|
Uyan
uyan
Gazi Kemal...
İşgal kuvvetleri İstanbul’da. İstanbul’un her
yanına Yunan bayrakları donatılmış. Azınlıkların sevinç gösterileri
Türklere yönelik taşkınlıklarla sürüyor.
Çanakkale Gazisi, Boğaz’a demirlemiş işgal donanmasını
seyrediyor...
Gazi Mustafa Kemal’in hayatını okuyan herkes bu anı
bilir.
Mustafa Kemal’in ne düşündüğü, ne söylediği, nasıl
bir karara vardığı ve bu andan sonra ne yaptığı hepimizin hafızasındadır.
Bilmek için yaşamak gerekmez.
Ancak bu andan 84 yıl sonra, Türkiye’nin içinde bulunduğu
duruma bakan herhangi bir Türk, bu anı bilmenin ötesinde derinden
hissetmektedir. Çanakkale’nin muzafer komutanı işgal donanmasını gördüğünde
ne hissettiyse, “yedi düvele karşı” muzaffer Türk milleti de bugün
aynı şeyleri hissetmektedir.
Atatürk Türkiye’sinde iktidar Atatürk düşmanlarındadır.
Gazi’nin ülkesinde, ülkenin egemenliği ve bütünlüğü
tartışılmaktadır.
Mustafa Kemal için idam fermanı çıkartmış hilafet
rejimi hortlatılmak istenmektedir.
Halifelik özlemcileri, Atatürk’ün ordusunu ABD işbirlikçiliklerine
alet etmek istemektedirler.
Türkiye’de Türkler aşağılanmakta, azınlıklar övülmekte,
bölücüler kollanmaktadır.
Artık tüm bunlar, yalnızca bir tehlike değil, gelecekte
karşılaşma olasılığı bulunan bir tehdit değil, her Türk’ün canını
acıtacak kadar gerçektir. 80 yıl önce işgal ve ihanetle karşılaşmış,
ateşle imtihandan geçmiş Türk milletinin, küllenmiş duyguları yeniden
canlanmıştır.
Millet, verdiği her büyük görevi kahramanlıkla gerçekleştirmiş
Gazi Kemal’i aramaktadır.
Bunun için bir dua gibi “Uyan uyan Gazi Kemal..”
sözleri tekrarlanmaktadır.
|
Atatürkçü
gençlik Türkiye’yi sarstıkça gündeme gelmek için fırsat kollayan
Perinçek, kendisine sütunlarını açan Fethullah tarikatını kardeş
tarikat ilan etse yeridir. Ama unutulmasın Atatürkçü Türkiye’de
tarikatlara da tarikat şeyhlerine de yer olmayacak!
TEKKE
VE ZAVİYELER KAPATILSIN
CUMHURİYET DEVRİMİ KANUNLARI UYGULANSIN
|
|

Tescilli Ordu düşmanları
pankarttan neden korktu?
Atatürk gençliğinin “Ordu Göreve” pankartı en
başta Şeriatçıları korkuttu. İktidar korkusuna düşen Vakit,
Zaman, Yeni Şafak gibi Şeriatçı gazeteler saldırıyı başlattı.
Zaman gazetesinin Fethullah Gülen cemaatinin gazetesi olduğu
biliniyor. Fethullah Gülen ise bilindiği üzere Cumhuriyet ve
Ordu düşmanlığından hakkında gıyabi tutuklama kararı olan ve
ABD’de saklanan bir tarikat şeyhi.
Atatürk gençliğinin pankartı, sadece dinci tarikatları
değil bazı “ideolojik” tarikatları da korkuttu. Maocu tarikat
görünümündeki İşçi Partisi şefi Perinçek de hemen saldırıya
katıldı. Ancak Perinçek’in ipe sapa gelmez saldırıları bir tek
Şiriatçı Vakit ve Zaman’da yer bulabildi.
Bilindiği gibi Perinçek de hem 12 Mart’ta hem de 12 Eylül’de
Ordu düşmanı faaliyetleri nedeni ile hapsedildi. En son 1992
yılında resmi partisini bizzat Genelkurmay’ın kapattırdığını
kendisi açıkladı.
E durum böyle olunca onların “Ordu göreve” pankartından
neden korktukları anlaşılıyor. Biri bir daha Türkiye’ye giremez
diğerininse yeni partisi yine kapatılabilir!
O nedenle onlara hak vermemek mümkün değil...

Perinçek’in Ordu düşmanlığı
İlk kapakta, teröristlerle mücadele eden Ordu’yu
Orman yakmakla suçluyor. Bilindiği gibi terör örgütü yandaşları
Türk devletine bu suçlamayla AİHM’de dava açtı.
Üçüncü kapakta Kuzey Irak’a kaçan PKK teröristlerine
karşı sınırötesi operasyon düzenleyen kahraman Ordumuzu Amerikan
kaması gibi gösteriyor. Ordumuzu darbecilikle ve işgalcilikle
suçluyor.
Tüm bu Ordu düşmanlıklarından sonra da partisini
Genelkurmay’ın kapattırdığını açıklıyor.
|
Anıtkabir’in yanıbaşındalar
Gelinen noktada hiçbir Atatürkçünün “Sen rahat uyu
Atam” diyebilecek lüksü bulunmuyor. Bunu diyebilmek için önce Türkiye’nin
karşılaştığı büyük tehdidin bertaraf edilmesi gerekiyor. Çünkü o tehdit
Atatürk’ü rahat bırakmıyor. Nerede Atatürk görse, nerede bağımsız
Cumhuriyetten iz bulsa saldırıyor.
Amerikancı ve hilafetçi bir iktidar Türkiye’yi tehdit
ediyor. Bu iktidarın gittiği yerde, Gazi’nin rahat uyuyabileceği ve
her yaştan Türk’ün bağlılıklarını bildirebileceği, sevgilerini sunabileceği
bir Anıtkabir de bulunmuyor.
Bunlar şimdi Ankara’da, Anıtkabir’in yanıbaşındalar...
Buna cesaret edebilirler mi?
Neye cesaret ettikleri ortada...
Kim oldukları ortada...
Bölücüler
Türkiye’yi bölmeye kim cesaret edebilirdi?
Türkiye’de birbirinden farklı etnik nüfuslar tasarlayıp,
bunları koruyacak, geliştirecek yasaları kim çıkartabilirdi? Siyaseti
bölücü örgütün yataklığı haline kim getirebilirdi?
Oysa bugün Türkiye’de siyaset, PKK 8. Kongre kararlarına
uygun olarak yürütülmektedir.
Neydi o kararlar?
Bölücü örgüt lideri kurtarılacak, PKK siyasallaşacak,
Kürtçe eğitim ve yayın yasallaşacak!
Hangi ortamda yapılmıştı bu sözde kongre. 15 yıllık
terörle mücadelenin sonunda 30 bin şehit verilerek, terör örgütünün
bitirildiği, liderinin yakalandığı ve idamını beklediği koşullarda.
Terör örgütü dağıldı dağılacak denirken, dağlardan gruplar halinde
teröristler teslim oluyor denirken! Terör örgütü bu kararları aldı
ve Türkiye’deki siyaset kurumu AB’ye giriyoruz yalanıyla bu kararları
uygulamaya koydu.
İşbirlikçi iktidar ise 1 yıl içinde bölücülerin kendilerini
toparlaması için elinden geleni yaptı. Bugün terör örgütü Türk devletini
açıkça tehdit ederken, terör örgütüne yönelik tüm tedbirler AB yasalarını
uygulayalım diyerek tepki görüyor.
Ancak Türkiye’deki bölünme tehlikesi yalnızca PKK’dan
kaynaklanmıyor.
Tersine bizzat iktidar, Türkiye’nin ABD planıyla
bölünmesine hizmet edecek bir işbirliği içinde. Türkiye’nin güvenliğinin
olmazsa olmazı kırmızı çizgileri AKP iktidarının işbirliği ile ABD
tarafından tahrip ediliyor.
Kürt devleti planıyla Türkiye’nin bölünmesi ise bölünmenin
yalnızca bir boyutu. İşbirlikçi iktidar Türkiye’yi Rum ve Ermeni bölünme
planları konusunda zayıf duruma düşüren yasaları ve uygulamaları çıkarıyor,
azınlıkları bu doğrultuda kışkırtıyor.
İktidar, Türkiye’yi bölünmeye ve toprak kaybına Kıbrıs’ta
alıştırmaya çalışıyor. Türk milleti Milli davasının ve mücahit Denktaş’ın
şeriatçı iktidar tarafından sırtından bıçaklanmasını hayret ve üzüntüyle
izliyor.
Mustafa Kemal; “Türk vatanı bir bütündür! Bölünemez!”
diyerek bunu dünyaya kabul ettirdikten 80 yıl sonra, işbirlikçi AKP
iktidarı Türkiye’ye bölücülüğü kabul ettirme peşinde.
Bugün Türk’ün karşısında sözde Kürdistan, Rum Kıbrıs,
büyük Ermenistan, Rum Pontus tehditleri bir gerçek olarak durmakta.
Gazi’ye meydan okuyanlar
Millet, bir yandan bu bölünme tehditleriyle karşı
karşıyayken bir yandan da Gazi’ye meydan okuyan Hilafetçilerle karşı
karşıya. Şeriatçı iktidar, her fırsatta Atatürk Türkiyesi’ne, Cumhuriyet’e
ve Gazi’ye meydan okuyor.
En büyük meydan okuma, şeriatçıların yıllardır Atatürk
Türkiye’sine karşı siyasal bayrak haline getirdikleri türban konusunda
yapılıyor. Ülke bu konuda öyle aciz duruma getiriliyor ki, Cumhuriyet
resepsiyonlarında şeriatçının keyfine göre üç ayrı davetiye basılır
hale geliyor.
Atatürk’ün, Cumhuriyet Türkiyesi’nin temel dayanaklarından
biri olarak inşa ettirdiği üniversiteler, bu şeriat bayrağı üniversitelere
sokulabilsin diye, tehdit ediliyor, horlanıyor, kaynaksız bırakılıyor,
eğitimlerine müdahale ediliyor, karıştırılıyor ve en sonunda doğrudan
şeriatçı iktidara bağlanmaya çalışılıyor.
Bunların tek gerçek amacı; Gazi’ye, onun Cumhuriyetine
ve devrimine meydan okunabileceğini göstermek. Bunun için milleti
kandırabileceklerini sandıkları türban bayrağı üzerinde at oynatıyorlar.
Atatürk Devrimi’nin ortadan kaldırıldığı yerde ise,
Halifelik heveslisi bir sahte kahraman var!
Amerikan mollası
Gazi’nin mirasını kaldırıp, millet içindeki büyük
sevgiyi yok edebileceğini sanan, iktidarında sonsuz kalabileceğini
sanan sahte kahramanın tek dayanağı, tüm Ortadoğu’ya yönelmiş ABD
saldırganlığı.
Daha seçilme yeterliliği yokken, “Kafir” Bush’tan
iktidarı için icazet alan Atatürk düşmanı molla, ABD’nin Ortadoğu
stratejisinde yer alabilmek için Türk Ordusu’na komplolar kurmaktan
da kaçınmıyor. Cumhuriyet tarihinin en kahredici günü, Türk askerinin
esir edilip başına çuval geçirilmesi olayı, mollanın ABD ile diplomatik
cilveleşmeleri arasında unutturulmaya çalışılıyor.
Amerikan mollası, halifelik haline bürünmüş kişisel
diktatörlüğünü kurmak için her türlü operasyon ve kadrolaşmayı birlikte
yürütüyor.
Ancak bu halife müsveddesi ABD işbirlikçiliğiyle
şimdiden tüm müslümanların nefretini kazanmış durumda. Türkiye’de
ilk kez şeriatçı iktidara karşı şeriatçı bir eylem, bu iktidar döneminde
yapıldı.
Kendi tabanına bile dayanamayacak kadar zavallı bir
iktidar döneminde Türkiye, ABD planı hizmetinde parçalanmaya, dağılmaya
ve Sevr’e sürükleniyor.
Mustafa Kemal’den söz edenler
İşbirlikçi-şeriatçı iktidar Atatürk Türkiye’sine
karşı son darbelerini vurmaya hazırlanırken Atatürkçülük adına yapılanlar
ise milletin ümit ve heyecanını kırıyor.
Atatürkçü güçlerin dahi durumu ortada. Çevrelerine
Kuvayı Milliyecilik adıyla kümelenmiş Atatürk düşmanı odaklardan bile
temizlenme iradesini gösteremeden, Mustafa Kemal tavrından bahsediliyor.
Atatürk’ün adı, bu sahte Kuvayı Milliyecilik aldatmacasının
arasında marjinaleştiriliyor. Dernekler bu yüzden örgütlenme ve şeriatçı
iktidar karşısındaki Atatürkçülük görevini gerçekleştirmekten aciz
kalıyor.
Şeriatçı iktidara karşı en son gerçekleştirilen “Cumhuriyet
Yürüyüşü” bile siyasi içeriğiyle sahiplenilemiyor!
Atatürkçülük adına, Atatürkçü gençlerin örgütlenmesini
engellemeye çalışan üniversite rektörlerinden, Fethullah ile kolkola
Atatürkçülük dersi veren Prof.lara herkesin Atatürkçülük’ten bahsettiği
bir otamda, milletin gerçek Atatürkçülük kavgası büyük bir sınavdan
geçiyor.
Atatürk gençliği görev başında
Gerçek, yani mücadeleci Atatürkçülük bayrağını gençlerin
kaldırmasına şaşırmalı mı?
Yoksa bazılarının yaptığı gibi bundan kaygı mı duymalı?!
Sivas Kongresi’nde Atatürk, Türk Gençliği’ne “Müsterih
ol evlat!” diyordu. Çünkü “Ya İstiklal, Ya Ölüm!” diyerek düşmana
meydan okuma iradesini başlıbaşına kendisi gösteriyordu.
Ancak şimdi Türk gençliğini “müsterih” tutabilecek
başka bir irade bulunmuyor.
Tersine Atatürk gencinin kaygı duyması, şüphe etmesi,
sorgulaması ve meydan okuması için her türlü unsur ortalılıkta bulunuyor.
Bölücüler, hilafetçiler, Fethullah Atatürkçüleri, provokatör medya...
Buna rağmen Atatürk gençliği cesaretini ve bilincini
yitirmeden, emanetin büyüklüğü ölçüsünde büyük sorumlulukla hareket
etmektedir.
Gerçek Atatürkçülük mücadelesini ve bu doğrultudaki
büyük bir fikir hareketini başlatırken de, üniversitelerinden başlamak
üzere bölücü ve gericiliğe karşı dişe diş bir mücadeleye girişirken
de, ABD işbirlikçiliğine meydan okurken de, Atatürkçü Türkiye için
orduyu göreve çağırırken de aynı cesaret ve bilinçle hareket etmektedir.
Atatürkçü sorumluluğun büyüklüğü karşısında, asabiyeti
ve maneviyatı bozulanların gençliğe köstek olmasına aldırmadan!
Gelinen noktada en kararlı duruşu Atatürk gençliğinin
sergilemesi Cumhuriyetin ne kadar büyük bir tehlikede olduğunun da
göstergesi aslında. Atatürk gençliğe hitabesinde, gençliğe görevi
verirken, kendisinin 1919’da karşılaştığı koşulları sıralıyordu.
İktidar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde...
Vatan işgal edilmiş...
Orduları dağıtılmış...
Tam bu noktada Türk gençliği görevdedir ve engellenemez
diyordu.
Atatürk gençliğinin bu derece büyük bir kaygı duyması
ve “müsterih olamaması” yaklaşan büyük tehlikenin yakınlığının ve
büyüklüğünün habercisidir!
Atatürk gençliği her şeye rağmen görevdedir.
Uyan uyan Gazi Kemal!
Millet düşmanlarını tanıdıkça içinde uyanan Gazi
Kemal’in ta kendisidir.
Atatürk düşmanları, Türk milletinden bu yüzden korkmaktadırlar.
Türk milletinin benliğinde, Mustafa Kemal’den başkası bulunamaz.
Millete yönelik saldırılar, karşısında Mustafa Kemal’i
bulur.
Amerikancı ve şeriatçı olanların, Mustafa Kemal’den
başkasının milletin kaderini tayin edebileceğini düşünmeleri zavallıcadır.
Türk milleti tarihten beri kendi kaderini kendisi
tayin eder. Gerçek liderini kendisi seçer. Onu esir etmek isteyenler
geçicidirler. Kendilerini halife de sansalar, padişah da olsalar,
diktatör de olsalar bu gerçek değişmez.
Türk Milletinin ebedi lideri Mustafa Kemal’dir.
Türk Milleti’nin varlığının kanıtı Mustafa Kemal’in
varlığıdır.
Millet ölmedikçe Gazi Kemal ölmez.
Gençliğinin asil kanı durulmaz.
Bunun için Uyan uyan Gazi Kemal !
Kalpağınla, kılıcınla...
Sakarya’nla uyan!..
|
Türk Gençliğine Mesaj
Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini,
Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli
budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi,
seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dahili ve harici
bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa
mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın
vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkan ve şerait,
çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine
kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin
mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün
kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları
dağılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin
dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet dalâlet ve hatta hıyanet
içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini,
müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet,
fakr ü zaruret içinde harap ve bitâp düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval
ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini
kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda,
mevcuttur!
Kemal Atatürk
|
Türk
Ordusu’na Mesaj
Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan,
her zaman zaferle beraber medeniyet nurları taşıyan kahraman
Türk Ordusu!
Memleketini en buhranlı ve müşkül anlarda zulümden,
felaket ve musibetlerden ve düşman istilasından nasıl korumuş
ve kurtarmış isen, Cumhuriyet’in bugünkü feyizli devrinde de,
askerlik tekniğinin bütün modern silah ve vasıtalarıyla mücehhes
olduğun halde, vazifeni aynı bağlılıkla yapacağına hiç şüphem
yoktur.
Türk vatanı ve Türklük camiasının şan ve şerefini,
dahili ve harici her türlü tehlikelere karşı korumaktan ibaret
olan vazifeni her an ifaya hazır ve amade olduğuna benim ve
büyük ulusumun tam bir iman ve itimadımız vardır. Büyük ulusumuzun
Ordu’ya bahşettiği en son sistem fabrikalar ve silahlar ile
bir kat daha kuvvetlenerek büyük bir feragat-i nefis ve istihkar-ı
hayat ile her türlü vazifeyi ifaya müheyya olduğunuza eminim.
Bu kanaatle Kara, Deniz ve Hava Ordularımızın kahraman ve tecrübeli
komutanları ile subay ve eratını selamlar ve takdirlerimi, bütün
ulus muvacehesinde beyan ederim.
Kemal Atatürk
(29 Ekim 1938 - Atatürk’ün Cumhuriyet’in
15. yıldönümü nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Ordusu’na mesajı)
|
Ordu
düşmanlarını korkutan pankart...
Atatürk gençliği ve Türk milleti AKP iktidarına
ilk uyarısını yaptı
25 Ekim’de Türkiye’nin bütün üniversiteleri Cumhuriyet’in
80. yılını kutlamak ve AKP iktidarını uyarmak için Ankara’daydı. ADD
üyeleri ve vatandaşlar da yürüyüşe destek verdiler.
Kimileri bir takım şeylerden çekindiği için inkar
edebilir ancak yürüyüşün hangi amaçlarla düzenlendiği açıktır:
AKP’ye gözdağı vermek, Cumhuriyet’in yıkılmasına
yönelik adımları durdurmak ve iktidarı devirmek.
Bu yürüyüşle birlikte Atatürk gençliği, üniversiteler
ve Türk milleti birleşmiş ve AKP iktidarına ilk uyarısını yapmıştır.
Yürüyüşten çıkan sonuç AKP iktidarının bütünüyle gayrı meşru olduğu,
Türk milletinin ise bu iktidara daha fazla tahammülünün kalmadığıdır.
Atatürk gençliğinin taşıdığı “Ordu Göreve” pankartı bu özlemin ifadesidir.
Ancak şeriatçı, AB’ci ve Amerikancı basının çizdiği
tablo bir hayli farklıdır. Onlara göre “Cumhuriyete saygı” ismi verilen
rutin bir Anıtkabir ziyaretinden veya rektörlerin hükümetle inatlaşmasından
ibaret olan bir yürüyüş “marjinal bir grup” tarafından darbe çağrısına
dönüştürülmüştür.
Orduyu göreve çağıran
ADKF değil Türk milleti
Öncelikle bu yanlışı düzeltmeliyiz; Ordu’yu göreve
çağıran ADKF değil Türk milletidir. “Ordu Göreve” pankartını her açıdan
çekmeyi başarabilen basın mensupları biraz çaba gösterseler Ankara
sokaklarında vatandaşlar tarafından taşınan 1000 adet “Ordu Göreve”
afişini de görüntülüyebilirlerdi.
“Ordu Göreve” dövizlerini taşıyan Atatürkçü gençler,
yine bu afişleri üzerine sararak slogan atan yüzlerce vatandaş ve
pencerelerinden “Ordu Göreve” pankartı ile “Molla Başbakan istemiyoruz”
sloganlarını coşkuyla alkışlayan Ankaralılar tek bir şeyi kanıtlar:
Türk milletinin bu iktidara tahammülü yoktur. Şeriatçı
ve Amerikancı iktidardan kurtulmak için Ordu’yu göreve çağırmaktan
başka çare de kalmamıştır.
Niçin mi?
AKP bir tek parti diktatörlüğü kurmuştur. Tayyip,
Halife olmaya doğru ilerlemektedir. Bu yolda önündeki tüm engelleri
temizlemektedir. Tüm bunları da ABD’ye bağlı bir Hilafet rejimi kurmak
için yapmaktadır.
Son bir yılda yapılanlar Ordu’yu göreve çağırmanın
gerekçesidir.
Türkiye’yi parçalanmaya götürecek tüm yasalar geçmiştir.
Kıbrıs elden çıkmak üzeredir.
Apo, İmralı’dan Türk devletine tehditler savurmakta,
PKK’lı teröristler ise büyük şehirlerde ayaklanma provası yapmaktadır.
Bunlara karşın PKK Türkiye’deki tüm yasal parti ve hareketlerden daha
serbest biçimde faaliyet göstermektedir.
Başbakan’dan başlayarak tüm devlet kadroları imamlarla
doldurulmaktadır. Üniversiteler medreseye, Türkiye Cumhuriyeti ise
bir molla rejimine çevrilmek üzeredir.
Bu gidişi durduracak Ordu ise AB ve ABD’yi arkasına
alan iktidar tarafından saf dışı edilmeye çalışılmaktadır.
Bu, iktidarın bir yıllık bilançosudur. Bir yıl daha
AKP başta kalırsa neler olacağını varın siz düşünün.
Bu durumda millet Ordu’yu göreve çağırmanın dışında
ne yapabilir?
Meclis bütünüyle AKP’nin elindedir, tüm partiler
bu gidişe teslim olduğu için parlamenter çözümler de iflas etmiştir.
Kaldı ki bu koşullarda bir dahaki seçimleri beklemek intihardan farksızdır.
Türkiye’nin önünde bu iktidardan kurtulmak için iki
seçenek kalmıştır;
Ya milletin desteklemediği bir azınlık diktatörlüğü
olan hükümet demokratik teamüller gereği istifa edecek ya da Ordu
millet elele vererek bu parçalanma ve mollalaşma sürecine dur diyecektir.
Atatürk gençliği milletin özlemini ifade etti
Hangi yoldan olursa olsun AKP’nin durdurulması milletin
özlemidir ve Atatürkçü gençlerin yaptığı bu özlemi dile getirmekten
başka bir şey değildir.
Yani açılan pankartlar ne üniversitelerin, ne rektörlerin
ne de YÖK’ün inisiyatifi ile açılmıştır. Bazı gazetelerin “rektörler
gençleri kullandı” iddiası ise bütünüyle yalandır.
Atatürk gençliğinin mücadelesini biraz olsun bilenler
bu mücadelenin ne rektörlerin ne de YÖK’ün icazetiyle yürümediğini,
hatta kimi zaman bizzat rektörlerin Atatürkçü gençleri engellemek
için ellerinden geleni yaptığını bilirler.
Ama bunlar Türk milletinin özlemini ifade edecek
cesarete sahip değil diye Atatürk gençliği de susacak değildir. Türk
gençliği milletin hizmetindedir. Madem ki tek çare kalmıştır, öyleyse
bunu dillendirecek cesareti gösterememek Atatürk gençliğine yakışmaz.
Peki birileri niçin Türk milletinin ezici bir çoğunluğunun
desteklediği “Ordu Göreve” sloganından bu kadar rahatsız olmuştur?
Pankart Ordu düşmanlarını rahatsız etti
“Ordu Göreve” pankartından kim rahatsız diye baktığımızda
niçin rahatsız olduklarını da anlayabiliriz.
En başta şeriatçılar rahatsızdır. Yürüyüş ertesinde
üç büyük şeriatçı gazete Ordu’ya ve Atatürkçü gençlere saldıran manşetlerle
çıkmıştır. Saldırganlıkları korkularından kaynaklanmaktadır. Hatta
Kanal 7 bu korkuyu o kadar abartmıştır ki “Ordu Göreve” pankartı açıldığı
sırada Ankara semalarında uçuş yapan jetlerden türlü darbe senaryoları
bile çıkartabilmiştir.
Gerçekten de milletin Ordusu’nu göreve çağırması
şeriatçıları en çok korkutacak şeydir. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’ni
Ordu ve millet birleşerek kurmuştur. Ancak Ordu ve millet birleşirse
şeriatçıların Cumhuriyeti yıkma hevesi kursaklarında kalır. Menderes’in
de Erbakan’ın da hilafet hevesleri böyle son bulmamış mıydı?
İkinci rahatsız olan kesim AB’ci ve Amerikancı takımıdır.
AB ve ABD’nin Türkiye’yi sömürgeleştirme ve parçalama planının karşısında
duracak tek güç Ordu olduğu için bunların hepsi Ordu düşmanıdır. Ordu
görevde olduğu sürece Türkiye AB’ye ve ABD’ye boyun eğmeyecektir.
Amerikancılar ve AB’ciler “Ordu Göreve” pankartına saldırırken istedikleri
şey Ordu’nun görevini yapmaması, emperyalistlere boyun eğmesidir.
Sahte Atatürkçülerin Ordu korkusu
Üçüncü rahatsız kesim sahte Atatürkçülerdir. Bunların
hepsi Ordu sayesinde bir yerlere gelmiş insanlardır. Çoğu masondur,
Türk halkını sevmezler, halktan kopuk elit bir kesimdir, halk da onları
sevmez.
Komutanlarla başbaşa kaldıklarında durmadan Ordu’yu
göreve çağırırlar, ama kamuoyu önünde Ordu saldırıya uğrayınca onu
savunacak cesareti kendilerinde göremezler. ABD, AB ve şeriatçıların
Ordu’ya saldırıları arttıkça bunların “Orduculukları” azalır. Çünkü
hep kendilerine dayanacak bir yer ararlar. Kamuoyuna “Ordu zaten görevini
yapıyor” derler kendi aralarında “Genelkurmay’ın yeni kadrosu çok
pasif” diye Genelkurmay Başkanımız Hilmi Özkök hakkında ileri geri
konuşurlar.
Bunların en büyük korkusu Atatürkçü bir halk hareketidir,
Atatürkçü bir gençlik hareketidir. Çünkü ancak böyle bir hareket bunların
maskesini düşürebilir. Onun için de millet Ordusu’nun yanında harekete
geçince millete karşı pozisyon alırlar. Bir kısım mason rektörün,
yolsuzluklarını, sahtekarlıklarını ve diktatörlüklerini Atatürkçülük
maskesi altında gizleyen marjinal kişiliklerin Atatürk gençliğinden
rahatsız olması bu yüzden son derece doğaldır.
Dördüncü rahatsız kesim ise İP’in Maocu militanlarıdır.
Bunlar zaten Atatürkçülüğe toptan karşıdır. Apo’ya gül veren bir insan
ne kadar Atatürkçü olabilirse o kadar Atatürkçüdürler. Daha önceki
partilerini Genelkurmay’ın bölücülükten kapattığını kendileri marifetmiş
gibi dergilerinden duyurmuşlardır. Ordu’yu orman yakmakla ve Kürt
katliamı yapmakla suçlayan da bunlardır.
Ordunun adı bile görevini yerine getirdi
Şimdi ise Ordu’yu ve Atatürkçüleri savunur gözükürler
ama amaçları bunların içine sızarak marjinalleştirmektir. Sürekli
Ordu içinde bölünme görüntüsü yaratmaya çalışırlar. İşte gerçek cuntacı
bunlardır ve takiyyecilikleri de burdan kaynaklanır.
Beşinci rahatsız kesim topal ajanın koltuk değneği
haline gelmiş bir kısım ADD üye ve yöneticisidir. Bunların ADD’ye
nasıl sızdığı anlaşılamamaktadır, ancak örgütlerinin uzun yıllar Kanada’dan
yönetildiği, Sabetayist bir Profesörün himayesinde Pepsi tarafından
finanse edildikleri bilinmektedir. Onlar da o kadar marjinalleşmiştir
ki ancak koltuk değnekliği yaparak ayakta durabilmektedirler.
Böyle bir cephenin “Ordu Göreve” diyen Atatürk gençliğine
saldırması ve bir psikolojik harp kampanyası başlatması yapılan çağrının
amacına ulaştığını göstermektedir. “Ordu Göreve” sloganı Türk milletini
yollara dökmüş, Ordu düşmanlarını ise korkutmuştur.
Demek ki sadece Ordu’nun adı bile görevini yerine
getirmiş ve Atatürk düşmanlarını panikletmeye yetmiştir. Yürüyüşten
bir gün sonra yaşananlar bu yönüyle de doğru yolda olduğumuzun kanıtıdır.
“Ordu göreve” AKP diktatörlüğüne karşı demokrasi
çağrısıdır
Bu malum cephe Ordu düşmanlıklarını ve statükoculuklarını
demokrasi maskesiyle gizlemektedir. Açılan pankartı demokrasi düşmanı
bir tavır olarak göstermenin amacı, AKP’yi meşrulaştırmaktır.
AKP iktidarı demokratik bir iktidar mıdır ki ondan
kurtulma isteği cuntacılık olarak görülsün? Hangi demokraside %25’lik
bir tek parti iktidarına rastlanır? AKP iktidarı koyu bir tek parti
diktatörlüğüdür.
Önce karşısındaki bir kısım partiyi farklı yollarla
pasifize etmiş, bir kısmını ise şimdi açıkça yok etmektedir. Üniversiteler
engel olarak görüldüğü için bütünüyle ortadan kalıdırılmak istenmektedir.
Devlet kademelerindeki tüm Atatürkçüler görevlerinden alınmakta ve
yerlerine imamlar getirilmektedir.
Molla rejiminin neresi demokrasidir?
AKP iktidarı demokratik düzeni ortadan kaldırdığı
için Atatürkçü gençler “Ordu göreve” pankartını açmıştır. Bunun için,
Amerikancı basının yazdığının aksine “Ordu Göreve” pankartını açan
Atatürkçü gençler, AKP diktatörlüğüne karşı demokrasiyi savunmaktadır.
Demokrasi maskesiyle Atatürkçü gençlere saldıranlar AKP diktatörlüğünü
meşrulaştırmakta ve bu yüzden, gerçekte demokratik düzene saldırmaktadırlar.
AKP demokrasi kuvveti,
Ordu değil!
Ayrıca “Ordu Göreve” sloganından bir darbe çağrısı
anlamını çıkaranlar Ordu’ya güvenmeyen güçlerdir. “Ordu Göreve” deyince
bunların aklına hemen darbe gelmektedir, çünkü Ordu’yu demokrasinin
kuvveti olarak görmemektedirler.
Onlara göre AKP demokrasi kuvvetidir, Ordu ise darbe
heveslilerin toplandığı bir kurumdur. Ordu’yu göreve çağıranları darbecilikle
suçlayanlar bu tavırlarıyla Ordu’ya hakaret etmektedirler. Gerçek
darbe heveslileri bunlardır.
Önceki hükümeti bir darbeyle deviren ve yerine bir
azınlık diktatörlüğü getiren güçler şimdi de laik, demokratik düzenin
koruyucusu olan Ordu’ya karşı bir darbe tezgahlamaktadırlar. Bu darbeye
karşı Atatürkçü gençlerin uyarısı gerçek darbecilere yapılmış bir
suçüstüdür. Telaşları bundandır.
Kaldı ki bunların demokrasiden ne anladıkları da
belirsizdir. Türkiye öyle bir ülke haline gelmiştir ki “Apo’ya özgürlük”
istemek demokratik düzenin parçasıdır, molla rejimi getirmek demokratiktir,
AB komiserlerini göreve çağırmak en büyük demokratlıktır ama bir tek
Ordu’yu göreve çağırmak gibi demokratik bir hak yasaklanmaktadır.
Çok demokratsanız Amerikan ordusunu göreve çağırmayın
Ordu’yu göreve çağırdık diye bizi suçlayanların hepsi Amerikan ordusunu
defalarca göreve çağırmıştır, hâlâ da çağırmaktadırlar. Irak’ta, Amerikan
ordusunu göreve çağırırlar, Amerikan ordusunun Türkiye’ye yerleşmesini
sağlayacak tezkerelere destek olurlar sonra da demokrasiden bahsederler.
Madem ki Ordu müdahalesine karşıdırlar, madem ki bu kadar demokrattırlar
“Amerikan Ordusu Irak’tan çıksın” desinler de görelim. Diyemezler,
çünkü Türk ordusuna karşı Amerikan Ordusu’na sığınmak bunların uşak
ruhlarında vardır.
AKP’nin iktidarda olduğu bir yıl boyunca PKK sokaklardaydı.
Yalnız “Apo’ya özgürlük” demedi, “pişman değiliz Apocuyuz” diye bağırdı,
“savaşı yeniden başlatırız” tehdidini savurdu, şehit ettiği askerleri
“gerilla 8 asker öldürdü” diye kutladı, bunların hepsini sokaklarda
herkesin gözü önünde yaptı, hiç Amerikancı basının “Ayıp” diye manşet
attığını gördünüz mü?
Şeriatçıların demokrasisisi: Apocuya özgürlük
Atatürkçüye idam
“Ordu göreve” pankartı açan gençlerin idamını isteyen
Vakit bu gösteriler hakkında bir satır olsun yazdı mı?
İşte bunların demokrasisi budur. Apoculuk ve şeriatçılık
serbesttir, Atatürkçülük yasaktır. Apo’nun idamdan kurtulduğu AKP
demokrasisinde Atatürkçü gençlerin idamı istenmektedir, üstelik demokrasi
adına! Sadece bu örnek bile demokrasi diye bağıranların nasıl bir
düzenden yana olduklarını göstermektedir. Demokrasi dedikleri tam
da demokrasinin ortadan kaldırıldığı, Atatürkçülerin asıldığı bir
baskı rejimidir. Onun için de bu rejimin önüne geçmek bir demokrasi
görevidir.
Peki bu görev kimindir? Elbette ki bu görev yalnız
Ordu’nun değildir. Atatürk, Türk gençliğini ve Türk Ordusu’nu Cumhuriyeti
korumak ve kollamakla görevlendirmiştir. Türk hukukuna göre bu görev
her Türk vatandaşının vatandaşlık görevi olmakla kalmaz, Ordu’nun
da temel görevidir. Dolayısıyla Atatürkçü gençler Ordu’yu göreve çağırmakla
Anayasal suç işlemek bir yana Anayasayı savunmuşlardır.
Ancak kimileri “Ordu Göreve” sloganından “Atatürkçü
gençler Ordu’nun görevini yapmadığı propagandasını yapıyor” sonucunu
çıkartmıştır. Kürsüde aynı çarpıtmayı İP’in Maocu militanlarının etkisindeki
ADD görevlisi de kullanmıştır. Ona göre Ordu zaten görevini yapmaktadır.
Ordu göreve demek Orduya hakaret etmektir, zaten Ankara’daki mitingte
halk görevdedir.
Kimileri de bunu herkes görevini yapsın biçiminde
dile getirmektedir.
Ordu değil Atatürkçüler
görevini yapmadı
İyi ama “Ordu görevini yapmıyor” diyen kimdir? Ordu
şimdiye dek görevini yapmıştır ve hâlâ da yapmaktadır. AKP iktidarına
karşı en büyük direniş Ordu’dan gelmektedir. Ordu, ABD ve AB’nin baskısı
altında AKP iktidarına direnmektedir.
Bunca yıldır görevini yapmayan birisi varsa o da
bize bu lafları söyleyen sahte Atatürkçülerdir. Zaten bu lafları söylemelerinin
nedeni de görevlerini yapmamayı sürdürmek istemeleridir. Atatürkçüler
görevini yapmadığı için Türkiye bu noktaya gelmiştir ve bu yüzden
Atatürkçü gençler Ordu’yu göreve çağırmaktadır.
Sahte Atatürkçüler yıllardır görevlerini yapmayarak
iktidarı Amerikancı mollalara teslim etmiştir, şimdi de aynı sahte
Atatürkçüler yine görevden kaçmaktadır. Ordu büyük bir kuşatma altında
direnmektedir. Herkes görevini yapsın diyenler Ordu’yu yalnız bırakmanın
propagandasını yapmaktadır. Milletle Ordu’nun birleşmesini engellemektedirler.
Onlara göre millet ayrıdır, Ordu ayrı. Oysa ki Ordu’nun millete, milletin
Ordusuna en çok ihtiyaç duyduğu dönemi yaşamaktayız.
Amaç Ordusunu bekleyen milleti baskı altına
almak
27 Mayıs’ta sokaklara dökülen halk Ordu üzerindeki
baskıyı kaldırabilmişti. 28 Şubat öncesinde Anıtkabir’i ziyaret eden
yüzbinler, 1 dakika karanlık eylemlerini şeriatçı iktidarı protesto
mitinglerine dönüştüren halk, Ordu’nun 28 Şubat gibi Anayasal bir
müdahaleyle Cumhuriyet’i kurtarmasını sağlamıştı. Şimdi de Ordu’nun
ihtiyacı olan güçlü bir halk desteğidir. Gayrı meşru hükümete karşı
Ordu’yu desteklemek Atatürkçülerin ve Türk milletinin görevidir. Bu
görevden kaçan alçaklar Atatürkçülüğün gereğini yapanlara savaş açmıştır.
Bu psikolojik harp kampanyasıyla amaçlanan Ordu’yu
bekleyen Türk milletini baskı altına almaktır, Ordu’nun şimdiye dek
başarıyla yürüttüğü görevini sürdürmesine engel olmaktır.
Atatürkçü gençler bu pankartı açarken nasıl saldırılara
maruz kalacaklarını bilmekteydiler ve hâlâ da bilmektedirler. Ancak
madem ki Türk milleti Ordusunu beklemektedir, madem ki “Ordu göreve”
milletin elindeki son çare olarak kalmıştır.
Atatürk gençliği görevini yapmamazlık edemez, milletinin
sesine kulak tıkayamaz. Atatürk gençliği ve Türk Ordusu hiç kimsenin
şüphesi olmasın ki Atatürk’ün vasiyetine göre hareket edecektir. Atatürk
gençliği bu uğurda gerekirse Kubilay olmaya da Turan Emeksiz olmaya
da hazırdır!
|