Arama: 
24.11.2003/Sayı:44
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Dünya
Kıbrıs
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Başyazı Gökçe Fırat

Batı ile hesaplaşma Kıbrıs’ta başladı

Batı ile ilk hesaplaşma Kıbrıs’ta

Bundan tam bir yıl önce AKP iktidara geldiği zaman, bunun Türkiye için çok sancılı bir dönemi başlatacağı ortadaydı. Bu dönemi belirleyen şeyse Türkiye’nin bölünmesi planının AKP aracılığıyla Batılı emperyalist güçler tarafından uygulanmaya konmasıydı.

Seçimlerin hemen ardından Tayyip Erdoğan Kıbrıs için Belçika modelini ortaya atmış, dönemin Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış ise, Türkiye’nin adada işgalci konumuna düşeceğini belirtmişti.

Bu durum, Batı ile ilk hesaplaşmanın Kıbrıs’ta yaşanacağının ilk işaretiydi. Nitekim öyle de oldu. Bu bir yıl içinde AKP iktidarı Kıbrıs’ta Türk milletine, onların lideri Denktaş’a ve devletleri KKTC’ye karşı, açıkça Rum tarafının yanında yer aldı.

Kıbrıs için yazılan çizilen onca Batı propagandası ile geçen bir yılın sonunda önümüzdeki ay Kıbrıs’ta seçimler olacak ve o seçimde Batı ile Türk milleti karşı karşıya gelecek. Seçimlerde ABD, AB, İngiltere ve Rum tarafı açık bir şekilde işbirlikçi muhalefeti destekliyor. Çok büyük para yardımı yapıyorlar. Büyük bir psikolojik savaş yürütüyorlar.

Ancak görülen o ki, arkasına tüm emperyalist güçleri alan işbirlikçi muhalefet kötü durumda. Seçimleri milli güçlerin kazanacağı gün geçtikçe daha da belirginleşiyor.

Bunun neden böyle olduğunu iyi düşünerek cevaplamak gerek. Muhalefetin ve onlara Türkiye’den destek veren AKP’nin temel argümanı, AB’ye girmek için Kıbrıs’ta mutlaka taviz vermemiz gerektiğiydi. Türk milletini de buna ikna ederlerse, sorun kalmadan iş çözülebilirdi. Ancak görüldü ki, AB’nin Türkiye üzerindeki emperyalist niyetleri Türk milletinin gözünden kaçmadı. Bu noktadan sonra AB’yi arkasına alan muhalefet, AB’nin ajanı olarak damgalandı ve hızla itibar kaybetmeye başladı.

Oysa AKP’nin ülke içinde kendini en güçlü hissetttiği bir dönemdi. Doğal olanı, AB’yi de arkasına alarak AKP’nin Kıbrıs için yüklenmesiydi. Fakat bu olmadı.

Özkök kimi uyardı; Kıbrıs’taki Rumları mı Türkiye’deki iktidarı mı?

İşte önemli olan gelişmeler de burada yaşandı. Aslında AKP’ye kalsa, Kıbrıs’ı çoktan Rumlara vermişlerdi. Fakat burada bir direnç oluştu. Yıllar süren Türk devlet politikası ağırlığını korudu, AKP bu politikayı değiştirecek cesareti kendinde bulamadı. Çünkü böyle bir cesaret, Kıbrıs’taki yönetimi değiştirmeye çalıştığı sırada Türkiye’deki yönetimin kendisinin değişmesine yol açabilirdi.

AKP iktidarının özellikle üniversitelere saldırısı belli bir tepki yaratmıştı. 25 Ekim’de Ankara’da düzenlenen Cumhuriyet’e saygı yürüyüşünde gençlik “Ordu Göreve” pankartı ile meydana dökülünce, AKP için iyi giden hava birden döndü. AKP iktidarının üstünde kara bulutlar dolaşmaya başladı.

Uyarı açıktı, böyle devam edemezdi. Ankara daha pankartla sarsılırken Genelkurmay Başkanı Org. Özkök, sessizliğini bozarak konuştu ve Kıbrıs’ta hiçbir şekilde kazanılmış haklardan vazgeçilmeyeceğini söyledi. Özkök, çok güzel bir şekilde, Avrupalıların gelip Kıbrıs’ta Türklerle savaşmaya cesaret edemeyeceğini de ekliyordu.

Görünürde Özkök, AB’ye güvenen Rumları uyarıyordu. Avrupalılara güvenmeyin, çünkü onlar sizin için gelip Türk Ordusu ile savaşmaz diyordu. Ama aslında bu uyarının içimizdeki Rumlara karşı yapıldığı çok açıktı. Genel Kurmay’ın daha önce de benzer şekilde, iktidarın, halkın AB beklentisini arkasına alıp, bunu kullanıp Türkiye’yi yanlış yerlere götürdüğü uyarısı vardı.

Önce gençlikten, ardından Ordu’dan uyarıyı alan AKP, Kıbrıs’ta atmayı düşündüğü adımı atmaktan vazgeçti. Hatta büyük bir beceri göstererek neredeyse Denktaş’ı destekler izlenimi verdi.

Önümüzdeki seçimlerde milli güçlerin moralini yükselten, işbirlikçileri çökerten süreç işte bu aşamalardan geçerek gelişti. Seçimlerde çıkacak sonuç, elbet çok önemli. Büyük olasılıkla milli güçler kazanacak. Ancak burada seçimden daha önemli bir gerçek var. Türk Ordusu, seçimle ya da başka bir dalavere ile, Türk toprağını ne Rumlara ne de Avrupalılara bırakmayacağını ortaya koydu.

Bu nedenle Kıbrıs’ta galibiyet, Türkiye’yi bölme planını hayata geçirmek için adım atan Batılılara ilk cevap olacak. Türkiye, bölünme sürecini Kıbrıs’ta karşılarsa, bu Anadolu’daki bölünme planlarını da altüst edecek. Çünkü en avantajlı oldukları Kıbrıs’ta Türk Ordusu’nun önünde diz çökecek Batı, Anadolu’da atacağı adımlarda çok daha dikkatli olmak zorunda kalacak.

Hattı müdafa yoktur...

Fakat bu, ülkemiz üzerinde oynanan Sevr planının tüm ayaklarını birden dikkate almamıza engel olmamalı. Türkiye’nin kuşatılmasında Kıbrıs kadar önemli birkaç nokta daha var.

En önemli nokta, önümüzdeki yerel seçimlerde terör destekçisi bölücü partinin büyük belediyeleri ele geçirmesidir. Şehirlerde ayaklanma provaları yapan PKK, devleti tehdit ediyor. Ama seçim döneminde, prova değil gerçek ayaklanmalarla karşı karşıya kalabiliriz. Yıllardır büyük bir etnik hesapla, Türklerden arındırılıp, Kürtleştirilmeye çalışılan Mersin ve Adana gibi şehirlerle, özellikle Diyarbakır ve Van gibi büyük merkezler, PKK’nın muhtemel ayaklanmasının yapılacağı yerlerdir.

Kıbrıs’taki kuşatmaya direnen Türk Ordusu’nun acilen yerel seçimlere yönelik bir tedbir alması gerekiyor. Mersin ve Adana, PKK’nın nüfus kaydırdığı ve etnik yapıyı tersine çevirdiği bölgeler. Genel seçimlerdeki DEHAP sahteciliğini biliyoruz. Şu an aynı sahteciliklerin yerel seçimler için yapıldığını da bilmeliyiz.

Türkiye, yerel seçimlerden sonra, bugün Kıbrıs’ta önerilen referandum talebi ile Güneydoğu’da karşılaşabilir. Devletin, uyanık olması ve tedbir alması gerekmektedir.

İkinci önemli nokta ise, ABD ve İsrail’i hedef alan intihar saldırılarının ardından, Türkiye’nin ABD-İsrail eksenine kaymasının önlenmesidir. Gerçi böyle bir gelişme şimdilik çok uzak gözüküyor. Çünkü Amerika Türkiye’de büyük bir güç kaybetmiş durumda. Kısa vadede intihar saldırıları ABD’yi güçlendiriyor izlenimi yaratmamalı, dünyanın her yerinde vurulan ABD, dünyanın hiçbir ülkesinde koruyuculuk yapamayacağını ispatlıyor her seferinde. Zaten Kuzey Irak’ta karşı karşıya kaldığımız ABD ile önümüzdeki dönemde ilişkilerin toptan kopacağını göreceğiz.

O nedenle Güneydoğu’nun yanında Kuzey Irak’ta alınacak tedbirler büyük önem taşıyor. Türkiye’ye gelen Talabani’yi eski DEP milletvekillerinin karşıladığını düşünürsek, Kuzey Irak’ın bölünmeye karşı vatan savunmasının ileri mevzisi olduğunu görürüz ve ona uygun kararlar alırız. Kuzey Irak’taki n fak, sadece Irak’ın değil Türkiye devletinin de bir iç meselesi haline gelmiştir.

Görüldüğü gibi Batının topyekün Sevr saldırısı, Kıbrıs’ta ve diğer cephelerde sürmektedir. Ama Kıbrıs cephesinde rahatlayan Türkiye diğer cephelerde de Batılıları bozguna uğratacak konuma gelmektedir.

Bu nedenle Bağımsızlık Savaşımızın “Hattı müdafa yoktur sathı müdafa vardır” ilkesi ile, topyekün Sevr’e karşı topyekün mücadele edilmelidir. Kıbrıs bu direnişin en ön mevzisidir. O nedenle milli güçler bu dönemi çok çalışarak geçirmeli. Kıbrıs’ta kazandıktan sonra, sıra diğer cephelerde düşmanı kovalamaya gelecek.

O nedenle Türkiye’den Kıbrıs’a ve Denktaş’a bir selam gönderelim: Dayan Denktaş, dayan Kıbrıs. Anadolu arkanda!