Arama: 
19.01.2004/Sayı:48
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Ekonomi
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Kitap


 Ahmet Saltık -
 Erkin Yurdakul'a  armağan


 Halil İbrahim Şahin -
 Erkin!

 Turhan Feyizoğlu -
 18 Temmuz 1703  Ayaklanması




Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Yön Kaya Ataberk

Ezilen ulusların bölünmesinde
Emperyalizmin etnik ve mezhep silahı

A Irak’ta Amerikan işbirlikçisi Kürt aşiretleri bağımsız Kürt devletine doğru bugüne kadarki en önemli adımlarını attılar. Irak’ın etnik temele dayanan bir federasyon projesiyle parçalanma yoluna sokulması tüm dünyanın özellikle de Ortadoğu’nun gündeminde ilk sırayı alıyor. Kurulması planlanan federasyonun bir sonraki adımı olan kukla Kürt devletinin; Ortadoğu’nun sömürgeleştirilmesinde oynayacağı kilit rol artık iyiden iyiye açığa çıkmış durumda.

Bu durum da Türkiye, Suriye ve İran’ın bu tehlike karşısında ciddi olarak tavır almasına ve işbirliğine yönelmesine neden oluyor. Iraklı Şii grupların temsilcileri de etnik temelli bir federasyonun karşısında yer aldıklarını açıkladılar. Görünen, İsrail dışında bölgedeki tüm devletlerin ve güçlerin, Kürt devletine ve etnik parçalarına ayrılmış bir Irak’a karşı duracakları.

Ancak Irak’ı bölme planının diğer bir yanı da mezhep temelinde yaratılan bölünme üzerinden bir federasyon kurulması. Fakat bu seçenek, federasyonun Şii parçasının İran’la dinsel ve tarihsel bağları dolayısıyla ortak tavırlar geliştirebileceği kuşkusuyla ABD’ye, Kürt devleti kadar çekici gelmiyor.

Diğer taraftan Türkiye’de de kamu reformu yasa tasarısıyla beraber yeniden tartışma konusu olan federasyon zorlaması gündeme girmiş durumda. Bu tartışma sürerken DEHAP’ın Adana, Mersin ve İstanbul gibi büyük merkezlere odağını kaydırması ve yerel seçimlerde de buralardan sonuç almaya çalışacağının ortada olması kamu yönetimi reformunun ne işe yarayacağını gösteriyor. Bu yeni stratejinin kamu yönetimi reformunun getireceği ortamla belli yerel yönetimlerin, özerk bölgelere evrilmesini sağlama çabasına dayandığını ortaya çıkarıyor.

Aslında Irak ve Türkiye’de çok farklı şekillerde ortaya çıkıyormuş gibi görünen federasyon tartışmalarının temelinde aynı zemin üzerinde yer aldığını ve benzer yöntemlerle emperyalizm tarafından körüklendiğini ve kollandığını tespit etmek gerekiyor.

Ulus devleti kim yok etmek istiyor

Aslında her iki örnekte ortak olan temel gerçek, parçalanmak ve etnik-mezhepsel ayrılıklarla federasyona dönüştürülmek istenen yapıların emperyalizmle mücadele sonucu kurulan ve emperyalizmin sömürgeleştirme planlarına karşı koyan ulus devletler olduğu.

Irak, İngiliz ve Amerikan emperyalizmine karşı çıkarak kurulabilmiş bir ulus devletti. Özellikle Baas’ın milliyetçi ve halkçı iktidarında antiemperyalist bir duruş sergilemişti. Ortadoğu’yu sömürgeleştirerek emperyalizm sahnesinde varlığını sürdürmeye çalışan ABD’nin en çok çekindiği şey böyle bir rejimdi. Bu rejim ciddi bir şekilde sömürgeleştirmeye karşı koymuş, halkçı politikalarla kamucu bir alternatif yaratmış, kısacası ezilen dünya için ABD açısından en olumsuz emsali teşkil etmişti, bu yüzden de hedef olmuştu.

Türkiye ise “Şark Meselesi” söyleminin ortaya atıldığı yıllardan beri emperyalizmin hedefinde olan bir ülke. İngiltere ve ABD’nin çok eskilere dayanan temel stratejileri böyle bir ulus devleti yaşatmamak, hatta Türk milletini tamamen Anadolu’dan çıkararak bölgeyi kendilerine sadık dostlar olarak destekledikleri Rumlara, Ermenilere ve Kürtlere paylaştırmaktır. Türk devletinin kuruluş belgesi Lozan Anlaşması’nı bile onaylamayan ABD, bu devletin yıkılması ve Sevr’in uygulanması için çabalayanların başındadır. ABD’nin planları başarıya ulaşırsa, binyılların medeniyetinin taşıyıcısı Türk ulusu bölgeden kurduğu devletle beraber silinecek, sömürgeciler açısından da böyle bir direniş sorunu kalmayacaktır.

Ortaya çıkan tablo gösteriyor ki emperyalizmin temel hedefi, direnişin birimi olan ezilen ulusların varlığını ortadan kaldırmak, ezilen ulusu parçalamak ve onun esas dayanağı olan ulus devletini yıkmaktır.

Bu temelde etnik meseleye ve mezhep farklılıklarına dayanan bölücülüklerin stratejik bir şekilde ulusal yapıyı parçalamak amacıyla emperyalizm tarafından sistematik olarak desteklendiğini ve örgütlendiğini görmek gerek.

Etnik ve mezhepsel bölünme: emperyalizmin etkili silahı

Emperyalizmin başta gelen yöntemi gerçekten de “böl ve yönet”tir. Ulusal varlığın, ezilen milletler gerçeğinin yarattığı birikim ve direniş potansiyeli tüm dünyada emperyalizmi zorlamaktadır. Sömürgecilik attığı her adımda ulusların yarattığı direnişle karşılaşmıştır. Batılıların tüm çabalarına rağmen ezilen dünyanın her yerinde ulusal temelde direnişler yaşanmış, tüm bu hareketler de milliyetçi karakterde olmuştur.

Özellikle Ortadoğu bunun örneklerini sergiler. Türk milletinin bağımsızlık savaşı da Atatürk’ün milliyetçi ve devrimci eyleminin başarısı olarak Batı emperyalizmine en büyük zararı vermiştir. Ulus ve ulus devlet bu noktada emperyalizm açısından da çok önem kazanmıştır. Bunlara saldırmak artık Batılının boynunun borcudur.

Ulusal yapıda yaratılacak her çatlak, millet kalesinin burçlarında açılacak her gedik emperyalizm açısından altın değerindedir. Her türlü etnik unsur emperyalizmin potansiyel müttefiki olarak belirir. Milletle birleşmeye direnen her etnik grup emperyalizmle birleşecektir. Kültürel haklar, demokrasi, insan hakları bugün Batı emperyalistlerinin en çok kullandığı kavramlar haline gelmiştir. Sonra gelecek aşamalar ise bellidir; özerk bölgeler, federasyon aşaması ve etnik grupların “bağımsız” devletleri.

Bugün Irak’ta yaşananlar, saydığımız aşamaların ABD’nin son saldırısıyla sonuca ilerleyen otuz yıllık bir Kürt bölücülüğünün sonucudur. Ancak bu da emperyalizm açısından yeterli olmamış, Kürt bölücülüğüne bir de Sünni Arap- Şii Arap bölünmesi eklenmiştir. Şiilerin etnik temelli federasyona karşı çıkarken mezhep temelli bir federasyonu savunmaları bu durumun sonucudur. Yaşananlar Irak’ı parçalanma noktasına getirmiştir.

Türkiye’de ise PKK’nın örgütlenmesi ve desteklenmesi üzerinden Kürt bölücülüğü emperyalizmin etkili silahı olarak oldukça fazla yol katetmiş durumda.

Ancak bununla yetinileceğini sanmak yanlış olur. Diğer taraftan aklımıza gelebilecek her etnik bölünmenin örgütlenmesi sürüyor. Çerkes, Laz, Gürcü, Rum, Ermeni her grup bir örgütlenmenin içine sokuluyor. Diğer taraftan Türkiye’de de bir Sünni-Alevi çatışmasının yaratılmasının, özellikle AB’nin planlarının içinde olduğu görülmekte.

Son gelişmeler ışığında etnik bölünmenin gerçekten de emperyalizmin en etkili silahı olduğu ortada. Ancak gene de bunun sadece yaşadığımız dönemle ilgili bir durum olmadığını görmek gerek. Etnik bölünmenin, emperyalizmin müdahalesiyle yaşıt olduğunu ve ilk baştan beri onunu tarafından örgütlendiğini ortaya koymak ezilen dünyanın tarihi açısından önemli.

Etnik bölünme tüm sömürgeci saldırılara eşlik ediyor

Günümüzde ABD’nin Ortadoğu’yu sömürgeleştirme saldırısında olduğu gibi, geçtiğimiz yüzyılda İngilizlerin aynı şeyi denedikleri dönemde de etnik bölünme kritik rol oynamıştı.

Batılıların Şark Meselesi dediği şey Osmanlı topraklarının paylaşılması ve sömürgeleştirilmesi kavgasıydı. İlk kaşınan etnik bölünme Araplarla Türkler arasında bir çatışmnın yaratılmasıdır.

İngilizler daha 1870’li yıllardan itibaren Basra Körfezi etrafındaki ve Arap yarımadasındaki şeyhlerle anlaşmaya başlarlar. Daha sonra Arap isyanlarının başına geçecek olan Şerif Hüseyin’le ciddi ilişki kurarlar. Lawrence’ın çalışması Arap- Türk çatışmasına neden olur. Türk Ordusu İngilizlerle savaşırken Arap isyanlarıyla da boğazlaşmak zorunda kalır.

Gerçekten de, Osmanlı Devleti yıkılır, Araplar Osmanlı’dan bağımsız olurlar ama bölgeye İngiliz emperyalizmi, yıllarca Arap halkının kanını emecek şekilde yerleşir. Lawrence bu durumu “İngiliz İmparatorluğu’na bir Arap dominyonu ihdas ettim” sözleriyle anlatır.

Yine 2. Meşrutiyetle beraber ilk Kürtçülük hareketleri de boy gösterir. Emperyalizmin Türkiye’yi paylaşma planlarına hız verdiği bu dönemde 1908 yılında Kürt Neri Maarif Cemiyeti kurulur. Kürtçüler Ademi Merkeziyeti (yerinden yönetim!) savunan Hürriyet ve İtilaf’ı desteklerler. O zamanki federasyon yanlıları da bunlardır. Kürt bölücülüğünde, İngiliz bağlantısı ilk andan itibaren görülür. Kürtçülüğün sömürgeci planların bir parçası olarak öne sürüldüğü açıktır.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında da Türkiye Musul sorununu çözmek için girişimde bulunurken İngiliz destekli Şeyh Sait ve Nasturi ayaklanmaları buna engel olmuştur.

Türkiye’de azınlıklar emperyalizmi

Etnik bölünmenin Türkiye’deki bir diğer boyutu da azınlıklar meselesi olarak ortaya çıkmıştır. Ulusal yapının içerisine hiçbir zaman girmemiş olan Rumlar ve Ermeniler, emperyalist müdahalenin en sadık yardımcıları, işbirlikçileri olmuşlardır. İddiaları Anadolu’nun gerçek sahipleri oldukları ve Batılı ağabeylerinin desteğiyle bu topraklardan Türkleri çıkarmak için verecekleri mücadelenin haklı olduğudur.

Ermeni ve Rum azınlıklar gerçekten de Bağımsızlık Savaşı’nın başarısına kadar, azınlıklar emperyalizmi adını hak edecek kadar Batı desteği görmüşler ve ellerinden gelen her türlü işbirlikçiliği, eziyeti ve katliamı gerçekleştirmişlerdir.

Rum ve Ermeni azınlıklarının etkinliği bugün Kürtçülüğün gerisinde gözükmektedir ancak varlığını belli oranlarda koruduğu ve uygun ortam bulması halinde Büyük Ermenistan, Fener Rum Patrikhanesi’nin ekümenikliği, Pontus vs. planlarını hayata geçirmek için harekete geçme sinyalleri verdiği gözden kaçırılmamalıdır. Emperyalist ülkelerin Ermeni soykırımı yasa tasarıları, Ege’de Yunan-Rum iddiaları, Karadeniz bölgesinde Amerikalıların yaptığı araştırmalar azınlık emperyalizminin ciddi bir çıkış yapmak için hazır beklediğini göstermektedir.

Azınlıkların, Kürt bölücülüğünün de doğal müttefiki olduğu ortadadır. 1919’da Kürt Şerif Paşa’nın, Bogos Nubar Paşa ile beraber Paris Barış Konferansı’na birlikte hareket edeceklerine dair muhtıra sunuyorlardı. Bu durum İngiliz Dışişlerin’de memnuniyetle karşılanıyordu. Lord Curzon; “... bu ittifakın her cihetten teşci, teşvik ve takviye edilmesi...” konusunda emirler veriyordu. O dönemde İngiltere eksenli oluşan Kürt-Ermeni cephesi bugün ABD ekseninde varlığını sürdürmektedir.

Emperyalizm etnik bölünmesiz yapamıyor

Graham Fuller, ABD’nin etnik ve mezhepsel bölünmeye bakışını Türkiye ile ilgili yaptığı bir mülakatta şöyle gözler önüne seriyor: “...Türkiye nüfusunun iç yapısı geçmişte genel olarak açık kabul edilmeyen bir şekilde çok etnik görünüyor. Türkiye, çok etnik unsurlu, çok dinli bir toplumun sorunlarını nasıl halledeceği sorusuyla uğraşıyor. Bir kimlik krizi döneminden geçiyor. İslam’ın rolünü, Aleviler gibi dini azınlıkların ve bazı etnik azınlıkların rolünü anlamaya çalışıyor. Türkiye’nin bu fikirleri kanıksaması yıllar alabilir, ama bunların tartışılmasına izin vermezse Türkiye siyasi manada asla tekamül edemeyecektir... Eğer Alevi kimliği tanınmazsa ve ifade özgürlüğü verilmezse ciddi bir kriz olabilir.”

Fuller aslında emperyalizme etnik bölünmenin de yetmeyeceğini, Türkiye’yi bir de mezhep kavgasıyla bölmenin gerektiğinin farkında. Fuller’in, “ciddi kriz” tanımlamasıyla savurduğu tehdidin bugün AB uyum yasaları adı altında kabullenildiği görülüyor. Hem ABD hem de AB aynı bölünmeleri yaratarak ilerliyor.

Ancak bu durum sadece Türkiye ya da Irak’la da sınırlı kalmış değildir. Bugün emperyalizmin müdahale alanında olan her ülkede benzer planlar uygulanıyor. Tüm ulus devletler etnik ve mezhebe dayalı bölünmelerle tehdit ediliyor. Özellikle Ortadoğu’nun ulus devletleri bu durumla yüzleşmektedirler. Emperyalizm “Şark Meselesi” oyununu yeniden sahneye koymuştur.

Etnik ayrılıkçılar emperyalizme ne kadar muhtaçsa, emperyalizm de etnik bölünmelere o kadar muhtaç olduğunu kanıtlamıştır.

Emperyalizme karşı ulusun ve ulus devletin korunması

Ezilen dünya için bu durumda çizilecek strateji ulusal yapının titizlikle korunması, ulus devletin ve kurumlarının güçlendirilmesi olarak ortaya çıkıyor.

Emperyalizm ancak ulus temelinde gerçekleşen direnişlerle alt edilebilecek bir düşman olduğundan, ezilenlerin örgütlediği mücadelenin de milliyetçi bir temelde gerçekleşmesi gerekmekte. Ancak başarıya ulaşan bir mücadelenin ardından yapılacaklar da ulusal birliği ve üniter yapıyı daha da güçlendirecek önlemler içermeli. Bu açıdan bugün Irak’ta yaşananlara baktığımızda aslında olumsuz bir örnekle karşı karşıya olduğumuzu görmek gerekir.

Irak, çok uzunca bir süredir Kürt bölücülüğünün etkisi altındaydı. Aynı zamanda nüfusun çoğunluğunu oluşturan Şiiler ile Sünniler arasında da bir birlik sağlanabilmiş değldi.

Arap milliyetçisi Baas iktidarı bu sorunları etnik ve dinsel azınlıklara daha fazla haklar tanıyarak aşabileceğini düşünmüştü. Özellikle de Kuzey Irak’taki Kürtler Baas’la beraber özerk bir yönetim bölgesine de sahip oldular. Ancak bu politikanın sonuçları ağır oldu. Bu tip ayrılıkların daha da güçlenmesi sonucu alındı.

Özerklik ve kültürel hak tanıma politikası Yugoslavya’da olduğu gibi ulusal yapıyı parçalayıcı sonuçlar verdi. Irak’ta izlenen politika Barzani ve Talabani’yi doğurmuştur. Ulus dışı unsurlara tanınan her ayrıcalık ezilen ülkelere emperyalizmin sızması için bırakılmış bir açık kapı olmuştur.

Atatürk’ün çözümü:
Milletin birliğini ve devletini güçlendirmek

Federasyon oyununun benzer bir şekilde oynanmak istendiği Türkiye’ye baktığımızda ise başarılı ve olumlu bir örnekle karşılaşırız. Türk milleti Bağımsızlık Savaşı’nı verirken emperyalist güçlerin örgütlediği tüm bölücü, ulusu parçalayıcı akımlarla karşı karşıya gelmişti. Mücadele sadece savaş alanında kalmamıştır. Ulus dışı unsurların etkisiz hale getirilmesi de önemliydi. Lozan’daki tartışmaların en büyüğü Türkiye’deki Rum nüfusun, Yunanistan’daki Türkler’le mübadelesi olmuştur. Bugün emperyalizm karşımıza Ege ya da Pontus sorununu çıkarırken güçlük çekiyorsa bunun sebebini bu uygulamada aramak gerekir. Ayrıca, gene Lozan’da Türkiye’de müslüman azınlık olmadığı da Batılılara kabul ettirilmişti.

Kurulan devlet de şu veya bu etnik grupların, mezheplerin, aşiretlerin değil Türk milletinin devleti olmuştur. Laiklik ve milliyetçilik ilkelerine dayanan Cumhuriyet politikaları bu durumu sağlayabilmiştir. Atatürk temel stratejisini bu ulusal yapının ve ulusal devletin güçlendirilmesi üzerine kurmuştu. Bugün emperyalizmin etnik oyunu bu yapıyı dağıtmak üzerinden gitmekte.

Türk milletinin stratejisi de emperyalizmin etnik bölünme saldırısını püskürtmek ve dağıtmak olmalıdır. Bu da ancak Atatürk’ün kurduğu ulus devleti korumakla ve Türk milletinin birliğini sağlamakla mümkün olabilir.