| Gökçe Fırat |
|
Mollanın mı yanındasın “Ordu göreve” milletin beklentisidir Üniversite rektörlerinin “Cumhuriyet Yürüyüşü”nde AKP iktidarının uyarılacağı zaten biliniyordu. Ancak uyarının bu kadar kitlesel, bu kadar sert ve sarsıcı olacağı pek umulmuyordu. Yürüyüş sonrası Şeriatçı mihraklar büyük bir panik içinde klasik demokrasi ciyaklamalarını yaparken, Tayyip olayı susarak geçiştirmeye çalışıyordu. Yürüyüş hedefine ulaşmış, gereken uyarı yapılmıştı. İktidar susarken kendi yandaşlarını harekete geçirerek yürüyüşün yarattığı morali kırma çalışmalarına başladı. Şeriatçı tarikat gazetelerinin yaydığı propagandaya göre yürüyüş tamamdı ama ya o açılan “Ordu göreve” pankartı? Hiç olur muydu, demokrasiye yakışır mıydı? Psikolojik harp bir kaç nokta üzerinde odaklandı: 1- “Ordu göreve” demek Ordu’yu darbeye teşvik etmekti ve darbe kışkırtıcılığıydı. 2- “Ordu göreve” demek Ordu’ya saygısızlıktı, Ordu zaten görevini yapıyordu. 3- “Ordu göreve” diyenler marjinal bir kesimdi. Atatürkçü saflarda kafaları karıştırmak ve moralleri bozmak için yayılan bu psikolojik harp argümanlarına en sondan başlayarak cevap verelim. Öncelikle şunu söylemeliyiz ki, “Ordu göreve” diyenler, marjinal bir grup değildir. Türkiye’nin tüm üniversitelerinde örgütlü Atatürkçü gençlik örgütüdür. Yani marjinal denilen grup Türkiye’nin en geniş gençlik örgütüdür. Ama daha önemlisi talep Atatürkçü gençlerin değil, Türk milletinin talebidir. Türk milletiyle biraz olsun bağı olanlar, semtindeki esnafla ayaküstü sohbet edenler, otobüste konuşulanlara kulak kabartanlar Türk milletinin Ordusunu beklediğini ve istediğini gayet iyi bilirler. Asıl marjinal olan şeriatçılardır. %25’lik oy oranlarıyla dikta kurmaya çalışmaktadırlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm dayanak noktalarından, tüm Cumhuriyet kuvvetlerinden, Türk Ordusu’ndan, Cumhurbaşkanlığından, devlet bürokrasisinden, Türk milletinden hatta kendi tabanlarından bile tecrit olmuş küçük bir azınlıktırlar. “Ordu göreve” pankartı taşıyanlara marjinal bir grup diyenler, Türk milletinin bu yaygın talebinin ve beklentisinin üzerini örtme telaşındadırlar. Fakat bunun da çok fazla imkânı yok çünkü Türk milletinin Ordusunu beklediğini herkes biliyor. Ama kimse bunu seslendirmek istemiyor. Çünkü bu ses bir defa çıktıktan sonra, milletin, AKP’yi yıkacak iktidar sloganı olacağını biliyorlar. İşte AKP iktidarını koruma telaşında olanlar bir milletin sesini boğmaya çalışıyorlar. Ama bu da nafile bugün marjinal diyerek bastırmaya çalıştığınız ses, yarın tank ve jet sesi olarak çıktığında çok geç kalmış olacaksınız. Burada en doğrusu milletin sesine kulak vermektir. AKP iktidarı o sesi duydu ve ne anlama geldiğini biliyorsa, Şeriat hevesinden vazgeçmek zorundadır. Vazgeçmezse o ses gerçek olur ve AKP koltuğu bırakmak zorunda kalır. Burada özelikle üniversite rektörlerine yönelen büyük baskıyı da görmeliyiz. Ordu düşmanları ve halife yandaşları rektörlere büyük baskı uygulayarak pankart alehinde açıklama yapmaya zorluyorlar. Ancak yapılan açıklamaların hangi koşullarda ve ne için yapıldığı bilinmektedir. Üniversiteye yapılan baskı Ordu talebini ortadan kaldırmaz, tam tersine bunun gizli bir talep olarak örgütlenmesinin yolunu açar. Burada Atatürkçü gençliğin günahı, milletin sesini dinlemesi ve dillendirmesidir. Dost sohbetlerinde “nerede kaldı bu Ordu?” “daha ne bekliyorlar?” “iş işten geçmeden Ordu gereğini yapsın” diyenler, hatta Ordumuzu pasif kalmakla suçlayan aynı insanlar, şimdi büyük bir yüzsüzlükle pankartın Ordu’ya haksızlık ve hakaret olduğunu söyleyerek paçayı kurtarmaya çalışıyorlar. Fakat konuşulanları sadece biz değil Ordu da biliyor. Kaldı ki Ordu görevinin ne olduğunu da, ne zaman ne yapacağını da gayet iyi biliyor. O nedenle Ordu’yu desteklermiş gibi gözüküp, şeriatçıların saldırısı karşısında Ordu’nun önünde göğsünü gerip savunmayanların kaypaklığı ve güvenilmezliği milletçe ibretle izlenmektedir. Şimdi Atatürkçü gençlere saldıranların, kınayanların tek dayanaklarının Ordu olduğunu da, Ordu olmasa AKP iktidarına karşı çıkacak cesareti bulamayacaklarını da cümle alem biliyor. Yani kimsenin demokratlık artistliği yapmasına gerek yok; “biz kırk kişiyiz birbirimizi biliriz”. Ordu-millet birlikteliğini baltalayıp, Ordu’yu yalnız bırakmak istiyorlar Ordu’ya en büyük saygısızlık bu pankartın Ordu’yu etkileyeceğini hele hele kışkırtacağını dillendirmektir. Koskoca Türk Ordusu bir pankartla harekete geçecek bir muz Cumhuriyeti Ordusu mudur? Ordu’yu kışkırtıyorsunuz diyenler, aslında Türk Ordusu’nun darbeci olduğunu düşünmektedirler. Ancak o pankartı taşıyan gençlik Ordu’ya değil millete tercüman olmak istemiştir. Türk Ordusu Kurtuluş Savaşı’nda kurulmuş köklü bir halk ordusudur, darbeci değildir, demokrattır. Esas hakaret, Ordumuzu her an darbe yapacak gibi gösterenmektir. Biz Ordumuzun darbeci olmadığını bildiğimiz için Ordumuza güveniyor ve onun Anayasal yetkileri içinde görevini yapacağına inancımızın tam olduğunu belirtiyoruz. Ama Türkiye’yi hilafete götürmek ve bölmek isteyen Ordu düşmanları, Türk Ordusu’nu darbeci olarak gördükleri için Ordu’nun darbeye kışkırtıldığı propagandasına girişmektedirler. Fakat bu propagandaya girişenlerin esas hedeflerinin ne olduğunu görmeliyiz. Ordu’nun “sivil kuvvetlere” olan çağrısı bilinmektedir. En son emekli Org. Çetin Doğan’ın son YAŞ toplantısında yaptığı Ordu-millet birlikteliği vurgusu da hâlâ hafızalardadır. İşte tam da böyle bir ortamda, millet eline pankartını alıp sokağa döküldüğünde, bu pankarta karşı çıkanların karşı çıktıkları tek şey, Ordu-millet birlikteliğidir. 27 Mayıs’tan sonra belki de ilk kez bu boyutlarda bir Ordu-millet birlikteliği ortaya çıkmaktadır ve Şeriatçıların kuyruğuna takılıp Atatürkçü gençlere saldıranlar, aslında Ordu’nun yanında saf tutan millete saldırmaktadırlar. Milleti ve gençliği yıpratarak Ordu’yu Cumhuriyet’i koruma görevinde yalnız bırakmaya çalışmaktadırlar. Hedefleri Ordu’yla milletin bağını kopartarak, cunta örgütlemektir. Bu eleştiriyi yapanların cuntacı olduklarını herkes bilmektedir. Yıllardır darbe çağrısı yapmaktadırlar. Ancak Ordu-millet birlikteliği ile yapılacak bir meşru müdahale bunların korkulu rüyasıdır. Bunlar milleti temsil ettikleri propagandası ile Ordu’ya yanaşmakta ve cunta peşinde koşmaktadırlar. Ama millet meydana çıktığında, hele elinde pankartıyla ortaya çıktığında bunlara yapacak iş kalmamıştır. O nedenle eline pankartı alıp meydana çıkan gençlik değil, ona saldıranlar cuntacıdır. Gençlik, Ordu-millet birlikteliğinin bir ayağı olarak meydanda üzerine düşen görevi yapmaktadır. Ama cuntacılar Ordu-gençlik birlikteliğini baltalamak için çabalamaktadırlar. Pankarta kızanlar Tayyip’i savunuyor Ancak tüm bu sahte ve yapay darbe tartışması tek bir şey için yapıldı: Gayrı meşru ve azınlık diktası niteliğindeki AKP iktidarını korumak. Bugün “Ordu göreve” pankartına her ne nedenle olursa olsun, şöyle ya da böyle, cepheden ya da kıvırtarak tepki gösterenler, AKP iktidarını, Tayyip’i savunmaktadırlar. Onlar böyle yaparak mollanın yanında Ordu’ya karşı safta durduklarını görmeliler. Bir etrafınıza bakın ve kimler var görün: Fethullahçılar, Vakit gazetesi, Erbakancılar, cümle gerici yuvalanma, Tayyipçiler, Muhsin Yazıcıoğlu, Maocu Perinçekçiler, Apocular... Etrafınızdaki bu karanlık, şaibeli ve Ordu düşmanı kesimler de sizin aklınızı başınıza getirmiyorsa ne diyelim. Bir gece tank sesiyle mi, yoksa bir gece hilafetin ilan edildiği haberiyle mi uyanınca anlayacaksınız saflaşmayı? Size tavsiyemiz birinci olasılıktır, çünkü millet ve Ordu halkını sever, ama hilafetçilerin eline düşerseniz, kellesi ilk uçurulacaklar sizler olabilirsiniz! Ya mollanın yanındasınız ya Ordu’nun! Ya Şeriatı savunursunuz ya da Cumhuriyeti! Kıvırtmanın alemi yok...
|