Arama: 
23.02.2004/Sayı:50
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Kıbrıs
Kitap
Kültür
Ekonomi
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Kitap Kaya Ataberk

Hasan HüseyinÖlümünün 20. yılında
Hasan Hüseyin, antiemperyalizm
ve Üçüncü Dünyacılık

Türk edebiyatının büyük isimlerinden şair Hasan Hüseyin Korkmazgil’i 26 Şubat 1984’te kaybetmemizin üzerinden yirmi yıl geçti. Türk toplumcu şiirinde Nâzım Hikmet’ten sonra belki de en çok anılan isimdir Hasan Hüseyin. Sadece sanatıyla değil, ömrü boyunca Türk emekçisinden, ezilen ulusların antiemperyalist mücadelesinden yana aldığı tavizsiz tavırla da büyüktür Hasan Hüseyin. Bu tavrı şiirlerine de, siyasi yaşamına da yansır ve onu hayatın her alanında emperyalizme, kompradorlara, sömürü düzenine karşı mücadele eden bir insan yapar.

Ezilenlerin arasından çıkmış biridir o ve her zaman onların mücadelesinin yanında kalır. En çok hatırlamamız gereken de budur Hasan Hüseyin hakkında.

Halkın içinden gelen şair Hasan Hüseyin

1927’de Sivas’ın Gürün ilçesinde doğmuştu. Babası bir demiryolu işçisiydi. Yoksulluğu, Türk emekçisinin dünyasını, sömürüyü kendi hayatından öğrendi. Ortaokulu ancak parasız yatılı sınavını kazanarak okuyabildi. Daha sonra Adana Erkek Lisesi’ni ve genç bir öğretmen olarak mezun olacağı Gazi Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi. Öğretmenlik yapmaya Maraş’ın Göksun ilçesinde başlamıştı. Bundan kısa bir süre sonra, 1951’de Türk Ceza Yasası’nın 142. maddesinden yargılandı. Aldığı üç yıllık cezayla beraber öğretmenlikten de uzaklaştırılacaktı ve yaşamını dilekçecilik, tarım işçiliği, tabelacılık gibi işlerle kazanacaktı.

Ankara’ya 1960’ta gelir. Akis dergisinde çalışmaya başlar. Daha sonraki yıllarda da Forum ve Toplum dergilerini yönetecekti. Hasan Hüseyin dönemin Atatürkçü, sosyalist dergileri Yön ve Sosyal Adalet’te de yazılar yazacaktır. İlerici aydınlar arasında kendini göstermeye başlayan Hasan Hüseyin’in ilk şiir kitabı “Kavel” 1963’te yayınlanacaktır. Bunu 1965’te “Temmuz Bildirisi” ve 1966’da “Kızılırmak” izleyecekti.

“Kızılırmak”: Halkçılık ve anti emperyalizm

60’ların ikinci yarısı Türkiye’de Atatürkçü, antiemperyalist, devrimci uyanışın yıllarıdır. Ezilen dünyanın tüm kesimlerinde de sömürgeciliğe karşı mücadele yükselmektedir. Bu uyanış Hasan Hüseyin’in dizelerinde kendini gösterir. “Kızılırmak”, Türk emekçisinin, mazlum milletlerin şiiridir:

“çalışkanız
filozofuz
dostuz
bütün sömürülenler gibi ezik
bütün uyananlar gibi kızgın ve doluyuz
seslenir yüzyıllar ötesinden Pir Sultan Abdalımız
‘üstü kan köpüklü meşe seliyiz’
diye konuşur Türk halkı Kızılırmak’ın dizelerinden;
petrol ve çelik krallarının gölgesinde bir İstanbul akşamı
bizans ve kirli
Türk ve yoksul.”

Böyle tanımlamıştır Hasan Hüseyin yaşanan sömürüyü, ezilmişliği.

Emperyalistler, sömürgeciler, kompradorlar bir yandadır; ezilenler, emekçi Türk halkı bir yanda. Artık saflar bellidir, silahlar çekilmiştir. Herkes bu kavgadaki yerini alacaktır. Hasan Hüseyin’in daha sonra yazacakları da bu saf tutmanın sonucu olacaktır. O, tutarlı bir antiemperyalist, bir Üçüncü Dünyalıdır, Ortadoğuludur.

“Sen ne cömert topraklarsın
ey ortadoğu...”

Hasan Hüseyin Türk emekçisinin, Türk halkının şairi olmuştur. Bu onun anti emperyalizmi dünya çapında kavramasıyla, kendi yerini Ortadoğu’da, Üçüncü Dünya’da görmesiyle destekleniyordu. Türkiye’nin yeri ve yönü Batı olamazdı. Türkiye bir Ortadoğu ülkesiydi. Biz ezilen bir millettik ve bunun gereği olarak ezilen dünyayı bir bütün olarak görmeli, diğer mazlum milletlerin acılarına, kurtuluş mücadelelerine duyarlı olmalıydık. “sen ne cömert topraklarsın ey ortadoğu/ sen ne çok soyulansın ve hiç uyanmıyansın” diyordu Hasan Hüseyin. Ama uyananlar da vardı ve uyananların bir bildiği vardı ki kavga veriyorlardı:

“arjantin pampalarında uykusuz
çetecilerin
benim kurtuluş anıtlarımda mermi yüklü ananın
Lumumba’nın kanının
kanayan viyetnamın...
bir bildiği vardı elbet...”

Kara Afrika’dan, Vietnam’a, Latin Amerika devrimcilerinden Kuvayı Milliye’ye uzanan bir perspektife sahipti Hasan Hüseyin’in antiemperyalizmi. Esas kavgasını da Türkiye’de verecekti.

Türk milleti çok uzun zamandır sömürgeciliği tanıyordu ve ona karşı mücadele etmeyi biliyordu. Türk milleti bir kere yenmişti emperyalizmi ama yeniden esir düşürülüyordu. Hasan Hüseyin bunun acısını şiirlerine yansıtmıştı ama bizim 1919’da yaktığımız ateş tüm ezilenlere bir selam oluyordu dizelerinde:

“beni ısırdı-bilirim- 18’lerde mondros’larda
demokrat suratlıydı bilirim
bezirgan dişli
hala damlıyor kanım
viyetnam’da kırılan dişlerinden
ve hala aç dolaşıyor başkent caddelerinde
kurtuluş savaşı kahramanlarım...”

Tüm mazlum milletlere ışık tutmuş bir ülkenin, bugün hangi düzenin, hangi hainlerin pençesinde olduğunu da anlatacaktı Hasan Hüseyin. 1976’da yayınlanan “Koçero Vatan Şiiri” bu komprador düzeni, sömürüsüyle, Batıcı ihanetiyle, demokrasi masalıyla mahkum ettiği yapıtı olacaktır.

“Batıya, hep Batıya, Batıya...”
Sömürünün kaynağına, emperyalizme ve ülkenin oraya yöneltilişine, bağımlı hale getirilişine böyle işaret etmişti Hasan Hüseyin. Türkiye’nin tüm düzeni Batıya göre kurulmuştu. Batıya ekonomik, siyasi, kültürel her alanda bağlı komprador burjuvazi ve her çeşit sömürücü kendi çıkarlarına göre bir çark kurmuşlardı. En acısından sömürü halkı inletiyor, vatan Batıya satılıyor, Mustafa Kemal’le gelen herşey birer birer yok ediliyordu. Bu düzenin tamamlayıcısı da demokrasi oyunu oluyordu. Sözde halkın oyuna dayanılarak, halkın tümüyle dışında olduğu bir siyaset kurumu her şeyi düzenliyordu. Bunun adı da demokrasi oluyordu:

“seçim sandıklarına girip toprak ağalarının
seçim sandıklarından çıkıp toprak ağalarının
koltuklara lök lök oturup toprak ağalarının
kaymak kaymak yanakları bulvar ağalarının...
ince ince hesapları manevraları...”

“Koçero”da bu düzenin kimin için kurulduğunu da anlatır:

“paralar girsin diyedir kalantor kasalara
toprak sömürülsün diyedir ortaçağlarda
ışıksız kalsın diyedir koca bir ülke
karanlıkta boğazlaşsın diyedir güzel yüzlü insanlar
fabrikalar işçi yesin para kussun diyedir...”

Peki ne yapmak gereklidir? Bu komprador düzen nasıl yıkılacaktır? Emperyalist Batının hakimiyeti nasıl kaldırılacaktır? Hasan Hüseyin’in çözümü dönemin tüm ilerici, devrimci aydınlarıyla aynı yöndedir; ulusal bağımsızlığın yeniden sağlanması için mücadele edilmeli ve sosyalizm hedef alınmalıdır. Bu görüşleri savunanlarla beraber bir mücadeleye de girişir. Türkiye İşçi Partisi’nde, Kuvayı Milliyeci sosyalizm anlayışının savunucusu olan Mehmet Ali Aybar’ın yanında yer alır.

Hasan Hüseyin’in siyasi görüşlerinin daha da olgunlaşmasının 1974’teki Irak ziyaretiyle paralel olduğunu görüyoruz.

“Bağdat Basra Yollarında” ve Üçüncü Dünyacılık

1968 yılında Arap Sosyalist Baas Partisi’nin sol kanadı Hasan el-Bekr ve Saddam Hüseyin önderliğinde yönetime el koyar ve radikal antiemperyalist ve halkçı politikalar uygulamaya başlar. Baas rejimi kendine Arap sosyalizmini kurmayı ve emperyalizmin böldüğü Arap dünyasını birleştirmeyi hedef olarak seçmiştir. Sloganları “Birlik-Özgürlük-Sosyalizm”dir. Daha önce Mısır’da Nasır’ın ve Üçüncü Dünya’nın birçok yerinde milliyetçi halkçı rejimlerin uyguladığına benzer bir rejimdir Irak’ta uygulanan.

Hasan Hüseyin devrimci Irak’ı şöyle anlatır: “... Irak, Ortadoğunun en önemli, en dikkate değer ülkesi haline gelmişti. Suriye’nin zaman zaman kararsız, Libya’nın delifişek tutumu yanında Irak, ağırbaşlı, dengeli bir gelişme çizgisi izliyordu...”.

Hasan Hüseyin Irak gezisinde gördüğü bu Üçüncü Dünya’ya özgü sosyalizm denemesini “Bağdat Basra Yollarında” adlı kitabında anlatır. Ezilen bir ulusun yarattıklarını görmüş ve etkilenmiştir. Ezilen dünya ve Batı üzerine şunları yazar: “Irak topraklarını ve oraların insanlarını gördükten sonra, emperyalistlere ve emperyalist niyetlere sövmemek olanaksız. Canına okumuşlar Irak toprağının! Iraklılar bugün ne kadar sevinip tepinseler yine az! Her gün bayram yapmak onların hakkı! Londra’nın, Nev York’un, Berlin’in, Paris’in o şımarık zenginliği, Irak gibi ülkeler halklarının açlığı, çıplaklığı, perişanlığı pahasınadır...”. Bu katıksız bir Üçüncü Dünya bakışıdır ve hem o dönemin, hem de günümüzün bir çok aydınının ilerisindedir.

Hasan Hüseyin aynı ileri görüşlülüğü Kürtçülük konusunda da göstermiştir.

Hasan Hüseyin’in Kürt bölücülüğü uyarısı

O yıllarda ABD tarafından yeni yeni kışkırtılan Kürt bölücülüğü, ilerici Irak rejiminin önemli sorunuydu. Başrolde de Barzani’nin babası aşiret reisi Molla Mustafa Barzani bulunuyordu. Hasan Hüseyin şu net değerlendirmeleri yapmıştı: “...devrimci Irak hükümetini ve Irak’taki toplumcu uygulamayı yıkmak için, ABD’den ve İran Şahı’ndan destek isteyecek kadar!..Yani Ortadoğu’da ikinci bir İsrail!..Ortadoğu’nun bugünkü koşulları altında buna evet demek olanaksızdır. Ortadoğu, ABD’ye üslük görevi yapacak böyle bir devlete her zaman hayır diyecektir.” Bu bakış açısının doğruluğu bugün daha iyi anlaşılmaktadır. ABD’nin adım adım kurdurduğu kukla Kürt devletini gördükçe Hasan Hüseyin’in uyarı ve saptamalarını hatırlamamak elde değil.

Hasan Hüseyin’i anmak

Hasan Hüseyin aramızdan 20 yıl önce ayrıldı. Ama sanatı da fikirleri de güncelliğini koruyor, değeri günden güne artıyor. Bunun da tek bir nedeni var aslında; onun çağın en temel sorunu üzerine fikir ve sanat üretmesi. Bu nokta emperyalist Batının sömürüsü, katliamı ve ona karşı ezilen dünyanın direnmesidir. Hasan Hüseyin ezilenlerin acısının gene onların mücadelesiyle biteceğini biliyordu ve çağrısını onlara yapıyordu:

“toplanın
birleşin
bir olun
acıların şahı gibi gelin üstüme
gelin ve bitsin şu iş,
kalaylardan mı gelirsin bolivyalardan
rio’nun favelalarından mı
ispanyadan mı
viyetnamdan mı
zonguldak kömürlerinden mi gelirsin
çukurovalardan mı...”

Ve ezilenlerin sesini veren Hasan Hüseyin, Mustafa Kemaller bekler şiirlerinde:

“gel ki anlasınlar sen kimin kemal’ısın
ağanın mı beyin mi beyoğlunun mu
tacirin mi tefecinin mi kompradorun mu
yoksa benim gibi emekçinin mi"

Hasan Hüseyin’i anarken biz de ona, onun dizeleriyle sesleniyoruz:

“vatan topraksa eğer
ormansa nehirse madense vatan
işçiyse köylüyse aydınsa vatan
yani yapıp yaratmaksa herşeyi yenibaştan
sevmeyi yenibaştan
alkışı yenibaştan
bir hesabı vardır bunun sorulur
bu hesabı soracaklar bulunur...”
Mustafa Kemaller elbet bulunacaktır.