen sınıf bir bütün olarak millet olarak algılanmıştır. Bu yüzden de mazlum milletin Galiyev terminolojisindeki adı proleter millettir. Galiyev’in ezilenlere belki de en büyük hazinesi ilk defa Marksist ve liberal şablonlardan sıyrılarak ezilenlerin kendi terminolojisini yaratmış olmasıdır.

Sınıf bakış açısı Sovyetler’de aynı zamanda Rus sömürgeciliğini perdeleyen bir maske olarak da kullanılır. Galiyev sürekli Türk dünyasında kapitalizmin hiçbir zaman Rusya’daki gibi gelişmediğini, proletaryanın yönetici bir sınıf düzeyine yükselemediğini ve bu yüzden de Proletarya diktatörlüğü denilen şeyin pratikte Türk bölgelerinde Rus egemenliğine dönüştüğü söyler durur. Galiyev dünya kapitalizmi yıkılana kadar silahları bırakmamaktan yanadır. Ancak Sovyetler daha baştan silahları bırakmış, İngiltere’yle anlaşarak dünya devriminden vazgeçmiştir. Bu noktada Galiyev Sovyetler’i iki türlü bir sonun beklediğini söyler. Ya devrimi Doğuya yayamadığı ve kapitalizmi yıkamadığı için Batı karşısında güçsüz düşecek ve burjuva devletler askeri bir saldırıyla tecrit olmuş Sosyalist Rusya’yı yıkacaktır ya da devrim yozlaşacak ve burjuva restorasyonu yoluyla yerini devlet kapitalizmine bırakacaktır. Her iki durumda da Galiyev devrimin esas dayanak noktasını Doğuda, özel olarak da Türk dünyasında bulur. Devrimin askeri işgalle yıkılması durumunda devrimciler Türk bölgelerine çekilmeli Turan Sosyalist Devleti’ni ilan ederek emperyalizme karşı direnmelidir. Hatta bu Türk devrimci çekirdeği, Çin Türkistanı, İran ve Afganistan Türklüğü’nü de içine katarak Turan’ı büyütmeli ve bu yolla bir mazlum milletler cephesinin ana karargahı haline gelmeli ve Galiyev’in deyimiyle bütün Doğu uluslarında “bir devrim yangını” çıkartmalıdır. Sovyet Devrimi’nin içerden yıkıldığı ve bir devlet kapitalizmine dönüştüğü seçenekte ise Turan bu yozlaşmış devlete karşı isyanın çekirdeği olmalı ve bağımsızlığını ilan ederek SSCB’den ayrılmalıdır. Ancak şunun altını çizer ki bütünüyle ayrılma ancak burjuva restorasyonu durumunda mümkündür.

Tarih Galiyev’i doğruladı

Tarih Galiyev’in yukarıda özetlediğimiz tüm tezlerini ve öngörülerini doğrulamıştır. Dünya kapitalizmi Sovyetler’e bir saldırı planladığı koşullarda Naziler ortaya çıkmış ve bu cephe bölünmüştür ama yine de Alman emperyalizmi Sovyetler’i işgal etmiştir. Bu durumda Galiyev’in uyarısı Rus şovenizmi sürerse ve kendisinin önderlik edeceği devrimci Türk örgütlerinin önü kesilirse Türk bölgelerinin emperyalizmin dayanağı haline gelebileceğidir. Türkler büyük bir antiemperyalist bilinç sergilemiş ve bir çok bölgede Alman faşizmine karşı vatanlarını savunmuşlardır. Ancak Kırım örneğinde görüldüğü gibi vaktiyle Galiyev’in de önemli bağlantılarının olduğu ama tüm milliyetçi devrimcilerin Stalin tarafından temizlendiği yerlerde meydan “sağ milliyetçilere” kalmış ve bunlar Nazilerle işbirliği yapmıştır. Rus sömürgeciliğine karşı başka bir sömürgeciliğe sığınma Galiyev’in en çok eleştirdiği anlayışlardan biridir. Bu durumda suçlunun Galiyev ve milliyetçiler değil de Sovyet yöneticileri olduğu açık değil mi?

İkinci durum ise İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki 50 yıla yakın periyodda gözlemlenebilir. Sovyetler dışarıda emperyalizmle bir arada barış içinde yaşama ve nüfuz alanlarını paylaşma teziyle Rus Çarlığı’ndan farksız bir emperyalist devlet haline gelmiş, içerde ise devlet kapitalizmi tüm kurumlarıyla hakim hale gelmiştir. Sovyetler yıkılırken Türk bölgelerinde bağımsızlık savaşları olduysa bile bu savaşlar Galiyev’in öngördüğü gibi dünya devriminin yolunu açmak şöyle dursun, emperyalist devletlerle ittifak kuran yönetimleri iş başına geçirmiştir. Bunun da kabahati elbette ki Galiyev’de aranamaz. Çünkü yine Kakınç’ın kitabında bağımsız Turan cumhuriyeti bahsinde askeri ve mali kaynaklar tartışılırken söz emperyalist devletlerle mücadele sloganını geçici olarak saklama önerisine geldiğinde Galiyev açık konuşur: “Bu tür bir alternatif beni hiçbir zaman meşgul etmemiştir, zira ben Rusya’dan ayrılarak Turan Cumhuriyeti’ni kuracak olan halkların özgüçlerine inanıyorum.” Ancak bu sosyalist fikirlerden ayrılmayan tavizsiz milliyetçilik boğulduğu için Türk Cumhuriyetleri bugün mazlum milletler devriminin ana karargahı değil çeşitli emperyalist devletlerin ve yine Rusya’nın müttefiki durumundadır. Bu çelişkili durumu da Galiyev’in öngördüğünü ve sorgu sırasında Sovyet yöneticilerini uyardığını Kakınç’ın kitabından okumak heyecan vericidir.

Doğru bir milliyetçilik, doğru bir solculuktur

Kakınç’ın kitabında Galiyev’in serüvenini tüm ayrıntılarıyla ve kendi ağzından okuyabilirsiniz. Bu serüveni acıklı kılan açmaz Galiyev’in beraber çalıştığı kadrolara bakarak da izlenebilir. Galiyev inançlı bir sosyalisttir, sosyalizm için beraber çalışmak zorunda olduğu insan malzemesi millet meselesini anlamamış, Batıcı Marksist şablonlar içinde debelenen ve bilerek bilmeyerek Rus sömürgeciliğine hizmet eden kadrolardır. Galiyev zaman zaman kendisine en büyük eziyetleri çektirmesine rağmen bu devrimcilere karşı anlayışlı ve ikna edici davranmış ve onlara doğru bir sosyalizmi aşılamaya çalışmıştır. Aynı açmaz çevresindeki milliyetçi kadrolar için de geçerlidir. Onlar da kendi milletlerinin kurtuluşunun emperyalizmin yıkılmasında olduğunu görememiş, antikapitalist ve antiemperyalist bütünsel tutarlı bir milliyetçi tavır geliştirememişlerdir. Galiyev bunlara da Basmacılık ve Tatar-Başkırt meselesinde olduğu gibi doğru bir milliyetçiliği aşılamaya çalışmıştır. Aslında her iki kesimin de ortak hatası millet meselesini kavrayamamaları ve bir mazlum millet bakış açısı geliştirememeleridir. Galiyev yanlış bir devrim içinde doğruları ortaya koyan büyük bir devrimcidir. Talihsizliği Stalin tarafından yok edilmesi ve fikirlerini hayata geçirememesidir.

Atatürk ve Galiyev’i buluşturmak

Eğer O kendi devletinin başında olsaydı, bir tarafta “mazlum milletler zalimleri bir gün mutlaka mahvu perişan edecektir” diyen Atatürk diğer tarafta Galiyev tüm dünyada devrim ateşini yıkıp Atatürk’ün de dediği gibi sömürgeciliği bütünüyle ortadan kaldırabilirlerdi. Galiyev’in acı kaderi ve şaşırtıcı öngörüleri bir bakıma Sovyetler’le ilişkiler konusunda Atatürk’ün de doğru yolda olduğunun kanıtı olarak önümüzde durmaktadır. Kakınç’ın çabası bugün tahmin edildiğinden çok daha önemlidir. Çünkü Galiyev’in fikirleri ve serüveni doğru bir milliyetçiliğin ve doğru bir solculuğun anlaşılmasında başvurulacak temel bir hazinedir. Bu serüven klasik Marksist-Leninist anlayışların, sağ milliyetçi ve ırkçı sapmaların çıkmazını görebileceğimiz bir turnusol kağıdıdır. Kakınç’ın kitabı tüm bu teorik çıkmazın bir tarafa itilmesine ve Türk Devrimi’ne yol gösterecek berrak bir fikri kaynağın benimsenmesine yol açtığı oranda başarılı olacak, Türk devrimcileri ve Türk milliyetçilerine yol gösteren unutulmaz bir hazine olacaktır. Türkiye’de tüm milliyetçileri doğru bir siyasi ve ideolojik hat içinde bir araya getirecek teorik öncüllerin Atatürk ve Galiyev olması gerektiği fikri bence bu kitaptan çıkartılması gereken temel sonuç olmalıdır. Galiyev’in “şarkısının yarım kalmamasının” tek yoludur bu.