| Gökçe Fırat |
|
Hangi Atatürkçülükmüş?! Hangi Atatürk? Hangi Atatürkçülükmüş?! 32. Gün programı bir dosya hazırlamış, artık bu sorunu çözmesi gerekliymiş, öyle herkes Atatürk’ü istediği gibi yorumlıyamasınmış, herkes kendi fikirlerini Atatürk’e maletmeye çalışmasınmış! Durup dururken nereden çıktı bu program? Nereden çıktığını programın son bölümünde anlıyoruz. Atatürk’ün arkasına sığınıp bir sürü rezillik yapılıyormuş ve buna bir dur denmesi gerekliymiş. Peki neymiş o rezillikler: Kendine Atatürkçüyüm diyen gençler üniversitelerde hakim olup diğer grupları okula almamaya başlamışlar, “Ordu göreve” diye pankart açıp yürümüşler. Fonda acıklı bir ses tonuyla konuşan zevat vatandaşa propaganda çekiyor: Bunlar Atatürkçülüğü kullanıyor! Ardından ADKF Başkanı Özgür Billur, soruları cevaplıyor. Benim bildiğim kadarıyla konuyu gündeme alan ilk isim Attila İlhan’dı. Hatta bu konuyu kitaplaştırdı: Hangi Atatürk. Oradaki çabayı tüm Atatürkçüler bilir, Atatürk’ün ölümünden sonra çok yanlış bir Atatürk imajı yaratılmıştı. Attila İlhan, Atatürk gerçeğini herkese öğretmek için oturup o yazıları yazdı. Yazıların önemli bir özelliği var: Atatürk’e burun kıvıran sözde solculara da, Atatürk’e düşman kesimlere de hiç bilmedikleri, hiç tanımadıkları bir Atatürk’ü gösteriyor. Gösterdiği Atatürk mazlum milletlerin lideri olan Atatürk! Yani bunca yıldır Türk milletinden saklanan Atatürk! Anlayacağınız Attila İlhan, sahte Atatürkçülere karşı ve Atatürk düşmanlarına karşı, gerçek Atatürk’ü ortaya çıkartmak için sormuştu o soruyu: Hangi Atatürk! Mehmet Ali’nin derdi Peki tescilli hırsız ve Belçika vatandaşı neden soruyor o soruyu: Hangi Atatürkçülük? Bugüne kadar Atatürk hakkında tek kelime mi etmiş? Bunca yıldır bu ülkede herkes ben Atatürkçüyüm diye dolaşmış, ülkenin ırzına geçmiş de Mehmet Ali bunlara karşı mı soruyor o soruyu? Elbette hayır! O’nun derdi memleketle değil. O bildiğimiz gibi Karen Fogg’dan alıyor talimatı. Zaten Belçikalıları da Atatürk çok fazla ilgilendirmez herhalde! Ama hem Belçika vatandaşı olup hem de Türkiye’de görevlendirilmişsen ve ülkede bugüne kadar olmadığı şekilde bir Atatürkçü şahlanış yaşanıyorsa, bunu önlemek senin vazifendir. Mason Atatürkçülüğüne karşı gençler başkaldırmış. Atatürk’ü sağcı göstermeye çalışanlara karşı gençler baş kaldırmış. Atatürk’ün 6 Ok’unu rafa kaldıranlar karşı gençler baş kaldırmış.Atatürk’ün ülkesini Avrupa’nın, ABD’nin sömürgesi yapmak isteyenlere karşı gençler baş kaldırmış. Ve adına da İkinci Kurtuluş Savaşı ve yeniden Kuvayı Milliye demişler. Demişler ve bununla kalmamışlar. Bu Atatürkçü gençler bunu üniversitelerin en hakim görüşü haline getirmişler. Ve hele hele Ordu’nun yanında vatan savunması yapmaktan bahsetmeye başlamışlar. İşte bunlar olmaya başlayınca Mehmet Ali’nin aklına bu soruyu sormak gelmiş? Şimdi Mehmet Ali’ye peki sen hangi Atatürkçülükten yanasın mı diye soralım. Adamın Atatürkçü olmadığını, hatta Atatürkçülüğe karşı yazılar yapktığını zaten okuyoruz, görüyoruz. İyi de senin gibi Atatürkçü olmayanları bu olay niye enterese ediyor? Atatürkçülerin derdi seni neden gerdi Mehmet Ali? Adam Atatürkçü değil ama herkesin Atatürk’ü kullanmasından şikayetçiymiş. Bak, bizim gibi Atatürkçüler bundan şikayetçi olsalar, bu normaldir. Ama hiç Atatürkçü olmamış bir Belçika vatandaşı neden Atatürk’ün kullanılmasından rahatsız olur ki? Atatürk’ü kullanan kim? Atatürk’ün kullanılmasına karşıymış ama verdiği örnekler O’nun ne tür Atatürkçüleri sevdiğini ortaya koyuyor. Atatürkçüler uslu çocuk olup okulda oturacaklar, terör örgütleri üniversiteye kan kusturacak. Bugüne kadar tablo buydu ama Mehmet Ali’nin sesi çıkmıyordu. Ne zaman ki Atatürkçüler yeter bu ülke bizim dedi, ve Atatürk’ün Bursa Nutku’nda verdiği emir gereği, “taşla, sopayla, elinde nesi varsa onunla” vatanı korumaya başladı, o zaman Mehmet Ali sormaya başladı bu nasıl Atatürkçülük? Bugüne kadar Atatürkçülük adı altında, serbest piyasa, Avrupa’yla bütünleşme, Batı uygarlığına girme savunuldu, Mehmet Ali’nin çıtı çıkmadı. Ne zaman ki Atatürkçüler biz Batılı değiliz, biz mazlum milletiz, bizim yerimiz ABD’nin ve AB’nin yanı değil, mazlum milletlerin yanı demeye başladı, Mehmet Ali sormaya başladı bu nasıl Atatürkçülük? Bugüne kadar sivil toplum, AB normları, demokratikleşme vb palavralarla ülkede bölücülük, şeriatçılık geliştirildi, Ordu düyşmanlığı yapıldı, Mehmet Ali’nin sesi çıkmadı. Ne zaman ki Atatürkçüler, Türk milleti Ordu’suyla birlikte bu ülkeyi savunacak, Cumhuriyet’i koruyacak demeye başladı, Mehmet Ali sormaya başladı bu nasıl Atatürkçülük? E etme bulma dünyasıymış. Bugüne kadar hep biz soruyorduk bu nasıl Atatürkçülük diye, şimdi Atatürk düşmanları sormaya başladı. Demek ki artık Atatürk’e ve gerçek Atatürkçülüğe dönüş yolunda önemli mesafe almışız. Mesafe o kadar olmuş ki Atatürk düşmanları bu tür gerçek Atatürkçülüğün güçlenmesinden korkmaya başlamışlar. Korkularında haklılar. Çünkü bu ülkede Atatürkçülük bir kez şahlandı mı önüne tüm düşmanı sürüp denize döker biliyorlar. Birincisini bizzat Atatürk yapmış İzmir’de Yunan’ı denize dökmüştü. İkincisini Deniz Gezmişler yaptı, Dolmabahçe’de Amerikalıları denize döktüler. Üçüncüsünde düşmanın hangi denize döküleceği bilinmez ama, denize dökülecekler kendilerini çok iyi biliyorlar! O nedenle de bu nasıl Atatürkçülük diye bağrınmaya başlıyorlar. Atatürk’ün mirası ne? Ve millete şunu öğütlüyorlar: Atatürk bu millete miras bırakmadı. Atatürk’ün tek mirası varmış, o da “ben size hiçbir dogma bırakmadım” sözüymüş! Milletle alay etmenin bu kadarına da pes doğrusu! Yahu Atatürk 6 Ok’u Anayasa’ya koymadı mı? Atatürk, ölümünden hemen önce Türk Gençliği’ne ve Türk Ordusu’na birer mesajla veda etmedi mi? Atatürk, Cumhuriyet’i gençlere ve Türk Ordusu’na emanet etmedi mi? Atatürk’ün bıraktığı miras Türkiye Cumhuriyeti’dir ve dogması da tektir: Cumhuriyet’i korumak ve onu sonsuza dek yaşatmak Türk Gençliği’nin görevidir. Bu Atatürk’ün onlara emridir, vasiyetidir. İşte o nedenle gençler üniversitelerde Cumhuriyet düşmanı bölücü teröristlerle mücadele ediyor. İşte o yüzden gençler, Ordu göreve diyor. Bizim bildiğimiz Atatürk’ün mirası diyeceğimiz başka bir sözü vardır, programınızda hiç bahsedilmedi: Ya istiklal ya ölüm! |