| Muharrem Kılıç |
|
Tezkere, çuval, pankart: Bizde yaklaşık son yirmi yıldır “Yakından İzleme” politikası hayata geçirildi. Ülkenin ve milletin geleceğini şiddetli veya hafif biçimde etkileyecek her türlü iç ve dış gelişme karşısında, sorumlu makamlar açıklama yapıyorlar, “Yakından izliyoruz”. İzlemesine izliyoruz da gereği ne zaman yapılacak bilmiyoruz. Daha neleri ne zamana kadar izlemeye devam edeceğiz onu da bilmiyoruz. Herhalde bu devletin yasaları, işlenen suçlar, yapılan ihanetler sorumlu yetkililer tarafından izlensin, ama kesinlikle hiçbir şekilde müdahale edilmesin diye çıkarılmış olmalı. Yoksa böyle her başımıza geleni “Yakından izliyoruz” diyerek savsakalayabilir miydik? Devlet olmanın gereği bu mudur? Devletler ve milletler böyle davranarak mı yaşarlar. Devletlerin ve milletlerin hayatında böyle umursamazlıklara, duyarsızlıklara yer var mıdır? Kendini düşmanının merhametine telsim eden devletlerin ve milletlerin yaşama hakları yoktur. Bu politikalar birer umursamazlık, birer gaflet, birer dalalet, birer ihanet politikası mıdır? Artık bunu belirlemenin zamanı gelmiş de geçmektedir. Evet, millet soruyor, “Daha ne zamana kadar izlemeye devam edeceksiniz?” Bir zamanlar da “ Kanı yerde kalmayacak” edebiyatı vardı. Bölücü eşkıya asker, polis, öğretmen demeden her düşürdüğü pusuda öldürürdü. Hemen ardından sorumlu makamlar açıklama yapardı: “Kanları yerde kalmayacak.” Kanları yerde kaldı mı, kalmadı mı bunu en iyi sorumluluk taşıyanlar bilir. Bir de özel adada besiye çektiğimiz emperyalistlerin uşağı bilir. (Bu, Türk milleti bilmez demek değildir.) ABD, AB, IMF vs, vs. istedi diye on beş günde on beş yasa çıkarttık. Uyum yasaları adı altında “ihanet yasaları” diye nitelenebilecek, birliğimizi, bütünlüğümüzü, hatta varlığımızı bozmayı hedefleyen yasalar çıkarttık. Ulusal değerlerimizi yok sayan “Ulusal Program”lar yaptık. Türk Milletinin ve Türk Devletinin varlığı ve birliği, huzuru, rahatı uğruna her şeyi “emirle” yapan fedakar askerlerimizi, polislerimizi birilerinin gönlü olsun diye hapishane köşelerinde çürüttük ve çürütmeye devam ediyoruz. Fidan gibi evlatlarımız ömürlerinin baharında kara toprakla buluştu, şehit düştü. Kimin için? Bizim için. Sıra sıra şehit cenazeleri geçti önümüzden. Babalar koç gibi kınalayarak askere gönderdikleri oğullarını tabut içinde teslim aldılar. Türk devletinin sınırları içinde Türkler, “Türküm” demekten çekinir hale geldi. Gazetelerde açlıktan ölen çocukların resimleri yayınlandı. Maddi ve manevi değerlerimiz bir bir yok ediliyor. Hiç kimsenin umurunda değil. Sonra bir gün bir yürüyüş sırasında, canına tak etmiş bir vatandaş, bir duyarlı genç “Ordu Göreve” yazılı bir pankart açıyor. Vaay, kızılca kıyamet kopuyor. Sen bu pankartı nasıl açarsın? Sen nasıl orduyu göreve çağırırsın? Sanki adam Yunan ordusunu göreve çağırıyor. Sanki Rus ordusunu göreve çağırıyor. Birileri vatana ABD ordusu gelebilsin diye kararlar alırken, bir kişi “ordu göreve” dedi diye kıyamet kopuyor. Sanırsınız ki Türk ordusu o pankartı açan kişinin emrinde! O öyle bir pankart açtı diye, ordu hemen teyakkuz durumuna geçti.! Duyduklarım doğruysa, o pankartı açan kişi DGM’de yargılanacakmış.(!) Aslında az bile! Ona öyle haddi bildirilmelidir ki bir daha hiç kimse ordu lafını ağzına alamasın.(!) Hatta ibreti alem için o pankartı açanı, Kaymakam Kemal Bey’i astığınız meydanda asmalısınız ve cesedini ibret için bir süre orada bırakmalısınız.(!) O da hak etmiş ama canım! Sen nasıl orduyu göreve çağırarak darbe kışkırtıcılığı yaparsın. Sen de sayın Yakis gibi “Türk ordusu Kıbrıs’ta işgalcidir” anlamına gelen sözler söyleseydin kimse sana kızmazdı. Beyler, telaşa lüzum yok. Korkmayınız. Bu ordu sizin de ordunuzdur. Siz Türk vatandaşlığını isteyerek terk etmedikçe tabi. Sizin de hukukunuz hem yurt içinde, hem yurt dışında bu güç sayesinde korunmaktadır. Unutmayınız ki bu coğrafyada güçlü bir orduya sahip olmayan devletler ve milletler çok fazla tutunamazlar. Türk Milleti bunun bilincindedir. O orduyu zaafa uğrattığınız ölçüde, palikarya şımaracak ve sırasıyla sizden Kıbrıs’ı, İstanbul’u, İzmir’i, tüm Ege’yi isteme cesareti gösterecektir. Sizi dünyada kara kaşınız, kara gözünüz için mi adam yerine koyuyorlar zannediyorsunuz? Yoksa sizden korktukları, çekindikleri için mi? Hayır. Peki ne için? O ordunun yüzü suyu hürmetine. Anlayabiliyor musunuz? O zaafa uğratmaya, gücünü kırmaya çalıştığınız ordu sayesinde içerde ve dışarıda politika yapıyorsunuz veya yaptığınızı zannediyorsunuz. Ordu, Türk Milletini geleceğe taşıyan gemidir. Siz de o geminin içinde yer alıyorsunuz. Orduyu zaafa uğratmaya çalışmak, bindiği geminin tabanını delmek demektir. Bu hepimiz için acılara neden olur. Ancak, unutulmamalıdır ki, bu milletin evlatları, geminin tabanında açılan delikleri kapatmak için kendini feda eder, o gemiyi yüzdürür. Ancak, gemi normal seyrine başladıktan sonra, bu millet, feda ettiği evlatlarının hesabını, sorması gerektiği herkesten sorar. Bu gün sizden ve dışarıdaki destekçilerinden cesaret alarak bölücü hainlerin neler yaptığını bilmeyen yoktur. Elin uşağı bayrağımızı ayaklar altına attı çiğnedi kimsenin gıkı çıkmadı. Toplantılarında İstiklal Marşı’mızı okumadı, çünkü kendini bu ülkede hür kabul etmediğini göstermek istedi, kimsenin gıkı çıkmadı. Bunları hep “Yakından izledik.” Başka neleri yakından izlemiştik, kısaca bir göz atalım: -Kerkük “Stratejik müttefikimiz(!)” tarafından Kürtlere teslim edildi. Biz “Yakından izliyoruz.” -Tapu daireleri, nüfus daireleri yakıldı, talan edildi. Biz “Yakından izliyoruz.” -Kürtler ilk gözdağı için Kerkük’te on bir Türkmen kardeşimizi alçakça şehit etti. Biz “Yakından izliyoruz.” -ABD Irak’ta askerimizin başına çuval geçirdi. Biz “Yakından izliyoruz.” -PKK büyük şehirlerde kurtarılmış bölgeler oluşturuyor. Biz “Yakından izliyoruz.” -PKK büyük şehirlerde gençlerin eline “Hepimiz birer Apo olacağız” yazılı pankartlar verip yürüyüş, gösteri yaptırıyor. Biz “Yakından izliyoruz.” -PKK Belçika’da yargılanmakta olduğu suçları Türkiye’de işliyor. Biz “Yakından izliyoruz.” -Samsun’da PKK gösteri yapıyor, vatandaş tepki gösteriyor, polis vatandaşı engelliyor, bölücüler şımarıyor. Biz “Yakından izliyoruz.” -PKK Kuzey Irak’taki silahlarını Türkiye’ye aktararak yığınak yapıyor. Biz “Yakından izliyoruz.” -Bingöl ilimizde toplanan DEHAP’lı 38 belde, ilçe ve il belediye başkanı devleti tehdit ediyor. Biz “Yakından izliyoruz.” -Türkiye’yi eyaletlere bölmeyi hedefleyen, federasyona alt yapı hazırlayan Kamu Yönetimi Kanun Tasarısı hazırlanıyor. Biz “Yakından izliyoruz.” -AB son anda “Kıbrıs’ı vermezsen AB’ne giremezsin” diyor. Biz” Yakından izliyoruz.” -AB alfabemizi Kürtçe fonetiğine uydurmak için değiştirmemizi istiyor. Biz “Yakından izliyoruz.” -Tevhidi Tedrisat kaldırılıyor. Biz “Yakından izliyoruz.” -PKK yandaşları mahkemelerde “Kürtçe isim” davaları açıyorlar. Biz “Yakından izliyoruz.” -Kuzey Irak’ta Kürtler, Irak hükümetinin tek Türkmen üyesi Songül Çabuk’u ölümle tehdit ediyorlar. Biz “Yakından izliyoruz.” -AB Kuzey Kıbrıs’ta 12 milyon euro rüşvet dağıtarak işbirlikçi hainlere destek verip, Türklüğü adada yok etmek istiyor. Biz “Yakından izliyoruz.” -İsrail Kuzey Irak’ta suni bir yapılanma peşinde, orada kendisine bir gelecek yaratmaya çalışıyor. Biz “Yakından izliyoruz.” İyi de beyler, paşalar, daha ne kadar ve ne zamana kadar izlemeye devam edecek bu millet? ABD askerleri Irak’taki gibi kapılarımızı kırıp, kafamıza çuval geçirirken de “Yakından izlemeye” devam mı edeceğiz? Yoksa bu milletin verdiği vergilerden maaş alan sorumlu-yetkililerin görevi, sadece “Yakından izlemek mi?” Eğer öyleyse, bunu da topluma açıklayın ki, toplum birilerine güvenmek yerine, kendi reflekslerini geliştirsin ve var olma mücadelesinde üstüne düşeni yapsın. Yok, eğer öyle değilse, herkes görevini yapsın. |