| Bedri Baykam |
|
Tek hedef Atatürkçülüğün Siyaset öyle bir olgudur ki siz siyasetle uğraşmasanız bile bir gün siyaset sizinle uğraşır. Siyasette genel bir kanı vardır. Her şey statik görünür. İşte Türkiye bildiğimiz Türkiye. Sağcılar var, solcular var, yobazlar var, statüko var... Her dönemde toplumları kandıran en önemli olgu, sanki varolan statükonun sorgulanmaz ve değişmez gibi durmasıdır. Halbuki hayat öyle değildir, siyaset de öyle değildir. Hiç gözükmeyen, önemi belli olmayan, o anda kendini hissettirmeyen ya da medyanın manşetlerine veya köşe yazılarına, medya plazalara girmeyen akımlar, gün gelir bir toplumu altüst edebilir. Türkiye’de şeriatçı ivmenin hız kazanmaya başladığı 80’lerin ikinci yarısından itibaren Atatürkçülüğü gerekçeleriyle beraber çağdaş bir yorumla toplumlara ve genç kuşağa aktarma çabalarına başladığım zaman, yobazların siyasi gücü sıfırdı. Oyları %3-4 civarındaydı. 65 yıl sonra Mustafa Kemal neden hâlâ ayakta O dönem faaliyetlerime karşı “Bunlar mı bize dert, böyle şeylerle kendinizi yormayın, hırpalamayın, özgürleşmek için 141, 142, 163’ü beraber kaldırmalıyız, Atatürkçülük ve bunun teorisiyle kendinizi fazla yormayın” gibi gerek medyanın, gerek SHP’nin propagandası vardı. Halbuki 163. Madde kaldırılınca şeriatçıların önü tamamen açıldı. Türkiye’de Vakit gibi, Akit gibi ve hatta Taraf gibi, Tahkim gibi şeriatçı yayınlar çıkmaya başladı. Kaldı ki bunlar şeriatçı “düşünce” yayını değil, şeriatçı eylem gazeteleri, dergileriydi. 12 Eylül sonrası, Özal’ın Türk-İslam sentezi adı altında Atatürkçülüğün tüm boyutlarını, mirasını, omurgasını yerinden sökecek vida çözücü hareketlere giriştiği dönemdi. Ve bunlar o kadar sistematik, o kadar sinsi, o kadar planlı bir şekilde yapıldı; solun parçalanmış olması o kadar iyi kullanıldı ki, geriye ne zaman dönüp baksak, bizi titreten, korkutan, dehşete düşüren bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. Mustafa Kemal’i kaybedeli 65 yıl oldu. Neden diğer ülkeleri? Mustafa Kemal’in farkı neredeydi? 25 yıldır sistematik, açık, planlı ve siyasi cinayetlerden ticari entrikalara, medya iğrençliklerinden, toplumun içinde kendini resmen satan aydınlara kadar liderleri aradan 20-30 yıl geçtikten, dönemleri dolduktan ve rejimleri değiştikten sonra yok olup gidiyor da, Mustafa Kemal 65 yıl sonra içten ve candan bir samimiyetle bizi böyle bir buluşmaya götürebiliyorr her noktaya sızan ve yabancı terör örgütlerinden, yabancı şeriatçı devletlerden ve Türkiye’nin Kemalizme bağlılığını kaybetmesini isteyen emperyalist güçlerden gelen tüm büyük baskıya karşı neden Mustafa Kemal hâlâ ayakta? Tüm bu kavram saptırmalarına ve sistematik beyin yıkama operasyonlarına karşı Mustafa Kemal neden hâlâ ayakta? TÜRKSOLU’nun önemli bir tarihsel sorumluluğu var Bunu en iyi bilen gruplardan biri tabii ki TÜRKSOLU ve İleri Dergisi bünyesinde bir araya gelen siz gençlersiniz. Tarihin çok önemli bir noktasında önemli bir sorumluluğunuz var, önemli bir görev üstleniyorsunuz. Kuşaklararası önemli bir iletişim ve düşünce aktarım rolünüz var ve biliyorum ki bunun bilincindesiniz. Ülkelere büyük savaşçılar gelir, ülkelere büyük diplomatlar gelir, ülkelere büyük kültür adamları gelir. Napoleon büyük savaşçıdır, Churchill büyük diplomattır, Che Guevara büyük devrimcidir. Örnekleri çoğaltabiliriz. Fakat tüm bu özelliklerin tek bir kişide buluşabilmesi, yani hem uluslararası karizmatik siyasi bir kişilik, hem büyük bir siyasi devrimci, hem büyük bir kültür devrimcisi, hem büyük bir diplomat olabilmek bir tek Mustafa Kemal’de gerçekleşmiş. Mustafa Kemal bunlarla da sınırlı kalmamış, aynı zamanda halkıyla bütünleşmiş ve kucaklaşmış büyük bir insan. Gelip geçen onca başbakana ve cumhurbaşkanına rağmen, bizim liderimiz Mustafa Kemal’dir dedirten kimliğinin arkasında insani güzelliği ve gücü var. Hiçbir zaman halkına yukardan bakmayan, onunla bütünleşen, samimi bir şekilde köylüsüyle de, işçisiyle de, aydınıyla da, sade vatandaşıyla da buluşmak isteyen ve Anadolu’ya giderek, gücünü yalnız onlardan alarak, Kurtuluş Savaşı’na imza atacak kadar onlara güvenen bir insan. CHP Genel Başkan adaylığım sırasında Ankara’ya değil Anadolu’ya gittim Kemalistim diyebilmek için teoriyle pratiğinin buluşması lazım. Makale yazmak yetmez, kitap yazmak yetmez, hatta gösteriye, yürüyüşe katılmak yetmez bunu iktidara geçirmek için fiilen savaşını vermek lazım. Örneğin geçtiğimiz ay CHP Genel Başkanlığı’na adaylığımı koyduğum-da ne yaptım? Ankara’ya gidip entrikaların ortasında, kendime bir yol açmaya çalışmak yerine Anadolu’ya gittim. Çözüm Anadolu’daydı. Türkiye’de iktidarı, bakanlıkları, kadroları ele alıp Türkiye’yi tekrar Atatürk devrimleri yörüngesine sokmak için bir siyasi mücadale verilecekse bunun bir siyasi parti olarak Atatürk’ün partisinde olması gerektiğine inandığım için bunu yaptım. Gücü Anadolu’da, CHP’nin Anadolulu delegelerinde aradım. Çözüm Anadolu’ya gitmekte. Bunu siz de yapıyorsunuz. Anadolu’daki üniversitelere gidiyorsunuz, şehirlerine gidiyorsunuz, Anadolu’da yeni aboneler edinmeye çalışıyorsunuz, onlarla direkt sıcak bir ilişki kurmaya çalışıyorsunuz. Bunun doğru yol olduğunu söylemek için paralel bu örneği verdim. Atatürkçü gençlerin ulaştığı herkes çok önemli Türkiye’yi medyanın yönlendirmesine de izin veremeyiz, medyaya güvenerek de siyaset yapamayız. CHP delegelerine ulaşmak için çabamı medya plazalarda verebilirdim. Anadolu’ya gitmemin sebebi bağımsız bir ilişki kurabilmek. Siz de Atatürkçü gençler olarak gücünüzü medyadan almıyorsunuz. Gücünüzü kendi yarattığınız bir düşünce sistemi, Atatürkçülüğün bugünkü bakış açısıyla yorumu, onun kuşaklararası ilişkisi ve olayın yarına nasıl devredileceği ve hatta sizden sonraki kuşağın hazırlayıcısı olma vasfınızı da hiçbir zaman unutmadan bu sorumluluğu sürdürmelisiniz. Şimdi böyle bir ortamda, Türkiye bir yandan hâlâ bitmeyen yeşil kuşak teorisiyle Amerikan emperyalizmi tarafından kuşatılmış durumda. Bir yandan kendini AB’ye doğru gidiyor gösterek esasında İran’a doğru yol alan bir AKP iktidarı. Ve biz bunların ortasında Mustafa Kemal’in uğradığı akıl almaz sahtekârca karalama kampanyalarına karşı onun gerçek kimliğini bu topluma sunmak gibi bir sorumluluğunun altındayız. Yani siz çıkardığınız yayınları bir kişiye daha ulaştırdığınızda, Mehmet Altan, Cengiz Çandar gibi İkinci Cumhuriyetçi, islamcı-şeriatçıların, yaptığı Cumhuriyet karşıtı anti-Kemalist anti-laik kampanyadan, bu beyin yıkama sürecinden bir kişiyi daha kurtarmış oluyorsunuz. Bir insan dünyayı değiştirebilir Bir insan dünyayı değiştirebilir. Kemalistseniz önce buna inanacaksınız. Biz tarikat değiliz, sizler de birer insansınız. Biz Mustafa Kemal’i anıyorsak 65 yıl sonra inşallah 650 yıl sonra da anacaksak, ona bir tarikat lideri olarak bakmıyoruz. Eskimeyen bir düşünce sistemi ve insani bir model bıraktığı için ve Türkiye’ye, hatta bütün dünyaya gerçek anlamda mükemmel bir örnek sağladığı için, bunu yapabilmek için de kahramanca ölümü göze alarak, canını dişine takarak, büyük sorumluluk altına girerek, canı pahasına halkıyla bütünleşerek büyük mücadeleyi verip inanılmazı başardığı için ve de bütün bunların üzerine o kültür devrimine imza attığı için, bizim bir ulus toplum düzeyine yükselmemizi sağladığı için, dünyada emperyalizme karşı verilen ilk büyük savaşa imza attığı için, daha sonra Deniz Gezmiş’e Che Guevara’lara ve Asya’nın başka bir çok ulusuna örnek oluşturduğu için Mustafa Kemal’i seviyoruz ve takip ediyoruz. Devletçilik çöktü mü? Mustafa Kemal 1920’lerde kaldı, devletçilik çöktü diyorlar. Eğer devletçilik çökseydi, bugün Türkiye’de yaşam standartlarının altında canlı kalma mücadelesi veren 5 milyon aile olmazdı. Herkesin sosyal güvencesi olurdu, insanlar hastaneye giremediği için sokaklarda ölmezdi. Bir insanın devletçiliğe gerek yok demesi için inanılmaz derecede egoist ve benmerkezci olması gerekir. Vicdanınızda ve beyninizde minimum bir insanlık ve mantık kaldıysa, o ülkede eğitim, sağlık ve sosyal güvencenin sorumluluğunun devletten geçtiğini görmek zorundasınız. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın, benim gayri menkullerim var, benim toprağım var o zaman ölen ölsün kalan sağlar bizimdir, nasıl olsa ben bu ülkede ayda üç kuruşa da yanımda adam çalıştırabilirim mantığıyla dünyaya bakıyorsanız o zaman başka bir siyasi felsefe ve siyasi tercihlerden yola çıkarsınız, ya da başkalarının derdini kendi derdiniz olarak hissetme yoluna girersiniz. Dünyadaki sağ ve sol ayrımlarının özü budur, ana çıkış noktası budur. Bu yüzden sağ ve sol tarihte hep olmuştur. Ortaçağ’da da olmuştur, Fransız Devrimi’nin verdiği büyük savaşta da olmuştur. Anadolu’daki Kurtuluş Savaşı’nda da olmuştur ve bugün de vardır. Mustafa Kemal’in ortaya koyduğu model medyadan size aktarılan tüm kepaze yorumlara rağmen hepimizin bildiği gibi varolan net bir siyasi iktisadi modeldir. Kemalizm diye bir şey net olarak var. Kemalizm kapitalizm değildir, Kemalizm Marksizm de değildir. Kemalizmin merkezinde özgürlük vardır, paylaşma vardır, Kemalizmin merkezinde bir toplumun kendini ulus olarak hissederek ileriye doğru güven içinde bakmanın ortak çabası ve güzelliği vardır. Kemalizm ırkçılığı dışlayan, savaşı dışlayan, dil, din, ırk ayrımını dışlayan, vahşi kapitalizmi dışlayan, gerçek anlamda geleceği kucaklayan gerçek anlamda felsefi bir doktrindir. Siyasi temelleri vardır, iktisadi temelleri vardır, kültürel temelleri vardır, insani temelleri vardır ve aradan yüzyıl geçmesine rağmen ayakta bu kadar sağlam durmasının özünde Kemalizmin bu derin temeller üzerine kurulu olmasının getirdiği sağlam yapı vardır. Verdiğiniz mücadele 20’lerde Mustafa Kemallerin verdiği mücadele kadar önemli Kemalizmi bu şekilde algılamak istemeyen, Kemalizm jakobendir, halka rağmen yapılmıştır, laiklik demokrasi karşıtlığıdır, din bu şekilde Kemalizm tarafından ezilmiştir, bu günde bu yüzden haksız yere topluma hâlâ zulüm yapmaktadır gibi medyayı elinde tutan insanların yaptığı propaganda akıl almaz bir ahlaksızlık içeriyor. Yalnızca hayata uymayan olgular olduğundan değil, bu yayınların hiçbirinin kendi taşıdıkları yalanlara karşı Kemalizmin ne dediği, sizin, benim ve Yekta Bey’lerin ne dediğini, ne yanıt verdiğini tamamen sansür eden bir ahlaksızlıkta olmalarıdır. Bu yanıt hakkını vermemektedirler. Gerçek bir Kemalist Sabah gazetesinin 10 tane Mehmet Altan’ına bedeldir. Çünkü mantık bir tanedir. Doğru bir tanedir. Ve siz o yayılan sahte teorilerin, yalan yanlış kavram kargaşalarının yanıtını verdiğiniz an sizi okuyan insan bunu algılar, bunu engelleyemezler. O yüzden çıkardığımız yayınlar çok önemli. Bugün yaşadığımız ortamda, bu siyasi bilinci taşıyan ve Kemalizmin ne olduğunu bilen ve bütün bu baskılara ve ahlaksızlıklara rağmen bunu bugünün siyasetine ve yarının düşüncelerine, bilinçlerine aktarma sorumluluğu olan kişilerin görevleri şöyle özetlenebilir: Her biriniz bin kişiyi aydınlatmak durumundasınız, böyle bir zorlukla karşı karşıyasınız. Türkiye’de bu kadar ahlaksızca yapılmış medya kuşatması karşısında bunu delmek için verdiğiniz savaş bu yüzden önemli. Kapı kapı geziyorsunuz, işte bu o yüzden önemli. Çünkü karşınızda medyanın kapitalizmden güç alan ucu Amerika’ya kadar giden, her türlü kuşatmadan gücünü almış milyarlarca kw/saat gücünde rotatifleri var ve siz Kurtuluş Savaşı mantığıyla tırnaklarınızla kazarak mücadele vermek durumundasınız. Atatürk halkıyla tüm imkansızlıklara rağmen Kurtuluş Savaşı’nı kazandıysa şu anda üstlendiğimiz o görev daha zor değil. Atatürk’ünki daha zordu. O sahada halkıyla beraber çarpışarak ölüm kalım mücadelesi veriyordu. Bugün yaptığımız onların yaptığının boşa gitmemesi için onların mücadelesi kadar önemli. Aksi takdirde Mustafa Kemal için, aydınlık bir Türkiye’de yaşamak için şehit olmuş insanlar bir istatistik olarak kalırlar. Aksi taktirde, bundan 100 yıl sonra, “Kurtuluş Savaşı şöyle oldu, şu düşmanlar şöyle yenildi, şu kadar insan öldü...” diye istatistik olarak kalır. Onların yaktığı meşalenin büyümesi, yaşaması ve yapılmış olduğunun değer olması ve bu topraklardan çıkarak Ortadoğu’ya ve hatta dünyaya örnek bir meşale büyümesi için bugün verdiğimiz mücadele, onların 1910’larda 1920’lerde verdiği silahlı mücadele, 1930’larda büyük devrim mücadelesi kadar önemli, saygın ve onun kadar yüce ve kutsal bir savaş. Yaptığımız iş, çok ciddi bir iş. Türkiye’nin, Ortadoğu’nun, hatta dünyanın gidişatını etkileyecek bir çaba. Bu bilinci hiçbir zaman unutmamanızı diliyorum. Bunu unutursak ve o sıcak mücadelenin yurdun her noktasında hâlâ devam ettiğini unutursak geçmişte verilen bütün çabalar da boşa gider. Muammer Aksoy da, Uğur Mumcu da boş yere öldürülmüş olur. Kurtuluş Savaşı’nda kaybettiğimiz yüzbinlerce insan boş yere şehit olmuş olur. Tek hedef Atatürkçülüğün yeniden iktidar olmasıdır Siyaseti Anadolu’da nutuk atarak yapabiliriz, kitap çıkararak yapabiliriz. Ama zannetmeyin ki bu yeter. Tek hedef bu düşüncelerin iktidar olmasıdır. Öyle ya da böyle Kemalizmi iktidar yapmaya mecburuz çünkü biz o bakanlıkları devralmadan, Atatürkçü millli eğitim müdürlerini tekrar suyun başına geçirmeden, anti-laik kadrolaşmayı kendi sınırlarına çekmeden ve Atatürkçü kadrolarımızı yerine koymadan hiçbir zaman bu savaşı kazanamayacağız. Bu savaşı kazanmanın tek yolu, Anadolu’ya, yurdun her sathına yayılacak örgütlenmeyi sağlamaktır. Ancak bunu başarırsak kendimize Kemalist, ilerici, devrimci diyebiliriz. Bu güzel lafları siz halkla buluşturamadığınız, siyasi iktidara ve Türkiye’ye yön verecek noktaya taşıyamadığınız sürece bunlar ancak siyasi literatüre malzeme olarak kalır. Bir yılda bu kadar ilerleyen hükümet dört yılda neler yapar? Eminim hepiniz üstlendiğimiz sorumluluğun ve gelecek kuşaklara taşımanın zorluğunun farkındasınız. Ama daha tehlikeli ve daha yakın bir sorun var. Anayasal çoğunluğu elinde bulunduran AKP dört yıl daha Türkiye’nin altını, Kemalizmin altını ve Cumhuriyet’in altını her gün oymaya devam etsin demektir. Sayısal olarak çoğunluk onlarda, biz de sözümüzü geçiremiyoruz ama bu dört yıl daha bu şekilde sürsün demektir. Yakın gelecekteki sorun dediğim şu; bir yılda bu kadar yolu, medyayı uyuşturarak, CHP’yi kendisiyle tatmin olmuş uyuşturucu pozisyonunda tutarak kendi kadrolaşmasını, ekonomiye yayılmasını, çıkar ilişkilerini kendi çevresine dağıtıp her türlü yeni iktisadi güçlenmeyi de bünyesine katıp, “babalar gibi satarız” sloganıyla ülkenin tüm servetini çarçur edercesine sermaye ve kendi güç odaklarına peşkeş çekerek ilerleyen bir hükümet dört yılda daha neler yapacak. Ve siz işte böyle bir ortamda çalışmaya, kendi düşüncenizi ve gücünüzü, Kemalizmle olan ilişkilerinizi toplumla buluşturmaya gayret ediyorsunuz. Şimdi bu dergileri, kitapları özgürce çıkartabiliyoruz. Ama gün gelir bunların hiçbirini yaptırmazlar. Türkiye buna benzer çok şey yaşadı ve tekrar yaşayabilir. Zannetmeyelim ki AKP iktidarı Avrupa’ya ya da benzer aklıevvellere yutturmaya çalıştığı gibi sonsuz özgür bir toplum ve düşünce yapısı istiyor. Kendimizi kandırmayalım. Ellerinden gelse ve o güce ulaştıklarına inansalar aleyhlerine çıkan her yayını 24 saat içersinde kapatırlar. Bu bir geçiş dönemi. Bu geçiş döneminde siz kartlarınızı doğru olarak oynamazsanız işte o zaman Mustafa Kemal bir hatıra olarak kalır. O yüzden sorumluluğumuz çok büyük. O yüzden harcadığınız emek çok ciddi. Bu ülkenin sorumluluğunu siz Atatürkçü gençler taşıyacaksınız Çok fazla boşa harcayacak silahımız yok. Her attığımızı vurmalıyız. Bu ülkenin sorumluluğnu sizler taşıyacaksınız. Keşke bu sorumluluğu taşıyacak yüzbinler olsa da size daha az yük gelse. O yükü paylaşacak insan adedini çok hızlı bir şekilde arttırmaya mecburuz. Türkiye’yi bölmek isteyenler, laikliği yok etmek isteyenler, şeriatçılar, ikinci cumhuriyetçiler, Amerikan emperyalizmine kendini satanlar; bizim uğraşacağınız kişiler bunlar. Solun kendine ait o özel hastalıklardan, yani kendi içimizde bölünme, parçalanma ve didişme olgularından mümkün olduğu kadar uzak duralım. O kavganın içine çekildiğimiz zaman bile çekilmemeye çalışalım. TÜRKSOLU ve İleri Dergisi’nden önce çıkmış, Atatürkçü geçlik dergilerinin hepsinde imzam vardır. Türkiye’de de Kemalist sol, sosyal demokrat sol, sosyalist sol, sosyalist-Kemalist sol bütün bu oluşumların, organlarının, yayınlarının içinde bulunmuşumdur. İtiraf edeyim, biz zamanımızı ve emeğimizi maalesef birbirimizle olan bitmez tükenmez hesaplaşmalara ayırdığımızdan gerçek düşmanlarımız olan odaklarla mücadeleyi kimi dönemlerde pas geçtik ve bu da bir ivme kaybına neden oldu. Buna rağmen Türkiye’de Kemalizmi iktidara getirmek için o sorumluluğu saçımızın telinden tırnağımıza kadar hissetmek zorundayız. Bir yol kapanırsa diğer yolu denemeliyiz. Bugün Kemalizm bir meşaleyse ve bunu söndürmeye çalışan onca güç devreye giriyorsa, bütün o üzerine sıkılan sular, yağdırılan suni yağmurlara rağmen o meşalenin sönmeden büyümesine çalışmak, onu rüzgarlardan korumak, gerekirse vücudumuzu siper etmek ve o meşaleyle koşmak hepimizin bugün görevi ve ödevi. Mustafa Kemal’i anma toplantısının esasında onun izinde koşmak için bir kararlılık tescil toplantısı olması gerektiğini vurgulayarak sözlerimi bitiriyorum. |