| Hüseyin Mümtaz |
|
Az şekerli Cumhuriyet Cumhuriyet’in 80’inci yılına giriyoruz. Fakat ne yazık ki bu sekseninci yıla; Cumhuriyet’le hesaplaşma kavgasının bayraktarlığını yapan bir kadronun yönettiği Türkiye olarak giriyoruz. Atatürk’ün Çankaya’sının duvarları türban tartışması ile zorlanıyor. Bu gidişle çok değil, asıl üç sene sonra Köşk’e yerleşecek “türban-çarşaf-potur” koalisyonu dışarıya “acayip” bakmaya başlayacak.. Arınç’ın en büyük ideali bir hafta sonu ceketleri çıkararak şöyle ailece Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ile bahçede sohbet etmekmiş. (Zaman-Nuriye Akman) Arınç veya başkasının Köşk’e çıkmasından sonra zamanın Genelkurmay Başkanı, onun istediği gibi Köşk’ün bahçesine bağdaş kurarak semaver eşliğinde ailece yapılan pikniğe katılır mı bilmem ama… Ama hakikaten “hayali bile cihan değer”. “Ata” uçağında sergilenen tavır ve yaklaşımlar, “Ata” uçağının aprona yanaştığında uzatılan merdivenden inen türban-çarşaf-şalvar kombinasyonlarının çekilen ve basına yansıyan fotoğrafları “yapılacakların” da teminatı değil mi? Cumhuriyet’in Meclis’ten sonra geriye kalan son direnek noktalarını da ele geçirmeye çalışan bu öğretinin en büyük müttefiki, hayrettir ki liberal demokratlar, numaracı cumhuriyetçiler. Onlar zaten hiçbir zaman “Birinci”sinden, yâni Atatürk’ün Cumhuriyeti’nden hoşlanmamışlardı ki! Omurgasız aydınlar; başka herhangi bir devlette olsa kimsenin yüzüne bakamayacak, insan içine bile çıkamayacak Karen Fogg-Bush çocukları, hayrettir ki yazılı ve görsel basının baş köşelerinde en “muteber” konuklar. İhanet böyle prim yapar mı? Madalya hainlerin göğsüne böyle göstere göstere takılır mı? Bir devlet, AB muhipliği kılığında temeline dinamit koyan “teşekkül mensuplarını” böyle başıboş bırakır mı? Bir devlet kendi savunma refleksini cicili ambalajlı “Uyum paketleri” adı altında kendi elleriyle böyle yok eder mi? Cumhuriyet’in 80’inci yılında devlet hem kendini, hem 40 mil güneyindeki Kıbrıs Türk Devleti’ni yok etmeye çalışıyor. Sonra da kalkıp 80’inci yıl kutlama törenleri düzenliyorlar. Milletle, tarihle, coğrafya ile ve gelecekle alay eder gibi. Halk konserleri düzenlensin, bayram stadyumlarda geçit törenleriyle değil, meydanlarda protokolsuz kutlansınmış”!. “Halk”ın “sanatçıları”, o uğrunda jiletler atıp bağrınızı parçaladığınız, yerlerde sürünüp çığlıklar attığınız halk “sanatçıları” da “dolar” karşılığı olur demişler. Alın size halkın sanatçılarını.. Adamın biri diyor ki; “Herhangi bir milli bayramın kutlanması artık fiziki gücün kutsandığı ve militer gücün teşhir edildiği gösterilerle olmamalı.” Olur.. Işıklarla her yıl daha “güzelleştirilen” yeni çehresiyle eskiyi çağrıştıran “günlerini” özlemle anarak gitgide “Levanten” bir görünüm kazan(dırıl)an Beyoğlu’nda tinerci çocuklarla; yahut “Gökçek duvarları” ile dörde-beşe bölünüp yer altı esnafına teslim edilen Kızılay’da “varoşlarla” kutlayalım. Yahut bir evvelki 30 Ağustos’larda İzmir’de, arkasından Harbiye’de olduğu gibi Yahudi Seferad korolarının ezgilerine, Patrikhane bülbüllerinin Rumca şarkılarına, Ermeni çocuk korosunun Ermeni tınılarına, Diyarbakır Belediye Çocuk korosunun Kürtçe “kürtülerine” yer veren Sezen Aksu “uyum” konserlerine “ailece” gidip suyun öte tarafına övgüler düzelim, kandilli temennalar sarkıtalım. Veya kaliteyi arabesk-rebetiko’dan klâsik’e çevirelim; Kuzey Irak’ta helikopterde Musgorsky’nin “Çıplak Dağda Bir Gece”sini dinleyelim. Cumhuriyet’i ucuzlaştırıp, bayağılaştırıp iyice ayağa düşürelim. “Devlet” olmasın, “halk” olsun, “cemaat”lar olsun. Millet olmasın. İyi de “devlet”; başlangıçta sürü halinde yaşayan insan topluluklarının kabile-boy-cemaat aşamalarını geçip milletleştikten sonra ulaştığı ve kendini ifade edebildiği en yüksek “sosyal organizasyon” değil midir? Biz gene devleti milleti yıkıp, yok sayıp taş devrinin sürüleri haline mi döneceğiz? Üniter devlet yapısından “federal” yapıya geçiş provaları, yetkinin taşraya aktarılması, Türkiye’nin fazla büyüdüğü ve bu yüzden her problemin artık merkezden yâni Ankara’dan çözülemediği masalları bu projenin ilk adımı mı? Ankara’dan, yâni Kuvayi Milliye’nin başkentinden. Yağma yok.. Cumhuriyet kutlamalarını “light” hâle getirip “arabesk” tarzda kutlamak isteyenler neden hep “işbirlikçiler”dir, hiç düşündünüz mü? Tahkim yasaları çıkarılırken susarlar, tarım yasaları çıkarılırken susarlar; ikiz ihanet yasaları, endüstri bölgeleri yasası çıkarılırken boş gözlerle bakarlar.. Kıbrıs ve Ege’yi veren 1999 Helsinki Anlaşması imzalanırken görmezden gelirler, “bakan” kılığında anlaşmanın altına imzayı bile atarlar. Uyum paketleri’ne çıt çıkarmazlar. Hâlâ hiç sıkılmadan “AB Atatürk yoludur, AB’ye onurlu bir şekilde girilmesinden yanayız” tavrının arkasına sığınırlar. Bu kadar “uyum”dan sonra girilecek AB’de “Türk devlet”inin ortada kalmayacağı için onurundan da söz edilemeyeceğini hiç düşünmezler. Azınlıklara aşırı hak vererek İmparatorluğu yıkarken “cumhuriyetçi”dirler.. Peki ama “milli devlet”de azınlıklara aynı şekilde aşırı hak verilmesini destekleyince “neci”dirler? Öcalan’ın infazının; kendilerine “liderler zirvesi” adını takan bir üçlü cunta tarafından anayasaya tamamen aykırı bir tarzda başbakanlıkta bekletilmesine çıt çıkarmazlar. Şapka kanunu değişikliği gündeme gelir, Milli Eğitim’e bağlı okullarda yıllık ünite plânlarından “Atatürk İlke ve İnkilâpları” çıkarılır. En kıytırık Kürt kabilesinin Ankara temsilcisi Irak tehditleri savurur, susarlar. Amerika’nın yeni “sivil yöneticisi” Edelman Silâh Fuarı’nda talimatlar verir; “1.Türkiye Ulusal çıkarlarını yeniden gözden geçirmelidir. 2. Terörizme karşı yürütülen mücadele de Suriye bazı sorunlar çıkarıyor. Sınırlarını teröristlere açıyor. Bu konudaki baskıyı arttırmamız gerektiğini düşünüyorum. 3. ABD güçlü bir Filistin Başbakanı ile çalışmaya hazır. Türkiye’nin İsrail’le dostluğu da bu noktada büyük önem kazanıyor. İran’ın da yeni bir vizyonla dünyaya karışmasından yanayız...4. Kıbrıs’ta tarihi bir fırsat kaçırılıyor. Annan Planı, Türk toplumunun güvenliğini, Türkiye’nin çıkarlarını sağlayan ve hala tarafları tatmin edici çözüm için en iyi temeldir. Denktaş gelişmeye engel olmamalı... Kuzey Kıbrıs’taki seçimlerde uluslararası gözlemci hazır bulunmalı ve adil bir seçim yapılmalıdır. Zaman kısalıyor” der hiç sıkılmaz, en ufak bir rahatsızlık duymazlar. Süleymaniye’de çuval geçirilir, Kıbrıs’ta çorap örülürken tepki vermezler. Amerika tezkere der, tezkereyi çıkarırlar.. Amerika bu sefer “Bir bakalım” der, dururlar. Millet iradesinin oyuncağa çevrilişini, Dubai’de 8.5 milyar dolarlık “kan bedeli” borcuna imza atılışını yok farz ederler. AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu bölümünde çalışan Genel Müdür Mathis Ruete, Kürtlere Kürtçe isim verildiğini, ancak Türk alfabesinde w, q, x gibi harflerin bulunmamasının sorun yarattığını ifade ederek bu harflerin Türk alfabesinde neden bulunmadığını bile sorar. (İKV Başkanı Davut Ökütçü’ye) Susarlar. Var mı böyle bir edepsizlik? AB şimdiye kadar Grek alfabesi kullanan Yunanistan’a veya Kiril alfabesi kullanan Bulgaristan ile Romanya’ya böyle bir soru sormuş mu? Susar, en ufak bir tepki göstermezler. Sonra kalkıp Cumhuriyetçi geçinirler.. Lâf ola beri gele.. Her gün Rumca şarkılar çalan TRT’nin sekseninci yıl için bestelettiği ve ilkokul çocuk şarkılarından başka bir şey olmayan marş formundaki komedileri dinliyor musunuz? Atatürkçülük neden sadece “tesettür” denilince son derece ödün vermez bir tavır takınılarak korunuyor? Kıbrıs’ta, Ege’de, Irak’ta, Amerika ile ilişkilerde, bağımsız dış politikada Atatürkçülük nerede? Askeri törenleri fiziki gücün kutsandığı ve militer gücün teşhir edildiği gösteriler” olarak niteleyenlerin sesleri Kızıl Ordu Kızıl Meydan’da veya Tienanmen’de kızıl gösteriler yaparken neden çıkmıyordu? Kuruluş gününü bayraksız-askersiz-silahsız kutlayan batılı veya doğulu bir tek devlet gösterebilir misiniz? Cumhuriyetin yıldönümlerinde bilimsel toplantılar düzenlemek iyidir de; dünyada lâfla, oturarak, güç kullanmadan, “askersiz” elde edilen bir “egemenlik”; “sadece” panel-seminer-sempozyumlarla korunan bir egemenlik var mıdır? “Egemenlik verilmez, bahşedilmez, alınır” sözünü kimin söylediğini hatırlamayanlar hangi tür Atatürkçüdürler? Peki entel-dantel-liboş’lar böyle de, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü korumak ve kollamakla görevli memleketin hürriyet ve istiklâle âşık dinamik evlâtları nerede? Cumhuriyet sadece alkışla, sadece yerli yersiz ve ayağa kalkarak Onuncu Yıl Marşı’nı okumakla olmaz. Hadi Bursa Nutku’nu duymadılar, okumadılar, bilmiyorlar diyelim. Peki ilkokul kitaplarında bile bulunan “Gençliğe Hitab”dan neden haberleri yok? Nerede kardeşim bu “Ya İstiklâl, ya ölüm” diyen kalpaklı kuvayi milliyeciler? |