|
Halit Refiğ:
HALİT REFİĞ: Önce bu Batı ipoteği nereden başladı, onu sorgulamak lazım. Cumhuriyet kurulduğunda bir tek ana ilkesi var: İstiklal. Kurtuluş Savaşımızı yürüten meclisin kabul ettiği Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşı metni bence hala cumhuriyetin kuruluş felsefesinin en keskin ve açık ifadesidir. Ben şu konuştuğumuz an o metne yürekten bağlıyım. O metin neyle başlıyor? Bir kelimeyle: Korkma! Kimden korkma? Metin dikkatle okunduğu zaman nereye gidiyoruz? “Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar Kimden korkulduğunu ve niçin korkulmaması gerektiğini gayet açık ve net ifade etmiş. Şimdi korkulmaması gereken Garp meselesine geldik. Canavarlaşmış Garbın nesinden korkuluyor? Çelik zırhından. Sanayi canavarı. Gerçekten de o günkü sanayi canavarına karşı çıkacak yürekten başka bir güç yoktur. Bu imanla yola çıktınız, bu imanla savaştınız ve bağımsız devleti kurdunuz, güzel. Bu arada iç reaksiyonlar dolayısıyla Hilafeti de tasfiye etmişsiniz. Peki bu devlet neyin üzerine kurulacak? Daha savaş sürerken meclis koridorlarında Gazi Paşa’ya soruyorlar, “Paşam bizim hükümetimiz nasıl bir hükümettir, demokrasiye mi benziyor bolşevizme mi?” “Efendiler” diyor, “Bizim hükümetimiz sosyoloji kitaplarında bahsedilen hükümetlerin hiç birine benzemez. Ama diyor, demokrasiye veya bolşevizme benzemiyor diye gocunmayalım, biz benzememekle ve benzetmemekle iftihar etmeliyiz. Çünkü biz bize benzeriz efendiler.” Bu tespit de müthiştir benim için. Burda büyük bir devlet adamının sezgisi var. Farklı oluş sezgisi. Kendimizi mutlaka başka bir toplum modeline benzetmek gerekmediği gerçeği var. Buna da yüzde yüz katılıyorum. Mustafa Kemal tarihte ender rastlanan dehalardan biri. Ama etrafındakilerin aynı zeka seviyesine sahip olmalarını da beklememek lazım. Zaten tarihteki büyük dehalara baktığımızda genellikle yalnız olduklarını görürüz. Devlet kurulduktan sonra öyle gözüküyor ki bir ön hazırlık olmadığı için, bir ideolojik kuram olmadığı için, el yordamıyla meselelere yaklaşılmış. İzmir İktisat Kongresinden bildiğimiz kadarıyla ilk yaklaşım liberal ekonomi. Fakat liberal bir ekonomi için kapitalist birikime ihtiyaç var. Garbın çelik zırhlı duvarı bu sermaye birikimi sayesinde oluşmuş. O sermaye birikimi ise biz de yok. TÜRKSOLU: Batı kapitalizmi izin vermediği için bizde sermaye birikimi yok, fakat aynı Batı bizi sömürdüğü için onda sermaye birikimi var. Devletçilik politikasının sözcüsü Kadro dergisi
Aslında suçlanan devletçiliktir. Çünkü devletçiliğe geçişin İsmet Paşa’nın Sovyetler gezisinden hemen sonra gerçekleştiğini cümle alem biliyor. Bu sırada Kadrocular eleştirilere şöyle cevap veriyor: Biz antiemperyalistiz, antikapitalistiz ama komünist değiliz. Biz sosyal milliyetçiyiz. Bir yıl sonra Cumhuriyet’in onuncu yıldönümü kutlanırken Almanya’da Hitler iktidara geliyor. İdeolojisi Nasyonal Sosyalizm. Yaptığı ilk şey de Faşist İtalya ile Mihver dedikleri ittifakı oluşturmak. Aldıkları ilk karar Akdeniz’i İngiliz gemilerine kapatma. İşte o tarihe kadar Türkiye’ye gayet mesafeli yaklaşan Batı (çünkü Türkiye istiklal savaşını esas olarak İngilizlere, Batıya karşı yapmıştır) birden tekrar Türkiye’ye dönüyor. İlginçtir Fethi Okyar hatıralarında İngiltere Büyükelçiliği yaptığı yıllarda çoğu zaman görüşecek bir İngiliz yetkili bile bulamadığını ifade ediyor, ki Atatürk’ün partisini kapatıp İngilere’ye yolladığı Fethi Okyar Atatürk’ün arkadaşları arkasında en keskin Batıcı, en keskin İngilizci olanıdır. İngilizler ona bile son derece mesafelidir. Ta ki o tarihe kadar. Bundan sonra Fethi Bey dışişlerindeki diplomatları İngiltere’yle yakınlaşmak için en uygun zaman olduğu yönünde ikna etmeye başlıyor ve bir hediye sözüyle ülkeye dönüyor. Bu hediye Montrö’dür. Atatürk Batıcı değildir 1935 senesinde Kadro dergisi kapatılıyor. Zoraki Diplomat’ta Yakup Kadri bu süreci çok acı biçimde anlatır. Çünkü terkedilen sosyal milliyetçiliktir. Peki Kadro’nun yerine ne açılır? Şimdi benim ısrarla üzerinde durduğum ama hep es geçilen bir noktaya geliyorum. Bu nokta sizin Batı ipoteği dediğiniz olgunun başlangıcıdır. Kadro’nun yerine Yücel diye başka bir dergi çıkıyor. Başında bugün kimsenin hatırlamadığı Muhtar Enata diye bir zat var. Asıl fikir lokomotifi o tarihlerde henüz Cambridge’de genç bir öğrenci olan Orhan Buryan. Yücel dergisinin temel fikri hümanizma ve çağdaş uygarlık. Bizim bugün tanıdığımız tüm Batıcılar işte bu hümanizma ve çağdaş uygarlık kaynağından gelirler. Bunlara göre bizim varmak istedimiz çağdaş uygarlığın kaynağında hümanizma vardır. TÜRKSOLU: Hümanizmanın kaynağı ise Yunan-Latin kültürü, değil mi? Mustafa Kemal’den sonra milli kültür yerine
HALİT REFİĞ: İşte buyrun. O zaman bizim çağdaş uygarlığa girebilmemiz için önce Yunan-Latin kültürünü öğrenmemiz gerekir. Burada milli kültürün kaynaklarını teşkil eden bütün milli ve İslami kaynaklardan uzak durma önerilmeye başlanmıştır. Bu noktadan itibaren Mustafa Kemal’in Gazilik sıfatının bir kenara bırakıldığını, sadece Atatürk olarak anıldığını görüyoruz. Gazi bizim kültürümüzün en önem verilen ünvanlarından birisidir. Din düşmanlarıyla savaşan ve bu savaştan muzaffer dönene Gazi denir. Burda İslami bir özellik var. Bu sırada Mustafa Kemal’i adeta tecrit edip ölüme sevk ediyorlar. Çok yalnız bırakılıyor. “Tek Adam”ın 3. Cildinde Mustafa Kemal’in Afet Hanım’a söylediklerini her okuduğumda tüylerim ürperir. “Gidelim Afet diyor, bir orman kenarına, sadece bir ocağı olan bir oda, her şeyden uzakta.” Yakın çevresinden böylesine hayal kırıklığına uğramış durumda. Ama yakın çevresinin ortak şuur altına itilmiş bir şey var, nedir o? Batı korkusu. İşte onun için ben İstiklal Marşı’nın o ilk kelimesine büyük ve mucizevi bir hayranlık duyuyorum. İşte o korku Mustafa Kemal’i bile aşabiliyor. Bugün farklı mı? Kıbrıs, AB, Kerkük meselesi, Kürt meselesinin kaynağı farklı mı? İşte herşeyin düğüm noktası Batı. TÜRKSOLU: Binlerce yıllık medeniyetlerin mirasçıları olan bizlerin topu topu bir kaç yüzyıl haydutluk yapıp büyüyen Batıdan korkmamız garip değil mi? Bu korku nereden kaynaklanıyor? Batı medeniyetini İslam’a karşı koruyan NATO’da işimiz ne? HALİT REFİĞ: Bakın 19. yüzyıla kadar bu korku yok. Gerçi 1683’teki Viyana bozgunundan sonra Batı karşısındaki yenilgiler başlıyor başlamasına ama korku falan yok. Bir kompleks de yok. Ne zamanki Batı askeri ve ekonomik anlamda o çelik zırhı tamamen kuşanıyor ve saldırıya geçiyor işte o noktada korku başlıyor. Çünkü onu yenecek ekonomiyi yaratma olanağını da elinden almışlar. Bakın biz bugün Avrupa’dan korkmuyoruz. Avrupa’nın zenginliğine nasıl ortak oluruz hesabındayız. Bugün bizim korkumuz Amerika’dan. Çünkü biliyoruz ki askeri açıdan Türkiye’nin başa çıkamamayacağı tek güç, en azından bugün Çin gibi bir tehlike olmadığı için ABD. Bence bugün Türkiye’nin en temel meselesi NATO. Bakın NATO niçin kurulmuştu? Avrupa’yı Sovyetlerden korumak için. Peki Sovyetler ortadan kalktığına göre ne işe yarıyor? Aslında Hungtinton şu meşhur kitabında bunu söylüyor. NATO’nun şimdiki fonksiyonu Batı medeniyetini İslam’a karşı korumaktır diyor. Biz Batı medeniyetini İslam’a karşı koruyacak bir ittifakın içinde ne yapacağız peki? Ne kadar dindar olduğum ayrı mesele. Camiye gitsen de gitmesen de, namaz kılsan da kılmasan da o kültürden geliyorsun. Ne yapıcam ben şimdi? Batı medeniyetini İslam’a karşı mı koruyacağım? İşte bugün Türkiye bu durumda. Türkiye’nin bana göre en öncelikli meselesi NATO’dan ayrılmak. TÜRKSOLU: NATO’nun görevi Batı medeniyetini İslam’a karşı savunmak dediniz. Bu konseptin güncel uygulamasını aslında Afganistan ve Irak’ta yaşıyoruz. Hem Bush hem de Berlusconi bu savaşın bir Haçlı savaşı olduğunu ağızlarından kaçırdılar. HALİT REFİĞ: Doğru, kem küm ettiler, sözlerini geri aldılar, ama bir şekilde gerçeği itiraf etmiş oldular. TÜRKSOLU: Buna karşın emperyalizme karşı olan bir çok kesim bile halen bunu yalnızca bir petrol savaşı olarak görebiliyor. Sizin çizdiğiniz çerçeve içinde bu savaşın esas hedefi ne ve Türkiye bu hedefin neresinde? Batılılar İstanbul’un alınmasını ne unuttular ne de affettiler HALİT REFİĞ: Bakın Huntigton’un kitabının orjinal basımının kapağı. Üstte Batı medeniyetini simgeleyen Haç, altta da çatıştığı medeniyetleri simgeleyen Hilal-hatta yanında aynı bizim bayrağımız gibi küçük de bir yıldız var- ve uzakdoğu medeniyetlerini simgeleyen Ying-yang. Bakın burda Batının iki düşmanı yan yanadır. NATO’nun Ying-yang’la sınırı yok ama Hilal’le var. Tabii bir de bunlar Çin’le arayı iyi tutmaya çalışıp birbirlerini yokluyorlar. Şimdi sorunuzun cevabını bulmak için başka bir kitabı elimize alalım. Brzezinski: Büyük satranç tahtası. Ne diyor Amerika’nın en ünlü stratejisyeni: Dünya hakimiyeti Avrasya’dan geçer. Avrasya’ya hakim olmayan dünyayı kontrol edemez. Eğer diyor Amerika kendisine karşı Avrasya’da bir güç meydana gelmesini istemiyorsa böyle bir gücün ortaya çıkmasını derhal engellemelidir. Afganistan ve Irak örneklerine kısa vadede bakıldığında hiç şüphesiz petrol bunun dışında değil. Ama bunun daha da ötesine giden hesaplar var: Orta Asya, Ortadoğu. Amerika’nın bugünkü refah seviyesini sürdürebilmesi için dünyanın temel enerji kaynaklarını ve ekonomik hareket merkezlerini denetlemesi lazım. Yani bu yaşananlar kaçınılmaz. Şimdi ülkemiz için çok önemli bir noktaya geliyoruz. Avrasya’nın merkezi Moskova değil burası. Şu anda biz bu röportajı Avrasya’nın tam merkezinde yapıyoruz. Onun için asıl hedef İstanbul. Ama birdenbire İstanbul’u alamıyorsun. Onun için yavaş yavaş, sağdan soldan sıkıştıra sıkıştıra İstanbul’a geliyorsun. Bugün Kıbrıs meselesi, Kerkük meselesi, Ermeni meselesi niçin merkezileşmeye başladı? Bakın Patrikhane hiç unutmamamız gereken bir mesele. Patrikhane ekümenik olacak, yani dünya ortodoksluğunun merkezi olacak. Yani buranın dünya Katolikliğinin merkezi Vatikan gibi olması gerekecek. Yani İstanbul’da devlet içinde devlet kurulacak. Bakın Economist dergisi bir milenyum özel sayısı yaptı. Binyılın önemli olaylarını inceledi. Bunlardan birisi şüphesiz İstanbul’un fethi. Burada fethin hikayesini anlattıktan sonra yazının son paragrafında şöyle diyor: Türkler bugün AB’ne girmek için büyük bir heves içindeler. Önlerindeki en büyük engelin de Kıbrıs olduğunu sanıyorlar. Ama diye bitiyor yazı, Avrupalılar İstanbul’un alınmasını ne unuttular ne de affettiler. Şimdi bizim Batılılara göre eksik tarafımız şu. Batılılar bütün hesaplarını uzun vadeli yapıyorlar ve bunlarda zaman zaman meydana gelen başarısızlıklar ve yenilgilerden yılmıyorlar. Bizim onlara göre en büyük zaafiyetimiz bugünü atlatalım yarın Allah kerim zihniyeti. Onların uzun vadeli hesaplarına günübirlik çözümlerle kaşı duramayız. TÜRKSOLU: Örneğin Kürt meselesi, çok değil on yıl önce PKK’nın bu kadar meşrulaşacağını Türkiye siyasetinin olağan bir aktörü haline gelebileceğini düşünebilir miydiniz? Emperyalizm Ortadoğu’ya gelene kadar Kürt sorunu yoktu HALİT REFİĞ: Bakın İngilizler Birinci Dünya Savaşı’nda Mezopotamya’ya gelene kadar Kürt meselesi yok. İngilizler özellikle mütareke döneminde nasıl Lawrence Arap aşiretlerini isyan ettirmişse Binbaşı Noel aracılığıyla Kürt aşiretlerini isyan ettirme faaliyetlerini başlattı. Atatürk bunları Nutuk’ta çok iyi anlatır. Ama başaramıyorlar. Çünkü Kürt aşiretlerin arasında dayanışma fikri yok. Örneğin Şeyh Sait isyanı bile dini isyan olarak çıkmıştır. Onların çıkış noktası Kürtçülük değil dindir. İngilizler Kürtlükle yapamadığını dini kullanarak yapmıştır. Bugün fazla zikredilmiyor ama Musul ve Kerkük Misak-ı Milli sınırları içindeydi. İngilizler Kürt aşiretlerini kullanarak burayı bizden koparttılar. Bir süre Kürt meselesinin üstü kapanmış gibi gözüküyordu. Ta ki 1974’e kadar. Biz Batılı müttefiklere rağmen Kıbrıs’a çıktık, ardından Batı PKK ve ASALA’yı ortaya çıkardı. Ermeniler daha hazırlıklıydı, hemen eyleme geçtiler. PKK ancak hazırlandıktan sonra sahneye çıkabildi. 1984 yılına kadar işi ASALA götürdü. Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla PKK sahneye çıktı ve çok ilginçtir ASALA hemen çekildi. Yoksa Türkiye’de Kürtlerin Türkiye’yle ne zorları olabilir. Cumhurbaşkanı olabiliyor; örnek İsmet Paşa, Ordu Kumandanı olabiliyor; rahmetli Eşref Bitlis, Meclis Başkanı olabiliyor; Hikmet Çetin; büyük tüccar olabiliyor Halis Toprak; büyük sanatçı oluyor İbrahim Tatlıses. Bütün bu imkanlar varken Türkiye’nin Kürdü bunları bırakacak ve dağ başlarında kimin hesabına olduğunu bilmediği bir bekçilik görevi alacak, İstanbul’a Antalya’ya, İzmir’e pasaportla gidip gelecek. Kim kabul eder yahu bunu? Kürt meselesi ta başından itibaren hep öncelikle İngilizlerin ve onların zayıflamasıyla Amerika’nın, Fransızların ve Almanların işi olmuştur. Ama bu işin esas sahibi her zaman İngilizlerdir. TÜRKSOLU: Peki bu oyunu nasıl bozabiliriz? Tek dişi kalmış canavarın çelik zırhına karşı neyle, nasıl direnebiliriz? İstiklâl Marşı’nın da HALİT REFİĞ: Biz her gün İstiklal Marşını söylüyoruz ama bilmeden söylüyoruz. Bizim milletçe İstiklal Marşımızı yeniden gözden geçirmemiz gerek. Mesela biz bu İstiklal Marşımızla AB’ne giremeyiz. Bu tek dişi kalmış canavardan korkma diyor. Biz ne korkusu canavara aşık olmuşuz bile. Ya Rusların yaptığı gibi diyeceğiz ki bunun işi bitti marşı, bayrağı değiştirelim ya da bu marş ne diyor ona bakıcağız, oturup onun manasını düşünecez. AB’nin üyesi olmak istiyorsak meclis hemen toplanacak İstiklal Marşı’ndan ve Ayyıldızlı bayraktan vazgeçecek. Yok hayır biz ayyıldızlı bayraktan vazgeçmiyoruz diyorsanız onun hakkını vereceksin. Çünkü İstiklal Marşı bizim Osmanlı’dan devraldımız o Hilal ve yıldız için, o alsancak için yazılmış. Ne diyor orada? “Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak”. O zaman korkmayacaksın. |