Arama: 
27.10.2003/Sayı:42
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Kıbrıs
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı
Arka Sayfa
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
    Site İçi Arama: 
 
Atatürk Deniz Che
Kapak  

Atatürk gençliğe hitabesinde, gençliğe görevi verirken, kendisinin 1919’da karşılaştığı koşulları sıralıyordu. İktidar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde... Vatan işgal edilmiş... Orduları dağıtılmış... Tam bu noktada Türk gençliği görevdedir ve engellenemez diyordu. Atatürk gençliğinin bu derece büyük bir kaygı duyması ve “müsterih olamaması” yaklaşan büyük tehlikenin yakınlığının ve büyüklüğünün habercisidir! Atatürk gençliği her şeye rağmen görevdedir. Uyan uyan
Gazi Kemal...

İşgal kuvvetleri İstanbul’da. İstanbul’un her yanına Yunan bayrakları donatılmış. Azınlıkların sevinç gösterileri Türklere yönelik taşkınlıklarla sürüyor.

Çanakkale Gazisi, Boğaz’a demirlemiş işgal donanmasını seyrediyor...

Gazi Mustafa Kemal’in hayatını okuyan herkes bu anı bilir.

Mustafa Kemal’in ne düşündüğü, ne söylediği, nasıl bir karara vardığı ve bu andan sonra ne yaptığı hepimizin hafızasındadır.

Bilmek için yaşamak gerekmez.

Ancak bu andan 84 yıl sonra, Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma bakan herhangi bir Türk, bu anı bilmenin ötesinde derinden hissetmektedir. Çanakkale’nin muzafer komutanı işgal donanmasını gördüğünde ne hissettiyse, “yedi düvele karşı” muzaffer Türk milleti de bugün aynı şeyleri hissetmektedir.

Atatürk Türkiye’sinde iktidar Atatürk düşmanlarındadır.

Gazi’nin ülkesinde, ülkenin egemenliği ve bütünlüğü tartışılmaktadır.

Mustafa Kemal için idam fermanı çıkartmış hilafet rejimi hortlatılmak istenmektedir.

Halifelik özlemcileri, Atatürk’ün ordusunu ABD işbirlikçiliklerine alet etmek istemektedirler.

Türkiye’de Türkler aşağılanmakta, azınlıklar övülmekte, bölücüler kollanmaktadır.

Artık tüm bunlar, yalnızca bir tehlike değil, gelecekte karşılaşma olasılığı bulunan bir tehdit değil, her Türk’ün canını acıtacak kadar gerçektir. 80 yıl önce işgal ve ihanetle karşılaşmış, ateşle imtihandan geçmiş Türk milletinin, küllenmiş duyguları yeniden canlanmıştır.

Millet, verdiği her büyük görevi kahramanlıkla gerçekleştirmiş Gazi Kemal’i aramaktadır.

Bunun için bir dua gibi “Uyan uyan Gazi Kemal..” sözleri tekrarlanmaktadır.

 

Atatürkçü gençlik Türkiye’yi sarstıkça gündeme gelmek için fırsat kollayan Perinçek, kendisine sütunlarını açan Fethullah tarikatını kardeş tarikat ilan etse yeridir. Ama unutulmasın Atatürkçü Türkiye’de tarikatlara da tarikat şeyhlerine de yer olmayacak!

TEKKE VE ZAVİYELER KAPATILSIN
CUMHURİYET DEVRİMİ KANUNLARI UYGULANSIN

Cumhuriyet Devrimi Kanunları Uygulansın!

Tescilli Ordu düşmanları
pankarttan neden korktu?

Atatürk gençliğinin “Ordu Göreve” pankartı en başta Şeriatçıları korkuttu. İktidar korkusuna düşen Vakit, Zaman, Yeni Şafak gibi Şeriatçı gazeteler saldırıyı başlattı. Zaman gazetesinin Fethullah Gülen cemaatinin gazetesi olduğu biliniyor. Fethullah Gülen ise bilindiği üzere Cumhuriyet ve Ordu düşmanlığından hakkında gıyabi tutuklama kararı olan ve ABD’de saklanan bir tarikat şeyhi.

Atatürk gençliğinin pankartı, sadece dinci tarikatları değil bazı “ideolojik” tarikatları da korkuttu. Maocu tarikat görünümündeki İşçi Partisi şefi Perinçek de hemen saldırıya katıldı. Ancak Perinçek’in ipe sapa gelmez saldırıları bir tek Şiriatçı Vakit ve Zaman’da yer bulabildi.
Bilindiği gibi Perinçek de hem 12 Mart’ta hem de 12 Eylül’de Ordu düşmanı faaliyetleri nedeni ile hapsedildi. En son 1992 yılında resmi partisini bizzat Genelkurmay’ın kapattırdığını kendisi açıkladı.

E durum böyle olunca onların “Ordu göreve” pankartından neden korktukları anlaşılıyor. Biri bir daha Türkiye’ye giremez diğerininse yeni partisi yine kapatılabilir!

O nedenle onlara hak vermemek mümkün değil...


erinçek’in Ordu düşmanlığı

Perinçek’in Ordu düşmanlığı

İlk kapakta, teröristlerle mücadele eden Ordu’yu Orman yakmakla suçluyor. Bilindiği gibi terör örgütü yandaşları Türk devletine bu suçlamayla AİHM’de dava açtı.

Üçüncü kapakta Kuzey Irak’a kaçan PKK teröristlerine karşı sınırötesi operasyon düzenleyen kahraman Ordumuzu Amerikan kaması gibi gösteriyor. Ordumuzu darbecilikle ve işgalcilikle suçluyor.

Tüm bu Ordu düşmanlıklarından sonra da partisini Genelkurmay’ın kapattırdığını açıklıyor.

Anıtkabir’in yanıbaşındalar

Gelinen noktada hiçbir Atatürkçünün “Sen rahat uyu Atam” diyebilecek lüksü bulunmuyor. Bunu diyebilmek için önce Türkiye’nin karşılaştığı büyük tehdidin bertaraf edilmesi gerekiyor. Çünkü o tehdit Atatürk’ü rahat bırakmıyor. Nerede Atatürk görse, nerede bağımsız Cumhuriyetten iz bulsa saldırıyor.

Amerikancı ve hilafetçi bir iktidar Türkiye’yi tehdit ediyor. Bu iktidarın gittiği yerde, Gazi’nin rahat uyuyabileceği ve her yaştan Türk’ün bağlılıklarını bildirebileceği, sevgilerini sunabileceği bir Anıtkabir de bulunmuyor.

Bunlar şimdi Ankara’da, Anıtkabir’in yanıbaşındalar...

Buna cesaret edebilirler mi?

Neye cesaret ettikleri ortada...

Kim oldukları ortada...

Bölücüler

Türkiye’yi bölmeye kim cesaret edebilirdi?

Türkiye’de birbirinden farklı etnik nüfuslar tasarlayıp, bunları koruyacak, geliştirecek yasaları kim çıkartabilirdi? Siyaseti bölücü örgütün yataklığı haline kim getirebilirdi?

Oysa bugün Türkiye’de siyaset, PKK 8. Kongre kararlarına uygun olarak yürütülmektedir.

Neydi o kararlar?

Bölücü örgüt lideri kurtarılacak, PKK siyasallaşacak, Kürtçe eğitim ve yayın yasallaşacak!

Hangi ortamda yapılmıştı bu sözde kongre. 15 yıllık terörle mücadelenin sonunda 30 bin şehit verilerek, terör örgütünün bitirildiği, liderinin yakalandığı ve idamını beklediği koşullarda. Terör örgütü dağıldı dağılacak denirken, dağlardan gruplar halinde teröristler teslim oluyor denirken! Terör örgütü bu kararları aldı ve Türkiye’deki siyaset kurumu AB’ye giriyoruz yalanıyla bu kararları uygulamaya koydu.

İşbirlikçi iktidar ise 1 yıl içinde bölücülerin kendilerini toparlaması için elinden geleni yaptı. Bugün terör örgütü Türk devletini açıkça tehdit ederken, terör örgütüne yönelik tüm tedbirler AB yasalarını uygulayalım diyerek tepki görüyor.

Ancak Türkiye’deki bölünme tehlikesi yalnızca PKK’dan kaynaklanmıyor.

Tersine bizzat iktidar, Türkiye’nin ABD planıyla bölünmesine hizmet edecek bir işbirliği içinde. Türkiye’nin güvenliğinin olmazsa olmazı kırmızı çizgileri AKP iktidarının işbirliği ile ABD tarafından tahrip ediliyor.

Kürt devleti planıyla Türkiye’nin bölünmesi ise bölünmenin yalnızca bir boyutu. İşbirlikçi iktidar Türkiye’yi Rum ve Ermeni bölünme planları konusunda zayıf duruma düşüren yasaları ve uygulamaları çıkarıyor, azınlıkları bu doğrultuda kışkırtıyor.

İktidar, Türkiye’yi bölünmeye ve toprak kaybına Kıbrıs’ta alıştırmaya çalışıyor. Türk milleti Milli davasının ve mücahit Denktaş’ın şeriatçı iktidar tarafından sırtından bıçaklanmasını hayret ve üzüntüyle izliyor.

Mustafa Kemal; “Türk vatanı bir bütündür! Bölünemez!” diyerek bunu dünyaya kabul ettirdikten 80 yıl sonra, işbirlikçi AKP iktidarı Türkiye’ye bölücülüğü kabul ettirme peşinde.

Bugün Türk’ün karşısında sözde Kürdistan, Rum Kıbrıs, büyük Ermenistan, Rum Pontus tehditleri bir gerçek olarak durmakta.

Gazi’ye meydan okuyanlar

Millet, bir yandan bu bölünme tehditleriyle karşı karşıyayken bir yandan da Gazi’ye meydan okuyan Hilafetçilerle karşı karşıya. Şeriatçı iktidar, her fırsatta Atatürk Türkiyesi’ne, Cumhuriyet’e ve Gazi’ye meydan okuyor.

En büyük meydan okuma, şeriatçıların yıllardır Atatürk Türkiye’sine karşı siyasal bayrak haline getirdikleri türban konusunda yapılıyor. Ülke bu konuda öyle aciz duruma getiriliyor ki, Cumhuriyet resepsiyonlarında şeriatçının keyfine göre üç ayrı davetiye basılır hale geliyor.

Atatürk’ün, Cumhuriyet Türkiyesi’nin temel dayanaklarından biri olarak inşa ettirdiği üniversiteler, bu şeriat bayrağı üniversitelere sokulabilsin diye, tehdit ediliyor, horlanıyor, kaynaksız bırakılıyor, eğitimlerine müdahale ediliyor, karıştırılıyor ve en sonunda doğrudan şeriatçı iktidara bağlanmaya çalışılıyor.

Bunların tek gerçek amacı; Gazi’ye, onun Cumhuriyetine ve devrimine meydan okunabileceğini göstermek. Bunun için milleti kandırabileceklerini sandıkları türban bayrağı üzerinde at oynatıyorlar.

Atatürk Devrimi’nin ortadan kaldırıldığı yerde ise, Halifelik heveslisi bir sahte kahraman var!

Amerikan mollası

Gazi’nin mirasını kaldırıp, millet içindeki büyük sevgiyi yok edebileceğini sanan, iktidarında sonsuz kalabileceğini sanan sahte kahramanın tek dayanağı, tüm Ortadoğu’ya yönelmiş ABD saldırganlığı.

Daha seçilme yeterliliği yokken, “Kafir” Bush’tan iktidarı için icazet alan Atatürk düşmanı molla, ABD’nin Ortadoğu stratejisinde yer alabilmek için Türk Ordusu’na komplolar kurmaktan da kaçınmıyor. Cumhuriyet tarihinin en kahredici günü, Türk askerinin esir edilip başına çuval geçirilmesi olayı, mollanın ABD ile diplomatik cilveleşmeleri arasında unutturulmaya çalışılıyor.

Amerikan mollası, halifelik haline bürünmüş kişisel diktatörlüğünü kurmak için her türlü operasyon ve kadrolaşmayı birlikte yürütüyor.

Ancak bu halife müsveddesi ABD işbirlikçiliğiyle şimdiden tüm müslümanların nefretini kazanmış durumda. Türkiye’de ilk kez şeriatçı iktidara karşı şeriatçı bir eylem, bu iktidar döneminde yapıldı.

Kendi tabanına bile dayanamayacak kadar zavallı bir iktidar döneminde Türkiye, ABD planı hizmetinde parçalanmaya, dağılmaya ve Sevr’e sürükleniyor.

Mustafa Kemal’den söz edenler

İşbirlikçi-şeriatçı iktidar Atatürk Türkiye’sine karşı son darbelerini vurmaya hazırlanırken Atatürkçülük adına yapılanlar ise milletin ümit ve heyecanını kırıyor.

Atatürkçü güçlerin dahi durumu ortada. Çevrelerine Kuvayı Milliyecilik adıyla kümelenmiş Atatürk düşmanı odaklardan bile temizlenme iradesini gösteremeden, Mustafa Kemal tavrından bahsediliyor.

Atatürk’ün adı, bu sahte Kuvayı Milliyecilik aldatmacasının arasında marjinaleştiriliyor. Dernekler bu yüzden örgütlenme ve şeriatçı iktidar karşısındaki Atatürkçülük görevini gerçekleştirmekten aciz kalıyor.

Şeriatçı iktidara karşı en son gerçekleştirilen “Cumhuriyet Yürüyüşü” bile siyasi içeriğiyle sahiplenilemiyor!

Atatürkçülük adına, Atatürkçü gençlerin örgütlenmesini engellemeye çalışan üniversite rektörlerinden, Fethullah ile kolkola Atatürkçülük dersi veren Prof.lara herkesin Atatürkçülük’ten bahsettiği bir otamda, milletin gerçek Atatürkçülük kavgası büyük bir sınavdan geçiyor.

 

Atatürk gençliği görev başında

Gerçek, yani mücadeleci Atatürkçülük bayrağını gençlerin kaldırmasına şaşırmalı mı?

Yoksa bazılarının yaptığı gibi bundan kaygı mı duymalı?!

Sivas Kongresi’nde Atatürk, Türk Gençliği’ne “Müsterih ol evlat!” diyordu. Çünkü “Ya İstiklal, Ya Ölüm!” diyerek düşmana meydan okuma iradesini başlıbaşına kendisi gösteriyordu.

Ancak şimdi Türk gençliğini “müsterih” tutabilecek başka bir irade bulunmuyor.

Tersine Atatürk gencinin kaygı duyması, şüphe etmesi, sorgulaması ve meydan okuması için her türlü unsur ortalılıkta bulunuyor. Bölücüler, hilafetçiler, Fethullah Atatürkçüleri, provokatör medya...

Buna rağmen Atatürk gençliği cesaretini ve bilincini yitirmeden, emanetin büyüklüğü ölçüsünde büyük sorumlulukla hareket etmektedir.

Gerçek Atatürkçülük mücadelesini ve bu doğrultudaki büyük bir fikir hareketini başlatırken de, üniversitelerinden başlamak üzere bölücü ve gericiliğe karşı dişe diş bir mücadeleye girişirken de, ABD işbirlikçiliğine meydan okurken de, Atatürkçü Türkiye için orduyu göreve çağırırken de aynı cesaret ve bilinçle hareket etmektedir.

Atatürkçü sorumluluğun büyüklüğü karşısında, asabiyeti ve maneviyatı bozulanların gençliğe köstek olmasına aldırmadan!

Gelinen noktada en kararlı duruşu Atatürk gençliğinin sergilemesi Cumhuriyetin ne kadar büyük bir tehlikede olduğunun da göstergesi aslında. Atatürk gençliğe hitabesinde, gençliğe görevi verirken, kendisinin 1919’da karşılaştığı koşulları sıralıyordu.

İktidar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde...

Vatan işgal edilmiş...

Orduları dağıtılmış...

Tam bu noktada Türk gençliği görevdedir ve engellenemez diyordu.

Atatürk gençliğinin bu derece büyük bir kaygı duyması ve “müsterih olamaması” yaklaşan büyük tehlikenin yakınlığının ve büyüklüğünün habercisidir!

Atatürk gençliği her şeye rağmen görevdedir.

Uyan uyan Gazi Kemal!

Millet düşmanlarını tanıdıkça içinde uyanan Gazi Kemal’in ta kendisidir.

Atatürk düşmanları, Türk milletinden bu yüzden korkmaktadırlar. Türk milletinin benliğinde, Mustafa Kemal’den başkası bulunamaz.

Millete yönelik saldırılar, karşısında Mustafa Kemal’i bulur.

Amerikancı ve şeriatçı olanların, Mustafa Kemal’den başkasının milletin kaderini tayin edebileceğini düşünmeleri zavallıcadır.

Türk milleti tarihten beri kendi kaderini kendisi tayin eder. Gerçek liderini kendisi seçer. Onu esir etmek isteyenler geçicidirler. Kendilerini halife de sansalar, padişah da olsalar, diktatör de olsalar bu gerçek değişmez.

Türk Milletinin ebedi lideri Mustafa Kemal’dir.

Türk Milleti’nin varlığının kanıtı Mustafa Kemal’in varlığıdır.

Millet ölmedikçe Gazi Kemal ölmez.

Gençliğinin asil kanı durulmaz.

Bunun için Uyan uyan Gazi Kemal !

Kalpağınla, kılıcınla...

Sakarya’nla uyan!..

 

Türk Gençliğine Mesaj

Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bitâp düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!

Kemal Atatürk

Türk Ordusu’na Mesaj

Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferle beraber medeniyet nurları taşıyan kahraman Türk Ordusu!

Memleketini en buhranlı ve müşkül anlarda zulümden, felaket ve musibetlerden ve düşman istilasından nasıl korumuş ve kurtarmış isen, Cumhuriyet’in bugünkü feyizli devrinde de, askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtalarıyla mücehhes olduğun halde, vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem yoktur.

Türk vatanı ve Türklük camiasının şan ve şerefini, dahili ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret olan vazifeni her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve büyük ulusumun tam bir iman ve itimadımız vardır. Büyük ulusumuzun Ordu’ya bahşettiği en son sistem fabrikalar ve silahlar ile bir kat daha kuvvetlenerek büyük bir feragat-i nefis ve istihkar-ı hayat ile her türlü vazifeyi ifaya müheyya olduğunuza eminim. Bu kanaatle Kara, Deniz ve Hava Ordularımızın kahraman ve tecrübeli komutanları ile subay ve eratını selamlar ve takdirlerimi, bütün ulus muvacehesinde beyan ederim.

Kemal Atatürk
(29 Ekim 1938 - Atatürk’ün Cumhuriyet’in 15. yıldönümü nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Ordusu’na mesajı)

 


tatürk gençliği görevini yapmamazlık edemez, milletinin sesine kulak tıkayamaz. Atatürk gençliği ve Türk Ordusu hiç kimsenin şüphesi olmasın ki Atatürk’ün vasiyetine göre hareket edecektir. Atatürk gençliği bu uğurda gerekirse Kubilay olmaya da Turan Emeksiz olmaya da hazırdır!Ordu düşmanlarını korkutan pankart...

Atatürk gençliği ve Türk milleti AKP iktidarına ilk uyarısını yaptı

25 Ekim’de Türkiye’nin bütün üniversiteleri Cumhuriyet’in 80. yılını kutlamak ve AKP iktidarını uyarmak için Ankara’daydı. ADD üyeleri ve vatandaşlar da yürüyüşe destek verdiler.

Kimileri bir takım şeylerden çekindiği için inkar edebilir ancak yürüyüşün hangi amaçlarla düzenlendiği açıktır:

AKP’ye gözdağı vermek, Cumhuriyet’in yıkılmasına yönelik adımları durdurmak ve iktidarı devirmek.

Bu yürüyüşle birlikte Atatürk gençliği, üniversiteler ve Türk milleti birleşmiş ve AKP iktidarına ilk uyarısını yapmıştır. Yürüyüşten çıkan sonuç AKP iktidarının bütünüyle gayrı meşru olduğu, Türk milletinin ise bu iktidara daha fazla tahammülünün kalmadığıdır. Atatürk gençliğinin taşıdığı “Ordu Göreve” pankartı bu özlemin ifadesidir.

Ancak şeriatçı, AB’ci ve Amerikancı basının çizdiği tablo bir hayli farklıdır. Onlara göre “Cumhuriyete saygı” ismi verilen rutin bir Anıtkabir ziyaretinden veya rektörlerin hükümetle inatlaşmasından ibaret olan bir yürüyüş “marjinal bir grup” tarafından darbe çağrısına dönüştürülmüştür.

Orduyu göreve çağıran ADKF değil Türk milleti

Öncelikle bu yanlışı düzeltmeliyiz; Ordu’yu göreve çağıran ADKF değil Türk milletidir. “Ordu Göreve” pankartını her açıdan çekmeyi başarabilen basın mensupları biraz çaba gösterseler Ankara sokaklarında vatandaşlar tarafından taşınan 1000 adet “Ordu Göreve” afişini de görüntülüyebilirlerdi.

“Ordu Göreve” dövizlerini taşıyan Atatürkçü gençler, yine bu afişleri üzerine sararak slogan atan yüzlerce vatandaş ve pencerelerinden “Ordu Göreve” pankartı ile “Molla Başbakan istemiyoruz” sloganlarını coşkuyla alkışlayan Ankaralılar tek bir şeyi kanıtlar:

Türk milletinin bu iktidara tahammülü yoktur. Şeriatçı ve Amerikancı iktidardan kurtulmak için Ordu’yu göreve çağırmaktan başka çare de kalmamıştır.

Niçin mi?

AKP bir tek parti diktatörlüğü kurmuştur. Tayyip, Halife olmaya doğru ilerlemektedir. Bu yolda önündeki tüm engelleri temizlemektedir. Tüm bunları da ABD’ye bağlı bir Hilafet rejimi kurmak için yapmaktadır.

Son bir yılda yapılanlar Ordu’yu göreve çağırmanın gerekçesidir.

Türkiye’yi parçalanmaya götürecek tüm yasalar geçmiştir.

Kıbrıs elden çıkmak üzeredir.

Apo, İmralı’dan Türk devletine tehditler savurmakta, PKK’lı teröristler ise büyük şehirlerde ayaklanma provası yapmaktadır. Bunlara karşın PKK Türkiye’deki tüm yasal parti ve hareketlerden daha serbest biçimde faaliyet göstermektedir.

Başbakan’dan başlayarak tüm devlet kadroları imamlarla doldurulmaktadır. Üniversiteler medreseye, Türkiye Cumhuriyeti ise bir molla rejimine çevrilmek üzeredir.

Bu gidişi durduracak Ordu ise AB ve ABD’yi arkasına alan iktidar tarafından saf dışı edilmeye çalışılmaktadır.

Bu, iktidarın bir yıllık bilançosudur. Bir yıl daha AKP başta kalırsa neler olacağını varın siz düşünün.

Bu durumda millet Ordu’yu göreve çağırmanın dışında ne yapabilir?

Meclis bütünüyle AKP’nin elindedir, tüm partiler bu gidişe teslim olduğu için parlamenter çözümler de iflas etmiştir. Kaldı ki bu koşullarda bir dahaki seçimleri beklemek intihardan farksızdır.

Türkiye’nin önünde bu iktidardan kurtulmak için iki seçenek kalmıştır;

Ya milletin desteklemediği bir azınlık diktatörlüğü olan hükümet demokratik teamüller gereği istifa edecek ya da Ordu millet elele vererek bu parçalanma ve mollalaşma sürecine dur diyecektir.

Atatürk gençliği milletin özlemini ifade etti

Hangi yoldan olursa olsun AKP’nin durdurulması milletin özlemidir ve Atatürkçü gençlerin yaptığı bu özlemi dile getirmekten başka bir şey değildir.

Yani açılan pankartlar ne üniversitelerin, ne rektörlerin ne de YÖK’ün inisiyatifi ile açılmıştır. Bazı gazetelerin “rektörler gençleri kullandı” iddiası ise bütünüyle yalandır.

Atatürk gençliğinin mücadelesini biraz olsun bilenler bu mücadelenin ne rektörlerin ne de YÖK’ün icazetiyle yürümediğini, hatta kimi zaman bizzat rektörlerin Atatürkçü gençleri engellemek için ellerinden geleni yaptığını bilirler.

Ama bunlar Türk milletinin özlemini ifade edecek cesarete sahip değil diye Atatürk gençliği de susacak değildir. Türk gençliği milletin hizmetindedir. Madem ki tek çare kalmıştır, öyleyse bunu dillendirecek cesareti gösterememek Atatürk gençliğine yakışmaz.

Peki birileri niçin Türk milletinin ezici bir çoğunluğunun desteklediği “Ordu Göreve” sloganından bu kadar rahatsız olmuştur?

Pankart Ordu düşmanlarını rahatsız etti

“Ordu Göreve” pankartından kim rahatsız diye baktığımızda niçin rahatsız olduklarını da anlayabiliriz.

En başta şeriatçılar rahatsızdır. Yürüyüş ertesinde üç büyük şeriatçı gazete Ordu’ya ve Atatürkçü gençlere saldıran manşetlerle çıkmıştır. Saldırganlıkları korkularından kaynaklanmaktadır. Hatta Kanal 7 bu korkuyu o kadar abartmıştır ki “Ordu Göreve” pankartı açıldığı sırada Ankara semalarında uçuş yapan jetlerden türlü darbe senaryoları bile çıkartabilmiştir.

Gerçekten de milletin Ordusu’nu göreve çağırması şeriatçıları en çok korkutacak şeydir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’ni Ordu ve millet birleşerek kurmuştur. Ancak Ordu ve millet birleşirse şeriatçıların Cumhuriyeti yıkma hevesi kursaklarında kalır. Menderes’in de Erbakan’ın da hilafet hevesleri böyle son bulmamış mıydı?

İkinci rahatsız olan kesim AB’ci ve Amerikancı takımıdır. AB ve ABD’nin Türkiye’yi sömürgeleştirme ve parçalama planının karşısında duracak tek güç Ordu olduğu için bunların hepsi Ordu düşmanıdır. Ordu görevde olduğu sürece Türkiye AB’ye ve ABD’ye boyun eğmeyecektir. Amerikancılar ve AB’ciler “Ordu Göreve” pankartına saldırırken istedikleri şey Ordu’nun görevini yapmaması, emperyalistlere boyun eğmesidir.

Sahte Atatürkçülerin Ordu korkusu

Üçüncü rahatsız kesim sahte Atatürkçülerdir. Bunların hepsi Ordu sayesinde bir yerlere gelmiş insanlardır. Çoğu masondur, Türk halkını sevmezler, halktan kopuk elit bir kesimdir, halk da onları sevmez.

Komutanlarla başbaşa kaldıklarında durmadan Ordu’yu göreve çağırırlar, ama kamuoyu önünde Ordu saldırıya uğrayınca onu savunacak cesareti kendilerinde göremezler. ABD, AB ve şeriatçıların Ordu’ya saldırıları arttıkça bunların “Orduculukları” azalır. Çünkü hep kendilerine dayanacak bir yer ararlar. Kamuoyuna “Ordu zaten görevini yapıyor” derler kendi aralarında “Genelkurmay’ın yeni kadrosu çok pasif” diye Genelkurmay Başkanımız Hilmi Özkök hakkında ileri geri konuşurlar.

Bunların en büyük korkusu Atatürkçü bir halk hareketidir, Atatürkçü bir gençlik hareketidir. Çünkü ancak böyle bir hareket bunların maskesini düşürebilir. Onun için de millet Ordusu’nun yanında harekete geçince millete karşı pozisyon alırlar. Bir kısım mason rektörün, yolsuzluklarını, sahtekarlıklarını ve diktatörlüklerini Atatürkçülük maskesi altında gizleyen marjinal kişiliklerin Atatürk gençliğinden rahatsız olması bu yüzden son derece doğaldır.

Dördüncü rahatsız kesim ise İP’in Maocu militanlarıdır. Bunlar zaten Atatürkçülüğe toptan karşıdır. Apo’ya gül veren bir insan ne kadar Atatürkçü olabilirse o kadar Atatürkçüdürler. Daha önceki partilerini Genelkurmay’ın bölücülükten kapattığını kendileri marifetmiş gibi dergilerinden duyurmuşlardır. Ordu’yu orman yakmakla ve Kürt katliamı yapmakla suçlayan da bunlardır.

Ordunun adı bile görevini yerine getirdi

Şimdi ise Ordu’yu ve Atatürkçüleri savunur gözükürler ama amaçları bunların içine sızarak marjinalleştirmektir. Sürekli Ordu içinde bölünme görüntüsü yaratmaya çalışırlar. İşte gerçek cuntacı bunlardır ve takiyyecilikleri de burdan kaynaklanır.

Beşinci rahatsız kesim topal ajanın koltuk değneği haline gelmiş bir kısım ADD üye ve yöneticisidir. Bunların ADD’ye nasıl sızdığı anlaşılamamaktadır, ancak örgütlerinin uzun yıllar Kanada’dan yönetildiği, Sabetayist bir Profesörün himayesinde Pepsi tarafından finanse edildikleri bilinmektedir. Onlar da o kadar marjinalleşmiştir ki ancak koltuk değnekliği yaparak ayakta durabilmektedirler.

Böyle bir cephenin “Ordu Göreve” diyen Atatürk gençliğine saldırması ve bir psikolojik harp kampanyası başlatması yapılan çağrının amacına ulaştığını göstermektedir. “Ordu Göreve” sloganı Türk milletini yollara dökmüş, Ordu düşmanlarını ise korkutmuştur.

Demek ki sadece Ordu’nun adı bile görevini yerine getirmiş ve Atatürk düşmanlarını panikletmeye yetmiştir. Yürüyüşten bir gün sonra yaşananlar bu yönüyle de doğru yolda olduğumuzun kanıtıdır.

“Ordu göreve” AKP diktatörlüğüne karşı demokrasi çağrısıdır

Bu malum cephe Ordu düşmanlıklarını ve statükoculuklarını demokrasi maskesiyle gizlemektedir. Açılan pankartı demokrasi düşmanı bir tavır olarak göstermenin amacı, AKP’yi meşrulaştırmaktır.

AKP iktidarı demokratik bir iktidar mıdır ki ondan kurtulma isteği cuntacılık olarak görülsün? Hangi demokraside %25’lik bir tek parti iktidarına rastlanır? AKP iktidarı koyu bir tek parti diktatörlüğüdür.

Önce karşısındaki bir kısım partiyi farklı yollarla pasifize etmiş, bir kısmını ise şimdi açıkça yok etmektedir. Üniversiteler engel olarak görüldüğü için bütünüyle ortadan kalıdırılmak istenmektedir. Devlet kademelerindeki tüm Atatürkçüler görevlerinden alınmakta ve yerlerine imamlar getirilmektedir.

Molla rejiminin neresi demokrasidir?

AKP iktidarı demokratik düzeni ortadan kaldırdığı için Atatürkçü gençler “Ordu göreve” pankartını açmıştır. Bunun için, Amerikancı basının yazdığının aksine “Ordu Göreve” pankartını açan Atatürkçü gençler, AKP diktatörlüğüne karşı demokrasiyi savunmaktadır. Demokrasi maskesiyle Atatürkçü gençlere saldıranlar AKP diktatörlüğünü meşrulaştırmakta ve bu yüzden, gerçekte demokratik düzene saldırmaktadırlar.

AKP demokrasi kuvveti, Ordu değil!

Ayrıca “Ordu Göreve” sloganından bir darbe çağrısı anlamını çıkaranlar Ordu’ya güvenmeyen güçlerdir. “Ordu Göreve” deyince bunların aklına hemen darbe gelmektedir, çünkü Ordu’yu demokrasinin kuvveti olarak görmemektedirler.

Onlara göre AKP demokrasi kuvvetidir, Ordu ise darbe heveslilerin toplandığı bir kurumdur. Ordu’yu göreve çağıranları darbecilikle suçlayanlar bu tavırlarıyla Ordu’ya hakaret etmektedirler. Gerçek darbe heveslileri bunlardır.

Önceki hükümeti bir darbeyle deviren ve yerine bir azınlık diktatörlüğü getiren güçler şimdi de laik, demokratik düzenin koruyucusu olan Ordu’ya karşı bir darbe tezgahlamaktadırlar. Bu darbeye karşı Atatürkçü gençlerin uyarısı gerçek darbecilere yapılmış bir suçüstüdür. Telaşları bundandır.

Kaldı ki bunların demokrasiden ne anladıkları da belirsizdir. Türkiye öyle bir ülke haline gelmiştir ki “Apo’ya özgürlük” istemek demokratik düzenin parçasıdır, molla rejimi getirmek demokratiktir, AB komiserlerini göreve çağırmak en büyük demokratlıktır ama bir tek Ordu’yu göreve çağırmak gibi demokratik bir hak yasaklanmaktadır.

Çok demokratsanız Amerikan ordusunu göreve çağırmayın Ordu’yu göreve çağırdık diye bizi suçlayanların hepsi Amerikan ordusunu defalarca göreve çağırmıştır, hâlâ da çağırmaktadırlar. Irak’ta, Amerikan ordusunu göreve çağırırlar, Amerikan ordusunun Türkiye’ye yerleşmesini sağlayacak tezkerelere destek olurlar sonra da demokrasiden bahsederler. Madem ki Ordu müdahalesine karşıdırlar, madem ki bu kadar demokrattırlar “Amerikan Ordusu Irak’tan çıksın” desinler de görelim. Diyemezler, çünkü Türk ordusuna karşı Amerikan Ordusu’na sığınmak bunların uşak ruhlarında vardır.

AKP’nin iktidarda olduğu bir yıl boyunca PKK sokaklardaydı. Yalnız “Apo’ya özgürlük” demedi, “pişman değiliz Apocuyuz” diye bağırdı, “savaşı yeniden başlatırız” tehdidini savurdu, şehit ettiği askerleri “gerilla 8 asker öldürdü” diye kutladı, bunların hepsini sokaklarda herkesin gözü önünde yaptı, hiç Amerikancı basının “Ayıp” diye manşet attığını gördünüz mü?

Şeriatçıların demokrasisisi: Apocuya özgürlük Atatürkçüye idam

“Ordu göreve” pankartı açan gençlerin idamını isteyen Vakit bu gösteriler hakkında bir satır olsun yazdı mı?

İşte bunların demokrasisi budur. Apoculuk ve şeriatçılık serbesttir, Atatürkçülük yasaktır. Apo’nun idamdan kurtulduğu AKP demokrasisinde Atatürkçü gençlerin idamı istenmektedir, üstelik demokrasi adına! Sadece bu örnek bile demokrasi diye bağıranların nasıl bir düzenden yana olduklarını göstermektedir. Demokrasi dedikleri tam da demokrasinin ortadan kaldırıldığı, Atatürkçülerin asıldığı bir baskı rejimidir. Onun için de bu rejimin önüne geçmek bir demokrasi görevidir.

Peki bu görev kimindir? Elbette ki bu görev yalnız Ordu’nun değildir. Atatürk, Türk gençliğini ve Türk Ordusu’nu Cumhuriyeti korumak ve kollamakla görevlendirmiştir. Türk hukukuna göre bu görev her Türk vatandaşının vatandaşlık görevi olmakla kalmaz, Ordu’nun da temel görevidir. Dolayısıyla Atatürkçü gençler Ordu’yu göreve çağırmakla Anayasal suç işlemek bir yana Anayasayı savunmuşlardır.

Ancak kimileri “Ordu Göreve” sloganından “Atatürkçü gençler Ordu’nun görevini yapmadığı propagandasını yapıyor” sonucunu çıkartmıştır. Kürsüde aynı çarpıtmayı İP’in Maocu militanlarının etkisindeki ADD görevlisi de kullanmıştır. Ona göre Ordu zaten görevini yapmaktadır. Ordu göreve demek Orduya hakaret etmektir, zaten Ankara’daki mitingte halk görevdedir.

Kimileri de bunu herkes görevini yapsın biçiminde dile getirmektedir.

Ordu değil Atatürkçüler görevini yapmadı

İyi ama “Ordu görevini yapmıyor” diyen kimdir? Ordu şimdiye dek görevini yapmıştır ve hâlâ da yapmaktadır. AKP iktidarına karşı en büyük direniş Ordu’dan gelmektedir. Ordu, ABD ve AB’nin baskısı altında AKP iktidarına direnmektedir.

Bunca yıldır görevini yapmayan birisi varsa o da bize bu lafları söyleyen sahte Atatürkçülerdir. Zaten bu lafları söylemelerinin nedeni de görevlerini yapmamayı sürdürmek istemeleridir. Atatürkçüler görevini yapmadığı için Türkiye bu noktaya gelmiştir ve bu yüzden Atatürkçü gençler Ordu’yu göreve çağırmaktadır.

Sahte Atatürkçüler yıllardır görevlerini yapmayarak iktidarı Amerikancı mollalara teslim etmiştir, şimdi de aynı sahte Atatürkçüler yine görevden kaçmaktadır. Ordu büyük bir kuşatma altında direnmektedir. Herkes görevini yapsın diyenler Ordu’yu yalnız bırakmanın propagandasını yapmaktadır. Milletle Ordu’nun birleşmesini engellemektedirler. Onlara göre millet ayrıdır, Ordu ayrı. Oysa ki Ordu’nun millete, milletin Ordusuna en çok ihtiyaç duyduğu dönemi yaşamaktayız.

Amaç Ordusunu bekleyen milleti baskı altına almak

27 Mayıs’ta sokaklara dökülen halk Ordu üzerindeki baskıyı kaldırabilmişti. 28 Şubat öncesinde Anıtkabir’i ziyaret eden yüzbinler, 1 dakika karanlık eylemlerini şeriatçı iktidarı protesto mitinglerine dönüştüren halk, Ordu’nun 28 Şubat gibi Anayasal bir müdahaleyle Cumhuriyet’i kurtarmasını sağlamıştı. Şimdi de Ordu’nun ihtiyacı olan güçlü bir halk desteğidir. Gayrı meşru hükümete karşı Ordu’yu desteklemek Atatürkçülerin ve Türk milletinin görevidir. Bu görevden kaçan alçaklar Atatürkçülüğün gereğini yapanlara savaş açmıştır.

Bu psikolojik harp kampanyasıyla amaçlanan Ordu’yu bekleyen Türk milletini baskı altına almaktır, Ordu’nun şimdiye dek başarıyla yürüttüğü görevini sürdürmesine engel olmaktır.

Atatürkçü gençler bu pankartı açarken nasıl saldırılara maruz kalacaklarını bilmekteydiler ve hâlâ da bilmektedirler. Ancak madem ki Türk milleti Ordusunu beklemektedir, madem ki “Ordu göreve” milletin elindeki son çare olarak kalmıştır.

Atatürk gençliği görevini yapmamazlık edemez, milletinin sesine kulak tıkayamaz. Atatürk gençliği ve Türk Ordusu hiç kimsenin şüphesi olmasın ki Atatürk’ün vasiyetine göre hareket edecektir. Atatürk gençliği bu uğurda gerekirse Kubilay olmaya da Turan Emeksiz olmaya da hazırdır!