| Erkin Yurdakul |
|
Atatürk doğan günün ağardığını nasıl görüyorsa, şarkın mazlum milletlerinin ayağa kalkışını da öyle görebiliyordu. Doğan günün ağarmasını görmek için sıradan bir insan olmak yeterliydi. Ancak büyük bir yenilgi ve parçalanma süreci yaşayan bir ulusun içinde Şark Milletlerinin ayağa kalkışını ve zaferini görmek için gerçekten büyük devrimci olmak gerekiyordu. Mustafa Kemal de varlığını Türk Milletinin varlık mücadelesiyle birleştirmiş büyük antiemperyalist devrimci olarak tanındı dünyada. Mustafa Kemal, Şarkın zaferi hakkındaki öngörüsünü daha Erzurum Kongresinde yaparken aslında “mazlumların mücadelesi” hakkında “doğan güneş” kadar bilgi sahibiydi. Tek tek sıralıyordu, Afganistan’daki, Hindistan’daki, Mısır’daki vb. antiemperyalist mücadeleleri. Hepsinin kendine özgün eylem şekillerini de gündeme getirerek üstelik. Rusya’da devrim, Hindistan’da sabotaj ve bombalama eylemleri, Mısır’da ayaklanma, Afganistan’da silahlı direniş... Esasen bunlar o zamanın koşulları içinde bile bilinen gelişmelerdi. Ancak Atatürk’ü mazlumların bağımsızlık ve devrim mücadelesi içinde anlamlı ve değerli kılan şey bu mücadeleleri işte o kuruluş kongrelerinde gündeme taşıması ve Türk milletinin bağımsızlık ve var olma mücadelesini bu antiemperyalist mücadelelerin zemininde algılamasıdır. Kısaca Atatürk mazlumların dünyasına onların mücadelelerinden beslenerek doğmuştur. Sonra o mücadeleye temel olacak fikirleri ve direnişi geliştirmiştir. Çok geçmeden mazlum uluslar da bu büyük evlatlarını bağırlarına basacaktır. Şarkta gün yeniden doğarken Aradan geçen 80 yıllık zaman içinde şarkta gün bir kere doğdu ve bir kere de battı. Şimdi ABD’ye direniş “Şark”ta şafağın bir kez daha doğmak üzere olduğunu bize gösteriyor. Artık bunu idrak edebilmek için sıradan bir insan ya da büyük devrimci olmak gerekmiyor. Atatürkçü olmak yeter. Atatürkçü olma sorumluluğu ise günümüzde antiemperyalizmin bulunduğu noktayı doğru değerlendirmekten geçiyor. Atatürk ancak doğduğu yerde, yani mazlum ulusların mücadelesinin içinde anlam taşıyor, orada kavranabiliyor. ABD’nin Atatürk’e saldırdığını görebiliyor muyuz? Afganistan, Filistin ve Irak direnişinde Atatürk’ü görebiliyor muyuz? Türkiye’de Mustafa Kemal tavrı almayı kolaylaştıracak sorular bunlardır. ABD, Mustafa Kemal’e saldırıyor Afganistan’da Taliban direniyor. Filistin’de Arafat. Irak’ta Saddam. ABD saldırganlığı, topyekün bir savaş düzeninde Afganistan ve Ortadoğu’ya girdi ve bu liderlerin örgütlediği direnişi aşabilmiş değil. Direnişi aşmak bir kenara, direniş her geçen gün daha fazla büyüyor ve direnişçiler ABD’yi batağa gömme niyetini her geçen gün biraz daha belli ediyor. Kimsenin şüphesi yok, ABD saldırganlığı yeni hedeflere de yönelecek. Ve işgal olan her yerde yine başka liderlerin örgütlediği bir halk direnişi olacak. İran, Suriye, Kore, Venezuela, Küba, Endonezya. Şimdilik hedef olan bu ülkelere başkaları da eklenecek. “Şark”ta güneşin kızıllığından önce, gökyüzünü ABD’nin napalmları aydınlatacak. Dünya, Türkiye’nin de içinde bulunmaktan kendini alamayacağı büyük bir savaşa sürükleniyor. ABD’nin böyle bir saldırıyı dünyaya dayatmaya gücü ve gereksinimi var. Ancak biz bu savaştan önce ABD’nin Mustafa Kemal’e saldırdığını görmeliyiz. ABD’nin tüm psikolojik savaş aygıtı şimdi ezilenlerin tarihini silmek ve yoketmek için çalışıyor. Çünkü, emperyalistlerin mutlaka yenileceğini dünyaya tanıtan ilk lider Mustafa Kemal. Şimdi ABD tüm direnişlerde önce Mustafa Kemal’e saldırıyor. ABD’nin savaşı dayatmaya gücü var. Ama Mustafa Kemal’in dünyasında ABD’nin bu savaşı kazanmaya gücü yok. Bu yüzden ezilen ulusların direnişini savunurken önce Mustafa Kemal’e saldırıldığını bilmek gerekiyor. Bu direnişi savunmayanın Mustafa Kemal’i savunmadığını ve Türk milletini de savunmayacağını söylemeye gerek yok. Ezilenlerin sembolü Irak’ta Saddam’ın heykelleri yıkılırken, Türkiye’de işbirlikçi yazar Atatürk’ün heykellerinden bahsediyordu. Diyordu ki tek heykelli ülkeler Irak’ın yaşadıklarını yaşamaya mahkumdur. Irak direnişinin sembolü yıkılırken, ABD işbirlikçisinin tüm ezilen dünyanın direniş sembolü Atatürk’ü hedef göstermesi doğaldı. Atatürk’ü örnek alarak bağımsızlık mücadelesine girişen tüm ülkeler, Irak’ta olduğu gibi ABD saldırganlığıyla karşılaşmaya mahkumdur. Aynı ABD saldırganlığının da her yerde Atatürk’le karşılaşmaya mahkum olduğu gibi. ABD’nin burnunun dibinde ona kafa tutan Fidel Atatürk’ün heykelini Küba’nın ABD cephesine dikiyordu. ABD görsün diye. Çünkü Atatürk ezilenlerin mücadele sembolüydü. ABD yıkmak için saldıracak, ezilenler o bayrağı yükseltecek. Cezayirli ve Mısırlı direnişçi cepheye göğüslerinde Mustafa Kemal resimleriyle giderlerdi. Mustafa Kemal’in hâlâ cephede olduğunu tüm dünyanın mazlumları işte böyle gösteriyordu. Mustafa Kemal cephede, çünkü sınırları o çizdi Ancak Mustafa Kemal, ezilenler için bir sembol olmanın ötesinde anlam taşıyor. Çünkü ABD saldırganlığına karşı bugünkü cepheyi de Mustafa Kemal kurdu. ABD’nin yürüttüğü Osmanlı’yı yeniden paylaşma savaşında Mustafa Kemal’in bağımsızlık mücadelesiyle kurduğu sınırlar değiştiriliyor. Bunun için ABD saldırganlığının hedefi Türkiye’nin de bütünlük ve egemenliğini ortadan kaldıracak yeni Ortadoğu koşulları yaratmak. ABD saldırganlığını bugün Irak direnişi engelliyor. Saldırının Mustafa Kemal’in sağladığı bağımsızlık koşullarını ortadan kaldıracağı ortadayken Türkiye’nin bu direniş dışında kalabileceğini sanmak saflık olur. Türkiye ister istemez ABD saldırganlığıyla karşı karşıya ve bu saldırı karşısında Mustafa Kemal tavrı almaktan başka bir seçeneği yok. Türkiye’nin bu durumu karşısında emperyalistler Sevr’i hatırlatmaktan çekinmiyorlar. Mustafa Kemal’in alternatifi Sevr çünkü. Ancak tüm dünya ezilenlerinin de Türkiye’ye yönelik saldırı şiddetlendikçe Mustafa Kemal’i hatırlatacağını göreceğiz. ABD Irak’ta direnişle karşılaştıkça Vietnam’ı hatırlıyor. Elbette ABD’nin bir Vietnam batağıyla karşı karşıya bulunduğu aşikâr. Vietnam gerçeği ABD saldırısından 4-5 yıl sonra ortaya çıkmış, tüm dünya Vietnam direnişiyle, antiemperyalizme yönelmişti. Ancak ABD saldırısının bugünkü niteliği, ABD’nin Vietnam’dan çok İngiliz İmparatorluğunu tarihe gömen Türkiye’yi hatırlamasını gerektiriyor. Vietnam’da batağa gömülmek ABD’yi yıkmaya yetmemişti. Ama Ortadoğu’da gömülmenin mezara gömülmekten farksız olduğunu İngilizler gibi ABD’lilerin de anlaması çok sürmeyecek. Türkiye’nin de bugün Irak’taki direnişin bir Çanakkale direnişi olduğunu görmesi gerekiyor. Saldırının yönü değişik ama niteliği aynı. İsrail’den Kafkasya’ya bir hat kurabilmek için Irak’ı aşmak gerekiyor. Sonuçta bu coğrafyada at oynatacak her askerin, aslan general de olsa, köpek general de olsa, Mustafa Kemal’in yarattığı coğrafyada bulunduğunu bilmesi gerekiyor. Bilmeyenler ezilenlerin direnişinden öğrenecek. Uygarlık, millet ve vatan Mustafa Kemal’in ezilen ulusların antiemperyalist mücadelesinde “yaşaması” onun yaşanan mücadelede bu derece somut bir anlam taşımasından kaynaklanmıyor yalnızca. Tersine direnişin geleceği içerisinde değişebilir somut koşulların aksine Atatürk, bu direnişin doğasını oluşturan somut bazı ilkelerin de ilk temsilcisiydi. Ortadoğu’daki milletler açısından da, Afrika’dakiler açısından da, Asya ve Amerika’dakiler açısından da büyük anlam taşıyan temel ise Mustafa Kemal’in milli bir mücadele yürütmüş olmasıdır. Çağındaki tüm diğer yerel direnişlerden onu ayıran ve Mustafa Kemal’i bunların öncüsü haline getiren şey budur. Mustafa Kemal bir millete dayanarak ve bir milletin yok olma tehlikesi karşısında mücadele vermiştir. Mustafa Kemal bu milletin bir uygarlık mirasına dayanmasından güç aldığını belirterek bir mücadele vermiştir. Mustafa Kemal, bu milletin önüne somut bir vatan savunması stratejisi koyarak bir mücadele vermiştir. Sonuç olarak Mustafa Kemal ezilenlerin direniş ve diriliş ideolojisi olarak milliyetçi bir mücadele vermiştir. Ve zafer kazanmıştır. Bugün emperyalistlerin sömürgeci saldırganlığı karşısında, bu uygarlık-millet-vatan-milliyetçilik kavramlarının ne derece anlam taşıdığı ortadadır. Atatürk’ün sembolleşmesi buradan kaynaklanmaktadır. Ezilen ulusların aradığı fikirsel bütünlük ilk kez Mustafa Kemal’in mücadelesiyle ortaya konmaktaydı. Tüm ezilenler onu bir Türk olarak, bir milliyetçi olarak, bir antiemperyalist olarak, bir devrimci olarak tanıdılar. Bunun için sömürgeciliğe karşı uygarlık savaşının yaşıyor ve aranıyor olması günümüz koşullarında şaşırtıcı değil. Bağımsızlık ve devrim Atatürk’ün uygarlık temelindeki milli mücadelesinin ezilenlere hediyesi bağımsızlık ve devrim. Tam bağımsızlık mücadelesi, devrimle birlikte mazlum ulusların kalkınma ve refah yolu haline geldi. Halkçı Atatürk Türkiyesi bu yönüyle de ezilenlerin taleplerinin ilk gündeme geldiği ülke oldu. Sömürgeciliğe direnerek yaratılmış alternatif, ezilenlerin mücadelesi içinde gelişti. Türkiye’de Atatürk yolu terkedilirken milli benliklerine büyük mücadeleler sonucu yeni yeni kavuşan uluslar bu halkçı modeli uygulayarak büyük ölçüde kalkındılar. Bu bağımsızlık ve devrim mücadelesinden siyasetle vazgeçmeyen Irak gibi ülkeler ise işte şimdi sırf halkçı-devletçi rejimleri yüzünden ABD saldırısının hedefi haline geldiler. Tüm bu kavramların çizdiği çerçeve içinde Mustafa Kemal, ezilen ulusların büyük devrimcisi, ABD gibi emperyalistlerin ise büyük düşmanı haline geldi. Türkiye’de Türk Milleti ve Gazi Kemal esir! ABD, sömürgecilik tarihinin terör boyutuna gelmiş en haydutça saldırılarından birini yürütüyor. Bir barbarlık uygarlık seçeneği içinde milletleri vatansız bırakmak ve yoketmek cinsinden nihai bir savaşa girişiyor. Afganistan’da yeni bir ulus yaratmak parolasıyla giriştiği saldırganlık, Irak’ta Irak’ın sahipleri Arapları kovarak tüm yönetimi işbirlikçi Kürtlere vermek stratejisiyle devam etti. Bir yandan Türkiye’de Sevr’le somutlaşmış azınlık yaratma ve bölünme planları da tekrar gündeme getirildi. ABD saldırganlığının bu ilk aşaması emperyalist haydutun uygar milletlerin egemenliğindeki bir coğrafya yerine kolonileştirdiği işbirlikçilerinden oluşan bir coğrafya yaratmaya çalıştığını gösterdi. ABD bu amacına ulaşmak içinse ezilen ulusun milliyetçilerine karşı büyük bir saldırı yürütüyor. Bu açıdan Irak’ta Arap milliyetçilerinin partisi Baas’ın tek hedef olarak gösterilmesi ve katliamlar boyutunda ABD saldırganlığıyla karşılaşması büyük önem taşıyor. Irak’ta direnişi de bu parti örgütlüyor. Filistin’de ise Arafat liderliği, Filistinlilerin milletçe direnişini simgeliyor. Filistin’de tüm direniş vatan savunması anlayışı üzerinden örgütleniyor. Afganistan’daki Taliban’ın direnişi bile işgale karşı vatan savunması perspektifinin dışında bir anlam taşımıyor. Türkiye benzer tehlikelerle karşı karşıyayken ABD işbirlikçisi iktidarın Atatürkçülük ve milliyetçiliğe, Türk milleti kavramına saldırdığını, somut olarak Kıbrıs’ta Milli Dava’yı sattığını görüyoruz. Mazlumların yanında olmayıp ABD işbirlikçiliğine yönelen iktidarlar, Türk milletinin davasını da aynı biçimde satmaktalar. Bunu için tüm ezilen uluslar tekrar milliyetçi ve Atatürkçü Türkiye’yi, sömürgeciliğe tavır alan Türkiye’yi görmek istiyorlar. Irak’ın, Filistin’in, Afganistan’da Taliban’ın bile yaptığını, Atatürk Türkiyesi’nin yapmaması ezilenlerin uygarlığı temsil eden mücadelesine büyük darbe vuruyor. Türkiye’de Türk milleti ve Mustafa Kemal esir konumuna düşürülüyor. Esarete son: Mazlumların direnişinin yanına Oysa Mustafa Kemal asla esir düşmezdi. Türk milleti onu Ankara’da boşuna arıyor. O çoktan doğmuş olduğu yere, ezilenlerin direnişinin yanında yerini aldı bile. Vatan kavramını Ortadoğu’ya Mustafa Kemal tanıttı, anti-emperyalizmi o öğretti. Mustafa Kemal’i yeni Çanakkaleler doğarken o mücadelenin dışında düşünmek mümkün değil. Bir sömürgeci imparatorluk müsveddesi bir kez daha çökertilirken de Mustafa Kemal gerçek yerinde, Türk Milletinin başında olacak. Ortadoğu’da Filistinli çocuğun da, Iraklı köylünün de içindeki general, Mustafa Kemal’den başkası değil. ABD’nin “köpek generalleri” bu gerçeği anladıklarında onlar için çok geç olmuş olacak. 1 |