Arama: 
19.01.2004/Sayı:48
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Ekonomi
Yekta Güngör Özden
Öner Yağcı
Kitap


 Ahmet Saltık -
 Erkin Yurdakul'a  armağan


 Halil İbrahim Şahin -
 Erkin!

 Turhan Feyizoğlu -
 18 Temmuz 1703  Ayaklanması




Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
  Ahmet Saltık

Erkin Yurdakul’a armağan...

Sevgili Erkin,

TÜRKSOLU Dergisi Genel Yayın Yönetmeni olarak yazdığın son makalen önümde. Tarihi 22.12.2003, sayısı 46. Yani tam 46 haftadır bu Dergi’de, “Yön” adını verdiğin köşende, Doğan Avcıoğlu geleneği ile Ulusuna doğru yönü göstermeye çabalamaktasın. Derginin ortasına gelen 12. ve 13. sayfaları dolduran bir makalen var. Bilmem, sen Dergi basıldıktan sonra eline alıp bakabildin mi? Korkarım bakamadın. Biliyorsun birkaç hafta sonra TÜRKSOLU’nun 2. yaş gününü kutlayacağız ama sensiz olacak bu güzel gün. Aslında oyunbozanlık ettiğini düşünüyorum biliyor musun! Son birkaç ayda sıklıkla görüşmüştük. Hayrabolu’da, Alpullu’da, Kocaeli’de...

“Keşke”li tümcelerin bir işe yaramadığı söylenir. Ben katılmıyorum. Özneler istenenler olmasa bile, başkaları açısından çok işe yarayabileceğini sanıyorum. Keşke, sonsuzluğa veda etmeden önce bir arasaydın beni, oturur söyleşirdik uzun saatler boyunca. Belki fikrini bile değiştirebilirdin kim bilir?

Ya da en azından birkaç hafta ertelerdin. Nitelikli emeğinle gece gündüz durmadan büyütüp serpilmesini sağladığın TÜRKSOLU’nun 2. yaş gününü kutlardık 1 Nisan 2004’te. Sen de o gencecik yaşına karşın, daha kıdemli bir yayın yönetmeni olmuş olurdun öyle değil mi? Üstelik bu çok ciddi ve dönüşümsüz kararlar bir süre ertelendiğinde, hiç beklenmedik gelişmelerle vazgeçildiği de sıklıkla gözleniyor. Ben epey tanık oldum buna.. Aaah Erkin aahhh!? Bu sonucu sen de biz de hak etmedik...

Sevgili Erkin,

“Cumhuriyet’in 80. Yılında Türkiye Nerede?” başlığıyla Hayrabolu/ Tekirdağ’da, 21.09.03 günü verdiğim görsel konferansı dikkatle izlemiş ve özenli notlar almıştın. Seninle biraz çalışarak, bu sunuşu bir makaleye dönüştürecek ve İleri’de yayınlayacaktık. O iş de kaldı bak, görüyor musun? Hem yazılarını bir araya toplayarak kitaplaştıracaktın, zamanı geliyordu. TÜRKSOLU’nda sayısı 50’ye yaklaşan, İleri’de 10’a varan makalelerini derlemeli ve 25 yaşına varmadan, bir kitap yazarı olmalıydın. Biliyorum, şimdi diyeceksin ki, onu da bir zahmet siz yapıverin, yaparız elbet! Dava arkadaşların, sevgili anne ve babanın iznini alarak bu aydınlanma hizmetini yerine getireceklerdir eminim. Hem senin yazdıklarını, hem de senin için yazılanları bir araya getirerek ölümsüzleştirmek gerekir. Bilirsin, ünlü Latin atasözüdür:

Verba volent, scripta manent. Türkçe’si “Söz uçar, yazı kalır”. Sen de yazmayı çok önemserdin bu yüzden ve epey yazdın.. Kalemine, yüreğine sağlık. Deniz’ler gibi çok erken ayrıldın aramızdan. Yapacak çok şey vardı daha. 1980 doğumluydun, İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi son sınıfındaydın. Okulla ilgili sorunlar nasılsa çözülürdü, henüz yaşamının baharındaydın. Liseli bir genç olarak Güneş’lerle Edirne ADD’ye ne sık gelirdiniz. Gözlerinizdeki enerjiyi, coşkuyu ben de heyecanlanarak okurdum hep. İnci Hanım ve Gürhan Bey sana “Erkin” adını vermişlerdi. Sen gerçekten de adınla uyumlu biçimde bir “erk”, güç sahibi oldun. Soyadın “Yurdakul” idi; sözcüğün tam anlamıyla “yurduna kul” oldun. Acelen neydi be çocuk, yapacak o denli çok şey vardı ki daha..

Sevgili Erkin,

Son yazın önümde öylesine duruyor. “AB kuşatmasının ikinci cephesi: Güneydoğu” başlığını atmışsın. İzin verirsen artık çok geç kalan bir itirafta bulunayım: Yahu çocuk, daha 24 yaşında bunca derin birikimi, yazı deneyimini nasıl edindin sen? Şaşırıyorum inan. Senin akranlarının çoğu olmadık işlerle zaman öldürürken sen kitaplarından başını hiç kaldırmadın mı? Üstelik TÜRKSOLU ve İleri’yi finanse etmek için çalışmadığın iş de kalmadı. Tut ki duvar boyacılığıydı, tut ki ev gezmeleri ile binlerce dergiyi dağıtmaktı ve de sergilerdi... Ne zaman fırsat yarattın bunca okumaya? Sen gençliğini yaşadın mı sahi??

Çözümlemelerindeki derinlik, boyalı basının (?) bol sıfırlı dolarlı-yurolu aylık alan sözde kalemşörlerinin çoğuna 5-10 basar. Hele Attilâ İlhan ustanın deyimi ile “ihanetin doruğundaki aydınlar”ı hiç katmıyorum. O güzelim beyinsel emeğini ülkene, ülkenin senin gibi güzel insanlarına cömertçe, erk ile sundun.

Yüce Atatürk’ün özlemine tam da uyan bir halk aydını oldun. Biyolojik yaşını unuttum ben, sen birikimin ve eyleminle büyüdün, olgunlaştın ve hatta bilgeleştin. İnan bana hiç abartmıyorum. Hem şımarma şansın da yok üstüne üstlük. Ama bir eleştirimi de bu araya sokuvereyim izninle: Yahu çocuk, sen çok az virgül kullanıyorsun. Tümcelerin de uzun; özneyi, tümleci vs. ayırmakta zorlandığım oluyor sıklıkla. Hep söyleyecektim sana, ama kısmet bu güne imiş.

Seni nasıl mutlu edebilirim diye düşünüyorum: Yanıtı kolay, davanın kaldığı yerden sürdürülmesi. Elbet öyle yapacağız, bundan hiç kuşku duymamalısın. Ama sensiz bir eksik olduğumuzu da bilesin. Aydınlanma kolay dava değil. İlhan Selçuk Üstad, emeğin emeklediği ülkede koşmaya kalkan aydının bacaklarını kırarlar uyarısını yapıyor. Yurtsever TÜRKSOLU, geçmişten kazandığı deneyimleri de ardına alarak, hedefe yürüyecek. Artık çok deneyimliyiz; Yüce Atatürk’ün buyrumu (direktifi) doğrultusunda tüm ulusçu ve cumhuriyetçi güçleri bir araya getirme zorunluluğunun ayırdındayız. Buna sen de çok özen gösterdin, son derece sorumlu ve birleştirici oldun. Yürüdüğümüz hedef, büyük devrimci Mustafa Kemal Paşa’nın ulusumuza öğütlediği yüce idealdir; yani Anayasamızın 2. maddesinde değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek temel nitelikleridir Cumhuriyet’imizin: “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.”

Dolayısıyla;

Demokratik, Laik

Sosyal hukuk devleti

İnsan haklarına saygılı

Atatürk milliyetçiliğine bağlı

bir Türkiye Cumhuriyeti andımızdır, ahdımızdır, boyun borcumuzdur. Us ve bilim yoluyla SÖYLEV, yol haritamızdır. Bunu gerçekleştirecek azmimiz de, gücümüz de var. Senin de çok iyi bildiğin gibi...

Sevgili Erkin,

Bunlara ek olarak, “Tam bağımsızlık”, “özgürlük”, “anti-emperyalizm”, “anti-kapitalizm” bizlere, büyük devrimci Mustafa Kemal Paşa’dan kalıt. Hedef, çağdaş uygarlık düzeyinin de ötesi. Türkiye’miz zorda, hem de epey zorda. Yüce Atatürk’ün sözleriyle “bizi mahvetmek isteyen emperyalizm ve bizi yumak isteyen kapitalizm” çok yol almış durumda. Küreselleştirmecilerin= yeni emperyalistlerin ahtopot kolları ülkeyi ve ulusu sarmış. Ama özür yok. O’nun -Ata’nın- bütün ümidi senin gibi gençlikte çünkü.

Kemal Paşa, 1926’da kendisine yönelik İzmir öldürü (suikast) girişimi ardından şunları söylemişti : “Benim ölümlü bedenim elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti sonsuza dek yaşayacaktır ve Türk Ulusu, güvenlik ve mutluluğunu temel alacak ilkelerle uygarlık yolunda tereddütsüz yürümeye devam edecektir.”

Senin fiziksel varlığının da biz yoldaşlarını çoook erken terk etmesine karşın, bu hâlâ bir gerçek evlat!

Sana yazmaya devam edeceğim Çocuk!…

Ahmed Arif’in dizelerinden esinle; gözlerinden, gözlerinden öperim, bir umudum sende, Türk Gençliği’nde, anlıyor musun??