| Ali Özsoy |
|
Kıbrıs Türk’tür Türk kalacak 14 Aralık seçimlerini Kıbrıs’ta Türklüğü ortadan kaldırmak için bir fırsat olarak değerlendiren emperyalist orakların ve işbirlikçilerinin silahının ters tepeceği ortaya çıkmaya başladı. Rauf Denktaş’ın liderliğine, KKTC devletinin egemenliği ve varlığına karşı bir refaranduruma dönüştürülen 14 Aralık seçimleri, Kıbrıs Türk halkının milli önderliğe ve devletine bağlılığını tüm dünyaya yeniden duyuracağı bir tarihe dönüştü. Böylelikle Annan Planı’nı 14 Aralık’la beraber kabul ettirmeyi uman ABD, AB ve AKP iktidarının planladıklarının tam tersi bir sonuç yavaş yavaş beliriyor. 14 Aralık aynı zamanda Kıbrıs Türk halkının Annan Planı’nı da çöpe atacağı tarih olacak. Hilmi Özkök konuşunca 15 Kasım’da KKTC’nin kuruluş kutlamaları aynı zamanda Türk devletinin tek vücut olarak Denktaş’ın arkasında olduğunu yeniden vurgulandığı önemli bir dönemeç oldu. Tayyip Erdoğan’ın bile Denktaş’a desteğini açıkça belirtmek zorunda kaldığı kutlamalardan sonra Kıbrıs’ta muhalefetin dıştan ABD, AB ve Rum desteği, baskısı ve parası; içten AKP müdahelesiyle KKTC’ye darbe vurma stratejisi çöktü. Türk devletinin net tavrı gerekli ağızlardan vurgulanınca muhalefetin altındaki zemin kaydı. Muhalefet için köy köy dolaşarak seçim propagandası yapan Amerikan sefiri ise sadece halkın işbirlikçilere karşı tepkisini büyüten bir ibret vesikasına dönüştü. Batı’nın ve Rum’un Kıbrıs Türk halkına karşı başlattığı psikolojik savaşın temel dayanağı Ankara’nın politikasının değiştiği, Ankara’da ilk defa Kıbrıs konusunda çatlak oluştuğu söylemiydi. 14 Aralık’ta Denktaş muhaliflerinin kazanması durumunda Ankara’nın da KKTC’nin artık arkasında durmayacağı yalanı yayılıyordu. Türkiye cephesinde Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül sık sık yaptıkları Denktaş’ı yıpratan ve Annan Planı’nı savunan üstü kapalı veya açık demeçlerle düşman cephenin propagandası için malzeme temin ediyordu. Ancak Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün önce Yunan basınına verdiği demeç, daha sonra da 10 Kasım günü Radikal gazetesine yaptığı açıklamalar AKP’nin kaçak dövüşünü sona erdirdi. Türk devletinin Kıbrıs konusunda değişmeyen devlet politikası daha da net bir şekilde Hilmi Özkök tarafından vurgulanınca Tayyip Erdoğan’ın ve Abdullah Gül’ün tüm demeçleri değişime uğradı. Hilmi Özkök’ün açıklamaları Kıbrıs’ta en fanatik KKTC düşmanlığı yapan medya organlarının ve yazarlarının bile yayınlarını etkiledi. Hilmi Özkök’ün açıklamalarını utangaçca eleştiren Ertuğrul Özkök herşeye rağmen kendisinin de Denktaş’ı desteklediğini ve muhalefeti tasvip etmediğini açıklamak zorunda kaldı. “Hiçbir AB’li Kıbrıs için ölmeye gelmez” Hilmi Özkök yaptığı açıklamalarda Türkiye’nin Kıbrıs’tan vazgeçemiyeceğini, Kıbrıs’ta verilecek tavizlerin arkasından yenilerinin geleceğini, Türkiye’nin böyle bir süreç sonucunda sadece batıdan değil, güneyden de kuşatılacağını ve hapsedileceğini belirtti. Bu tür bir olasılığa Türk Ordusu’nun her koşul altında direneceğini vurgulayan Özkök Türkiye’nin gerçek devlet politikasını ve kararlığını şöyle açıkladı: “Kıbrıs AB’ye girerse ‘Türk Silahlı Kuvvetleri orada AB topraklarının bir kısmını işal etmiş olacak’ sözü, karşı tarafın sözü. Bizim için öyle değil. Biz orada bir uluslararası anlaşmaya istinaden bulunuyoruz... Hiçbir Avrupalı’nın ‘Haydi burası AB toprağı, birkaç gün içinde çıkın’ deyip, buraya gelip, Kıbrıs’ta savaşıp öleceğini de düşünemiyorum. AB’nin de böyle bir girişimini beklemiyorum. Ekonomik yaptırım kullanabilir ama politik gücünüz ve güçlü ekonominiz varsa o da karşılanır. Direnç gösterirsiniz...” Hilmi Özkök Türkiye’nin ekonomik ambargodan savaşa kadar her türlü olasılığı göğüsleyebileceğini vurguladı. Bu gerçek ve Ordu’nun bu gerçeğe göre strateji belirlediği belki önceden de biliniyordu ancak en yetkili ağızdan dosta düşmana Türk Ordusu’nun bu olasılığı göze aldığının duyurulması karşı tarafın Türkiye’nin zaaf göstermesi beklentisiyle kurduğu planlara önemli bir darbe vurdu. Özkök’ün açıklaması sadece Batıya bizimle savaşamazsınız mesajını değil aynı zamanda gerekirse sizinle bağlarımızı da koparırız uyarısını içeriyor. Türkiye’deki ver kurtulcuların en büyük propaganda ve tehdit aracı olan ‘Batıdan koparsak felaket olur’ söylemi de böylelikle çürütülmüş oldu. Özkök açıklamalarında ayrıca ABD’ye de Süleymaniye’deki çuval krizinin bir daha tekrarlanması durumunda cevabının çok farklı olacağını ve bağımsız bir Kürt devleti kurma çalışmalarının karşısında İran, Suriye ve Türkiye’yi bulacağını vurguladı. Böylelikle Akdeniz’de Kıbrıs’ta Batıya yapılan uyarı, K.Irak’ta doğrudan ABD’ye yapılarak tamamlanmış oldu. Tüm bu açıklamalardan sonra hâlâ devlet politikasının bulandığı, çatladığına yönelik AB’cilerin ve Kıbrıs’taki ver kurtulcuların hayalleri çöktü. Gerekirse savaşma olasılığını tüm dünyaya açıklayan bir devlet politikası gerçeği geleneksel Türk devletinin politikasına düşman tüm saflara bomba gibi düştü. AKP’nin ikili oyunu sona erdi Bugüne kadar devlet politikası bulanıklaştı denen durum aslında AKP’nin devlet politikasına muhalefet etmesinden başka birşey değildi. Başbakan ve Dışişleri Bakanı sıfatlarıyla Denktaş’a karşı açıkça mücadele edemeyen Erdoğan ve Gül yaptıkları açıklamalarla Annan Planı’nı destekleyerek ve hatta Denktaş’la polemik yürüterek Kıbrıs’taki ver kurtulcuları ve KKTC’nin iç işlerine karışan ABD, AB, Yunanistan ve Rum tarafını cesaretlendiriyordu. KKTC’yi yok etmeye yönelik uluslararası planın en önemli ayağı Ankara’daki gizli AKP desteğiydi. KKTC’de seçim sürecine Batı devletlerinin ve Rumların en ağır müdahalesi söz konusuyken AKP iktidarı tarafsız kalma ve müdahale etmeme adına Denktaş’ı desteklemekten ısrarla kaçındı. Ancak AKP’nin sadece KKTC’ye karşı değil doğrudan Türk devletine yönelik gizli faaliyetleri yine kendi dostları tarafından açığa çıkarıldı. En son açıklanan AB İlerleme Raporu’nda Kopenhag Kriterleri arasında yer almamasına rağmen Kıbrıs’ta 1 Mayıs 2004’e kadar çözümün üyelik için şart olarak yer alması Yunanistan ve Rum yönetimi tarafından büyük bir zafer olarak sevinçle karşılandı. Türkiye’deki ver kurtulcular bu vesileyle devletin Kıbrıs politikasına ve Denktaş’a yeniden yüklendi. Rapor Kıbrıs’taki muhalifler için ise yeni bir seçim propagandası ve AB’den taze destek olarak algılandı. Daha önce Verheugen’in Türkiye’ye yönelik “işgalci olursunuz, üye olamazsınız...” şeklindeki tehditleri böylelikle resmileşmiş oldu. Ancak Ankara’dan yükselen tepkiler üzerine AB yetkililerinin bu ifadeden Abdullah Gül’ün haberdar olduğunu hatta bu ifadelerin rapora girmesini kendisinin istediğini söylemesi AKP’nin Türkiye ve KKTC karşı oynadığı oyunu AB’nin resmi ağızlarından açığa çıkardı. AKP 14 Aralık’a kadar Türkiye’yi sıkıştırmak ve Kuzey Kıbrıs’taki muhalefeti desteklemek için AB İlerleme Raporu’nu bir koz olarak kullandı. Ancak Hilmi Özkök’ün açıklamaları ve 15 Kasım’da devletin zirvesinin Denktaş’a verdiği açık destek, AKP’nin Türk devletine karşı sinsi oyununu sona erdirdi. 15 Kasım: “KKTC sonsuza kadar yaşayacak” Büyük medyaya göre 15 Kasım kutlamalarına giden Tayyip Erdoğan, burada Denktaş’a “yeni açılımlarla” darbe indirecek ve muhalefete destek olacaktı. Hatta Hürriyet’in ve diğer gazetlerin manşetine göre Erdoğan Lefkoşe’den Rum kesimine geçiş yapacaktı. Erdoğan’ın böyle bir niyeti var mıydı bilemeyiz ama Erdoğan gösterilen tepki üzerine hemen böyle bir şey söylemediğini hatta düşünmediğini açıkladı. Medyanın kutlamalar için düşündüğünün tam tersi gerçekleşti. 15 Kasım 1983’te KKTC’nin kuruluşunun 20. yıl dönümünde Kıbrıs’ta Türk devletini koruma ve yaşatma kararlılığını tüm dünyaya duyuruldu. Onbinlerce KKTC vatandaşının bir kilometrelik dev KKTC bayrağıyla düzenlediği çoşkulu yürüyüş “Denktaş nerede biz oradayız” sloganlarıyla sürdü. Medyanın her zamanki gibi sansür koyduğu halk kutlamaları 14 Aralık seçimlerinin sonucunun ne olacağını ve Kıbrıs Türk halkının Batı ve Rum uşaklığı yapanlara büyük tepkisini ortaya çıkardı. Ancak KKTC’nin iç işlerine yaptıkları müdahaleyle ve yürüttükleri psikolojik savaşla Kıbrıs Türk halkının iradesini zaten hiçe sayan dış odakları asıl sarsan Türk devletinin törenlerde en yetkili ağızlardan Denktaş’a verdikleri açık destekti. Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına adadaki Türk halkının ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki güvenliğinin tehlikeye atılamayacağını vurguladı ve ver kurtulculuğun kabul edilemeyeciğini şöyle belirtti: “Bir an önce çözüme ulaşmak pahasına soruna temel teşkil eden ve 1974 öncesine dayanan nedenlerin göz ardı edilmesi ve neredeyse ‘ver kurtul’ anlayışının dikte ettirilmeye çalışılması, kabul edemeyeceğimiz bir yaklaşımdır.” 15 Kasım kutlamalarında Tayyip Erdoğan bile ilk defa açıkça Denktaş’ı ve Kıbrıs’ta milli davayı hep desteklediklerini ve destekleyeceklerini belirtmek zorunda kaldı. Tayyip Erdoğan “tarafsız” kalmak için KKTC’deki hem iktidar hem de muhalefet partileriyle yaptığı toplantılar sonunda da muhalefet partilerine demokrasiye zarar vermekten kaçınma çağrısı yapınca ve muhalefetin beklediği açık desteği ortaya koymayınca muhalefet daha bugünden bir hezimet havasına girdi. Çünkü Türkiye’deki yegane siyasi destekçileri tüm kamuoyunun önünde şimdilik sizi destekleyemem mesajı veriyordu. Muhalefetin ve batının seçim hezimeti yaklaşıyor Kuzey Kıbrıs’ta köy köy, kent kent dolaşan ABD elçisi artık Kuzey Kıbrıs’ta Denktaş muhaliflerinin değil milliyetçi güçlerin güçlenmesine neden oluyor. Çünkü ada halkının sık sık vurguladığı gerçek şu: “İsterse ABD ve Batı tüm donanmalarını Kıbrıs’a yığsın, Ankara destek olduğu sürece halk devletine sahip çıkar”. Bundan dolayı ABD elçisinden sonra İngiliz elçisinin de seçim çalışmalarına katılması, hatta Kıbrıs’taki İngiliz Üs komutanı Kernel Grosswith’in “seçimlerde Annan planını destekleyen partilerin kazanmasını dilediklerini” ve aksi takdirde üste çalışan Türkler’in de zor durumda olacağı tehdidini savurması Türk halkında sadece Denktaş’a desteği ve emperyalist güçlere karşı kini ve tepkiyi arttırdı. Geçtiğimiz haftalarda işbirlikçi bir belediye başkanıyla görüşen ABD elçisi halkın tepkisi ve gösterileri üzerine olay yerinden kaçmak zorunda kalmıştı. İngiliz üs komutanının Türk halkına yönelik Annancıları desteklemeleri için yaptığı sürekli uyarılar ve tehditler yine büyük bir tepki yaratarak ters tepti. Denktaş’ın kararlı tavrı ve Türk devletinin Milli Dava’ya sahip çıkması Batının 14 Aralık seçimlerine yönelik oyununu bozdu. Kıbrıs Türk halkının da emperyalistlere ve işbirlikçilerine tepkisi ve devlete sahip çıkacağını bugünden göstermesi her fırsatta KKTC ve Türkiye’ye hakaret eden muhaliflerin bile tavrını değiştirdi. Çözüm ve AB Partisi lideri Ali Erel ve Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri M. Ali Talat 14 Aralık’ta iktidara gelirlerse hemen Annan Planı’nı imzalamayacaklarını, Türkiye’nin görüşlerinin önemli olduğunu belirttiler. Propagandalarını Türk ve Türkiye düşmanlığı, Kıbrıslılık ve işgale son verme üzerine kuran partilerin bu dönüşleri sadece yaklaşan hezimetlerini büyütmeye yarar. Kıbrıs Türk halkı ise adanın üzerindeki kara bulutların dağıldığını, Türk halkı ve devletinin vatan toprağını asla teslim etmeyeceğini daha net bir şekilde görerek, seçimlere her türlü dış müdaheleye rağmen gönül rahatlığıyla sandığa gidebilir. ABD’nin KKTC’ye yönelik provakatif faaliyetlerin en önde gelen ismi Kıbrıs Özel Temsilcisi Weston’a ise artık Ankara’da azar işitmekten başka bir iş kalmıyor. Daha önce Denktaş’la görüşme talepleri KKTC düşmanı tavırlarından dolayı reddedilen Weston Ankara’da görüşebildiği Dışişleri yetkililerinden ABD’nin KKTC’nin iç işlerine ve seçimlere karışmaması yönünde uyarı yapıldı. ABD ve Weston muhalefeti destekleyen daha önceki sayısız açıklamalarına tarafsızız demek zorunda kaldı. AKP ve Batının yenilgisi, Türkiye’nin zaferi Türkiye’ye yönelik kuşatmanın en tehlikeli noktası olan Kıbrıs’ta kuşatanlar açısından büyük bir yenilgi yakın. ABD, AB, Yunanistan, Rum Kesimi ve AKP iktidarı Denktaş’ı en zayıf nokta zannedip hep ona yüklendiler. Ancak starteji yanlıştı. Mücahidin direnişi Kıbrıs’ta Türklüğün yeni bir zaferi, emperyalistlerin ise hezimeti için ilk direnme mevzisini hazırladı. Denktaş “gerekirse arkama Anadolu halkını da alırım” demişti. Hem Kıbrıs Türk halkı ve hem de Türkiye’de halkın büyük desteği dengeleri değiştirdi. En zayıf zannedilen ve Türkiye’nin önündeki engel diye ortadan kaldırılmak istenen Denktaş, tersine Türk devletinin AKP’ye ve Batıya karşı direnişinde en güçlü kale olduğunu gösterdi. Denktaş’ın seçimleri Annancılar kazansa bile devletin yıkılmasına izin vermeyeceğini belirtmesi ve veto hakkını saklı tuttuğunu belirtmesi, Kıbrıs’a göz diken emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin cephesine vurulan ilk önemli darbeydi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Batıya gönderdiği bizimle savaşmayı bile göze alamazsınız mesajı ve AKP’nin görüntüde de olsa devlet politikasına muhalefeti terk etmesiyle Kıbrıs üzerindeki akbabalar dağılmaya ve Kıbrıs Türk halkının özgür iradesi kazanmaya başladı. Erdoğan’ın Kıbrıs’ta attığı geri adım AKP iktidarının Türk milleti ve devletinin uyarısını Batı’dan daha iyi anladığını gösteriyor. Bu doğal çünkü Türk tokadını defalarca yemiş gerici ve işbirlikçi bir gelenekten geliyorlar. Ancak Tayyip Erdoğan “Kıbrıs milli davamız, AB ise milli hedefimiz” açıklamasıyla gelecekte Türkiye karşı yürüttükleri sinsi ikili politikayı sürdüreceklerini gösterdi. 14 Aralık sonrası KKTC’de halkın Denktaş’a vereceği destek aynı zamanda Annan Planı’nın reddedilmesi olacak. Ama AKP’nin amacı hiçbir şey olmamış gibi 1 Mayıs 2004’e kadar eski Denktaş’a baskı politikasına devam etmek. Tayyip Erdoğan KKTC’de Denktaş’a destek gösterisinde bulunuyorken, aynı tarihlerde Abdullah Gül AB’nin Roma toplantısında Solona ve Verheugen’le samimi pozlar veriyordu. Gül Annan Planı’nın hâlâ masada olduğunu ve seçimlerden sonra çözüm görüşmelerinin hızlanacağını umduğunu belirtiyordu. Denktaş: “Bende Annan Planı’nı imzalayacak el yok” Artık Gül’ün ne umduğunun önemi yok. 14 Aralık seçimlerinin sonuçları ve KKTC’nin geleceği netleşiyor. Tayyip Erdoğan bile KKTC’ye gidip Denktaş’la birlik mesajı vermek zorunda kaldıktan sonra, Gül’ün veya bir başkasının hiçbir açıklaması Kıbrıs’taki ver kurtulcuların moralini düzeltemez, seçim malzemesi olamaz. Eğer Gül Denktaş’ı devirme umudunu yitirdiyse ve Annan Planı’nı Denktaş’a imzalatmayı umuyorsa o dava zaten çoktan kapandı. Denktaş’ı hiçbir iç veya dış baskının milli davadan geri döndürüemeyeceği çoktan ortaya çıktı. 14 Aralık’ta Kıbrıs Türk halkı da Denktaş’a desteğini açıkça belirtince, Denktaş kalesi iyice yıkılmaz olacak. Şayet Gül açıklamalarıyla sadece Batıyı tatmin etmeye ve hâlâ uğraşıyoruz demeye çalışıyorsa bu da yararsız. Çünkü Batılılar için AKP’nin çabalarından çok sonucun önemi var. Türk devleti ve milletinin tam desteğini arkasına alan Denktaş ise Türkiye’de yaptığı son temaslar sırasında TÜRKSOLU’na yaptığı açıklamada “İsterlerse Denktaş için uzlaşmaz desinler... Benim dedelerimden devraldığım dava bu değildir. Kusura bakmasınlar ama Denktaş bu Annan Planı’nı imzalamaz. Denktaş’ta bu planı imzalayacak ne el vardır, ne kalem vardır ne de yürek vardır.” diyerek AB’nin, ABD’nin ve AKP’nin 14 Aralık seçimlerinde halk Denktaş’a destek verse bile Annan Planı 1 Mayıs 2004’e kadar imzalanabilir tezlerini ortadan kaldırdı. Batının Türkiye’den koparmak için gözünü diktiği ilk vatan parçası olan Kıbrıs, yenilgiye uğracakları ilk nokta olacak. Bu şüphesiz ki Türkiye üzerindeki emperyalist kuşatmayı ortadan kaldırmayacak ancak Türkiye’nin içine sokulduğu karanlık süreçten ilk çıkış noktasını gösterecek. Irak’ta ABD’nin, Kıbrıs’ta AB’nin taleplerini karşılayamayan AKP için dış destekle ayakta durma, Türk vatanını teslim ederek molla rejimi kurma stratejisi çökecek. Dolayısıyla 14 Aralık’ta yenilgiyi kabullenen AKP taktik bir geri adım attığını düşünebilir ama bu tarih Kıbrıs’ta Türklüğün ne pahasına olsun direneceğini gösteren bir tarih olacağı için AKP iktidarının da yıkılmasını hızlandıracak. Böylelikle Türkiye’ye yönelik kuşatmanın gerçek önemli gediği açılmış olacak. 1878’de adadan Türklüğü attığını sanan emperyalist Batı Atatürk’ün ordusunun kararlılığıyla Kıbrıs’ta Türklüğün tokadını yedi. Şimdi Anadolu’dan Türklüğü atmak için ilk adım olarak yine Kıbrıs’ı görenler karşılarında doğal olarak Türk ordusu ve milletini buldular. Türk damgasını üstünde taşıyan Kıbrıs Anadolu’ya ve Ortadoğu’ya saldırı üssü olmayacak. Tam tersi Türk halkının ve diğer mazlum halkların Haçlı Batı’ya Doğu Akdeniz’de ilk direniş mevzisi ve Batı’nın kalbine yönelmiş bir Türk adası olarak kalmaya devam edecek. Türk Kıbrıs, Türk kalacak. |