| Özgür Erdem |
|
Atatürk ve Atatürkçülük Gazetemizin yazarlarından Yekta Güngör Özden’in son kitabı “Atatürk ve Atatürkçülük” İleri Yayınları’ndan çıktı. Kitap, 2 bölümden oluşuyor. Kitabın ilk bölümünde Özden’in çıkışından beri düzenli yazarı olduğu İleri Dergisi’nde yayınlanmış yazıları yer alıyor. İkinci bölümde ise Özden’in 1969 yılından bu yana çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanan Atatürk ve Atatürkçülük üzerine yazıları bulunuyor. İleri’de son 3 yılın panoraması İleri Dergisi Atatürkçü gençlerin 3 yıldır düzenli olarak yayınladıkları iki aylık siyasi dergi. İleri gerek Atatürkçü yazar kadrosu, gerek 10 bine ulaşan tirajı, gerek yarattığı etki, gerekse dergiyi hazırlayan yazı kurulunun genç Atatürkçülerden oluşması nedeniyle son dönemin en önemli dergilerinden biri haline geldi. Yekta Güngör Özden, İleri dergisinin çıkmaya başladığı günden beri düzenli yazarı ve destekçisi. Bu nedenle Yekta Güngör Özden’in İleri dergisinde yayınlanan yazılarının ayrı bir önemi de bulunuyor. Atatürkçü gençlerin Kuvayı Milliye’nin fikirsel altyapısını oluşturmak için yayınladıkları İleri, Türkiye’nin son 3 yılda karşılaştığı sorunları, yaşadığı tartışmaları ve Kuvayı Milliye’nin gündemini yansıtması bakımından önemli bir kaynak. Yekta Güngör Özden’in İleri’deki yazılarının önemi de buradan kaynaklanıyor. “İleri Yazıları” okunduğu zaman Türkiye’nin son 3 yılda yaşadığı dönüşümün yanı sıra, İleri’nin çıktığı günden beri yaptığı Kuvayı Milliye çağrısının 3 yıl önce olduğu gibi hâlâ güncel olduğu da görülüyor. İleri’nin Kasım-Aralık 2000 tarihli ilk sayısında yayınlanan “Atatürkçü Gençlik” başlıklı yazı, kitabın da ilk yazısı olarak göze çarpıyor. Yekta Güngör Özden’in Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasoyonu’nu (ADKF) kuran ve tüm partilerden ve kökü dışarıda ideolojilerden bağımsız Türkiye’nin 41 üniversitesinde Atatürkçü bir faaliyet yürütmeye başlayan gençlere çeşitli öneri ve uyarılarının yer aldığı bu yazı, Atatürkçülüğün Atatürk sevgisinden öte bir ideoloji ve hatta bir yaşam biçimi olduğunu gösteriyor. Bu yönüyle Atatürkçü gençler için sahte Atatürkçülüğe karşı bir uyarı olan yazı, bir yandan da Atatürkçü gençliğe bir “hoşgeldin” havasını içeriyor. 28 Şubat’ın yasallığı 2001’in başında Mesut Yılmaz’ın başını çektiği ve işbirlikçi medyanın ve Batıcı siyasilerin “sivilleşme” paradigmasını yaymaya çalıştıkları 28 Şubat tartışması, İleri’nin de gündeminde yer almıştı. Bilindiği gibi 28 Şubat sürecinde Anayasa Mahkemesi Başkanlığı görevinde bulunan ve şeriatçı Refah Partisi’nin kapatılmasında ve milletin şeriatçı tehdit konusunda uyarılmasında önemli roller üstlenen Özden’in 28 Şubat’ın tartışıldığı bir sayıda yer alması kaçınılmazdı. Bu çerçevede Özden, kitapta da yayınlanan yazısında 28 Şubat’ın “askeri darbe” değil, milletle elele vermiş Ordu’nun Anayasal sınırlar içerisinde gerçekleştirdiği zorunlu ve doğru bir müdahale olduğunun altını çizmekteydi. 2001 Ekonomik krizinin gerçek nedenleri Özden’in İleri’de yayınlanmış önemli yazılarından bir diğeri de Şubat 2001’de yaşanan ekonomik kriz sonrası kaleme aldığı “Krizler Dönemi” başlıklı yazısı. Türkiye’nin yaşadığı ekonomik krizin nedenlerini çeşitli istatistiklerde, rakamlarda arayan ve krizin gerçek nedeni olan dışa bağımlı ekonomik ve siyasi yapıyı gözlerden kaçıran anlayışın hüküm sürdüğü bir dönemde Özden, bu yazısıyla krizin gerçek nedenlerini ortaya koyuyor. Krizin salt bir ekonomik kriz olmadığının altını çizen Özden, Türkiye’nin Atatürk ilke ve devrimlerinden saptığından beri atılan karşı-devrim adımlarının kaçınılmaz bir sonucu olarak Türkiye’nin bir krize girdiğini savunuyor. Türkiye’nin sadece bir ekonomik kriz değil, aynı zamanda devlet krizi de yaşadığını savunan Özden, ekonomik krizin Türkiye’nin onyallırdar yaşadığı rejim krizinin bir yansıması olarak değerlendiriyor. Çözümü ise yazının yayınlandığı dönemde sık savunulduğu gibi teknik düzenlemelerde değil, yalnızca ekonomide değil, aynı zamanda iç ve dış siyasette de Atatürkçü politikalara dönüşte arıyor. Türkiye’nin kurtuluşu: Atatürkçülüğe dönüş “Gardrop Atatürkçülüğü”ne son vererek “Mücadeleci Atatürkçülük” dönemini başlattığını duyuran ADKF’li gençler, Türkiye’de ilk kez “yalnızca” Atatürkçü bir gençlik hareketini Türkiye’nin dört bir tarafından örgütlemeye başladılar. Atatürkçü gençlerin hem İleri’de yayınlanan Atatürkçülük anlayışı hem de çalışmaların yakaladığı başarı, Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü yeniden tartışılır hale getirmişti. İleri’nin çeşitli sayılarında ortaya konulan “Mücadeleci Atatürkçülük” anlayışına Özden, kendi yazılarıyla da katkıda bulundu. Bu çerçevede İleri’nin değişik sayılarında yayınlanan “Atatürk Devrimciliği”, “İlericilik” ve “Atatürkçülük Üzerine” başlıklı yazılarda Özden’in Atatürkçülük anlayışını bulabilirsiniz. Atatürk’ün siyasi ihtiraslar uğruna suistimal edilmesine ve Atatürkçülüğün sulandırılıp statükocu bir “rozet Atatürkçülüğü”ne dönüştürülmesine yıllardır karşı çıkan Özden, bu yazılarında Atatürkçülüğün devrimci özünü yansıtıyor. Özden; Altı Ok’un birbirinden ayrılmaz ve başka devrimlere bağlanamaz özgünlüğünü anlatıyor, dışa bağımlı siyasi yapıların Atatürkçü kesilmesindeki ikiyüzlülüğü ve gerçekten Atatürkçü olmak için sadece Atatürk’ü anmanın yetmediğini, onun fikirlerini savunmanın yanı sıra onun gibi yaşamak da gerektiğini savunuyor. ABD’nin Irak’ı işgale hazırlandığı dönemde yayınlanan “Bağımsızlık Tutkusu” başlıklı yazısında ise Özden, Atatürkçülüğün milliyetçi ve bağımsızlıkçı yanını vurguluyor. Emperyalizmin Türkiye üzerindeki emellerinin ve yeni Sevr tehditlerinin incelendiği yazıda, bağımsızlığı savunmadan Atatürkçü olunamayacağının altı çizilerek Atatürkçülüğü salt bir laiklik mücadelesine indirgeyen batıcı anlayışlar da eleştiriliyor. Aymaz aydınların batırdığı Türkiye Türkiye’de eniden bir Kuvayı Milliye seçeneğinin tartışıldığı bir dönemde kimi işbirlikçi aydınlar, Türkiye’nin kurtuluşunun AB ve ABD ile işbirliğinden geçtiğini ısrarla savunuyordu. TBMM’de çıkan AB Uyum Yasaları’yla da Türkiye’nin Sevr tehdidine karşı çıkabilecek gücü ortadan kaldırılıyordu. İleri Dergisi bu dönemde Türkiye’nin yeniden bir Meşrutiyet sürecine girdiği tesbitinde bulundu ve bu sürecin önemli bir bileşeni olan “Sömürge Aydınları”nı inceledi. İşbirlikçi aydınlar, Özden’e göre de Türkiye’nin önemli sorunlarından biriydi. Özden sömürge aydınlarını ağır bir şekilde eleştirdiği “Aydınların aymazlığı” başlıklı yazısında, aymaz aydınları Türkiye’yi parçalamaya çalışan ve koltuk ve makam peşinde koşan bir “çete”ye benzetiyor. Türkiye’nin aydınlık geleceklere gerçek aydınarla ulaşacağını savunan Özden, yazısında Türkiye’nin batmasında önemli rol oynadığını düşündüğü sömürge aydınlarının maskelerini bir bir indiriyor: “Aymaz aydıne konomisttir, hukukçudur, kendince her şeydir. Aslında hiçbir şeydir. Nice sanları vardır ama gerçekte kukladır, maşadır, plaktır, terliktir, takunyadır. İşbitirici ve işbirlikçidir. Raslantılarla geldikleri “makam ve mevkileri” küçültür. Çıkarına düşkündür. (...) Yabancıların reklam tahtasıdır. Globalleşme, küreselleşme, AB, ABD, IMF şakşakçıları bunların içindendir. Solu ve sosyalizmi de bunlar yozlaştırır. Demokrasi mikrobu bu çevreden yayılır. Batının, siyasal islamın bağımlısıdır.” (sf. 59) En büyük Türk milliyetçisi: Atatürk 2002 Ağustos’unda milliyetçi geçinen iki partinin büyük ortak olduğu koalisyon Apo’yu ipten kurtaran, Kürtçe eğitimi serbest bırakan, Türkiye’yi bölünmeye götüren AB “uyum” yasalarını bir bir kabul ediyorken İleri Dergisi gerçek milliyetçiliğin emperyalizme karşı direniyin ideolojisi olduğunu savunan bir sayı hazırladı. Yekta Güngör Özden’in bu sayıda yayınlanan “Milliyetçilik” başlıklı yazısı, hem Atatürk’ü küçümseyen ırkçı-Turancı akımları, hem de milliyetçiliğe burun kıvıran enternasyonalist (sözde) sol akımları eleştiriyor. Yazıda Atatürk milliyetçiliği şu şekilde anlatılıyor: “Kurtuluş ve ilerleminin özgücü olan özgürlük, Türk milliyetçiliğinin değişmez doğrultusudur. Türk milliyetçiliği halkçılıkla içiçedir. Halkın sorunlarına sırtını çeviren milliyetçi olamaz, milliyetçi olan halkçı, halkçı olan milliyetçi olur, tersini düşünmek yanlıştır.” (sf. 68) Atatürk milliyetçiliğinin amaçladığı yapı ise şöyledir: “Misak-ı milli sınırları içinde ve tam bağımsızlık temelinde, tüm yurttaşları özgür ve her yönden eşat yeşeten, yayılmacılığa, sömürgeciliğe, yaşamsal olmayan savaşlara, siyasal ve ekonomik bağımlılıklara karşı çıkan, ulusal egemenliği ve birliği üstün tutan bir yapı.” (sf. 71) Özden’in bükülmez Atatürkçülüğü Kitabın ikinci bölümünde Özden’in Atatürk ve Atatürkçülük üzerine 1969’dan beri kaleme aldığı yazılar yer alıyor. 35 yıllık bir dönemi kapsıyan bu yazılarda Özden’in Türk milleti tarafından neden bu kadar sevildiği de ortaya çıkıyor. Öszden’in Atatürkçülüğü Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi koşullara göre biçimlenen, eğilip bükülen, zaman zaman terkedilen, zaman zaman sarılınan bir Atatürkçülük değildir. Özden 1969 yılından beri sürekli aynı çağırıyı yapmaktadır: “Atatürkçe Atatürkçü olalım”. Yani sadece anma toplantılarında Atatürk’ü anlamakla kalmayalım, Atatürk’ün fikirlerini öğrenip savunalım, hatta bununla da yetinmeyerek Türkiye’yi yeniden Atatürkçü yapmak için Atatürk gibi yaşayıp “Atatürkçe” mücadele edelim: “Hepsini Atatürkçe düşünüp Atatürkçe çalışarak ve Atatürkçe uygulayarak önleyeceğiz. İnsan haklarını ve demokrasiyi kötüye kullanarak bunları daha iyi yaşamamızı önleyen düşünce ve inanç sömürüsüyle ufkumuzu karartmaya çalışan dönekleri, sapkınları, numaracıları, bölücü ve yıkıcılarla tüm sömürücü ve çıkarcıları Atatürk güneşiyle etkisiz kılacağız.” (sf. 271) Çok değil on yıl önce Apo’ya gül veren Maocuların Atatürkçü kesildiği, Erbakanların “Atatürk yaşasaydı Refah Partili olurdu” diyebildiği, batıcı sömürge aydınlarının AB ve ABD uşaklığını Atatürkçülüğün gereği olarak sunabildiği bir Türkiye’de 35 yıl boşunca “yalnızca” Atatürkçü olarak kalabilmek, Atatürkçülükten ödün vermemek kolay değildir. Bu nedenle Özden’in ikinci bölümünde yer alan herhangi bir yazısını seçip okusak, hep aynı fikri görürüz: “Türkiye Atatürk’e sarılmalıdır.” Değişen sadece Türkiye’nin sorunlarının güncel yansımalarıdır. Özden’in çözümü değişmez. Yani Özden için bazen Mao, bazen Apo, bazen Fethullah Hoca, bazen Bush, bazen de AB kurtarıcı olmaz. Özden için tek kurtarıcı Atatürk’tür. “Atatürk’ü özde yıkıp sözde savunan” rozet Atatürkçüleri Özden’in Atatürkçülük anlayışı gardrop Atatürkçülüğüne karşı tepkiyi içeriyor. Özden’e göre sadece 29 Ekimlerde, 10 Kasımlarda, 19 Mayıslarda, 23 Nisanlarda Atatürk’ü anmak yetmez. Ortaya çıkan gardrop Atatürkçülüğü aslında Atatürk düşmanlarının Atatürk’e zarar verme çabasının bir ürünüdür. Atatürkçülerin bu sahte Atatürkçülere karşı mücadele etmesi, Atatürkçülüğü bunların elinden kurtarması gerekmektedir: “Sahte dindarlar, sahte demokratlar, sahte milliyetçiler, sahte Atatürkçüler laik cumhuriyetimizi gölgeleyip karartmak, yıpratıp yıkmak için çabalarını sürdürmektedirler. Yapay Atatürkçüler, gerçek Atatürkçüleri yobazlarla birlikte “putçulukla” suçlarken kendileri Atatürk’ü özde yıkıp sözde savunarak, büst dikip resim asarak, nutuk atıp rozet takarak putlaştırmışlardır. “Atatürk tabusu” yapay Atatürkçülerle Atatürk düşmanlarının, sağ ve sol şaşkınların ortak ürünüdür.” (sf. 20) Kitabın tümüne hakim olan hava, Türk milletini sahte Atatürkçülere karşı uyarma ve gerçek Atatürkçülüğü bıkmadan usanmadan anlatma çabasıdır. Özden’e göre “Atatürkçü, Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirdikleriyle amaçlayıp önerdiklerine sahip çıkan, bunları güncelleştirip yenileyerek, özünü koruyarak güçlendirip ve yaygınlaştırmayı görev bilen ilerici, demokrat, nitelikli, bilgili, bilinçli, onurlu, dürüst, çalışkan, insancıl, sevecen, kişilikli, özverili, yürekli, çağdaş, yurtseverdir.” (sf. 100) “Atatürkçülük sözle olmaz. Söylem ve eylem uyumu ilk koşulda olduğu gibi, özde beyin ve yürek birlikteliğinin, ahlaklı çabaların, nitelikli kişiliğin tümlediği soylu, düzenli, örnek bir ilericiliktir. Atatürkçü, yürekli, içtenlikli, özverili ve gerçekçidir.” (sf. 326) “Atatürkçü olmak onur işidir Bu onuru her baş, her omuz taşıyamaz” Atatürkçüyüm diye geçinen Apocu-Maocular, maocu kimliğini saklayıp ADD’nin yönetimlerine sızıp Atatürk gençliğini engellemeye çalışanlar, Atatürkçülüğü sermaye yapıp üniversitelerde rektörlüğe kadar yükselenler, kendi kişiliksiz siyasetlerini Atatürkçülük maskesi altında halka yutturmaya çalışanlar oldukça Özden’in bu uyarıları devam edecek gibi görünüyor. Çünkü Özden’in dönüp dolaşıp vurguladığı gibi Atatürkçülük gerçekten de aynı zamanda bir “kişilik” meselesi: “Niteliksiz, düzeysiz, kişiliksiz kişi Atatürkçü olamaz. Atatürkçü olmak onur işidir. Bu onuru her baş, her omuz, her yürek taşıyamaz.” (sf. 100) |