Arama: 
24.11.2003/Sayı:44
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Kıbrıs
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Türkiye İnan Kahramanoğlu

PKK’nın şehir ayaklanması provaları

Kuzey Irak’taki Kandil Dağı’nda gerçekleşen PKK-CIA görüşmesinin sonuçları yavaş yavaş netlik kazanmaya başlıyor. Terör örgütü PKK/KADEK bu görüşmenin ardından 26 Ekim’de kendisini feshederek Kürdistan Halk Kongresi (KONGRA-GEL) ismini aldı. Başkanlığa DEP eski milletvekili Zübeyir Aydar’ın seçildiği kongrede Abdullah Öcalan da kurumsal başkanlığa getirildi. Yeni bir örgütsel kimlik oluşturma amaçlı bu değişim aslında PKK’nın yeni terör stratejisinin ilk adımını oluşturuyor. PKK sıradan bir isim değişikliğine gitmiyor, bugüne kadarki örgütlenme anlayışı ve eylem biçimini de önemli ölçüde değiştiriyor.

“Normalleştirilen” PKK terörü

Bu yeni terör stratejisinin ilk hedefi ise Apo’yu kurtarmak. Terör örgütü uzunca bir süredir Apo’ya tecrit uygulandığı propagandasıyla çeşitli eylemler düzenleyerek hem Türkiye’de hem de AB ve ABD nezdinde destek bulma arayışında.

Özellikle DEHAP’lı belediyelerin denetimindeki Güneydoğu illerinde başlayan “Apo’ya sahip çıkma eylemleri” kısa sürede batıya kayarak şehir merkezlerine taşınmış durumda. Aradan geçen bir kaç aylık süre içinde korsan gösteriler şeklinde başlayan eylemler telefon kulübeleri ve dükkanların yakılması, karakolların taşlanması ve taranması boyutuna ulaşmıştı.

Tüm Türkiye 12 Kasım günü PKK militanlarının Beyoğlu Emniyet’ini bastığını ve emniyet güçlerinin bu baskın karşısında etkisiz kaldığını kahrolarak izledi. Daha da üzücü olan ise bu kadar önemli bir olayın haber bültenlerine ancak Kaya Çilingiroğlu-Hülya Avşar haberlerinden sonra üçüncü veya dördüncü haber olarak girmesiydi.

Sanatçıları ve belediyeleri kullanarak eylem gücünü şehirlere çeken PKK hükümetin de göz yummasıyla Türkiye’nin siyaset mekanizmasında olağan bir aktör haline getirildi. Halkın refleksleri öylesine felce uğratıldı ki teröristlerin Taksim’in göbeğinde karakol basması bile normal karşılanmaya başlandı. Burdan yüz bulan teröristler de eylemlerini sürdürdü. Bu eylemlerin son örneği ise Sultanahmet’teki İstanbul Adliyesi’ne yapılan baskın. Güpegündüz adliye basan ve görevli hakimleri rehin alarak adliye binasına “Kürt sorununa demokratik çözüm, İmralı Cezaevi kapatılsın” yazılı bir pankart asan terör örgütü militanları eşkiyanın dağdan şehir merkezine indiğinin somut kanıtı. Yine İmralı’da yatan Apo’ya destek için Gemlik’e giden bölücü örgüt yandaşlarının yarattığı görüntüler de son derece düşündürücü ve ileriye dönük olarak da bir o kadar öğretici. Tabii gören gözler duyan kulaklar için.

Apo kurtarılacak, PKK devletle masaya oturtulacak

PKK ise bütün bu eylemlere rağmen bir yandan bu ve benzeri eylemler yoluyla devlete terör kartını yitirmediği mesajını verirken bir yandan da demokratik ve barışçıl bir imaj çizmeye çalışıyor. Bu barışçıl imajı yaratmanın örneklerinden birisi 23 ilde bulunan ve çoğu PKK’nın denetiminde bulunan sivil toplum kuruluşları tarafından hazırlanan “Barış için Demokratik Çözüm” bildirisi. Bildiride “Kürt sorununa demokratik çözüm” adı altında Apo’nun affı için kamuoyu oluşturmaya çalışılıyor.

DEP milletvekilleri de yine bu amaçla AB, BM, NATO gibi kuruluşlar ve Papa ile diğer uluslararası kuruluşlara yazdıkları mektuplarla Apo’nun affedilmesi taleplerini uluslararası platforma taşıyarak Türkiye’yi baskı altına almaya çalışıyor.

İsim değişikliği kararı da aslında tam da burada anlam kazanıyor. KONGRA-GEL Genel Başkanı Aydar amaçlarının “şehirlerde legal siyasete geçme olduğunu” söyleyerek “demokratik ve siyasal muhataplık” istiyor. Bunun anlamı gayet açık. Terör örgütü devlete “değiştim masaya oturalım” diyor. Bunu yaparken de demokratik çözüm kampanyalarıyla arkasına aldığı AB ve ABD desteğiyle de aba altından sopa sallıyor.

Ancak “değiştim” görüntüsü veren terör örgütü yeni Genel Başkanı Aydar’ın ağzından terör gücünü korumaktaki kararlılığını vurgulamaktan da geri durmuyor. KADEK isminin alınmasının ardından girilen siyasallaşma süreci içinde örgütün silahlı kanadını tasfiye etmeyip Halk Savunma Güçleri (HPG) adıyla muhafaza eden terör örgütü yeni dönemde de bu bu gücünü korumakta kararlı. Aydar, bütün demokratik çözüm ve barış propagandasıyla süslü açıklamalarının arasında “HPG’nin özerk olduğunu ama kongrenin siyasi iradesine bağlı kalacağını” söyleyerek PKK’nın terörist kimliğinin değişmediğini ortaya koyuyor. Dolayısıyla ortada terörü bırakmaktan çok taktik amaçlı bir değişim sözkonusu.

AB, BM, NATO “göreve”!

Bütün bu gelişmeler Türkiye açısından büyük bir tehdit potansiyelini de içinde barındırıyor.

AKP iktidarının terörle mücadele konusundaki isteksizliği ve sınır tanımayan Amerikancılığı da dikkate alındığında yakın gelecekte Apo’nun affedilmesi de devletle masaya oturtulması da hiç kimseyi şaşırtmamalı. Zira süreç bu doğrultuda hızlı adımlarla ilerliyor. Üstelik yaklaşan yerel seçimlere yönelik çalışmalarını hızlandıran terör örgütü seçimlerden elde edeceği başarının ardından seçilmiş belediye başkanları aracılığıyla Güneydoğu’da kürtlerin çoğunluk olduğu ve devlet tarafından zorla asimilasyona uğratıldığı propagandasıyla BM ve NATO başta olmak üzere uluslararası kuruluşları göreve çağırmaktan çekinmeyecek. Bu olasılık son on yılda gerçekleşen NATO müdahaleleri düşünüldüğünde hiç de uzak değil. Dolayısıyla Türkiye bugünden önlem almazsa yakın bir dönemde yalnızca bölücü örgütle değil sözünü ettiğimiz uluslararası kuruluşlarla da karşı karşıya kalacak.

PKK’nın yeni stratejisi: Ortadoğu’da ABD taşeronluğu

Siyasallaşma yolunda atılan adımlara en büyük destek de ABD’den geliyor. Kandil Dağı’ndaki PKK-CIA görüşmesi de aslında yıllardan beri süren PKK-ABD işbirliğinin bir kanıtı.

PKK bu süreçte Türkiye’nin yanısıra İran ve Suriye gibi ABD’nin Ortadoğu’daki hegemonyasına karşı çıkan ülkelere karşı da kullanılacak.

KONGRA-GEL Sonuç Bildirgesi’nde de ABD taşeronluğu net ifadelerle kabul ediliyor. “İran ve Suriye’nin demokratikleşme yoluna girmeleri ve Kürt sorununu da bu çerçevede çözmeleri”nin istendiği bildirgede “Aksi durum özgürlük ve demokrasi mücadelesinin bu ülkelerde yoğunlaşmasına yolaçar” denilerek açıkça bu ülkeler tehdit ediliyor.

ABD’nin Irak’ı işgalinin ve Saddam rejiminin devrilmesinin onaylandığı bildirgede yeralan “KONGRA-GEL’in kuruluşunun Ortadoğu’da yeni bir süreci başlattığı ve bu sürecin ABD’nin bölgeye yönelik düzenlemelerine katkı sağlayacağı” şeklindeki ifadeler ABD ile girilen ilişkinin boyutlarını gösteriyor.

PKK’nın Kürt-İslam ayaklanması

PKK’nın Türkiye’deki faaliyetlerinin hızlanması ve Ortadoğu çapında ABD kaması rolünü üstlenmesi Türkiye’yi parçalama planlarında da daha etkin biçimde kullanılacağını gösteriyor. ABD’nin İran ve Suriye ile birlikte Türkiye’yi de hedef tahtasına oturttuğunu düşünürsek ABD’nin desteklediği bölücü terörün kaçınılmaz olarak Türkiye’yi yeniden büyük bir terör kıskacına sokacağı ve Türkiye’ye yönelik bölünme tehlikesinin daha da artacağı ortada.

Üstelik PKK’nın yeni stratejisi doğrultusunda yalnızca kürt milliyetçiliğini değil İslam vurgusunu da ön plana çıkartarak gücünü arttırmayı hedeflediği iddia ediliyor. Dolayısıyla buradan şu sonucu çıkartmak hiç de zor değil: Türkiye yeniden bir Sevr planıyla karşı karşıya gelirken yine bir Kürt-İslam ayaklanması ile güçsüz düşürülüp teslim alınmak isteniyor.

Bu film bir yerlerden fena halde tanıdık gelmiyor mu?