Arama: 
09.02.2004/Sayı:49
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Söyleşi
Ekonomi
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Bedri Baykam Bedri Baykam

Bir ittifak çağrısı ve CHP

Geçtiğimiz günlerde, geniş bir özetini Cumhuriyet gazetesinde yayınladığım ve CHP’nin 81 il başkanı, tüm milletvekilleri ve Parti Meclisi üyelerine yolladığım “ittifak çağrısı”nın tam metnini aşağıda bulacaksınız. Bu çağrının benim için en önemli yanı, halkın arzu ve temennilerine de tercüman olması. Toplumun sağduyusunun sade ve anlamlı sesini, kimi siyasilerimiz de geçmişten ders alarak bu sefer gereğini yapabilecekler mi?

CHP Yöneticilerine ve örgütüne açık mektup

“Cumhuriyet Halk Partisi’nin değerli yöneticisi, değerli örgüt üyesi,

Türkiye 28 Mart’ta yine tarihinin çok önemli bir seçimini yaşayacak. Bir yanda, aldığı %25 kayıtlı seçmen oyuyla parlamentonun üçte ikisini kontrol eden AKP, öte yanda bölünmüş sol ve merkez partiler...

1980 darbesini takiben öncelikle Bülent Ecevit’in ısrarlı tutumuyla “paramparça” yaşamına başlayan Türk solu, o günden bu yana bir türlü iki yakasını bir araya getiremedi. Hiçbir mantıklı izahı olmayan bu tavır yüzünden, sol oylar Türkiye’de adım adım geriledi. Sol ve sosyal demokrat oy potansiyelini temsil eden varoşlar ve birçok Anadolu kenti, adım adım önce merkez sağda ardından da aşırı sağda umudunu arar hale geldi. Sol partilerin birbirlerini “afiyetle” yemeleri ve rakip siyasal düşüncelerin gelişmelerini umursamadan yalnız birbirleriyle hesaplaşmaları, ortaya ibret verici bir iflas tablosu çıkardı.

Bugün olayların gidişatı “bildiğimiz gibi değil”. Ekonomide halka bile yansımayan bazı göstergelerin iyi gidiyor gözükmesine kanan iş adamları ve bu hükümette kendi özel çıkarlarını korumak için “uyanık” bir muhatap bulan bencil “medya tacirleri” ortada cirit atıyor. Onlar, zaten geçim derdinde günlük hayatın içinde boğuşarak varolmaya çalışan halkımızın tüm Cumhuriyetçi reflekslerinin ve Atatürkçü kimliğinin yok edilmesine çanak tutmaktadırlar. 1996’da Erbakan hükümetine karşı bu medyanın sürdürdüğü “Atatürkçü direnç” kampanyalarının yerinde bugün yeller esmekte, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hızla gelişen irtica dalgası karşısında pasif bir duyarsızlığa hapsolması için sanki herkes üzerine düşeni yapmaktadır.

Bu iç karartıcı ortamda Türk solu ve özellikle onun Atatürk’ten miras kalan kalesi CHP’ye düşen tarihi bir misyon vardır. Bu, ülkenin rejimini tehdit eden ve akıl almaz boyutlara ulaşmış irtica tehlikelerine karşı, Türkiye’de artık bir an önce kurulması gereken Büyük İttifak’a özverili bir önderlik yapmaktır. Partilerin ve onların adaylarının hiçbir ihtirası, Türkiye Cumhuriyeti’nden daha değerli değildir. Başbakanlık İrtica Denetleme Kurulu’nun başında, kaleme aldığı yobaz metinlerle önce kendisini ihbar etmesi gereken (!) Müsteşar Ömer Dinçer’in bulunduğu bir ülkede, Türk solunun bölünme lüksü yoktur.

CHP’li yöneticiler olarak, sıfatınız ne olursa olsun, ne yazık ki şu ana kadar sizlerden topluma yansıyan sinyaller pek iç açıcı olmadı. “Efendim nasıl olsa halk sandıkta birleşmeyi CHP’de yapacak” tezinin elle tutulur hiçbir tarafı yoktur. 1994 ve 1999 da, aynen bu cümlelerle bölünen sol oylar, CHP’nin tüm beklentilerini boşa çıkarmış, hüsran getirmiştir. 1993’te “CHP-SHP-DSP” birleşmesini sağlamak amacıyla kurduğumuz “Taban Operasyonu” hareketini Türk kamu oyu ile buluştururken yaptığımız basın toplantılarında ikaz ettiğimiz herşey ne yazık ki gerçekleşmiş, Türkiye, adım adım aradan geçen 11 yılda uçuruma sürüklenmiştir. Şunu unutmayalım ki, o günlerde o çağrılara dudak büken Parti liderlerinin her biri, bugünkü siyasi tablodan suçludur. Şeriatçı Partilerin, kazandıkları belediyeler aracılığıyla elde ettikleri büyük rantlarla Türk gençliğini yobazlığa doğru kanalize edebilmeleri, tamamen onların suçudur. Şimdi ödenmiş onca ağır faturadan sonra bugün siz CHP yöneticileri olarak, kritik bir seçimle karşı karşıyasınız. Burada ya halkın, aydınların, demokratik kitle örgütlerinin ve sendikaların talebini yerine getirerek, diğer sol partilerle anlaşıp “solda birlik” ve “alan paylaşması” çağrılarına kulak verip Türkiye’yi düzlüğe taşıyacaksınız, ya da Türk solunu kemiren bilinç, hafıza ve vatanseverlik duygularının kaybı ile, Türkiye’yi demokrasi düşmanlarına teslim edeceksiniz. Henüz doğru kararları almak için geç değil ancak yeni hatalara imza atma keyfiyetiniz artık yok! Bu kritik virajda, toplumun sizlerden ne beklediğini görmeye mecbursunuz. Çünkü aksi takdirde, aklımıza bile getirmek istemediğimiz bir seçim bozgunu, kişisel olarak sizlerin veya adaylarınızın veya CHP’nin mağlubiyeti değil, Cumhuriyet’in geçireceği 8,5 şiddetinde bir deprem olur. Ülkeyi kardeş kavgasına kadar taşıyabilecek bu göçükten tarih karşısında sorumlu olmak istemeyeceğinize inanıyorum. Bütün bu çağrıları duymazdan gelerek Tayyip Erdoğan’ın ekmeğine yağ sürmek, oyların aynı sepetlere taşınmasını seyretmek, -özür dilerim- Türk solunun duayenlerinden Sadun Aren’in kullandığı deyimle “manyaklıktır”.

CHP’nin başta Sivil Toplum Kuruluşları olmak üzere Türkiye’de herkese “Türkiye için 15 dakika düşünün” çağrısını, şimdi kendinize çevirme vakti; lütfen tüm kişisel beklentilerinizi dondurarak, 15 dakika boyunca, 29 Mart sabahı neler olabileceğini düşünün: Sol İttifak’a “hayır” diyerek bu seçimi kendi adaylarınız ve tüm sol partiler için bir felakete çevirirseniz, o gün, şeriatçı palazlanmanın zafer çığlıkları arasında, topluca istifa etseniz kime ne faydası olur ? Ayrıca böyle bir senaryoda, Cumhuriyet’i koruma görevini, Avrupa’nın ısrarlı karşı propagandalarına rağmen sürdüren Ordu’

muzun, ne kadar yalnız kalacağını, halkın bezginliğiyle de kararan bir ortamda, ne kadar içine kapanacağını biliyormusunuz? Sizin bu pasiflikten kurtulup gerçeklerle yüzleşmeniz için sözünü ettiğimiz tehlikelerin illa gerçekleşmesi ve geri dönülmez felaketlerin yaşanması mı lazım? Anti demokratik bir tavırla CHP adaylarının belirlenmesinde ön seçim yapılmamış olmasının getireceği kaçınılmaz örgüt küskünlükleri, bir de Solda birlik çağrılarına “red” yanıtı ile birleşirse, CHP’nin hangi durumlara gerileyebileceğini aklımıza bile getirmek istemiyoruz. CHP’nin acilen diğer sol liderlerle masaya oturup, tüm belirsizlikleri gidererek yerel seçime yön vermesi gerekmektedir. Bu konuda, hiçbir görüş farkı, hiçbir oran pazarlıkları, hiçbir ihtilaf, üzerinde uzlaşılamaz bir sorun değildir. Konumuz CHP veya diğer sosyal demokratların nerelere aday çıkardığı değil, hangi adaylıkları kazandıklarıdır. CHP ve tüm diğer sol-sosyal demokrat partilerin tek hedefi, özverili dayanışmalarla mantıklı seçim işbirlikleri oluşturup, yerel seçimlere gereken ağırlığı koymaktır.

CHP yöneticileri olarak, herbirinize hatırlatmayı görev bildiğim tek gerçek, ebedi liderimizin Mustafa Kemal Atatürk olduğu ve onun mirasını da hiç bir egosantrik kişiliğin yıpratma hakkı olmadığıdır.

Doğru kararları alacağınız inancı ve temennisiyle, sevgi ve saygılarımla.”

...

İki hafta kadar önce yayınlanan bu açık çağrıdan sonra vuku bulan gelişmeler arasında, ancak Baykal ve Karayalçın’ın birbirlerine girmeleriyle karşılaşıyoruz. Baykal’ın SHP’yi “etnik siyaset” yapan DEHAP’la işbirliği yapmakla suçlaması, SHP’nin de Baykal’ın başta Gürtuna dedikoduları ve sağcı partilerle işbirliği çabaları gündeme getirmesi ile ortam bir “ittifak” ilişkisi içinde yumuşayacağına, ani bir sertleşme ve restleşmeye yöneldi.

CHP Genel Başkan adaylığımı koyduğum son Kurultay boyunca, gezdiğim 41 CHP örgütünde ve televizyonda yaptığım konuşmalarda, yerel seçimler için, soldaki partilerden dördü ve DSP’den kopmuş grup adına Uluç Gürkan ile görüştüğümü ve seçim işbirliği için anlaştığımı aktarmıştım. Yaklaşmakta olan yerel seçimler için verdiğim söz kesin Sol’da ittifak ve %40 oydu. Tabii ki bunu gerçekleştirmek için, o koltuğa oturur oturmaz önce acilen tüm diğer sol partilerin liderleri ile ister Abant’a, ister Bodrum’a kapanıp, öncelikle o İttifak’ı sağlayacak ve toplumda güven uyandırıcı mesajlar verecektik. Son saniyede yapılan o gülünç tüzük darbesi ile tabii ki ne o yarışı kazanmam ne de o yarışa fiilen alacağım oylarla katılmam mümkün olmadı. Bugüne kadar hiç görülmemiş bir anti-demokratik rezalet ile karşı karşıya kalmaktan daha da vahimi, Türk medyasının bu olaya olan tepkisizliğiydi.

CHP’lilere gelince; Baykal’ın yarattığı “tek adam” iktidarından memnun görünenlerin üçte ikisi, CHP’de “Merkez Yoklaması” ile adaylar tespit edilip, kendi isimlerini listelerde göremeyince, çılgına dönüp ne yazık ki ancak o zaman tepkilerini ortaya dökecekler. Geri kalan üçte bir ise, “ittifak’a gerek yok, halk nasıl olsa sandıkta CHP’de oylarını birleştirecek” söylemine şimdilik inanıyor görünerek yollarına 29 Mart’a kadar devam edecekler.

CHP yöneticilerini yine yol yakınken buradan uyarıyorum: Lütfen Titanic gibi göz göre göre Aysberg’e bindirmeyin. Son pişmanlık fayda etmez. Aklınızı başınıza toplayın ve halkın, sendikaların, gençlerin, aydınların, derneklerin sözlerine ve uyarılarına kulaklarınızı tıkamayın. Bu kaçıncı intiharınız olacak? Atatürkçülüğün ve sosyal demokrasinin artık sermayeden yiyecek gücü kalmadı, bilmem farkında mısınız? Şayet AKP, Parlamento’da eliyle tuttuğu iktidara, bir de yeni Belediyeler yasası eşliğinde %50 oranında bir yerel iktidar unsuru eklerse, yarattığınız facia ve çözümsüzlük ortamında kendinizi de ülkenin tüm geleceğini de, iç barışı da resmen “dinamitlemiş” olacaksınız. Umarım “yukarı kattaki” kimselerden korkmadan inandığınız doğruları savunacak cesareti taşıyorsunuz.

(TÜRKSOLU sayfalarındaki bu ikazı, gençlerimizin çoğaltarak tüm CHP örgütlerine ve çevrelerindeki düşünen insanlara iletmelerini rica ediyorum.)