Arama: 
24.11.2003/Sayı:44
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Kıbrıs
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Kıbrıs Sabahattin İsmail

İşbirlikçilerin kimlik parçalanması ve sonuçları

ABD tarafından organize edilen conflict resolution eğitimlerinde büyük bir ustalıkla yapılan iş; katılımcıları kimlik bunalımına sokmak, kimlik parçalanmasını gerçekleştirmek ve yaratılan o çatlaktan katılımcıların beynine girerek yeni bir kimlik enjekte etmekti...

Enjekte edilen bu yeni kimlik, Rum ve Türklerin ortaklaşa sahip olduğu iddia edilen KIBRISLI kimliği idi...

Bu eğitimlere uyuşmazlıkların çözümü yöntemlerini öğrenmek için Türk kimliği ile girenler, eğitimler sürerken kendilerini kimlik bunalımı içinde buluyorlar ve eğitimler bittiği zaman kendilerini artık Türk değil, KIBRISLI olarak tanımlamaya başlıyorlardı....

Bunlar artık yabancılar milliyetlerini sorduğu zaman, "biz Turkish Cypriot değil, sadece Cypriot"uz diyorlardı....

Bunun anlamı ise, "biraz Türk, biraz Rum, biraz Ermeni, biraz Latin, biraz İngiliz" olduklarıydı...

Bu yöndeki ilk söylem ABD tarafından eğitilip conflict resolution eğitmeni yapılan ve "ABD, bizi 30 kişi olarak eğitti, biz de 3 bin kişiyi eğittik, 10 bin kişiyi harekete geçirdik, 100 bin kişiyi etkiledik" diye övünen Yenidüzen yazarı CTP'li Sevgül Uludağ tarafından ortaya konmuştu...

Sevgül Uludağ, 21 Ağustos 2001 tarihinde Yenidüzen'de yayınladığı yazıda " kendisini biraz Rum, biraz Eremni, biraz Lüzinyan, biraz İtalyan ve biraz da Türk olarak hissettiğini" açıklamıştı...

O günlerde Doğan Harman, henüz "Fırıldak" ünvanını ve euro kokusunu almamış, kokudan başı dönüp, fır fır dönmeye başlamamıştı...O günlerde işbirlikçi-mandacı cepheye savaş açan Fırıldak Doğan Harman gazetesinin 21 ve 22 Ağustos 2001 tarihli sayılarında Mehmetali Talat, Şener Levent ve İzzet İzcan'ın fotoğraflarını koyarak "yüzde kaç Türk olduklarını" açıklamaları çağrısında bulunuyor ve "mandacıların halk, özgürlük ve insan hakları kavramları arkasına saklanarak ulusal ve insani değerleri ayaklar altına aldıklarını ve bu mandacıların artık gerçek kimliklerini açıklamaları gerektiğini" yazıyordu

Nereden nereye?

Fırıldak Doğan Harman belli ki euro euro döne döne sonunda kendi kimliğini de parçalamış ve daha iki yıl önce "yüzde kaç Türk olduklarını" sorduğu Talat ve İzcan'la aynı kulvarlarda Türk kimliğine savaş açmıştır...

İbret alınması gereken bir durum...

* * *

Geçtiğimiz günlerde gazetemizi ziyaret ederek yayınlarımızdan duydukları rahatsızlığı dile getiren ABD Büyükelçiliğinin bir diplomatı da çok sert geçen tartışma sırasında "Türk ve Rumların DNA'sının aynı olduğunu, dolayısı ile önemli olanın Türklük-Rumluk değil KIBRISLILIK olduğunu" söyleyecek kadar ileri gidebilmiştir..

Bu ise, ABD'nin Türk kimliğini parçalayacak diye, insanların kafataslarına takan Hitler faşizmi gibi, insanların DNA'ları ile uğraşan ırkçı bir konuma düştüğünü ortaya koyan çarpıcı bir örnekti...

Belli ki conflict resolution eğitimlerinde de barış adına insanların beynine bu türden ırkçı safsatalar enjekte ediliyor ve bu eğitimlerden çıkan insanlar "kendilerini Rumlara, Türklerden daha yakın hissettiklerini" canlı radyo programlarında açıklayabiliyor ve "biraz Rum, biraz Ermeni, biraz Latin olduklarını" yazabiliyorlardı...

Bu ise söz konusu eğitimlerde nasıl bir kimlik parçalanmasına uğradıklarını kanıtlıyordu...

Böylece farklı bir kimlik yüklenen insanlar, daha sonra kendi toplumları içinde doğal Türk kimliğini taşıyan büyük çoğunlukla barış adına çatışma içine giriyordu....

Türk halkı içinde son yıllarda iç barışın bozulmasında en büyük etken budur...Bir başka deyişle, sözde barış adına Rumla ortak KIBRISLILIK kimliği yaratılacak diye, Türk kimliği ile çatışma yaratılarak toplumların kendi içinde yeni bir çatışma alanı yaratılıyordu...

Ne ilginçtir ki, bugün Rumlarla oluşturulan tüm iki toplumlu gruplarda görev alanlar, Annan Planına destek için grev ve mitingler örgütleyenler, ABD'deki yaz kamplarına katılanlar, gri rüşvetlerle ülke ülke gezdirilip beş yıldızlı otellerde ağırlanan ve beslenenler, Devlete, Anavatana, ordumuza, Denktaş'a ve ulusal güçlere saldıranlar hep conflict resolution eğitimlerinden geçirilmişlerdir ve kendilerini hep KIBRISLI veya "biraz Rum, biraz Ermeni, biraz Latin, azıcık da Türk" hissetmektedirler...

Ve yine ne ilginçtir ki, böylesine bir kimlik parçalanması içine girip Türk kimliğini inkar edenlerin bazıları, ilk okullarımızda, orta eğitimde, üniversitelerde gençlerimize sözde Atatürkçü milli eğitim veriyorlar...

Laf...

Türk kimliğini inkar edip kendilerini "biraz Rum, biraz Ermeni, biraz Latin, azıcık da Türk" görenlerin Atatürkçü milli bir gençlik yetiştirmesi olası mı?

Ve, böylesine bir kimlik parçalanması içinde olan kişilerin hala okullarımızda gençliğimizi Türk kimliğinden koparmakla uğraşmaları milli hükümetler açısından ayıp değil mi?

Bunların yaptırdığı eğitimden "milli eğitim" diye söz etmek olası mı?

Eğitimimizin Atatürkçü milli eğitim çizgisinden koparıldığı, bugün önemli sayıda gencimizde gözlenen kendilerini "KIBRISLI" olarak tanımlama saplantısından ve Türk bayrağı yerine ellerine verilen mavi yıldızlı AB bayrağı ile yollara dökülmelerinden belli değil mi?