Arama: 
27.10.2003/Sayı:42
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Kıbrıs
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı
Arka Sayfa
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
    Site İçi Arama: 
 
Atatürk Deniz Che
Türkiye Cihan Dura

Edelman Bir Atatürkçü irticaya
karşı çıktığı kadar
dış borçlanmaya da karşı çıkar

Cumhuriyet’in 80. yılını kutluyoruz Cumhuriyet, yalnızca bir sözcük, bir kavram, bir yönetim biçiminin adı değil ülkemizde.

Türkiye’de Cumhuriyet, bir sözcük olmaktan çıkıp bir değerler toplamı, bir yaşama biçimi, bir çağdaşlık arayışı, bir yurttaş kılma ve geleceğini sahiplenme programı haline geldi.

Cumhuriyet, Cumhuriyet olalı beri de bu anlamına karşı olanların düşmanlığıyla savaştı hep.

Cumhuriyet düşmanları, 80 yıl boyunca saldırdılar; bazen mevziler kazanıp bazen geri adım attılar, bazen pervasızca öne çıkıp bazen kendilerini gizlediler, bazen zaferler kazanıp bazen kendilerine acındırdılar. Düşmanlıktan hiç vaz geçmediler; öfke ve kin biriktirdiler sürekli.

80 yıl boyunca biriktirdikleri öfkeyle ve kinle saldırdılar Cumhuriyet’in değerlerine ve devrimlerine, hâlâ da saldırıyorlar.

Siyasette yaşananlara bakın: İkinci Dünya Savaşı’nın sonundan, sözde “çok partili yaşam” ve “soğuk savaş” dönemlerinden beri var olan ve ülkenin geleceğinde söz sahibi olan siyasi partilerin ve siyasilerin birçoğu, adları ne kadar çok, çeşitleri ne kadar fazla olursa olsun Cumhuriyet’in temellerini kökünden yıkmak için örgütlendiler sanki. Cumhuriyet’in bağımsızlıkçılığını yerle bir edip dışa bağımlı siyasetlerin alkışçıları oldular ve yaşadığımız rezil noktalara getirdiler ülkemizi.

Ekonomide IMF ve Dünya Bankası politikalarını uygulayan, Cumhuriyet’in yarattığı kamusal zenginliklerimizi “özelleştirme” politikalarıyla har vurup harman savuran, ormanlarımızı talan ettiren onlardır.

Kültürde emperyalist, kozmopolit zavallılığa ülkemizi teslim etmekte -mukaddesatçı, maneviyatçı adlar taşıdıkları halde- çekince görmeyen onlardır.

Sağ yanına getirdikleri sıfırlarla paramızın değerini beş paralığa dönüştüren; Kuzey Anadolu Fay Hattı’ndaki yerleşmeleri özendiren iskân politikalarıyla cinayetlerin altyapılarını hazırlayan; demiryolları ve denizyolları yerine karayolları politikalarıyla uluslararası tekellerin borazanlığını yapıp ulaştırmadaki perişanlığımızı yaşatan, trafik cinayetlerinin asıl sorumluları onlardır.

Tarım ülkesinde buğdaya bile avuç açar duruma getirip birçok temel ürünün üretilmesini engelleyen yasalar çıkartarak tarımımızı çökerten; kentleşmedeki çarpıklık gibi, dışa bağımlı bir sanayi ile genç sanayimizi uluslararası tekellerin hizmetine veren onlardır.

İzledikleri politikalarla; eğitimde, müzikte, edebiyatta, sanatta, medyada... kısaca yaşamın her alanında ve her anında emperyalist politikaları yaşama geçirerek, Cumhuriyet’le gün ışığına çıkmaya başlayıp kendi değerlerini en kısa zamanda yaratan ve genç Cumhuriyet’in devrimci ilkelerini yaşam biçimine dönüştürmeye çalışanlar üzerinde amansız baskı politikaları uygulayanlar onlardır. Dilimizden sanatımıza her şeyimizi emperyalizmin egemenliğine keyifle devredenler onlardır.

“Bursa’da Havlucu Recebe / Karabük fabrikasında Tesviyeci Hasan’a düşman / Fakir köylü Hatçe Kadın’a / Irgat Süleyman’a düşman / Sana düşman / Bana düşman / Düşünen insana düşman / Vatan ki bu insanların evidir / Sevgilim onlar vatana düşman...” demişti Nâzım Hikmet’imiz.

Öyle ki, onlar, uyguladıkları tüm politikalarla, Cumhuriyet’in temel değerlerini oluşturan başta bağımsızlıkçılık ve laiklik olmak üzere tüm ilkelerine karşı sinsi ya da açıkça savaş açtılar.

Onların bu savaşlarında 14 Mayıs 1950, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve AKP iktidarının başa geçtiği son seçimler önemli dönüm noktalarıdır. Bu dönüm noktalarında ülkemizin kimi sivil ya da asker “aydınları” onların baş destekçileriydiler. Onların bu savaşlarına karşı Cumhuriyet’in değerlerini savunan Kırk Kuşağı’nın, Köy Enstitülülerin, 27 Mayıs 1960’ın, 68 Kuşağı’nın, 28 Şubat 1998’in sivil ve asker aydınlarının direnişleri de yine unutulmayacak güzelliklerle doludur.

Yalanlarla kuşatıldığımız, korkularla sürüklendiğimiz koşullar amansızca dayatırken kimin ne yaptığına bakmak ve sormak gerekiyor?

Cumhuriyetimizin kurucusu olan parti CHP ne yapıyor? Ulusal güçleri oluşturan birliktelikler niçin ayrı ayrı yerlerdeler? İşbirlikçilerin yaşamdaki önemi niçin unutuluyor? Büyük bir korku ve yalanla beslenen Nazi İmparatorluğu’nu iktidara kimler, hangi işbirlikçilerin desteğiyle taşımıştı ve onlar işgal ettikleri ülkelerde kimlerin yardımlarıyla egemen olmuşlardı? Amerika’nın artık iyice ortaya çıkan yalanları ve saldığı korkuyla oluşturduğu imparatorluk nasıl ve hangi işbirlikçilerin omuzlarında ayakta duruyor?

Cumhuriyet’in 80. yılında bu canalıcı soruların yanıtlarını doğru verebilip geleceğimizi bu yanıtlara göre örgütlersek layık oluruz ona.1