Arama: 
23.02.2004/Sayı:50
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Kıbrıs
Kitap
Kültür
Ekonomi
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Bedri Baykam Bedri Baykam

Bedri BaykamBosna
dramından kalanlar

Bu makaleyi dört gündür ziyaret ettiğim Saraybosna’dan yazıyorum. Burada sözü geçen “Kış festivali” çerçevesinde “Dişi Entrikalar” serimin sergisi var. Resimler burada iki hafta kadar kaldıktan sonra Tuzla’ya giderek Bosna’nın bu şirin kentinin Kültür Merkezi’nde sergilenecek.

Bu gece 9. Kanal isimli televizyonda canlı yayındayım. Yarın 1999’da Makedonyalı filmci Stefan Svetiev’in hakkımda yaptığı belgesel filmi yayınlayacaklar. Bu gece de benle gece haberlerinde söyleşi yaptılar. Onlar soruyu Boşnakça sordular, çevirmen kız, tatlı bir genç filmci, İngilizceye çevirdi. Ben İngilizce yanıtladım. Sonra çevirmen tabi bizim yanıtı da çevirdi. Yani uzun iş...

Sonra kanalın sahibi olan Adil Kulenoviç’in odasında korkunç yoğun hislerle yüklü bir saat geçirdik. Adil Bey bana 17 Mayıs 1995 tarihinde kaydettiği yarım saatlik Sırp bombardımanını dinletti teypten. Ben de tabii bu çok özel dakikaların sesini video kamerama kaydettim. (Burada bir parantez açmam lazım: Asistanım video çantamızı büyük bir şanssızlıkla bindiğimiz takside unutmuş. Önce bir saate yakın resmen delirdim. Daha doğrusu Sabiha ile birlikte delirdik. Birbirimizi yemeden, içimizi yedik. Sonra Sarajevo-Taxi merkezine haber vermiş olduğumuz için akıl almaz şekilde çantayı buldukları haberi geldi. Bu inanılmaz birşeydi. Bu kadar zor günler yaşamış, bu kadar paraya aç bir ülkede ne şoför ne müşteriler, video çantasına dokunmamışlardı. Taksici bulup getirdi. Türk Elçiliği’ndeki katiplerimizden biri de bir hafta önce fotoğraf makinesi bırakmış, o da bulunmuş. Bir başka Saraybosnalı, 50 bin Euro bırakmış, o da aynen geri getirilmiş. Bu gerçekler ne kadar alkışlansa az.)

Evet izninizle biz Adil Bey’in, TV istasyonunda kaydettiğimiz o bomba ve makineli tüfekle tarama seslerine dönelim. O yarım saatlik kaseti dinleyip banda alırken bile fena oldum ben. O Mayıs sabahı 11 sularında, 9 yıl önce kaydedilen o sesler dünyanın utanç vesikalarından. Kulakları teypten bile sağır eden o görüntülerin altında o gün kim bilir kaç kişi öldü, kaç kişi en yakınların kaybetti veya kolsuz bacaksız kaldı...

Saraybosnalıların suçu Kuveytlilerin aksine “petrolsüz” olmalarıydı. Onlarla direkt bir çıkar ilişkisi olamazdı. Dolayısıyla o katliamı seyretmekle yetindi Batının canavar yüzü.

O bombalar bu kentin üzerine dört yıl boyunca yağdı. Kırksekiz ay boyunca dünya katliamı seyretti. Bosna’da petrol de yoktu, Uranyum da yoktu, İsviçreliler de yoktu. Avrupa’nın “Arka bagajı” Balkanlar’daki bir katliam, her “binyıl dönemeci” felaketinde olduğu gibi, üç gün birinci haber kaldı, sonra üç gün ikinci haber oldu, sonra da sırayla üçüncü ve daha alt sıralara doğru kaydı. Dünyanın birkaç günlük acıma duygularından sonra takip edeceği maçlar, konserler, ekonomik haberler ve yeni felaketler vardı.

Bosnalılar bu süreçte, elektriksiz ve susuz yaşamayı öğrendiler. Aç kalmayı öğrendiler. Sabah uyanıp, akşamı bulmanın bir tasedüf olduğunu öğrendiler. Dünyanın ne kadar acımasız ve egoist olduğunu öğrendiler. Batının “Tek dişi kalmış canavar”la nasıl özdeşleşebileceğini öğrendiler...

Hani İkinci Dünya Savaşı hakkındaki o ünlü fıkra var ya? “Önce çingeneleri gelip götürdüler, ses çıkarmadık, sonra şunu götürdüler, sonra bunu götürdüler, sonra Yahudileri götürdüler, bize sıra gelince yine ses çıkarmadık, zaten ses çıkarsaydık da, sesimizi duyacak kimse kalmamıştı” diye? İşte Adil Kulenoviç, buna benzer şeyler anlattı bana. Nasıl savaş Bosna’ya adım adım yaklaşırken onu ciddiye almadıklarını “Nasıl olsa bizim başımıza gelmez” “Nasıl olsa bizim köye uğramaz” diye olaya baktıklarını... Ve ardından gelen acı gerçekle nasıl yüzleştiklerini...

Toplu mezarlar, parçalanan aileler, yok olan umutlar... Ve yirminci yüzyılın sonunda Avrupa’nın en “uygar” para babası ülkelerinin burnunun dibinde yıkanabilmek için yağmur ya da kar yağışı bekleyen şaşkın ve dünyanın alçaklığına küskün insanlar. Şiddet, toplu katliam, tecavüz, “etnik temizlik”, işkence... Tüm bu insanlık suçları, Birleşmiş Milletler ve “AB” oluşumunun gözleri ve “denetimi”(!!) altında yaşanırken, savaşın ne olduğunu anlaması imkansız olan zavallı küçücük çocuklar bile sütsüz, etsiz, meyvasız ve şekersiz yaşamanın ne olduğunun bedelini ödeyerek öğrendiler. Bosnalılar ölü adetlerini sayamadılar... 100.000 mi, çok daha büyük rakamlar mı? Kimse pek bilmek istemiyor. Biraz daha sanki sayfayı çevirip bir taze başlangıç yapmak istiyorlar. Bizim için ise Sarajevo sayesinde Bosna’da, Balkanlar’da yaşanan bu büyük trajedilerden çıkarılacak çok ders var... Sayılamayacak kadar çok.

Anlayana...