| Gökçe Fırat |
|
Türkiye’nin jeopolitiği ve Türkiye’nin jeopolitiği Molla, tarihini ve köklerini aratmaz bir biçimde vatan hainliğine devam ediyor. Kıbrıs’ta taviz vermekle başlayan tartışma, “toprak da veririz”e kadar gelmiş durumda. İncirlik Anayasa’ya aykırı bir biçimde Amerikan askerlerinin geçişine açılırken bir taraftan da ABD’nin Kıbrıs’ta üs isteği ortaya çıkıyor. Şimdi Amerikancılar bu talep karşısında sevineceklerdir. Ne güzel ABD ile ilişkilerimiz hâlâ bozulmadı, bizi dışlamadılar, hâlâ bizden birşeyler istiyorlar diye. Amerikancılar ABD’nin Türkiye’ye ne gözle baktığının çok iyi farkındalar aslında. ABD’nin Türk toprakları üzerindeki emelleri 100 yıldır değişmiş değil ve bu emelleri gerçekleştirmedikçe de ülkemize bakışı değişmeyecek. Bu emelin ne olduğu ise onların Lozan’ı kabul etmemelerinden bellidir. ABD, Misak-ı Milli sınırları içinde bir Ermeni, Kürt ve Rum devleti istemekte, geri kalan coğrafyada ise bir Türk devletçiğine razı olmaktadır. Molla, ABD’ye giderken elimiz güçlü olsun diye yırtınıp duruyor. Elimiz dediği şey ise Türk topraklarını pazarlama yetkisi. Diyor ki bize yetki verin biz bu topraklar üzerinden bir pazarlığa girişelim. Ama ABD’nin ülkemiz üzerindeki emellerine bakınca bizim Amerikancılarımızın elinde ABD’yle pazarlık için çok daha fazla koz bulunmaktadır! Bugüne kadar ki Türk dış politikası elbet bu iktidarda da sürüyor. Amerikancı iktidarlar Türkiye’nin jeopolitik önemi diye diye Türkiye’yi ABD’ye bağladılar. Görünen o ki molla iktidarı da bu jeopolitiği pazarlayarak dış politikada bir başarı arıyor. Bizim bildiğimiz, jeopolitik, siz onu kullanıyorsanız size fayda sağlar, yok sizin jeopolitik konumunuzu başkaları kullanıyorsa onlara fayda sağlar. Bu bakımdan, Türkiye’nin içinde bulunduğu jeopolitik konumun Türkiye’ye sağladığı fayda ile, Türkiye’deki Amerikancı iktidarların bu konumu Türkiye aleyhine kullanma konusundaki muazzam başarıları büyük tezat oluşturmaktadır. Türk dışpolitikası: Jeopolitik avantaj nasıl kullanılamazın tarihi Kıbrıs, bugüne kadarki Türk dış politikasında, Türkiye’nin kazandığı garantörlük hakkı, bu hakkı askeri bir güçle kullanması ve kabul ettirmesi ile önemli bir başarı alanıdır. Sonuçta Türkiye, tüm dünyayı karşısına alarak kendi gücünü gösterebilmiştir. Bu bakımdan Kıbrıs’ta Türkiye’nin küçülme ve geri çekilme tarihini değiştiren büyük bir başarı vardır. Ancak bugünkü Batıcı iktidarların elinde bu büyük başarı bir sorun olarak ortaya konulmaktadır. Normali, Türkiye’nin yasal, uluslararası haklarını ve gerekirse askeri gücünü kullaranarak, durumu kendi lehine daha da fazla geliştirmesi için kullanmasıydı. Nasıl mı? Mesela Yunanistan topraklarında zulüm altında yaşayan, dilleri ve dinleri yasaklanmış, camileri kapatılmış, politikacıları öldürülmüş, dini liderleri öldürülmüş Türk topluluğunun özgürlüğünün sağlanması için bir koz olarak kullanılabilirdi. Kıbrıs’ta Türk topluluğunu kurtaran Türkiye, Kıbrıs’taki başarıyı da arkasına alarak, bizim için sorun olan Batı Trakya meselesini gündeme getirebilir ve bu konuda Türk toplumu lehine birçok hak elde edebilirdi. Sadece Batı Trakya değil, Ege adaları ve Ege Denizi üzerindeki hak savaşımında da Türkiye, Kıbrıs’ta kazandığı başarıyı arkasına alarak daha fazla hak elde etmek için aktif bir politika izleyebilirdi. Sonuçta, Türkiye Yunanistan’la yaşadığı sorunlarda, hak talep edilecek değil hak talep edecek bir konumdadır. Bu, Türkiye’nin tarihi hakkıdır. Bin yıllık Türk toprakları Yunanlar tarafından zorla ve hileyle işgal edilmiştir. Bu kaybın önlendiği tek başarılı örnek Kıbrıs, bu bakımdan tüm dış politika için bir örnek olacakken, Amerikan işbirlikçileri tarafından bir sorun gibi ortaya konulmakta ve milletin de buna inanması istenmektedir. İşte bu, bir ülkenin kendi jeopolitik konumunu ne kadar kendi alehine kullanabileceğinin en aptalca örneğidir. Aynı tür bir örnek de Ermeni meselesi. Yine molla diyor ki Ermeni soykırımını da kabul edebiliriz, anlaşabiliriz, zaten hava koridorunu açtık. İşte bu da jeopolitik avantajın nasıl da dezavantaja çevrilebileceğinin en salakça örneklerinden biri. Ermeniler yüz yıl önce Türk topraklarına saldırmışlar ve başarısız olmuşlar. Türkiye onları yenmiş. Yenmekle kalmamış Rusya, Azerbaycan ve Türkiye arasında bir kıskaca almış. O hale gelmiş ki, Ermenistan Türkiye’nin önünde diz çökecek kadar kötü duruma düşmüş. Ermenistan üç milyonluk karış kadar bir ülke. Hiçbir ekonomik avantajı yok ve Türkiye’nin dışında da Batılılarla ne bir kara, ne bir hava, ne de deniz bağlantısı var. Böyle bir ülke elinize düşmüşken, doğal olan sizin bu avantajınızı kullanarak, onlara, bakın tüm hak taleplerinizden vazgeçin, vazgeçtiğinizi tüm dünyaya duyurun eğer tavrınızı beğenirsek sizin dünyayla temasınıza izin vermeyi belki düşünürüz dememiz gerekir. Ancak öyle olmuyor. Tam tersi oluyor, el kadar ülke Azerbaycan’a saldırıyor, topraklarını işgal ediyor. Türkiye’den hak talep ediyor. Tüm dünyada Ermeni soykırımı tasarıları geçiyor ve bizim politikacılarımız bu Ermenistan’a karşılıksız hava koridoru açıyor! Aynı meseleyi Kürt meselesinde de görmekteyiz. Türkiye’de Kürt denilen bir azınlık terör yoluyla yaratıldı. Türkiye bu terörü 30 bin askerini şehit vererek yenmeyi başardı. Normal olanı, bu büyük askeri başarıdan sonra Türkiye’nin dönüp, bak aklınızı başınıza alın, uslu uslu oturun demesidir. Ama böyle olmuyor. Türkiye yendiği düşmanına, tamam isteklerinden bazılarını yerine getireceğim diyor. Dünyanın her yerinde kaybeden devlet teröriste taviz verir ama dünyada yendiği teröriste taviz veren tek ülke Türkiye’dir! Bunun en uç örneklerinden birini, Güneydoğu’daki belediyelerde yaşıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti belediyeleri, birer PKK belediyesine dönüşmüş durumda ve çok daha ötesi bölgesel bir özerklik istiyorlar. Yahu biz bunların liderini tutup hapse atmışız, örgütlerin perişan etmişiz ama adamlar sanki kendileri kazanmış pozlarında özerklik isteyebiliyorlar. Aynı duruma Atatürk döneminde de düşülmüştü. Ama o zaman bölgeden çıkan temsilciler, Türklerden bağımsız bir Kürt talebi olmadığını ta Lozan’a kadar gelip söylemişlerdi ve hiç kimsenin Türkiye’ye diyecek sözü kalmamıştı. Bugünse Türkiye böyle bir politika ile bölücü talepleri bastıracağına, bölücülere taleplerini hem de belediye olarak savunma imkanı tanıyor. Bu da dünyada eşine az rastlarnır aptalllıklardandır. Tarih yazmayı bıraktık teori yapıyoruz! Peki bu devletin hiç mi akıllı politikası yok? Normalde her devlet kendini savunur. Bugüne kadar Türk devleti de savunurdu. Bunun için Milli Güvenlik Belgesi vardır ve bu ülke içinde neyin, ne ölçülerde ve nasıl savunulacağı orada belirlenmiştir. Buna Kırmızı Çizgiler denir. İşbaşına hangi politikacılar gelirse gelsin o çizgiler içinde davranmak zorundadır. Davranmayan devlete karşı gelmiş olur ve elbet bunun da bir yaptırımı vardır. Ama Türk tarihinde ilk defa Kırmızı Çizgiler güle oynaya çiğneniyor ve devlet kendi kendini savunma konusunda suskun. Metro’da bile sarı çizgiyi geçmenin cezasının olduğu bir ülkede ülkenin kırmızı çizgileri paspas ediliyor ama bir Allahın kulu çıkıp da burada devlet var diyemiyor. Bu tür bir devlet, dünya tarihinde ilktir. Literatürdeki tüm devlet teorileri altüst edilmiş durumda. Biz Türkler hep tarih yazmakla övünürdük şimdi yeni bir devlet teorisi yazıyoruz; düşmanına ses çıkartmayan devlet teorisi! Bunca yıldır derin devlet diye diye devlete savaş açtılar ama görüyoruz ki ortada değil derin devlet normal bir devlet bile kalmamış durumda... |