Arama: 
10.11.2003/Sayı:43
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Türkiye Hüseyin Mümtaz

"Kanarya Sevenler Derneği"
göreve!

Hıncal diyor ki; “İşte Cumhuriyet Konseri.... Pazartesi gecesi AKM’de idim.. Atatürk Kültür Merkezi’nde... Tam da Atatürk’ün istediği bir konserdi. Dev sahnede yan yana üç koro yer alıyor. Solda, Sinagog İlahileri Topluluğu.. Ortada Yakarış Topluluğu.. Sağda Nişan Çalgıcıyan Topluluğu..”

Peki Hıncal, bu Cumhuriyet konseri ise, imparatorluk konseri, padişahlık konseri nasıl olur? Ve Atatürk’le ne alâkası var bu “azınlıklar”ın?

Ben hayatının hiçbir devrinde Atatürk’ün Yahudi, Rum, yahut Ermeni topluluklarını dinlediğini, “tasavvuf musikisinden” haz aldığını okumadım.. Bir, sadece bir “kaynak” lütfen..

Peki, Atatürk’le ilgili bu tür bunca cinayetler işlenirken “Kanarya Sevenler Derneği” ne iş yapıyor?

Kimse hiçbir şeyi üstlenmediğine göre, sakın asıl sorumlu onlar olmasın?

Başka kurumların “göreve” çağrılmasından rahatsızlık duyan “tatlısu kefalleri” herhalde bu yeni önerime en ufak bir eleştiri getiremeyeceklerdir.

Cinayetleri görüp de başını çeviren, “bana ne” diyenler de “inci kefali”dir kıymetli okuyucu. Onlar daha ender bulunurlar. “Ağır ol da molla desinler” ilkesi uyarınca on tonluk balina gibi ağır aksak ve bin zahmetle hareket ederler.

CNN İnt. ve Fox TV’nin CIA güdümünde olduğunu biliyorsunuz. Ama aşağıdaki haberin, 4 Kasım 2003 sabahı Türk medyasında sadece Hıncal’ın hemşehrisi Taha Akyol’un önemli bir “post” işgal ettiği CNN Türk’te yer aldığını muhtemelen bilmiyorsunuz:

“DEHAP’lı belediye başkanları, hükümeti Kürt sorununun barışçıl çözümü konusunda adım atmaya ve cesur olmaya davet ederken, konuyu Ankara’ya taşıma kararı aldı. DEHAP’lı belediye başkanları, DEHAP Genel Merkezi tarafından açıklanan ‘yol haritası’ kapsamında AKP hükümetinin boy hedefi haline getirdiği Bingöl Belediyesinde destek amaçlı olarak toplandı ve ortak bir deklarasyon yayımladı. Belediye Başkanları adına açıklamayı Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Feridun Çelik yaptı.. DEHAP’lı belediyelerin, 1999 yerel yönetimler seçimlerinden bugüne kadar birçok engelleme, soruşturma ve görevden alma olayı ile karşı karşıya kaldıklarını belirten Çelik, buna rağmen Türkiye’nin demokratikleşmesi ve barış ortamının devamı yönündeki çabalardan vazgeçmediklerini belirtti. AKP hükümetinin anlaşılmayan bir mantıkla hareket ettiğini ifade eden Çelik, ‘KADEK lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit de devam etmektedir ve bu durum Bölge’de tansiyonun yükselmesine neden olmaktadır. Tansiyonu artırıcı bu uygulamaların kimin işine yaradığını anlamakta zorluk çekmekteyiz’ dedi. Başta Kürt sorunu olmak üzere AKP hükümetinin tüm sorunlara kulak tıkadığını ifade eden Çelik, ‘Tezkereyi onaylarken herhangi bir şekilde, Bölge’de bir iradeyi temsil eden bizlerle konuşma ihtiyacı dahi hissetmemiştir’ diye konuştu. AKP’nin Kürtlere tahammül etmediğini dile getiren Çelik, ‘AK Parti, Türkiye sınırları dışındaki Kürtlerin haklarına bile tahammül edemiyormuş görüntüsü vermektedir’ dedi. OHAL’in kaldırılmasının ardından yeni uygulamaların OHAL’i aratmadığına da değinen Çelik, koruculuk nedeniyle köye geri dönüşlerin de sağlanmadığına işaret ederek, şunları söyledi: ‘Biz DEHAP’lı belediye başkanları, çatışma, gerginlik ve yoksulluğun kentler üzerinde yarattığı ağır tahribatı çok iyi bilmekteyiz. Görevde bulunduğumuz 4.5 yıllık süre içerisinde bu yaraları sarmak için yoğun bir çaba harcadık. Bu nedenle çatışmasız durumun değerini çok iyi biliyor ve de devamını arzuluyoruz. Son sekiz ay içerisinde geliştirilen operasyon ve uygulamalarla barış ortamı bozulma tehlikesine girmiştir. Bu durum Bölge’de görev yapan biz belediye başkanlarını tedirgin etmektedir ve duyarlı herkesi de tedirgin etmelidir.’

Demokratik bir Türkiye için herkesi üstüne düşeni yerine getirmeye çağıran Çelik, taleplerini ise, şu şekilde dile getirdi: * Demokratik kamuoyunu artan çatışma ihtimaline karşı uyarmayı bir görev olarak ele almaktayız. Başta aydınlar ve sivil toplum örgütleri olmak üzere her kesimi duyarlılığa çağırıyoruz. * Devlet yetkililerine sesleniyoruz; bölünme fobisi ve bahanesinden bir an önce kurtulup cesur ve somut adımların atma zamanıdır.* Sayın İçişleri Bakanı, anlamsız ve komik harf yasaklarını bu ülke hak etmiyor. * Çatışma ve OHAL uygulamalarının sonucu olan mecburi göç ve koruculuk sistemi, geliştirilecek sosyal projelerle ortadan kaldırılmalıdır. * Hükümete sesleniyoruz; AB katılım sürecinde olan Türkiye’yi bu yoldan ayıracak veya geciktirecek politikalardan vazgeçmelisiniz. * Bölge milletvekillerine sesleniyoruz; Bölge’nin sesine kulak versinler, Bölge’den gelen barış ve demokrasi taleplerini TBMM’de gündemleştirsinler.”

Bu deklarasyonun, tam da Akepe’nin Türkiye’yi eyalet sistemine götürmeye çalışan “yerel yönetimler yasası”nı meclise sunduğu gün yayınlanması tesadüf müdür?

Deklarasyon yerine “muhtıra” dersek pek mi ağırınıza gidecek ağalar, beyler?

Peki kıymetli okuyucu, DEHAP’ın “Yol haritası” nedir?

Onu da “Genel Başkan” Tuncer Bakırhan’ın sözleriyle dinleyelim..

Tespit ve Öneriler

* Başta Kürtler olmak üzere bu coğrafyada yasayan tüm halklar, ülke bütünlüğü içerisinde, ortak vatan, özgür birliktelik için mücadele etmelidirler. Türkiye Devleti, kendi çatısı altında yasayan tüm halklara eşit davranmalı ve herkesin devleti haline gelmelidir.* Çok kültürlülük, inanç farklılıkları zenginlik kaynağı ve demokratik birliğin zemini olarak görülmeli ve herkese eşit yaklaşımlar geliştirilmelidir.* Türkiye bölünme fobisinden vazgeçmelidir. Ülke bütünlüğü içerisinde barışçıl çözümün tek doğru yol olduğu görülmelidir.* Uyum yasalarının uygulanabilmesi için gerekli yönetmeliklerin çıkartılmasına ihtiyaç vardır.* Güçlendirilmiş merkezi yönetim anlayışı yerel demokrasileri zayıflatıyor. Yerel yönetimlerin üzerindeki merkez vesayetini kaldıran, katılımcı yerel yönetimleri hedefleyen adımlar atılmamıştır.* Üretimin asil sahipleri olan isçinin, memurun, çalışanların emeğini koruyacak, sendikal haklarını tanıyacak, sosyal haklarını güvence altına alacak sosyal devlet ilkesi işletilmemektedir. İşçiler işlerini kaybettikçe işsizlik artmakta, sendikasızlaştırma dayatıldıkça taşeronlaşma hızla büyümekte; buna karşın üretim ve verim her geçen gün düşmekte ve ülkemiz yoksullaşmaktadır. * Hükümetin Irak’a asker göndermesinin asıl nedeni, Federe Irak’ta kendi ulusal haklarına kavuşacak Kürtlerin bir statü elde etmelerini engellemektir. Türkiye’nin Kürt düşmanlığına değil, dostluğuna ihtiyacı vardır. Kürt sorunu askeri değil, siyasi bir sorundur. Çözümü de demokratik dönüşümde aranmalıdır.

Talepler

* ‘Demokratik ve Barışçıl Çözüm’e imkan ve şans tanımak için yeni bir gerginlik ve çatışma ortamına yol açılmamalı ve olası riskler ortadan kaldırılmalıdır. Bu nedenle acilen çift taraflı ateşkes yapılmalı, operasyonlar durdurulmalıdır. Bu çerçevede Irak’a asker gönderme çabasından hemen vazgeçilmelidir. * KADEK Lideri Abdullah Öcalan’ın avukat ve aile görüsüne çıkmama kararının gerekçesi İmralı Tek Kişilik Cezaevi’ne özgün, özel uygulamalar ve Kürt sorununun demokratik çözümünün engellenmesidir. Ulusal ve uluslararası hukukun gereği olarak kısıtlamalar kaldırılmalı, tecrite son verilmelidir. Bu temelde sağlık sorunları uzman heyetler tarafından giderilmeli, avukat görüş saati artırılmalı, basın-yayın araçlarının girmesi sağlanmalı, mektup ve yazı yazması önündeki engeller kaldırılmalıdır.* Koruculuk sistemi, gerekli ekonomik ve sosyal tedbirler alınarak kaldırılmalıdır. Özel TİM, bölgeden çekilmeli ve devleti içten çürüten, hukuk zemininden çıkaran gayrimeşru güçlerin tamamen lağvedilmesi sağlanmalıdır. * Göçlerin sonuçlarının ortadan kaldırılması için gerekli çalışmalar yürütülmelidir. İdari, sosyal ve hukuki tedbirler alınmalı, teşvik edici bir rol üstlenilmelidir. Köylülerin dönüşü sağlanmalı; zorla başka alanlarda ikâmet etmeye zorlanmamalı, zararları tazmin edilmelidir. * KADEK bu süreçte çatışmalar içerisine girmemeli ve demokratik sürecin ilerlemesine katkı sunmalıdır. KADEK, Türkiye’de oluşacak demokratik ortama, siyasal yasama katılım sağlamalıdır. Bunun gereği olarak iyi niyet adımlarını atmalıdır. Devlet ise bu adımlara yasal ve hukuki güvence sağlamalıdır.* Partimize ve demokrasi güçlerine uygulanan ayrımcı ve hukuk dışı yönelimlerden vazgeçilmelidir. Düşünce, örgütlenme ve ifade özgürlüğü önündeki yasal ve fiili engeller kaldırılarak, uluslararası hukuk esas alınmalıdır.* Kürtçe yayın, eğitim ve isim serbestisine ilişkin çıkarılan yasalar yetersiz olsa da, bu yasaların pratikleşmesi önündeki fiili, bürokratik engeller kaldırılmalıdır. Kürt dili ve kültürü önündeki tüm engeller kaldırılarak, Kürt dilinde eğitim hakkı tanınmalıdır. * Mezhepsel farklılıklar bir zenginlik olarak görülmeli, basta Alevi inanca sahip yurttaşlar olmak üzere, herkesin inançlarının gereklerini yerine getirebilecekleri özgür koşullar sağlanmalıdır. * Halkın demokratik iradesinin Meclis’e tam yansıması için siyasi partiler ve seçim yasasında demokratikleşmeye gidilerek, yüzde 10 ülke barajı sistemi kaldırılmalıdır.

DEHAP ne yapacak?

Bu taleplerin yasam bulması için parti olarak diyalog yaratma ve arabulucu olma çabamızı sürdüreceğiz. Bu temelde tüm çevrelerle görüşmeler yaparak, bu çabamızdaki kararlılığımızı göstereceğiz ve destek arayacağız.* Türkiye’nin AB üyeliğinin gerçekleşmesi için partimiz gerekli katkıyı sunma kararlığındadır.* Türkiye’de sorunların çözümü solun demokratik programı ile mümkündür. Partimiz DEHAP bunu oluşturmak için solun birliğini, demokratik ittifakını oluşturma çabalarını hızlandıracaktır.* Hükümetin Irak’a asker göndermesini engellemek için halkı bilinçlendirme amaçlı kitle çalışmaları yürüteceğiz.* Savaşa karşı barışı, çözümsüzlüğe karşı demokratik çözümü amaçlayan yürüyüş, miting, imza kampanyası gibi etkinlikler organize edeceğiz.* Toplumsal iç barışın bir gereği olarak korucuları yanlıştan döndürmek, sorunlarına çözüm bulmak için korucu ailelerle görüşme cabası içerisinde olacağız.* Hak gasplarına karsı toplumun her kesimiyle tepkilerini paylaşma, taleplerine sahip çıkma partimizin birincil görevi olacaktır.* AB uyum yasalarının uygulanması için etkin bir denetim ve izleme politikasını benimsedik. Bu amaçla içeride ve dışarıda diplomatik girişimlerde bulunacağız.* Göreceli barış ortamını ve demokratikleşme surecini sekteye uğratacak, gerilime yok açacak her türlü girişimi ve barışı istemeyen çevreleri acık bir şekilde teshir edeceğiz. *Yol haritamızı halkın önüne serecek ve desteğini isteyeceğiz. Bu, milyonlarla ifade edilen bir imza kampanyasıdır.”

Yol Haritası bu, kıymetli okuyucu.. Bunlar gizlenmemeli, saklanmamalı, bu milli devleti kuran “Türkler”in bilgisinden kaçırılmamalıdır. TRT’de günde üç öğün bangır bangır tekrarlanmalıdır. İhaneti açıklamak, hainin propagandasını yapmak demek değildir.

Bu “harita” kamuoyunda tartışılmalı ki kimlerin hain olduğu, kimlerin görevini ihmal ettiği, savsakladığı açıkça ortaya çıkmalıdır.

“İlgili” belediye Başkanları Bingöl’de toplanıp işte bu deklarasyonu yayınlıyor ve Ankara’ya giderek Cumhurbaşkanı’na bu isteklerini ileteceklerini belirtiyorlar.

Öcalan’a özgürlük istiyorlar, aba altından “Güneydoğu’da çatışma” sopasını gösteriyorlar.

“Dirisini hep başkası kullandı, biraz da biz kullanalım” mazeretiyle 12 Ocak 2000’de Öcalan dosyasını başbakanlıkta bekletmeye alan üçlü cuntanın kulaklarını şimdi nasıl çınlatmazsınız?

Peki Akepe ne yapıyor?

DEHAP’ın, “görüşeceğiz” dediği KADEK’in Irak’taki üssü Kandil Dağı’nı uzaktan seyrediyor.

Dubai’de; Kandil’e müdahale etmeme karşılığında 8.5 milyar dolara imza atıyor.

Türkiye’yi tehdit eden terörü Amerika’ya, bir anlamda da Kuzey Irak’a Yahudi Kürtler aracılığı ile yerleşmeye başlayan “yeni komşumuz” İsrail’e ihale ediyor.

Türkiye’deki yeni “sivil yönetici” Edelman göreve başlar başlamaz Uğur Ziyal’e “KADEK’i silahsızlandıralım” önerisi getiriyor.

Dikkat edilsin lütfen.. “Etkisiz hâle getirelim, yok edelim” değil, “silahsızlandıralım.”.

Sivil Yönetici’nin bu teklifini, yine Amerika’nın zoru ile çıkarılan “Eve Dönüş Yasası” ile üst üste koyun ve gözlerimin içine bakın..

KADEK, DEHAP aracılığı ile siyasete sokuluyor ey ahali..

Devlet’i tehdit ederek sokuluyor.

“Silahsızlandırılan”, Kuzey Irak’ta istenmeyen, CIA’nin “Size Irak kimliği verelim” önerisini kabul etmeyen terör örgütü Türk Devleti’ne “Yol haritası” dayatıyor.

Hatay’ı kendi haritalarında gösteren Suriye’ye neden kızıyorsunuz?

Adamlar Türkiye’de serbestçe satılan gazetelerinde Türkiye’de bir vilâyetten Amed diye bahsediyorlar. Yetmiyor, CHP’nin Tunceli Milletvekili Vahdet Sinan Yerlikaya örgütün televizyonuna “DERSİM parlamenteri” alt yazısı ile demeç veriyor.

Kıbrıs’ta seçimleri etkilemek için AB’nin CTP’li belediyelere para akıttığı kabul ediliyor da, benzeri bir ihtimal Türkiye için neden gözardı ediliyor? Güneydoğu’daki çeşitli isim ve kılıktaki AB-ABD bürolarının ne işe yaradığı hiç mi merak edilmiyor?

Güneydoğu’da üç bin ajan olduğunun açıklanması neye yarıyor, ne yapılıyor, sadece vicdanları rahatlatmaya mı hizmet ediyor?

AB “DEHAP’ın Yol Haritası” ile eş zamanlı olarak alfabemizin değişmesine bile karışınca, Atatürk’ün Sarayburnu’nda karatahta başında çektirdiği o meşhur fotoğrafı ne yapacaksınız?

Peki “bütün bu ahval ve şerait içinde” ben; devletin başka hiçbir kurum ve kuruluşu olayı üstlenmediğine, sahiplenmediğine, benimsemediğine göre tatlısu kefalleri ile inci kefallerini gücendirmek bahasına ve bütün gücümle “Kanarya Sevenler Derneği, Göreve!” diye slogan atsam, pankart açsam “Kemal Paşa’nın boz kalpaklı Kuvvacıları”na pek mi ayıp etmiş olurum?

Sahi nerede onlar?