| Öner Yağcı |
|
En can alıcı soruyu soralım: İnsanı onurlu sözcük olmaktan çıkaran tutkunun sonu bağnazlık ve barbarlıktır. Bombalar neyi anlatır diye soralım, terörün kaynağı ya da kuzu postuna bürünmüş kurt kim? Gömleği kim kesip biçti ve kim giydirmek istiyor, kazanı kim kaynatıyor diye soralım? Maşayı tutanlar ve maşa olanlar içinse tarihsel bir soru: “Bunlar da mı İnsan?” Ardı ardına gelen ikiz bombalamalardan (patlamalardan) sonra “Türkiye’nin 11 Eylülü” diye yorumlar yapılıyor. 11 Eylülden sonra Amerika dünyaya savaş açmıştı ve sürdürdüğü savaşın bataklığında çırpınıyor şimdi. Türkiye’ye de mi böyle bir son hazırlanıyor sorusu gelmez mi akla? Ya da uluslararası terör artık merkez ve asıl hedef olarak Türkiye’yi mi belirledi; İslamcı terör aracılığıyla (veya taşeronluğuyla) Türkiye üzerine yeni dolaplar mı çevriliyor; Türkiye bir iç savaşa mı sürükleniyor, Iraklaştırılacak, Lübnanlaştırılacak mı gibi soruları gündeme getirmez mi? Nicedir, ülkemizin başına örülmeye çalışılan çoraplara karşı bir duyarlılık, yurseverlik, ulusallık dalgası yükselmeye başlamıştı. Son birkaç hükümetin görev yaptığı süreç içinde, özellikle ulusal bağımsızlığımızla ve laiklikle ilgili olarak atılan tehlikeli adımlara karşı toplumuzda 80. yaşını kutlayan Cumhuriyetimizin korunması gerektiği biçiminde bir bilinç, bir görev duygusu oluşmaya başlamıştı. ABD’nin ve AB’nin, örneğin, Sevr, Kıbrıs, Ermeni soykırımı, MGK, Silahlı Kuvvetler, azınlıklar, Kürt ve Kürtçe, özelleştirmeler gibi birçok konudaki baskılarına, dayatmalarına ve bunların bir kısmının yerine getirilmesine eklenen; AKP iktidarının, örneğin, kamu yönetimi reformu, yerel yönetimler, orman yasası, YÖK, ÖSS, MGK, TÜBİTAK, TRT, özel okullar, Cumhurbaşkanı’nın yetkileri, Irak’a asker gönderme, irticai kadrolaşma gibi birçok konuda Meclis çoğunluğunun verdiği sarhoşlukla üstüne üstüne gittiği ve toplumda devletin temel yapısının çökertilmesine doğru adımlar atıldığı izlenimi veren (dahası; kuşkusu doğuran, yargısı oluşan, ürpertisiyle dolduran...) politikalar; yurtseverlik temelinde yükselen ulusal çığlığı susturamamıştı. Bu ulusal çığlık, dayatmalarla gelen uluslararası planların gerçekleştirilmesinin önünde büyük engeldi ve durdurulmalıydı. İstanbul’daki patlamalar bu ulusal güçlenişe verilen bir gözdağıdır. Birkaç soru soralım, biraz kafa yorucu olsun: Panik ve dehşet havası kimin işine gelir? Kim puslu havayı sever ve puslu havada kim “en büyük benim” tutkularını gerçekleştirmeye çalışır? Ülkemiz için hazırlanan ve giydirilmek istenen gömleğin terzisi, kime vermiş gömleği giydirsin diye? Kazanın ateşini kim harlıyor? Uygulanacak olan planların hayata geçirilmesi görevini artık yapması istenen kim? Dışarda ve içerde yıllar boyu yapılan hazırlıklarla ülkemizin bizim irademiz dışında belirlenen geleceğini kim hayata geçirmeye çalışıyor. Gözümüz gibi korumamız gereken bağımsızlığımızı, laiklik temeli üzerine yükselen Cumhuriyetimizi kim peşkeş çekmeye çalışıyor? Kim 80 yıllık Cumhuriyet’ten intikamını alma yolunda ulusal değerlere dudak büküyor? Kim dünya egemenliği yolundaki planlarının önündeki engeli aşmaya çalışıyor? İnternette dolaşan birkaç yazıda dikkat çekilen kimi noktaları düşünüyorum: 11 Eylül ABD’sinde “çarpan uçakların parçalarını eritip kuleleri yıkan 1000 derece sıcaklığa dayanıklı, yanmayan korsanlara ait olduğu açıklanan pasaportlar” bulunmuştu kalıntılar arasında. Türkiye’nin Kasım patlamalarında da “bombacılara ait yanmayan pasaportlar” bulundu. Nazi kamplarından sağ kurtulabilenlerin biri olan Primo Levi, anılarını yazdığı kitabına “Bunlar da mı İnsan?” adını koymuştu. Dine, inanca saygısı olmayan; bir ibadethaneyi bombalayan insan olabilir mi? Olmaz ya, insana da dine de yakışmaz ya; Musevileri, Yahudileri sevmeyebilirsin, İsrail devletinin izlediği politikaları milyonlarca insan gibi haksız ve yanlış bulabilirsin. Bu düşünüş kendi ibadethanesinde tanrısına dua eden insanları ve oranın yakınında bulunanları öldürme hakkını asla veremez. Kimsenin kimseyi öldürme hakkı yoktur ayrıca. Hangi inanç, ideoloji, din, siyaset, tarikat bir ülkenin konuğu olan insanlara, başka bir ülkenin toprağı sayılan ve insanlığın ortak yasalarıyla var olan kurumlara ya da bir işyerine bombayla ölüm yağdırabilir? Bunu yapanlar insan olabilir mi? Ne adına, kim adına tanınmayan, bilinmeyen insanların cesetler haline getirilmesi gerçekleştirilebilir, insan denebilir mi bunu yaptıran ve yapanlara? Bir avuç insanın daha rahat, daha zengin yaşaması için başka insanların, başka ülkelerin yaşamlarına son vermeye hakkı olduğunu sananlar insanın ve insanlığın barbar ve bağnaz düşmanlarıdır. Ama şu var: İnsan ve insanlık, tarihinin hiçbir döneminde barbarlığa ve bağnazlığa uzun süre izin vermemiştir, bundan sonra da vermeyecektir. Cumhuriyet’in mayası kendisini koruyacak güçte ve kararlılıktadır. |