| Cihan Dura |
|
Türk tütünü yabancılara salam yöntemiyle Sizler sınırlarımızda nöbet tutarken, vatan içerden işgal ediliyor. Yabancı firmalar Türk pazarına monopol (tekel) olarak girmeye başladı. ATO Başkanı Sinan Aygün’ün yakındığı gibi “çok uluslu şirketler Türk pazarını işgal ediyor. Tütün ürünleri bunun en dramatik örneklerinden biri. Yabancı şirketler son on yıl içinde iç pazar paylarını önemli ölçüde artırdılar.” Peki bunu nasıl başardılar? Gizli bir plan çerçevesinde aramızdaki “bedhah”ların yardım ve desteğiyle. Malı uzun bir döneme (1984-2003) yayılan sinsi bir stratejiyle, sezdirmeden, adım adım, dilim dilim, “salam yöntemi” ile götürdüler (H. Karakuş, “Ulusal Tekel’den Uluslararası Tekellere: Tütün ve Sigara,” Teori, S. 108, Ocak 1999, ss.35-56). Her planın amaçları ve araçları vardır. Bu gizli planın amaçları şuydu: -ABD ve Avrupa’da giderek azalan tütün tüketimi nedeniyle kârları düşen uluslararası sigara tekellerinin, 70 milyonluk Türkiye pazarını ele geçirmelerini sağlamak, piyasa paylarını artırmak, kârlarına kâr katmak. -Tekel’i yok etmek. Planın araçları ise şunlar oldu: -İthalatın serbestleştirilmesi (Önce yabancı sigara, sonra yabancı tütün ithalatının serbest bırakılması), -Rekabet koşullarının yabancıların lehine düzenlenmesi, -Vergilerin indirilmesi ve sıfırlanması, -Kötüleşsin, ekonomik olmaktan çıksın diye Tekel’in işletmelerine yatırım yapılmaması, talebe uyum yatırımlarının engellenmesi, Tekel’in sigara fabrikalarının eskitilmesi, kendilerini yenileyemez, kaliteli sigara üretemez hale getirilmesi (yaptıkları ihanette de bu kendi pisliklerini gerekçe olarak kullandılar), -Tekel’in ürün dağıtımının ve satışının engellenmesi, -Tütün üretiminde desteğin kaldırılması, kota konularak üretimin kısıtlanması, -Ve son darbe: Tekel’in yabancı dev şirketlere satılması. Bütün bunların bir “askerî işgal”den ne farkı var? Birinci adım: Piyasa oluşturma (1970’ler) Birinci aşamada inisiyatif, çokuluslu şirketlerle yerli kompradorlardadır. İktidar koltuğunda şu partiler var: CHP, MSP, AP, MHP... Başbakanlar: Bülent Ecevit, Süleyman Demirel... Hedef, Türkiye’de yabancı sigara alışkanlığı ve piyasası oluşturmaktır. Araç, sigara kaçakçılığıdır. Çokuluslu sigara şirketleri Türkiye’yi kıskaca almaya, politik platformda zorlamaya başlıyor. Virginia tütünüd bağımlılık yapan bir sigaradır. Türkiye’ye kaçak olarak giriyor. Arkasında yabancı sigara şirketleri var. Kaçakçılık alanında da uzmanlaşmış olan bu şirketler yerli işbirlikçiler buluyorlar: Kimi politikacıları ve devlet yetkililerini satın alıyorlar. Komşu ülkelerde üretilen yabancı sigaralar, Türkiye’ye âdeta yağmakta. Türkiye’de yeni bir piyasa oluşturuluyor: Kaçak yabancı sigara piyasası! Tekel buna bir önlem olarak 5 sigara fabrikasında, harmanlanmış tütüne dayalı yerli sigara üretimi projeleri hazırlıyor. Ancak bu girişim, başta politikacılar, birileri tarafından engelleniyor. Böylece kaçak yabancı sigara piyasasına dokunulmamış oluyor. Piyasanın alıcıları sayıca arttırılıyor, başkasına kaptırılmıyor. İkinci adım: İthalatın serbest bırakılması (1984) Planın bu aşamasında, görevi yöneticiler devralmıştır. İktidar koltuğunda ANAP var. Başbakan: Turgut Özal. - 1984’de Kanun hükmünde bir kararname ile yabancı sigara ithalatı serbest bırakıldı. Neden? Gerekçe, birinci aşamada hazırlanmıştı bile: Kaçakçılığı önlemek! Öte yandan kazları ürkütmemek için -bir süre sonra kaldırılacak olan- bir koşul getirildi: İthal sigaranın dağıtım ve satışı Tekel tarafından yapılacaktır. Bu koşul anlaşılacağı gibi, geçicidir. -Tekel dünya sigara talebinde meydana gelen değişmeye uyum sağlamak için, fabrikalarında “blended” tipi sigara üretimine geçmek istiyor. Ancak Hükümet projeye ilgi göstermiyor. Hatırlatmakta yarar var: Bütün bunlar, Atatürkçü Paşa’mız Kenan Evren’in mutlak yetkiye sahip olduğu bir dönemde gerçekleşiyor. Üçüncü adım: Tütün tekelinin kaldırılması (1986) ANAP iktidarı devam ediyor. Başbakan yine Turgut Özal. Yıl 1986… Tütün tekeli kaldırıldı. Tekel “tekel” olmaktan çıkarıldı. Hedef yabancılara kazanç kapısı açmak. Nasıl? Bu firmalara Türkiye’de sigara üretimi ve dağıtımı hakkı tanıyarak... Ancak koşullar da var : -İthal sigaralara yüksek fon uygulanacak. -Yabancı firmanın üretiminden, içerdiği ithal ürün oranında fon kesilecek. -Yabancı firma Tekel ile ortaklık yapmak zorunda. Birkaç yıl sonra bu iki koşulun yerinde yeller estiğini göreceğiz. Görünürdeki gerekçe şuydu: Bol ve kaliteli sigara üretmek. Virginia tipi tütünün Türkiye’de Tekel eliyle yetiştirilmesi sağlanacaktı. Bu amaçla büyük yatırımlar yapılacak, laboratuarlar kurulacak, teknik elemanlar eğitilip yetiştirilecekti. Tütün üretimi, Tekel sayesinde sözde kontrol altında tutulacaktı. Tasarı bir “gece yarısı operasyonu”yla ve Muhalefet “faka bastırılarak” yasalaştırıldı. Uygulanan taktik apaçık değil mi? Yabancı firmaya önemli bir avantaj tanınıyor. Ancak koşullar da var. Maksat tepkileri göğüslemek, önlemek ya da hafifletmek. Sözde koşullar bu amaçla konuyor. Tabii birkaç yıl sonra kaldırılıyor. Yavaş ilerleme! Yavaş ilerleme sağlanıyor. Hızlı olursa, tepki çeker. Dördüncü adım: Diğer engeller kaldırılıyor (1988-1991) ANAP hâlâ hükümette. Başbakan, önce Turgut Özal…, ardından, sırasıyla Yıldırım Akbulut ve Mesut Yılmaz. Yabancı firmalar lehine üç kolaylık daha getirildi: -1988’de, bir kararname ile Virjinya ve Börley tipi tütün ithalatı yasağı kaldırıldı. -1991’de “büyük yatırımlar”dan, “laboratuarlar”dan, “teknik elemanlar”dan, “üretimin Tekel sayesinde kontrolü”nden, hepsinden vazgeçildi. Yabancı şirketlerin Tekel ile ortaklık yapma koşulu da kaldırıldı. -Yabancı sigaralardan alınan fon düşürüldü. Piyasa koşulları yabancı şirketlerin lehine olacak şekilde düzenleniyor. “Yabancı şirketler, Tekel’den on adım önde yarışa başlıyordu. Çünkü yerli üretimden alınan %10 satış vergisi, yabancı firmadan alınmıyor. Bu firmaların koşullar aynı olmakla birlikte kâr marjları daha yüksek.” -Politikacılar -özellikle Turgut Özal ve çömezleri - Türk tekelini kötü göstermek için ellerinden geleni yapıyorlar. Sonra, geri çekilip kendi eserleri olan bu yapay ve sahte tabloyu gerekçe göstererek “Bakın, biz Türkler bu işi beceremiyoruz” diyorlar. Dev yabancı tütün şirketleri Türkiye halkını Virjinya ve Börley tütünlerine alıştırdıktan sonra kendi ülkelerinden, örneğin Amerika’dan tütün ithal etmeye, sağladıkları kazançları da kendi ülkelerine aktarmaya başladılar. Böylece yoksul Anadolu köylüsünün kazancı, zengin Amerikan çiftçisinin cebine hortumlandı. Nitekim tütün ithalatına yapılan döviz ödemeleri her yıl artarak, 2000 yılında 350 milyon doları buldu. Beşinci adım: Yeni haklar tanınıyor (1992-1994) Türkiye DYP ve SHP koalisyon hükümetleri ile yönetiliyor. Sırasıyla Süleyman Demirel ve Tansu Çiller başbakan... Turgut Özal cumhurbaşkanı olmuş. 1)Yıl 1992… Yabancı tütünle harmanlanıp üretilen sigaraların satış fiyatı üzerinden alınan fon kaldırıldı. 2)Türkiye’de üretim yapacak yabancı sigara şirketlerine fiyatlandırma, satış, dağıtım ve ithalat serbestliği getirildi. 3)18 Şubat 1992’de Marlboro sigarası üretecek yabancı sermayeli fabrikanın temeli atıldı. Şirket Ocak 1993’de üretime geçti. 4)Tekel yetkilileri British American Tobacco (BAT) ile bir ön anlaşma imzalıyor. Buna göre: -Tekel ve BAT ortaklaşa bir şirket kuracaklar. -Şirketin büyük payı BAT’a ait olacak. -Tekel Samsun ve Yeni Harman sigaralarının üretim ve satış hakkını yeni şirkete devredecek. -Yapılan anlaşma gizli tutulacak, söz konusu devirle ilgili olarak başka hiçbir şirketle görüşme yapılmayacak. Altıncı adım: “Pilot uygulama” olanağı tanınıyor (1997-1998) Türkiye Haziran 1996’dan beri RP-DYP Koalisyon hükümeti tarafından yönetilmekte; başbakan, Necmettin Erbakan... Koalisyon Temmuz 1997’de son buluyor. 1)Yabancı şirketler Türk sigara piyasasını, en az riskle ele geçirmek için iki senaryo üzerinde durmakta: -Kendi sigaralarını Tekel’le ortak üretmek ve yine Tekel aracılığıyla pazarlamak. -Tekel’in kapasite fazlası fabrikalarını kiralamak. İkinci seçenekte, ufak tefek değişikliklerle üretime kendi damgalarını vuracaklardı. Bunun bir yararı da, Türkiye piyasasının nabzını yoklama fırsatı vermesiydi. Eğer iş büyüyecek gibi görünüyorsa, asıl büyük kârları elde etmek üzere kendi yatırımlarını yapmaya başlayacaklardı. 2)1997 yılı içinde, kuşkusuz bu son senaryo çerçevesinde şu adımlar atıldı: -31 Mart 1997’de alınan Yüksek Planlama Kurulu kararı ile, Akhisar Sigara Fabrikası ile British American Tobacco (BAT) arasında, Samsun ve Yeni Harman sigaraları ile BAT’ın -Kent, Barclay gibi- uluslararası markalarının üretilip pazarlanmasına yönelik bir ortaklık kuruldu. -Aralık 1997’de Akhisar Sigara Fabrikası, Yeni Harman ve Samsun fabrikaları satıldı, yabancı şirkete teslim edildi. İktidarda DSP azınlık hükümeti var. Başbakan yine Bülent Ecevit.... 1997’de yabancı şirketlerin sigara pazarındaki payı %31. Oysa aynı oran 1984’de yüzde 10’du! İşte ANAP, DYP, SHP, RP, DSP, MHP’li hükümetlerin büyük başarısı!... Kendi ellerimizle seçip TBMM’ne yolladığımız şahısların kimlere çalıştığını, Türk halkı yerine kimleri zengin ettiğini görün ve ibret alın. 3)Ancak yabancı şirketler yine de asıl hedeflerine ulaşmış değiller. Çünkü rekabet yoluyla Tekel’in pazarını tümüyle ele geçirmeleri mümkün değil! Öldürücü bir darbe gerekli... Peki ne olabilir bu? Üç yol var: -Birincisi, Tekel’in Türk tütünüyle imal ettiği sigaraların üretimini ve satışını zorlaştırmak, mümkünse ortadan kaldırmak. “Yatırımları azalt, zayıflat, Tekel’i halkın gözünden düşür, küçült ve sat.” -İkincisi, aynı üretim alanına girmek. -Üçüncüsü Tekel’i özelleştirmek! Şu kurala uyuluyor: Yıkamadığını satın al! a)Önce birinci yöntem, hem de bol bol denendi. 1997-1998’de bayiler yabancı sigaraları istedikleri miktarda ve uygun ödeme koşulları ile alabilirken, Tekel’in ürettiklerini (örneğin Tekel 2000 ve Tekel 2001’i) peşin parayla bile bulamadılar. Tekel depolarından, sigaraların dağıtımı aksatıldı. Tekel’in satışına âdeta kota koydular. Yatırımlarını aksattılar. Makineleri ve teknolojilerini, bilerek yeniletmediler. Üretim kapasitelerini düşürttüler. Engelleme iyi sonuç verdi: Yerli “blended” sigaraların pazar payı, bir yıl içinde esaslı ölçüde azaldı. b)20 Ocak 1998… İkinci yönteme geçildi. Tekel British American Tobacco (BAT) ile ortak bir şirket kurmaya yönlendirildi. Şirket payının yaklaşık %60’ı BAT’ın... Tekel, kendi payını Akhisar Sigara Fabrikası ile Samsun ve Yeni Harman sigaralarının isim hakkını 49 yıllığına devrederek ödüyor. Şirketin yönetim kurulunda BAT çoğunlukta. (Özelleştirme İdaresi’nin eski başkanlarından ikisi (biri Sabatayist kökenli), bugün British American Tobacco’nun danışmanları arasında bulunuyor!) Ve son darbe: Tekel satışa çıkarılıyor (1998-2003) Evet, ilk adım sigara ithalatı yoluyla Tekel’e rakip çıkarılmasıydı. H. Karakuş’un vurguladığı gibi hedefe ufak ufak, sinsi sinsi, hissettirilmeden varılmıştır: Başta “Türk insanının ABD tütününe bağımlı hale getirilmesi,” sonda ise “Tekel’in satılması” var. Bu sızma vatanın işgali değil de nedir? İçerdeki “bedhah”ların işbirliğiyle... Topsuz, tüfeksiz bir istila bu. Türkiye’de üretim yapan iki çokuluslu şirket 1993’den beri ülke pazarında olmalarına karşın, Tekel’in pazar egemenliğini yıkamamışlardı. IMF, Dünya Bankası ve kendi hükümetlerinin “torpili” ile, Tekel’i sonunda özelleştirilme noktasına getirdiler (Avrupa Birliği ve ABD Türkiye’de devletçi politikalar uygulanmasını engelliyor, kendi yaptıkları devletçi politikanın dik âlâsı değil mi?). 1)Ocak 1998’de Tekel’den sorumlu ANAP’lı Devlet Bakanı, Bakanlar Kurulu’na “Tütün Yasası” tasarısını sunuyor. Yasaya göre tütün destekleme alımları yeni kurulacak tütün ofisine devredilecek, Tekel’in kârlı işletmeleri ayrı ayrı satılacak. Tütün Yasası ile, Tekel’in yerini yabancı büyük şirketler alacak. Böylece Atatürk’ün emriyle 1926’da kaldırılan, emperyalizmin sömürü aracı Reji İdaresi yeniden kurulmuş olacak. Tütün yasası ile, tütün alımında devlet aradan çıkartılınca yabancı sigara şirketleri üreticiye istedikleri gibi düşük fiyat verme olanağına kavuştu. Tekel fabrikaları da özelleştirilince milyonlarca tüketiciye istedikleri fiyattan sigara satma olanağına kavuşacaklar. 2) Haziran 1998’de Avrupa Birliği; AB-Türkiye Karma İstişare Komitesi toplantısında Tekel’in özelleştirilmesini istiyor. Gerekçe şu: Tekel mevcut yapısıyla Gümrük Birliği’ne aykırıdır (Görüyor musunuz, Gümrük Birliği Antlaşması bizi ne umulmadık yerlerden vuruyor!). Bizim tarafın yanıtı: “Üzülmeyin efendimiz, biz leb demeden leblebiyi anlarız, buyruğunuz gerçekleştirilmek üzere zaten.” 3)14 Temmuz 1998: Tekel’in Reynold’s ile ortak olduğu bir şirket daha kuruldu. Karar yetkisi Amerikan şirketine ait. Çünkü Tekel’in hissesi yalnızca yüzde 49. 4) 13 Haziran 2003… T.C. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı 4046 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde Türk sigara sektörünün öncü kuruluşlarından TEKEL’in bağlı ortaklığı Sigara Sanayii İşletmeleri ve Ticareti Anonim Şirketi ile Alkollü İçkiler Sanayii ve Ticareti Anonim Şirketi’nde bulunan yüzde 100 oranındaki kamu hisselerini, “satış” yöntemi ile blok olarak, özelleştirilmek üzere ihaleye çıkarıyor. Sonuç Bir ülkeyi yönetenler kendi halkının kaynaklarını, kendi tarımını, kendi tütüncülüğünü elin adamlarına nasıl peşkeş çekebilir? Tek bir açıklaması var: Sınıfsal çıkar ve işbirliği! Bu insanlar aramızda, ancak bizden değil. Türkiye’de iki irade var. Ulusalcı ve teslimiyetçi... Örnek: TÜSİAD! Bütün bu yapılanları gördükçe, ağzı kulaklarına varıyor. TÜSİAD çıkarlarını ve bütün geleceğini yabancılarla birleştirmiş durumda. Demek ki sınıf çıkarları ve uluslararası sermaye açısından bakmadıkça, bu tür sapkınlıkların mantıklı açıklamasını yapamayız. 1970’lerden bu yana demokrasi oynayarak iktidara getirdiğimiz bütün partilerin marifeti, Tekel örneğinde açıkça gözler önüne seriliyor: Kendi yurttaşlarını, kendi çiftçilerini yoksullaştırdılar. Zaten zengin olan Amerikan çiftçisini daha da zenginleştirdiler. Amerikan hükümetleri kendi çiftçisini kollarken, yani devletçilik yaparken, bizimkiler sözde liberalizm yaptılar; gerçekte kendi çiftçilerini sattılar. İşte TÜPRAŞ da, vatanımızın bu en güçlü ekonomik kalesi de yabancı güçlere kapalı kapılar ardında teslim ediliyor. Hem de yurdumuza bir işbirlikçi ile kol kola giren Roger Tamrazyan adlı şaibeli bir Ermeni’ye (Yeniçağ, 15.1.2004). Siz uyuyun, Türkiye’nin tek düşmanı olarak yalnızca “dinî irtica”yı gören, sözde demokrasi ve özgürlük çığırtkanları. Yalnız Tekel değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisi de böyle “salam yöntemi” ile, bir oradan bir buradan, ufak ufak elden gitmekte!... Özelleştirmeler kesinlikle halkımızın çıkarı için yapılmıyor. ABD’nin, AB’nin, IMF’nin buyruklarını yerine getirmek için yapılıyor. Özelleştirmenin, uluslararası sermayeye göbekten bağlı işbirlikçi büyük sermaye dışında, Türk halkına hiçbir yararı yok. Şu uygulama “gaflet, dalalet ve hıyanet” değilse nedir: Ulusal bir tekel kaldırılıyor, yerine yabancı bir tekel konuyor! Devlet tekeli kaldırılıyor, yerine çokuluslu tekel konuyor. Demek ki hedef tekeli kaldırmak, ekonomiyi liberalleştirmek değil; hedef “ulusal”ın yerine, “yabancı”yı, Amerika’yı koymak! Yetkili ve yurtsever olan herkes, başını iki eli arasına alıp şu gerçek üzerinde düşünsün: İstilacı düşman topla, tüfekle, bombayla, bir dağın arkasından, havadan, denizden gelmiyor. Ticaret ve yatırım yollarından geliyor. Bir ülkeyi, o ülkenin kaynaklarını ithalat serbestliği, üretim hakkı, sermaye girişi, özelleştirme uygulamalarıyla ele geçiriyor. Oysa ekonomisi yabancıların eline geçen bir ülke topla, tüfekle savunulamaz. Vatan aynı zamanda ekonomidir. Atatürk boşuna haykırmıyor: Ekonomi demek her şey demektir. Özelleştirme -hele yabancıya satış- vatana ihanettir. İster sivil, ister asker olsun, hiç kimse “özelleştirme beni ilgilendirmez, bu benim görevim değil” diyemez. Eğer diyen varsa, o da Atatürk’ün şu sözü üzerinde düşünsün: Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır; o satıh bütün vatandır. |