|
Kıskaçtaki Türkiye’yi anlatmak
Türkiye’nin cumhuriyetçileri, devrimcileri, laik düzen savunucuları, halkçıları, devletçileri, ulusalcıları; “AKP Türkiye’yi nereye götürüyor, neye nokta koyuyor (koymak istiyor?)” sorusunun yanıtını yıllar önce vermişti aslında. Bu nokta, Cumhuriyet’in değerlerinin ve birikiminin yok edildiği noktadır. 1940’ların ortalarında başlayan, adı “Çok Partili Yaşam” olan, “Marshall Yardımı”, “NATO”, “Truman Doktrini”, “İkili Anlaşmalar” ve “Soğuk Savaş” stratejisini temel alıp “Yeşil Kuşak” ve “Ilımlı İslam” politikalarıyla devam eden yeni düzenin yıllar boyunca uyguladığı tüm ekonomi, maliye, kültür ve eğitim politikaları hep bu noktaya gelmek için var edilmiş hizmetlerdi. İkinci Dünya Savaşı sonunda CHP’nin benimseyip uygulamaya başladığı, 1950’lerde DP ile canı gönülden süren bu hizmet; zaman zaman kısa kesintilere uğrasa da 1960’larda ve 1970’lerde AP’nin, 12 Martçılar’ın, 1980’lerde 12 Eylülcüler’in ve ANAP’ın; 1990’larda DYP’nin ve cümle koalisyonların amacıydı. Bu hizmet; ikili anlaşmalarla başlayan askeri ilişkilerin ekonomiyi IMF ve Dünya Bankası’nın politikalarına teslim eden borçlanma bataklığı ve “özelleştirme” politikaları ile; sol düşmanlığı ve imam hatip okullarıyla başlayan eğitimdeki dinci politikalar ile aslında sömürgeleşmenin öteki adı olan “Küçük Amerika” olma düşleri ile sürdü yıllardır (yani Amerikan rüyası!). Amaç, ülkeyi ABD ahtapotunun kollarına teslim etmekti ve yılların karşı devrim birikiminin sonucunu alıp parsasını toplamaksa AKP’ye düştü. Bir de şunu eklemeliyiz ki her dönemde, her koşulda kendine işbirlikçiler bulmada çok başarılı oldu ABD. Etkin olan ne kadar kurum ya da kişi varsa peşine düştü ve kazandığı oranda onlardan işbirlikçilerini yaratmayı başardı. Bu işbirlikçiler kimi zaman hükümetlerde, meclislerde görev aldı; kimi zaman etkin kitle örgütlerinde ya da resmi kurumlarda. Kimi zaman bir yazar, bir gazeteci, bir politikacı, bir işadamı olarak her zaman var oldular. ABD güçlendikçe işbirlikçileri de güçlendi ve günümüzde işbirlikçilerin alçaklıklarının dibe vurduğu koşulları yaşadığımızı söylersek ABD’nin ülkemizi nasıl bir kıskaca aldığını daha iyi kavramış oluruz. Şimdi AKP’nin yapmak istediği ve yaptığı Cumhuriyet’e son darbeyi vurmaktan başka bir şey değildir. Bu darbe, Sevr döneminin İngiltere’sinde başbakan olan Lloyd George’un, “Sevr Antlaşması, yağmacı Türklere hadlerini bildirecek güzel bir antlaşmadır.” ve Fransa’sında başbakan olan Clemenceau’nun, “Türkler Orta Asya’ya kadar kovalanmalıdır.” sözleriyle yıllar öncesinden vurulması planlanan bir darbedir. Geçtiğimiz yıllarda yayımlanan ve yurtsever duyarlılıklarının ürünü olan kimi kitaplar bu darbeyle ilgili gerçeklikleri bilince çıkarma çabalarının sonuçlarıydı. Ülkemizin ABD ve Avrupa emperyalistlerince nasıl kıskaca alındığının aktarıldığı bu kitaplar arasında; Doğan Avcıoğlu: Türkiye’nin Düzeni (Tekin Yayınları), Emin Değer: Oltadaki Balık: Türkiye (Toplumsal Dönüşüm Yayınları), Çetin Yetkin: “Karşıdevrim 1945-1950 (Otopsi Yayınları), Metin Aydoğan: Bitmeyen Oyun (Kum Saati Yayınları), Cengiz Özakıncı: United States of İrtica 1945-1999 (Otopsi Yayınları), Erol Manisalı: Bıçak Sırtındaki Cumhuriyet (Cumhuriyet Kitapları), Necip Hablemitoğlu: Şeriatçı Terör’ün ve Batı’nın Kıskacındaki Ülke: Türkiye (Toplumsal Dönüşüm Yayınları) ve Attilâ İlhan’ın, Uğur Mumcu’nun birçok kitabı sayılabilir. Lütfi Kaleli’nin “İrtica ve ABD Kıskacında Türkiye” (Alev Yayınları) adlı kitabında bu noktaya nasıl getirildiğimizin apaçık bir tarihsel özetini okuyoruz. Kaleli, İslam tarikatlarının sömürü düzenlerine nasıl hizmet ettiklerinin tarihçesini verirken Cumhuriyet’in kurulmasından başlayarak dinsel örgütlenmelerin ülkemizi emperyalist boyunduruğa sokmak için neleri nasıl yaptıklarının öykülerini anlatıyor. “Saidi Nursi ve İrtica” bölümünde Nurculuğun doğuşunu ve bugüne kadarki serüvenini anlatan Kaleli, “İslamcı Terör Örgütleri” bölümünde Hariciler’den başlayarak İslami cemaatleri, İran’da kurulan “İslamın Fedaileri”ni, Mısır’da kurulan “Müslüman Kardeşler”i, Lübnan’da kurulup birçok ülkede kök salan “Hizbullah”ı, Nurcu “Aczmendiler”i tanıtıyor. İslamda kadın ve dine bakış, ılımlı İslam, Fethullahçılığın serüveni, Türk-İslam Sentezi, Özal’ın yaptıkları, siyaset şeyhi Erbakan’ın nasıl yaratıldığı, Avrupa’yı tehdit eden İslamcı kuruluşları, yeşil sermayenin ülkemizi kuşatması gibi konuların belgeleriyle aktarıldığı bu çalışma, belleklerimizi tazeleyen bir kitap olarak emperyalizmin besleyip büyütüp ülkemize dayattığı gericiliğin nereden nereye ve nasıl geldiğini anlatan yapıtların arasında yerini alıyor. |