Arama: 
10.11.2003/Sayı:43
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Başyazı Gökçe Fırat

Cin şişeden çıkınca...

Atatürkçü gençlere saldıranlar tecrit olur

Atatürkçü gençlerin “Ordu göreve” pankartının yankıları devam ediyor. Geçtiğimiz 10 gün, özellikle Şeriatçı gazetelerin Atatürkçü gençlere yönelik saldırıları ile geçti.

Tabii Şeriatçı gazetelere destek veren daha doğrusu Şeriatçılar tarafından piyon olarak kullanılan bir kısım sözde Atatürkçü ve Atatürkçü geçinmeye çalışan Maocular da saldırı kampanyasında yerini aldılar.

Bu, bizler açısından gayet anlaşılır ve beklediğimiz bir durum. Gençler o pankartı açarken, hangi hain ve devlet düşmanı odakların, kendilerine hangi malzemelerle saldıracağını biliyorlardı. O nedenle, hergün gazeteleri açtığımızda, tam da beklediğimiz yazıları görüp, gülüyoruz. Doğrusu bu son 10 gün, bu açıdan bizler açısından oldukça eğlendiriciydi.

Gazetemizin düzenli okurları bilirler. Türkiye’nin ve milletimizin ihtiyacı olan politikalar ilk önce TÜRKSOLU’nda yazılır. Yazılanlar büyük bir infial yaratır. Malum çevreler hemen saldırılara başlarlar.

TÜRKSOLU’nun ve Atatürkçü gençliğin önünü kesmek için emperyalist merkezlerin kullandığı bazı piyonlar vardır. Her seferinde bunlara görev verilir. Bunlar da görevleri gereği bize saldırırlar.

Bize saldıran cephenin önünü bugüne kadar daha çok Vakit gazetesi çekti. Ancak son bir aylık süreç, Vakit’in bizi durdurmaya yetmediğini gösteriyor. O nedenle daha iri kuvvetler TÜRKSOLU’nun üzerine salınıyor. Vakit’in yetersiz kaldığı yerde Zaman, Yeni Şafak, Tercüman devreye sokuluyor.

Yine bugüne kadar Atatürkçülük içinde tutunmaya çalışan, Pepsi tarafından finanse edilen ve Fransız istihbaratı tarafından kullanılan bir besleme grup kullanılıyordu. Ancak onlar da yetmediği için emperyalizm bu cepheyi de kuvvetlendiriyor. Bu grubun yanına, mason rektörleri ve Maocu-Apocu takımını da ekliyor.

Kısacası hem sağdan hem soldan, hangi kuvveti devşirebilirlerse Atatürkçü gençliğin üzerine salıyorlar. Ancak tüm bu çaba boşa çıkıyor. Çünkü son iki yılın tüm siyasi polemikleri, TÜRKSOLU’nun haklılığını kanıtladı, Atatürkçü gençliğin örgütlenmesini ve mücadelesini güçlendirdi. Ve aynı şekilde TÜRKSOLU’na saldıran güçler tecrit olup güçsüz düştüler.

Bugünkü saldırı kampanyası da bunu kanıtlamaktan başka bir şeye yaramayacak. Çünkü bu güçleri üzerimize salan emperyalistler, Atatürkçülüğün bir fikir olarak tuttuğunu ve artık engellenemeyeceğini göremiyorlar. Dolayısıyla karşımıza diktikleri kuvvetler rezil olup, tecrit olup safdışı kalıyorlar. Hele hele her seferinde topal askerlerle bize saldırıya geçmeleri son derece acınacak bir görüntü yaratıyor. Emperyalistler kullanacak sağlam asker bile bulamıyor, eski topal askerlerini kullanıyorlarsa, bu ülkede hiç şansları kalmamış demektir.

Bu nedenle kendimize güveniyoruz. Fikirlerimizin, politikalarımızın, ideolojimizin sağlam olduğunu biliyoruz. Dahası bu fikirlerin halk tarafından benimsendiğini görüyoruz. Bu noktadan sonra bize saldıranlar, ancak bizi eğlendirmeye yarıyor.

Bize saldıran tüm kuvvetlere tavsiyemiz biz Atatürkçü iktidarı kurana kadar politika sahnesinde barınmak gibi bir istekleri varsa uslu durmalarıdır. Uslu durmaz saldırırlarsa bize birşey olmaz ama onların da bu ülkede yerleri olmaz.

Korkutan sessizlik

Bizim açımızdan bize saldırıların Türkiye’ye ve Atatürkçülüğe verdikleri zarar dışında bir önemi yok. O nedenle saldıranları değil saldırmayanları dikkate alıyoruz. Tartışılan pankart açısından da üzerinde önemle durulması gereken, bize saldırıya geçenler değil suskun kalan çevrelerin bu davranışlarının analiz edilmesidir.

Öncelikle Amerikancı ve şeriatçı iktidar bu konu hakkında konuşmaktan ısrarla kaçınmaktadır. Olur olmaz herşeyde kabadayılık taslayıp, hakaretler ve tehditler savuran molla susmaktadır. Molla neden susmaktadır?

Molla, bu pankarta neden sesini çıkaramamıştır?

Sonra büyük sermaye medyası da sessiz kalmaktadır. Bize saldırmak için bunca fırsat kollayan bu medyanın suskunluğu neye yorulmalıdır?

İşte şimdi bu suskunluğun sebebini ortaya koyabiliriz.

Atatürkçü gençlik, ülke için duyduğu kaygılarla, bağımsız bir şekilde meydana çıkmış “Ordu göreve” pankartını açmış ve tüm dengeleri altüst etmiştir. Herkesin üstünü örtmeye çalıştığı cin şişeden çıkmış, bir gerçeklik halini almıştır. Bu andan sonra, gençler açısından sadece bir istek olan Ordu’nun görevi tartışmasının üstü örtülmek istenen gerçek gündem olduğu ortaya çıkmıştır.

Şimdi çok açık konuşalım. Denildiği gibi bir grup, hele hele küçük bir grup gencin bir pankartının bu kadar yaygaraya ve yine aynı şekilde bu derece sessizliğe yol açması normal değildir. Demek ki, pankartta yazılanlar, ülkenin gizli gündemi olarak zaten tartışılmaktaydı.

Molla iktidarının böyle bir korkusu vardı. Kendinden önceki mollanın başına neler geldiğini de bildiği için, bu pankart onu çok ürküttü. O nedenle sessizlikle geçiştirip, Ordu korkusunu bastırma yolunu seçti. Hem böylelikle belki görev yapma hazırlıkları varsa bunlara da fırsat vermemek için susmayı tercih etti.

Pankart görevini yaptı

Ama molla yandaşı Şeriatçı basının, sanki yarın müdahale olacakmış gibi senaryolar çizmeleri, bu senaryolara kendilerini de inandırmaları bu kesimin böyle bir müdahaleyi ciddi ciddi beklediğini göstermektedir. O nedenle pankart görevini yapmış, bu kesimlere gereken mesaj iletilmiştir.

Aynı mesajı büyük sermaye basınının da çok net bir şekilde çıkardığı görülüyor. Onlar da susarak, iktidara daha ileri gitmeyin, müdahale olursa sizi biz de desteklemeyiz mesajı verdiler.

Bu yaşananları 28 Şubat öncesinde de benzer bir şekilde yaşamıştık. O nedenle büyük güçler susmaktadır. Bu suskunluklarını iyi anlamak gerekir.

Kısacası pankartın, Şeriatçı medyada tartışıldığının ötesinde bir etkisi olmuştur. En azından böyle bir müdahalenin, hem molla ve yandaşları hem de büyük sermaye tarafından bir olasılık olarak akılda tutulduğu görülmüştür. Burada büyük kuvvetlerin bu kaygılarının, nesnel bazı bilgilere dayandığını düşünmeliyiz. Eğer öyle olmasaydı, dut yemiş bülbüle dönmezlerdi.

Şimdi bunun gerisindeki tüm konuşmalar boşunadır. O nedenle biz de, ortaya çıkan bu gerçeğe, bize yapılan saldırılardan çok daha fazla önem veriyoruz.

Ancak burada kendimiz açısından bir açıklama yapma ihtiyacı da duyuyoruz. Atatürkçü gençlik, cini şişeden çıkartmıştır. Ama bu cinle hiçbir bağlantısı yoktur. O nedenle, kurulan komplo teorileri yersizdir. Uçuşan jetler, önceden hazırlıklar vs. senaryolar son derece paranoyak bir ruh halinin ürünüdür.

Atatürkçü gençlik, hiç kimseyle hiçbir bağlantısı olmadığı, hiçbir göbek bağı olmadığı, hiçbir açık-gizli planın içinde yer almadığı için çok rahattır. O pankartı açmaya neden olan da zaten bu bağımsızlıktır. Bağımlı güçler, dediklerine dikkat ederler. Bizimse hiç kimseden hiçbir çekincemiz yok. Bildiğimiz doğruları söylemekten de bu nedenle çekinmiyoruz. Önümüzdeki dönemde de söylemekten çekinmeyeceğiz.