| Gökçe Fırat |
|
Türkiye’nin ulusal güvenliği ve
Bunda en önemli pay, kuşkusuz yaşanan gelişmeler. AB’nin özellikle Kıbrıs’taki Türk düşmanı politikaları, hem AB’nin hem de ABD’nin Türkiye’de etnik meseleyi öne çıkartması, AB ülkelerinde PKK’nın serbestçe çalışması, ABD’nin Kuzey Irak’ta PKK ile toplantı yapması, ABD’nin Kuzey Irak’ı işgali ve en son olarak da Kuzey Irak’ta vatan görevi yapan Türk özel birliklerinin ABD’li askerlerce esir alınması Türk insanının AB’ye ve ABD’ye bakışını değiştirdi. Şu an Kuzey Irak’ta Türkiye’nin savaş nedeni saydığı bir kukla Kürt devleti ABD koruması altında kurulmuş durumda. Dahası ABD, Türkiye’ye açıktan savaşırız tehdidi savurabiliyor. Böyle bir durumda da Türk insanının elli yıllık Batı ittifakı, NATO müttefikliği ve stratejik dostluk gibi kavramların gerçekliğini sorgulamasının yolu açılıyor. Bu inanılmaz değişiklik, Batılıları daha da korkutuyor. Çünkü Ortadoğu’da Batıya tek olumlu bakan ülkenin bile artık ellerinden kaydığını görüyorlar. Bu, bugüne kadar oynanan “müttefikçilik” oyununun sonunu işaret ediyor. O nedenle Batı ile Türkiye arasındaki ilişkileri açıklamak için “Türkiye’nin kuşatılması”, “stratejik düşmanlık” gibi yeni kavramlar ortaya çıkıyor. Türkiye’nin bugün içine düşürüldüğü aciz durum ile bu durumdan kurtuluş için çözüm önerileri, bir süredir kamuoyunda tartışılıyor. Bu tartışma noktasında, Atatürkçü gençlerin çıkarttığı TÜRKSOLU gazetesinin önemli bir yeri var. 2002 yılının Nisan’ında yayın yaşamına başlayan TÜRKSOLU, Türkiye’nin bölünmesi planı ile bunun ayrıntılarını inceledi ve bununla da yetinmeyerek vatan savunması kavramını yeniden gündeme getirdi. Gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Erkin Yurdakul, gazetede Türkiye’nin güvenliği, ulusal bir güvenlik stratejisi üzerine ayrıntılı ve ufuk açıcı değerlendirmeler yaptı. Bu kitap, işte bu değerlendirme ve önerilerin biraraya getirilmesinden oluştu. Erkin Yurdakul’u 22 Aralık 2003 tarihinde henüz 23 yaşında iken yitirdik. Burada onun son yazısı olan “AB kuşatmasının ikinci cephesi Güneydoğu” yazısını da bulacaksınız. Bu yazıları okuduğunuzda, bu genç insanın, bu genç yazarın, bu genç gazetecinin, son nefesinde bile vatan savunmasında olduğunu göreceksiniz. Erkin Yurdakul’un değerlendirmelerinin önem taşıdığı birkaç nokta var. Öncelikle O’nun ulusal güvenlik üzerine düşünürken kullandığı terminoloji hakim terminolojiden oldukça farklı. Türkiye’nin “AB ve ABD tarafından kuşatılması” ifadesi bu bakış açısını yansıtıyor. Ve günümüz gerçekliğini ortaya koyuyor. Kuşatma içinde dış politika önerisi ise karşılıklı bağımlılık ile değil, “kuşatmayı yarmak” ve bunun için de “aktif dış politika” ile açıklanıyor. Tabii böyle bir politika için vatan kavramının, vatan savunması düşüncesinin netleşmesi gerek, bunun içinse “Sakarya-Dumlupınar” terimlerinin kullanılması gerekiyor. Bu değerlendirmelerin, aslında genç bir komutan olan Mustafa Kemal’in bakış açısından esinlendiğini görmek gerek. Çanakkale’den başlatabileceğimiz Türk Bağımsızlık Savaşı’mızın Başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk, ömrü boyunca gerçekler zemininde strateji geliştirdi. O bir hayalperest değildi. Ne olmayacak hayaller peşinde koşardı ama ne de düşmanlarımız hakkında hayalci değerlendirmelerde bulunurdu. Oysa günümüzde bize düşmanlığını açıktan ilan etmiş, hatta bu yolda açıktan çalışmalar yürüten ülkelere karşı bile büyük bir hayalperestlikle dost gözü ile bakılabiliyor. Bu ise, düşmanlarımız karşısında Türkiye’yi daha da güçsüz ve aciz gösteriyor. İşte bu noktada gerçek Mustafa Kemal tavrı, dostu düşmanı bilmekten ve ayırdetmekten geçiyor. O nedenle de Türkiye’nin “müttefik” dediği ülkeleri “düşman” tanımlaması içine alması gerekiyor. Erkin Yurdakul bu çelişkili durumu açıklamak için “müttefik kuşatması” kavramını geliştirmişti. Kavramın kendisi bile büyük bir çelişkiyi barındırıyordu, ama bu tam da Türkiye ile “müttefikleri” arasındaki ilişkinin sakatlığını yansıtıyordu. Bu sakat ilişkiyi tersine çevirmek içinse Mustafa Kemal bakış açısı gerekiyordu. Özellikle son dönemde Kuzey Irak’ta içine girdiğimiz tehlikeli durumda, Mustafa Kemal tavrının ne kadar gerekli olduğunu görüyoruz. Kerkük’te Türkler katledilirken susan bir Türkiye ile karşı karşıyayız. Oysa Erkin Yurdakul’un bir yazısında belirttiği gibi “Kerkük’te susan Diyarbakır’ da susar”! Nitekim bugün Türk devleti, sadece Kuzey Irak’ta değil, ülke içinde de denetimi kaybetmiş durumda. Bu gibi bir durumu Mustafa Kemal de “Türkiye’nin dıştan kuşatılması ve içten çökertilmesi” programı olarak değerlendirmişti. Bugün, hemen hemen aynı noktadayız. Tek eksiğimiz Mustafa Kemal’in varlığı... Bu noktada Erkin Yurdakul, Mustafa Kemal tavrını analiz eden yazılarıyla, Türkiye’nin ulusal güvenliğini düşünen insanlara eminiz yol gösterici fikirler üretti. Kendine biraz daha yaşama şansı tanısa, bugün vatan savunması safları çok daha güçlü olacaktı. O’nu büyük komutan Mustafa Kemal’in yanında kalbimize gömüyoruz. Bıraktığı fikirler ışığında vatan savunmasına devam edeceğiz.
|