Arama: 
24.11.2003/Sayı:44
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Kıbrıs
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Kıbrıs Göktuğ Direk

Ya çözülmemizin ya da
dirilişimizin başlangıcı

İşte KKTC’nin kuruluş yıldönümünde Kıbrıs’ı ziyaret eden sayın başbakanın sözleri: “Temennim şudur; bir ay sonra yapılacak olan bu seçimler, Kıbrıs’ta yeni ve daha canlı bir dönemin başlangıcıdır. Çünkü, Mayıs’a kadar olan süreç gerçekten çok önemli bir süreç. İnanıyorum ki iktidar bu süreci iyi değerlendirecektir. Anavatan yavruvatan el ele bu süreci iyi değerlendirmek suretiyle adımlarımızı atmış olacağız diye düşünüyorum.” Böylece AB ile olan ilişkilerimizin Kıbrıs meselesine bağlanması hususu, bizzat başbakan tarafından da onaylanmış oluyor. Şimdi Kıbrıs meselesini, her türden AB tartışmasında hep es geçilmiş bir noktadan irdelemenin zamanı geldi; hatta geçiyor bile. AB’ye girip girmeme, girememe veya alınmama meselesi bir yana. Eğer Türkiye Cumhuriyeti, soykırım sebebiyle ve uluslararası bir anlaşmaya dayalı olarak Kıbrıs Barış Harekatı’nı yapmışsa ve bu harekatın sonucunda da yeni bir siyasi yapılanma inşa etmişse; bu yeni yapı, 30 yıla yakın barış ve güvenlik ortamı getirmiş, bu sürede KKTC idaresi de tarihsel bir olgu haline gelmişse; o halde Türkiye’nin, adada harekat öncesi konumundan daha geri bir konuma geçmeyi kabul etmesi, hangi akla sığar? Böyle bir devlet mantığı olabilir mi? Annan planının, bundan başka bir anlamı var mı? Bu planda adanın Türk ve Rum tarafları eşit statüde mi? Türkiye’nin garantörlük hakkı var mı? Kıbrıs Barış Harekatı öncesi Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, Türkiye ve Yunanistan’ın birlikte üye olmadıkları bir uluslararası kuruluşa girme hakkı yokken, şimdi hangi planla olursa olsun Kıbrıs’ın AB’ye alınması ne anlama geliyor? Bu hususlar zaten çokça tartışıldı, fakat Türkiye Cumhuriyeti nasıl bir devlet mantığı ile hareket ediyor? Bonkör diplomasi ile mi? “Ver kurtul” anlayışı ile mi? Adam gibi ne yapmışsan inkar et, vazgeç, adam olmadığını benimse, seni adam etmesi için Batı’ya her türlü ikramda bulun, gönül al, toprak ver! Herhalde özeti budur. Tam da bu nokta, asıl tartışılacak noktadır. Hangi akla hizmet ediyoruz? Buna bakmak lazım.

Millet, egemenlik hakkının ona buna peşkeş çekilmesine göz yumamaz!

Bugün devletimiz, milletin egemenliğini temsilen hareket etmek durumunda olduğunun bilincinde olmayan, hatta milli egemenlik anlayışına karşıt unsurların yarattığı tahribatla, ağır yaralar almış durumdadır. Milletin sahip olduğu haklar üzerinde, keyfince tasarrufta bulunma gafleti içerisinde olanlar, milli egemenliğin çözülmesini Kıbrıs’tan başlatmak arzusundadırlar. Aslında böyle bir çözülme, önce Irak’a saldırı üzerinden başlatılmak istenmiş, ama şimdilik bu yönden istenen noktaya gelinememiştir. Neresinden bakılırsa bakılsın, milletin egemenliğini tehdit eden bir emperyalist-şeriatçı-bölücü ittifakı sözkonusudur ve Kıbrıs’ta milletin haklarına sahip çıkılması, tam da bu ittifakın mağlup edilmesi sürecini başlatabilmek için önemlidir. Burada bir irade savaşı verilecektir. Emperyalizmin ve onun yerli işbirlikçilerinin en çok dikkat ettikleri husus; Türkiye Cumhuriyeti’ni, Türk Milleti’nin Kıbrıs’taki haklarına sahip çıkma iradesi taşımadığı fikrine yöneltmektir! Zira milletin iradesini açıkça ortaya koyacak demokratik mekanizmalar tamamen felç edilmiş, meclisin parlamenter kumpaslarla oluşturulduğu bir düzenek kurulmuştur. Buna göre de milletin tüm haklarını ve bizatihi milli varlığını inkar ettiği fikrini yaymak mümkündür. İrade savaşında en büyük tehlike, parlamenter kumpaslar düzeneğini milli irade ile karıştırma gafletine kapılmaktır. Kıbrıs’ı AB’ye terketme bonkörlüğündeki unsurlar, acaba millete şu soruyu açıkça sormaya cesaret edebilirler mi? “Kıbrıs’ta uluslararası anlaşmalara, tarihe ve şanlı Kıbrıs Barış Harekatı’na dayanan haklarımızdan vazgeçerek, AB’nin bize müzakere tarihi vermesini umuyoruz. Ne dersiniz?” Ama belki de sorunun bu şekli manipüle edicidir ve objektif değildir! Dolayısıyla anti-demokratik ve militarist bir anlayışı yansıtmaktadır?! İşte dürüstçe, namuslu soru sorabilmek, gerçekten devlet mantığı ile hareket edebilmenin önşartıdır. Herhalde Türk Milleti, bir müzakere tarihi için Kıbrıs’ı vermeyi düşünecek kadar aptal değildir. Maalesef bazıları milleti aptal yerine koymaktadır. Böyleleri bilerek veya bilmeyerek, egemenlik hakkımızı ona buna peşkeş çekmektedirler ve milletin buna göz yumması beklenemez.

Türk Milleti, tavrını nasıl koyacaktır?

Hiç kimsenin şüphesi olmasın! Türk Milleti, elinde neyi varsa, onunla direnecektir. Türk Milleti haklarının ve genel anlamda da istiklal ve Cumhuriyeti’nin muhafaza ve müdafaası hususunda, ordusuna ve gençliğe güvenmektedir. Zira Gazi Mustafa Kemal’in de bu hususta açık sözlerle görevlendirdiği kuvvetler bunlardır. 25 Ekim tarihinde Atatürkçü gençlerin yapmış olduğu “Ordu Göreve” çağrısının anlamı, tam da bu noktada açıklık kazanmaktadır. Milletin geleceğini tayin edecek büyük meseleler, milletin önüne gelmiş dayanmış durumdadır. Kıbrıs meselesi şimdi bunların başta gelenidir. Burada milli egemenliğin zedelenmesi, büyük bir kırılmaya yol açma potansiyeli taşımaktadır. Bu kadar açık hak ihlali olursa, bunun milli egemenliğin çözülmesine başlangıç teşkil edecek mahiyette bir durum olacağı açıktır. Tersinden, bu meselede sağlam durulduğunda, milli egemenliğin yeniden canlılık kazanması olağandır. Gençler, gerekli mesajı vermişlerdir. Kahraman Denktaş’ın, şartlar ne olursa olsun, yetkilerini sonuna kadar kullanarak KKTC’ye sahip çıkması için de, Türk Ordusu’nun kendisiyle beraber olduğundan emin olması gerekir. Bunda şüphemiz mi var? Elbette yok, ancak şüphesi olanların sayısı oldukça fazla olduğu gibi, bunların bazıları da maalesef, etkili ve yetkili konumları tutmuşlardır. Üstelik bunlar, emperyalist çıkar odakları ile işbirliği içerisindedirler. Bu durumda Ordumuzun kararlı tavrını anayasal çerçevede göstermesi, milli iradenin temel dayanağını teşkil edecektir. Böylece millet tavrını koyabilir ve karşısındaki tehlikeyi kolayca bertaraf edebilir. Bunun böyle olacağına, yürekten inanıyoruz.

Emperyalizm kaybedecek, Türk Milleti kazanacaktır!

Maalesef emperyalizm bir kez daha, bu defa şimdilik askeri güç yoluyla olmasa da, Türk Milleti’nin iradesini sınamak niyetindedir. Şimdiki sınav, çok yönlü ekonomik-siyasi-kültürel süreçlerden oluşmaktadır. Irak, Kıbrıs, AB meseleleri, IMF programları ve borç ekonomisi, milli menfaatleri şahıs ve zümre menfaatlerine ezdiren liberalleşme, şeriatçı ve bölücü hareketler, meclisin millet tarafından kullanılamaz hale getirilmesi, demokrasinin yerelleştirilmesi, eğitimde ve kültürde gerici-emperyalist özentisi yozlaşma vs. En nihayetinde “çuval operasyonu” ile, namlunun ucu da gösterilmiştir. Zira hiçbir meselede sağlam tavır alamadığınız müddetçe, herkese her türlü cesareti vermiş olursunuz. Bütün bunlar, kesinlikle karamsar olmayı gerektirmiyor. Devlet yönetiminde Türk Milleti’ne yakışır davranmak, akla ve bilime uygun hareket etmek, meselelerin milli menfaatlerimize uygun olarak çözülmesi için yeterlidir. O nedenle şartlar ne olursa olsun, emperyalizm kaybedecek, Türk Milleti kazanacaktır. Zira milletimiz her koşulda istiklal ve Cumhuriyeti’ni muhafaza ve müdafaa edecek imkan ve kabiliyete sahiptir. İhanet hangi katta olursa olsun; Ordusu ve gençliği, milletin azim ve kararının en yüksek ifadesi olmayı sürdüreceklerdir.