| İnan Kahramanoğlu |
CIA ve PKK Kandil dağında
anlaştı: PKK’dan Türk devletine Apo dayatması Terör örgütü PKK/KADEK’in yoğunlaşan faaliyetleri Türkiye’yi yeniden bir terör kıskacına alıyor. Apo’nun yakalanmasının ardından terörü askıya alan ve tek taraflı bir sözde ateşkes ilan ederek siyasallaşma sürecine giren bölücü örgüt son günlerde yeni bir strateji ile siyasallaşma çalışmalarına hız vermiş durumda. “Barış İçin Demokratik Çözüm” adı altında yeni bir eylem stratejisine geçen terör örgütü, Güneydoğu illeri başta olmak üzere büyük şehirlerde eylemlerini artırarak sürdürüyor. PKK/KADEK’in yeni stratejisinin temelinde İmralı’da tutuklu bulunan Apo’ya tecrit uygulandığı propagandası yeralıyor. “Tecrite” karşı çıkmak için de “Öcalan’a sahip çıkma eylemleri” adı altında terör faaliyetlerinin Güneydoğu’dan Batıya ve özellikle büyük şehirlere taşınması öngörülüyor. Terör örgütü böylelikle bir yandan güçsüz durumda bulunduğu büyük şehirlerde güç kazanmaya çalışırken bir yandan da AB ve ABD’nin desteği ile başlattığı siyasallaşma sürecinin temel sloganları olan demokratikleşme ve barış çağrılarını öne çıkararak terörist imajını ortadan kaldırmayı hedefliyor. PKK/KADEK’in yeni stratejisinin ilk hedefi Apo’nun serbest bırakılmasını sağlamak. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden Apo’ya tecrit uygulandığı yolunda karar çıkartmayı hedefleyen bölücü örgüt böylelikle Türk devletini köşeye sıkıştırmak istiyor. DEHAP Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın “Eğer siz KADEK ile Öcalan sorunu ve bu bağlamda kürt sorununu barışçıl, demokratik bir zeminde çözmek istiyorsanız; KADEK’i bir tehdit olarak görmekten vazgeçmeli ve KADEK lideri üzerindeki tecridi hemen kaldırmalısınız. KADEK güçlerine yönelik pişmanlık yasaları değil,bu güçlerin siyasal yaşama girecek yasal düzenlemelerin yapılması gerekir” sözleri PKK’nın siyasallaşma yönündeki çabalarını ve Apo’yu serbest bıraktırma niyetlerini açığa vuruyor. Benzer açıklamalar Osman Öcalan ve Murat Karayılan gibi bölücü örgüt yöneticileri tarafından da ifade ediliyor. Murat Karayılan PKK’nın büyük bir değişim içinde olduğunu ve devleti de değişime zorlayacak kararlar alacaklarını söyleyerek PKK’nın Türk devletine Apo’nun serbest bırakılması ve terör örgütünün yasallaştırılması konusunda yeni dayatmalarda bulunulacağının sinyallerini veriyor. Yeni PKK stratejisi de bu amaca uygun eylemleri içeriyor. Bu eylemler esas olarak iki ayak üzerinde ilerliyor. Birinci ayakta ilk örneğini Sezen Aksu konserlerinde gördüğümüz ve son olarak yurt dışında gerçekleştirilen Haluk Levent ve diğer bazı ünlü sanatçıların katıldığı kitlesel katılım ve gövde gösterisine dönüşen konserli mitingler oluşturuyor. Bu konser-mitingler bölücü örgütün kontrolündeki DEHAP’lı belediyeler tarafından günden güne yaygınlaştırılıyor. Özellikle Diyarbakır, Batman, Hakkari ve Mardin gibi illerde düzenlenen bu etkinlikler terör örgütü Apo’ya destek eylemlerine dönüştürülüyor. Son olarak Batman Belediyesi tarafından düzenlenen Batman Festivali’nde ortaya çıkan tablo bunun bir göstergesi. Apo posterleri açılarak “Selam selam İmralı’ya bin selam”, “Pişman değil, Apocuyuz biz”, “Dişe diş kana kan, seninleyiz Öcalan” ve “ Biji serok Apo” sloganlarının atıldığı festival terör örgütünün gövde gösterisine sahne oldu. Önümüzdeki dönemde benzeri etkinlikleri hızlandırma çabası içinde olan terör örgütü böylelikle bir yandan da yaklaşan yerel seçimler öncesinde güç toplamaya çalışıyor. Güneydoğu’daki belediyelerin büyük kısmını elinde bulunduran terör örgütü yaklaşan yerel seçimlere yönelik büyük bir hazırlık içinde. DEHAP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Veli Büyükşahin, Özgür Gündem gazetesindeki açıklamalarında “En geniş ittifakla 150’den fazla belediyeyi kazanmak istiyoruz” diyerek terör örgütünün hedeflerini ortaya koyuyor. Seçim ittifaklarını da gündemine alan DEHAP’ın hedefi Güneydoğu illeri ile birlikte Adana ve Mersin gibi güçlü olduğu büyükşehirlerde de belediye başkanlıklarını almak. DEHAP, İstanbul, Ankara ve İzmir’de de ittifaklarla başarı elde etme ve oylarını arttırma çabası içinde. PKK, terörü şehir merkezlerine taşıyacak Yeni eylem stratejisinin ikinci ayağını ise büyük şehirlerde ve özellikle varoşlarda gerçekleştirilen korsan gösteriler oluşturuyor. Güneydoğu merkezli terör eylemlerinden istediği sonucu alamayan terör örgütü Apo’ya destek eylemleriyle terör faaliyetini şehir merkezlerine taşıma çabasında. Bunun Türkiye açısından yaratacağı tehlikenin boyutlarını kestirmekse hiç zor değil. Gerekli tedbirler alınmazsa PKK bayrakları ve Apo posterleri taşımakla başlayan ve son günlerde telefon kulübeleri ve dükkanların yakılması, karakollara ateş açılması aşamasına gelen sokak eylemlerinin Türkiye’yi yeniden terör belasıyla karşı karşıya bırakması kaçınılmaz hale gelecek. Her fırsatta barış ve demokratik çözüm propagandası yapan bölücü örgüt önüne çıkan en küçük engelde terör tehdidini yineleyerek gerçek yüzünü ortaya koyuyor. PKK geçtiğimiz aylarda tek taraflı olarak ilan ettiği sözde ateşkesi kaldırarak Türk devletini terörü yeniden başlatmakla tehdit etmişti. KADEK ismiyle siyasallaşma sürecine giren PKK, terör kartını elinde bulundurmak ve terör gücünü hazırda tutmak için de harekete geçmiş durumda. Halk Savunma Güçleri (HPG) adıyla kurulan yeni örgüt PKK’nın terör eylemleri için hazırda bekletiliyor. KADEK ismiyle siyasal mücadele yürüten PKK, HPG’yi kurarak hem terör ve siyasal faaliyeti birbirinden ayırıp barışçıl imajını koruyor hem de gerektiğinde kullanmak üzere terör gücünü hazır duruma getiriyor. Bölücü örgüt, bütün barış nutuklarına rağmen dağdaki teröristlerini dağıtmak bir yana sayılarını daha da arttırdı. Gerek istihbarat raporlarında gerekse bölücü örgüt yöneticilerinin basına yansıyan açıklamalarında PKK/KADEK’in Türkiye ve K. Irak’ta 5 bin civarında teröristi hazır durumda tuttuğu açıkça belirtiliyor. Dolayısıyla Türkiye açısından terör tehdidinin ortadan kalktığı iddiaları son derece yanıltıcı ve tehlikelidir. “Terörle mücadele”ye ne oldu? Ancak asıl tehlike PKK’nın faaliyetlerini hızlandırması değil Türk devletinin bu açık tehdide rağmen bölücü örgütün yeni stratejisine karşılık verme gibi bir çaba içinde olmamasıdır. Özellikle AKP iktidarının işbaşına gelmesinin ardından terörle mücadele neredeyse tamamen ortadan kalkmış durumda. Terör örgütü AB’ye uyum yasalarının kabul edilmesiyle birlikte Kürtçe eğitim ve yayın, idamın kaldırılması gibi yıllardır mücadele ettiği bir çok tavizi bir çırpıda elde etmişti. AB’ye uyum süreci ve demokratikleşme adı altında siyasallaşma çabalarında büyük mesafe kateden terör örgütü terörle mücadelenin terkedilmesiyle birlikte iyice rahatlamış görünüyor. Terörle mücadeleyi bırakan Türkiye böylelikle terörün güç kazanmasının da önünü açmış oluyor. Bırakın terörle mücadele etmeyi, Türk devleti “Eve dönüş” yasalarıyla teröristleri affetme noktasına gelmiş durumda. Burada doğal olarak akla şu soru geliyor: Ne oldu da Türk devleti yirmi yıldır elde silah savaştığı terör örgütü ile mücadele etmeyi bıraktı? Bu sorunun cevabı Türkiye’nin de içinde yeraldığı Ortadoğu coğrafyasındaki gelişmelerden bağımsız düşünmek mümkün değil. PKK yalnızca Türkiye’de değil Irak, İran ve Suriye başta olmak üzere Ortadoğu ülkelerinde de faaliyet göstermekte. Bu özelliği ile uzun yıllardır Ortadoğu üzerinde planları bulunan ABD ve AB için her an kullanılmaya hazır bir piyon konumunda. PKK bu misyonunu şimdilerde ABD’nin emrinde Türk devletini tehdit ederek yerine getiriyor. Bölücü örgüt yöneticisi Murat Karayılan “HPG olarak örgütlenen gerilla gücünün yarısına yakın kısmının bugün itibariyle Türkiye sınırları içinde olduğunu belirterek” Karadeniz ve Amanos dahil Türkiye’nin her yerine mevzilendik. Güneydeki güçlerimize yönelik şiddete dayalı bir yönelimin gelişmesi halinde orada bulunan güçlerimizin, bunun savaş anlamına geleceğini düşüneceği ve buna karşı kendini savunmaya geçeceği çok açıktır” sözleriyle açıkça terör tehdidinde bulunuyor. ABD PKK’yı yasallaştırıyor Karayılan ve diğer bölücü örgüt yöneticilerinin bu derece cüretkar açıklamalarda bulunmalarının sağlayansa arkalarındaki açık ABD desteği. Türkiye’nin Kuzey Irak’a asker göndereceğinin belli olmasının ardından Türk Ordusu’nun ABD’ye götürdüğü “PKK’yı birlikte bitirelim” önerisi ABD tarafından kabul görmedi. AKP, Ordu’nun bu isteğini ön şart olmaktan çıkarttı ve tezkere bu şekilde çıkmış oldu. ABD ise bırakın PKK’yı temizlemeyi, PKK’yı yasallaştırmaya çalışıyor. Geçtiğimiz hafta içerisinde ABD’nin büyük gazetelerinden Newsday’de yayınlanan bir haber PKK-ABD ilişkisinin boyutlarını gözler önüne serdi. Habere göre teröristlerin kullandığı şalvar ve kuşaklar giyen bir grup CIA ajanını, K. Irak’ta PKK yöneticileriyle görüşüp terör örgütünün silahsızlanması konusunda görüş alışverişinde bulunmuşlardı. Bu görüşme Amerikancı Türk basınında yeraldığı gibi PKK’yı bitirme planının değil, ABD’nin PKK’yı koruma çabasının bir göstergesi. ABD, Türkiye’yi tezkere konusunda ikna etmiş olmasına karşın Türk Ordusu’nun K. Irak’ta PKK’yı bitirmeye yönelik olası bir girişimine engel olmak için PKK’yı silahsızlandırma önerisi yapıyor. PKK elebaşları da bu teklife olumlu yaklaşmışlardır. Zira bu tam da onların siyasallaşma çabalarıyla örtüşüyor. Üstelik bu teklif, Türk Ordusu’ndan gelebilecek bir müdahaleyi de önleyeceği için PKK açısından bulunmaz bir fırsat ABD ise “stratejik müttefik” uyanıklığıyla hem Türkiye’ye “PKK terörünü engelliyorum” mesajı verecek hem de denetimi altındaki PKK’ya Türk Ordusu tarafından yapılacak olası bir müdahalenin önüne geçmiş olacak. Bir taşla iki kuş vuracak. PKK’yı bitiren Türkiye ABD kuşatmasını da yarar Türkiye hem ülke içinde hem de K. Irak’ta PKK terörü ile yüzyüze gelmiş durumda. Ancak AKP iktidarının Amerikancılığı Türk devletini hem terör karşısında hem de ABD karşısında güçsüz bırakmış durumda. Türkiye açısından PKK ve ABD kuşatmasını yarmak acil bir ulusal güvenlik sorununudur. Bu kuşatmayı yarmanın ön koşuluysa PKK’nın siyasal ve silahlı gücünün yokedilmesidir. PKK’yı bitiren Türkiye AKP iktidarından da, ABD kıskacından da kurtulacaktır. |