| Mustafa Aykut Akşit |
|
Diğer kapak yazıları: Rusya nereye koşuyor? Rusya, bir zamanlar Dünya’nın ikinci büyük gücüydü. Hür Dünyayı ( ? ) tehdit eden kızıl tehlike olarak söylenir, yazılır, bizim gibi ülkeler için de korku unsuru olarak gösterilirdi. Türkiye’deki 1970-1980 yılları arasında yaşadığımız kanlı kaos döneminin ardındaki güç olarak biliniyordu. O kanlı olayların dostumuz ve müttefikimiz sandığımız, NATO çatısı altında askeri güç birliği kurduğumuz Batılı devletlerin gizli servislerinin bulunduğunu öğrendiğimizde, şok bile olamadık. Şimdi o Rusya yok. Küresel Emperyalizmin baş hedefi olmaktan da kurtulamadılar. Türkiye de eskisinden daha yakın Batı devletlerine. Hatta onlarla coğrafi olarak birleşme yolunda adımlar atılıyor. Bazıları da Türkiye’nin de içinde bulunduğu AVRASYA BLOKU kurulabileceğine inanıyor. Acaba? Genel bir kural: Devletlerin yönetim biçimleri ve yöneticileri değişebilir. Oysa o devletin yönetiminde yaşayan insanlarının hafızalarına yüzlerce yıl boyu yerleşmiş olan kavramlar, anlayışlar hiçbir zaman, bugünden yarına değiştirilemez. Ruslar halkı -özellikle Beyaz Ruslar- için vazgeçilmez GÜÇ olma sevdasının söndüğünü hiç sanmıyoruz. Başkan Putin’in Krasnaya Zvesta da sıklıkla yer alan “Rusya Federasyonu halen izlemekte olduğu dünya siyasetine yön verme politikalarını gelecekte de sürdürmeye devam edecektir” sözleri, politik çizgiyi açıkça ortaya koymaktadır. Bu sözler kendi kabuğuna çekilmiş, can derdine düşmüş bir ülke başkanının söyleyebileceği sözler mi? Rusya’daki gelişmelere bakalım. Kollektivist üretim ve tüketim politikalarını terk etmiş, kapitalist sayılabilecek bir çok uygulamaya kapılarını açtılar. Yabancı yatırımcılara izinler verdiler. Kızıl Ordu’nun kızıllığı kayboldu ORDU yerinde duruyor. Konuşlanma yerleri değiştirildi. Rus Gizli Servisi gençleştirildi, eskisinden daha tehlikeli hale getirildi. SSCB’nin yerini halen elinde yüzlerce nükleer, sayısı bilinmeyen miktarda balistik füze bulunan Rusya Devletler Federasyonu aldı. Siyasi ve askeri egemenlik alanları daraldı ama savunma masrafları ile birlikte iç düzeni korumakla görevli personel sayısı da azaldı. Askeri savunma amaçlı AntiBalistik Füze Savunma Sistemi denemelerine devam ediyorlar ve güçlendiriyorlar. Putin; “Bazı ülkelerin siyasi ve askerî emelleri değişmemişken, potansiyellerini her geçen gün artırır ve geliştirirken; Rusya da modern tehditlere karşılık verebilmek için gerekli atılımları yapmalıdır.” demektedir. Üretim, dağıtım, tüketim ilişkilerinden gelen bozuklukları büyük oranda ortadan kaldırdılar. Endüstrinin temel girdilerini oluşturan enerji ve hammadde kaynaklarını halen denetimlerinde tutmaktadırlar. Rus teknolojisinin yaratıcıları bilim adamları da yerlerinde duruyor. İzlediğimiz yapısal ve stratejik değişiklikler savunmaya yönelik çalışmalar olarak algılanmalıdır. İdeolojik değişim ise bambaşka bir yönde gelişmektedir. Vladimir Putin’in en yüksek kariyeri KGB’nin iki numaralı adamlığıydı. Rus istihbaratını iyi tanımasından gelen avantajları kullandı ve Rusya’nın bir numaralı adamı oldu. O zamana kadar dünya kamuoyunun pek fazla tanımadığı Putin, çok geçmeden gerçek demir yumruğun kendisi olduğunu gösterdi. İki numaralı egemen güç Rusya’nın yıkılarak tarihe karışmasına izin vermeyeceğini gösterdi. Rusya’daki finans hareketlerini izleyip, kara para baronlarının kimler olduğunu bildiğini; ünlü Kızıl Baron Moskova’nın bir sokağında ölü bulunduğunda anladık. İzleyenler fark etmişlerdir, Rusya’da benzeri olaylar devam ediyor. Uğraştığı kişilerin sosyo-etnik kökenli kimseler oluşu ise daha dikkat çekici. Rus mafyasının başına da benzeri iyilikler gelmiştir. Ortada kesin olan bir gerçek var, para hareketlerini büyük oranda kontrol altına aldıklarıdır. Rusya halen kendisine tehlike teşkil ettiğine inandığı hedeflere karşı güç kullanmaya devam etmektedir. Bu tavrı, 90’lı yılların da gerilerine doğru uzayıp giden kanlı olayların zihinlerden silinmesini engellemekte, dost bir Rusya hayali kurmanın erken olduğunu düşündürmektedir. Zaten Yeni Dünya Düzeni’ni uygulamaya koyan Batı emperyalizmi ortada dururken, Rusya’nın emperyal düşüncelerini terk edeceğini, en azından düşünemez hale geleceğini sananlar çok değil yirmi yıl sonra yanıldıklarını anlayacaklardır. Tüm dünya devletlerinin Küresel saldırı karşısında yeni savunma yolları aradığı bir sırada, Rusya’nın da benzer refleksler göstermesi, demokrasiyi lüks sayması ve Rus Milliyetçiliğini ön plana çıkarması kaçınılmaz bir sonuçtur. Etrafındaki ülkeler açıkça Amerika patentli devlet terörü ile cayır cayır yanarken, güç odağı olarak kalmak isteyen Rusya’nın, ABD dostu bir ülkeye bakış açısı kolay kolay değişmeyecektir. Avrasya Hareketi Partisi’nin kurucusu jeopolitikacı A. Dugin’nin kuramlarına dayalı “Rusya’nın liderliğinde Avrasya Bloku’nun kurulması kaçınılmaz olacaktır” tezinde Türkiye’nin konumu nedir? Sorunun cevabını net olarak bilen kimse yoktur. Aleksandr Dugin; Avrupalı devletlerin içinde bulunan Milliyetçi Partiler ve Sivil Toplum Örgütleri de dahil olmak üzere temeli milliyetçi fikirler olan bir birlikteliğin kurulmasının gerektiğini savunmakta, söylemekte; söylemekle de kalmayıp hayata geçirmek için çalışmaktadır. Batı Emperyalizminin baskısı arttıkça milliyetçi tavırların keskinleşeceğini sosyal bilimciler yüz yıldır yazmaktadırlar. Gelişmenin emperyalist baskının dozuna endeksli olması, milliyetçi hareketlerin geleceği için tehlikelidir. Zira karşı tepki olarak ortaya çıkan birliktelikler, birleşmeyi gerektiren zorbalık ortadan kalktığında dağılma sürecine girerler. Başlagıçta kullanılan tepki yöntemleri kanlı izler bırakır. Geçmişte bunun çok örnekleri görüldü ve yaşandı. Yakın geçmişte “ırkçı” söylemleri ve tavırları ile ortaya çıkan Avrupalı milliyetçilerin üzerine “Barış ve demokrasi” sloganı ile çullanan güçler onları ezmişlerdir. I. ve II. Dünya savaşlarını perde gerisinden etkileyen Siyonist hareket böyle çerçevesi belirsiz ve içi doğru doldurulmamış milliyetçilikleri çabuk doldurmuş ve milyonlarca insanın ölümüne sebep olan çatışmaları körüklemişlerdir. Tarih, Türkiye-Rusya ilişkilerini hiçbir zaman “dost ülke” ilişkileri olarak yazmamıştır. Rusya’nın emperyal hedeflerinin yolu üzerinde duran Osmanlı daima aşılması gereken bir duvar konumunda bulunmuştur. Bir taraftan bu duvarı yıkmaya çalışırken öbür taraftan bu duvarı başkaları yıkmaya kalkınca -eğer çıkarlarına uygun değilse- tavır değiştirmiş ve attığı adımlar bizim lehimize gelişmelere yol açmıştır. Lozan Barış Görüşmelerinde bu tavrın örneği görülür. Kuzey komşumuz Putin Rusyası gene bir ikilem içinde kalacağı konular ile karşı karşıyadır. Kıbrıs’ta Avrupa Birleşik Devletleri lehine olan her gelişme Rusya’nın aleyhine bir durumdur. ABD destekli Elitler emperyalizminin “Büyük Ortadoğu” projesi de hem Türkiye’nin hem de Rusya’nın aleyhine olacak tehlikeli gelişmelerdir. Coğrafyanın getirdiği jeopolitik zorunluluklar, Türkiye ve Rusya’yı bazen karşı karşıya çok az da yan yana getirecektir. Bu gerçek ülkemiz siyasetçilerinin kafalarını karışık olarak tutmaya yetecektir. Amerika’nın şemsiyesi altına sığınma refleksi Türkiye’yi bugünki berbat duruma getirdi. AB’nin savunma çadırı altına sığınma gayretleri daha kötü durumlara düşürecektir. Mandacı düşünce biçimleri ile ise bir ulus hiçbir zaman kurtuluşa ulaşamaz. Emperyalizmin hedefinin aynı coğrafya, düşmanın da aynı düşman olduğu gerçeği iki ülkenin yakınlaşması için yeterli bir sebeptir. Gelişmeler Rusya’nın aleyhine tehlikeli bir dönüş yapmaktadır. Rusya Federasyonu abluka altına alınmak üzeredir. Biz; Rusya da Karansky hükümetinin görevden alınmasını bir iç politik hesaplaşmanın sonucu değil, dışardan gelen tehlikeye karşı erken ve doğru refleks veremeyen Rus yöneticilerinin temizlenmesi ve devre dışı bırakılması olarak değerlendiriyoruz. Yakın bir gelecekte Rus Komünistleri içinde de değişimler gözlenebilir. Zira Rusya’nın ablukaya alınması onların da işine gelmez. İki taraf arasında zorunlu birliktelik oluşmak zorundadır. Rusya’nın askeri ve teknolojik gücünü göz önüne alarak düşünürsek, soğuk iklim ülkesi olarak kalmaya mahkum olmuş, ekonomik havzalarının tümünü kaybetmiş olmaya göz yumacak bir Rusya düşünemiyoruz. Aynı coğrafyada dost ve müttefiklere ihtiyacı olan bir Rusya doğal olarak antiemperyalist tavrı olan ülkelere yakınlaşacaktır. Türkiye bu ülkeler içinde mi? Emperyal düşüncelerini bir kenara bırakmış bir Rusya -bizde de olmayan- gerçek demokrasiyi içine sindirmiş olabilse, Türkiye de kendi gücüne dayanacağına çürük duvarlara dayanmaktan vazgeçmiş bir Türkiye olsa, iyi iki dost olabilirdi. Şimdilik çatışmadığımız komşu görüntüsü ile yetinmek zorundayız. Emperyalizmin her türlüsüne karşı olan bir kimse olarak, yakın bir gelecekte çok cana mal olacağına hatta yeni bir yüz yıl savaşının kapısını açacak olduğuna inandığımız Küreselleşmeci saldırının karşısında yeni ve güçlü bir blok oluşturulmasını isteyenlerdenim. Bu dileğimin gerçekleşmesinin; Türk milletinin ve diğer milletlerin tehlikeyi çabuk kavramasına, doğru önderler tarafından yönlendirilmesine, inanmış kadroların bulunmasına, coğrafyadan gelen avantajların iyi kullanılmasına bağlı olduğunu bilenlerdenim. Avrasyacılık hareketini hayallere ve sanılara göre anlatanların ilerde hayal kırıklığına uğrayacaklarını şimdiden söyleyebilirim. Acıdır ki M. Kemal Atatürk gibi büyük bir liderin vefatından sonra ortaya çıkan siyasetçi tipi tarihi, siyasi ve ekonomik körlükleri olan adamlardır. İnanılırlıklarını sık sık siyasi tavır değiştirmelerinden dolayı çok çabuk yitirmektedirler. Türk Milleti’nin önderliğine soyunanlara ve özellikle sonradan Atatürkçü olanlara A. Dugin’nin “Rusya’nın Jeopolitiği” adlı kitabını aheste aheste, anlayarak okumalarını tavsiye ediyorum. O zaman belki uyanırlar da Maoizm ile Kemalizm arasına sıkışmış kafalarında bir ışık yanar. Türk Milleti’nin ok gibi doğru liderlere ihtiyacı vardır. Yükselen milli heyecan ve tavır gerçek liderleri de çıkaracaktır. |