Arama: 
05.01.2004/Sayı:47
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Başyazı Gökçe Fırat

Mazlumlar bağında bülbül ötmez mi?

Türk Devrimi en parlak teorisyenlerinden birini yitirdi

İki gün önceydi, gece oturup sabaha kadar konuşmuştuk. Bir ara sıra “Saddam’ın yakalanışı”na geldiğinde, o da aynı fikirdeydi; savaşıp ölmesindense, yaşayıp savunma yapması daha önemliydi. Sen olsan ne yapardın dediğimde: Direnirdim demişti, duraksamadan.

Mesele Saddam değildi aslında. ABD için dünyanın her yanı “Saddam”larla doluydu. Saddam, ABD’nin arananlar listesinde maça asıydı. Amerikan haydutlar 51’lik bir iskambil destesine yerleştirdikleri isimleri yakalayarak ya da öldürerek, bir ülkeyi ve bir milleti çökertmeye çalışıyordu.

O sıra ABD’nin Türkiye için de benzer bir listesi olduğunu düşündük ve birbirimize baktık.

Acaba destede yerimiz neresiydi?

Erkin Türk Devrimi için kendi yerini biliyor muydu; bilmiyorum. Ama ben onun emperyalizmin listesinde mutlaka aslardan biri olduğunu düşünüyorum.

Sadece ABD için değil, kuşkusuz bizim için de öyleydi.

Erkin, tanıdım tanıyalı birlikte hareket ettiğimiz, birlikte mücadele ettiğimiz arkadaşlardan biriydi. Onu tanıdığımda henüz lisedeydi, ama son derece keskin bir devrimciydi. Üniversite’de İstanbul’u kazandığı zaman, bu bizim için büyük bir kazanımdı. Erkin, devrim davasına daha önemli hizmetlerde bulunabilecekti. Öyle de oldu.

Üç yıl önce, dogmatik marksist-leninist şablonlardan, mücadeleci Atatürkçülük çizgisine doğru ilerlemeye başlayınca, bu yönelimi en iyi kavrayanların başında geliyordu.

Atatürkçülüğü mücadeleci ve devrimci bir tarzda yorumlamamızda, kapitalizmi ve emperyalizmi, sömürgace özü ve niteliği ile kavramamızda, milliyetçiliği Marksist şablonların dışına taşıyıp devrimci bir tarzda ele almamızda, altı oku ve halkçılığı ezilen dünya için sol bir seçenek olarak görmemizde, çok büyük payı, katkısı vardı. O nedenle bugün Türk Devrimi, en parlak teorisyenlerinden birini kaybetmiş durumda.

Tabi kaybımız bununla sınırlı değil. Erkin sadece iyi bir teorisyen değil, iyi bir stratejisyen, iyi bir politikacıydı. Gazeteyi çıkarttığımızdan bu yana, Türkiye için önerdiğimiz tüm siyasetlerde, önemli bir katkısı vardı.

Son dönem bölünme tehlikesine giren Türkiye için bir ulusal güvenlik stratejisi geliştirmeye çalışıyordu. İyi bir vatanseverdi, milliyetçiydi. Ancak O’nun ulusal güvenlik anlayışının özünde, Mustafa Kemal tavrı vardı.

Çölden bir millet ve devlet yaratan Mustafa Kemal devrimciliğini, aynı coşkuyla yaşatıyor ve kuşatma altında kalan vatanı için, kuşatmayı yarmaktan, aktif dış politikadan sözediyordu. Ona Mustafa Kemal olma şansı verilseydi, eminim bugün Kuzey Irak’ta Türk bayrağı dalgalanıyor olurdu.

Şimdi Erkinsiz, Türk Devrimi de, ezilen ulusların bağımsızlık ve devrim mücadelesi de ve TÜRKSOLU da öksüz; bu mücadelenin en keskin, en gözüpek uçlarından birini yitirdik.

O nedenle sadece TÜRKSOLU’nun değil, Türk milletinin de, ezilen milletlerin de başı sağ olsun.

Batı Cephesi kumandansız kaldı!

Sazdan o melodi duyulunca Erkin’in gözleri açılırdı; Pir Sultan’ın şiirini, “program-tüzük” olarak adlandırırdı:

“Şu milletin hak sancağını
Çekelim bakalım nice olursa olsun”

Birlikte coşku ile söylerdik türküyü; marş formatında söylerdik. Fakat her marş gibi, her mücadele türküsü gibi, bir buruk noktası vardı:

“Pir Sultanım dostlar yardım etmez mi
Mazlumlar bağında bülbül ötmez mi?”

Şimdi, bu dizeleri, Erkin’i de gözümün önünden geçirerek okuyunca, mazlum millet devrimciliğinin ne demek olduğunu daha iyi anlıyorum.

Erkin, son derece hassas, duygusal bir gençti. Bunun ötesinde, gençliğini Devrim davasına adamıştı. Onun hayatında Devrimin dışında hiçbir şey yoktu. Böyle olması onu mutlu da ediyordu.

O her an, her göreve hazır bir sıra neferiydi. Verilen görevin ağırlığı, onu sadece mutlu ederdi. Hiç yakınmazdı.

Ama Erkin’i sakın bir sıra neferi olarak düşünmeyin. O, devrimin önemli kurmaylarından, komutanlarından biriydi. O bu davanın önde gelen komutanlarından biriydi ama hiç apolet takmaz, bir nefer gibi mücadele ederdi.

Pal Sokağı’nın çocuklarından er Nemetsçek kadar davaya bağlı bir çocuktu, belki kendine örnek olarak da Nemetsçek’i alıyordu...

Ama o er değildi ki!..

10 Kasım için bir Atatürk yazısı yazmıştı. Yine görev için şehirdışında bulunuyordu. Bir yerlerden bilgisayar bulmuştu. Erkin dedim, bizim at üzerinde Atatürk resmi var ya, işte onu anlatacak bir Atatürk yazısı yaz. Bir kaç saat sonra yazı geldi: Onu Ankara’da değil mazlumların direnişinde arayın!

Şöyle bitiriyordu yazısını: “Ortadoğu’da Filistinli çocuğun da, Iraklı köylünün de içindeki general, Mustafa Kemal’den başkası değil.”

Türk çocuğunun, Erkin’in de içinde bir general vardı ve o da Mustafa Kemal’den başkası değildi. Kendine yaşama fırsatı verseydi, Türkiye önemli bir “general”e sahip olabilirdi oysa. Mustafa Aykut Akşit, O’nu hiç görmemişti, sadece yazılarından tanıyordu ve her konuşmada “Batı Cephesi Kumandanı”na selam söylüyordu.

Acaba Erkin, Batı Cephesi’ni kumandansız bıraktığını biliyor mudur şimdi?

Bedreddin’in ve Mustafa Kemal’in yanında

Son günlerde, Radi Fiş’in “Ben de halimce Bedreddinem” kitabını yeniden okumaya başlamıştı. Bedreddin, hepimizin yol göstericisiydi ve kendimizi Bedreddin talebesi olarak görürdük. Yeniden okurken neler düşündü bilemiyorum, sonuna kadar gelmiş miydi onu da.

Ama Erkin’i Edirne’de toprağa verirken, hep o sahne: Serez’in orta yerinde bir sehpa!

Bedreddin’i nereye, ne zaman, nasıl gömdüler bilmiyoruz. Erkin’i, mümkün olsa, onun yanına gömmek isterdim: Toprakta olsun, biraraya gelebilirlerdi.

Sonra Bedreddin’in idam sahnesini açıp bir daha okudum, şöyle diyordu öğrencisi Mecnun’a:

“Ağlama Mecnun. Hakikat bizimle! Vasiyetimdir: bedenimi, şu bakırcılar çarşısı yakınında bir yere gömün... Ama beni kara toprakta değil, hakikati anlamış insanların yüreklerinde arayın!”

Bedreddin’i kara toprakta değil hakikati anlamış insanların yüreklerinde...

Mustafa Kemal’i Ankara’da değil mazlumların direnişinde...

Ya Erkin’i; onu nerde arayacağız?

Erkin, nerede, ne için mücadele ettiyse, onu orada bulacağız, yani hep yanımızda olacak.

Peki ya burası?

Burası hep böyle öksüz mü kalacak?