Arama: 
27.10.2003/Sayı:42
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Kıbrıs
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı
Arka Sayfa
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Künye
    Site İçi Arama: 
 
Atatürk Deniz Che
Türkiye Güneş Ayas

Bizim de bir tanıtım projemiz yok değil, Tanıtım Konseyi, Tayyip’i de TÜSİAD’ı da tüm Batılı dostlarını da alıp bir gezi programı düzenleyebilir. Çanakkale, Sakarya, Dumlupınar... Tüm işgal heveslilerine tanımak için değil ama hatırlamak için bir fırsat olur. Belki o zaman anlarlar, bu tanıtım tezgahları tutar mıymış, tutmaz mıymış. Denize dökülen Yunan ordusunu hatırlayacak kadar tarih bilgisi olanlar yine de Tayyip’in tanıtım broşürlerinden kendilerine tatil yeri beğenebilirler. Bizce en sağlıklısı işgal heveslileri Türk’ün ayranını daha fazla kabartmasınlar yoksa tatil yeri değil ama boğulmak için denizlerden deniz beğenmek zorunda kalırlar... “Tanıtımda sivil devrim”
TÜSİAD-Tayyip ikilisi
Türkiye’yi Yunan’la tanıtacak!

Hükümet desteğiyle Türk düşmanlığı

“İstanbul, Türklük ve müslümanlık gibi negatif çağrışımları olan kavramlardan soyutlanarak ele alınabilecek bir değerdir.”

Bilin bakalım bu satırları nereden aldık?

Bir Rum gazetesinden mi, PKK’nın yayın organından mı yoksa Oastlander’in hazırladığı yeni bir AB raporundan mı?

İnanın hiçbiri değil.

Bu satırlar Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanı Nabi Avcı’nın katılımıyla hazırlanan “Türkiye Markası Projesi”nden alındı.

Tayyip Erdoğan Türklük ve müslümanlığı negatif değer olarak gören bu projeye tam destek veriyor.

Bundan sonra Türkiye’nin lobi ve tanıtım faaliyetlerini TOBB, TÜSİAD, MÜSİAD, TÜRSAB gibi kuruluşların yer aldığı bir konsey yürütecekmiş. Projeyi de bu konsey hazırlamış.

Hükümet yanlısı gazetelere göre artık devletin üzerinden bir yük kalkacakmış, Türkiye daha iyi ve profosyonel biçimde tanıtılacakmış.

Yeni Şafak’a göre bunun adı “Tanıtımda Sivil Devrim”.

Gazeteci Kemal Çapraz’a göre ise “Tanıtım Tezgahı.”

Tanıtım değil ihanet

İyi ki Kemal Çapraz Ufuk Ötesi gazetesinde projenin metnini ortaya çıkardı. Çünkü konuyla ilgili bütün haberlerde tek saklanan şey bu metindi. Metni görmesek belki bir kısmımız hükümet yanlısı gazetelerin propagandasına kanacak, bir çoğumuz ise bu haberleri okuyup geçecekti. Belki yine öyle yapacak. Ancak tanıtım deyip geçmeyelim. Karşı karşıya bulunduğumuz durum hükümet destekli bir ihanet operasyonu.

Hem bu ihanet hiç de hafife alınacak cinsten değil. Çünkü “Türk!” sermayesi, tanıtım projesi adı altında ve Tayyip’in desteğiyle açık açık ülkeyi pazarlıyor. Batılılar için hazırlanan metin Batılıyı turistik seyahate değil de adeta işgale çağırıyor.

Projede Batılıya iletilmek istenen mesajı biz kısaca özetleyelim. Açıkça söylenmemiş olsa da metnin ana fikri aşağı yukarı şöyle:

“Şimdiye kadar hep Türkiye’yi Türklerin vatanı olarak gördük, bu yüzden kendimizi tanıtamadık. Bu tezden vazgeçelim, o zaman alıcı buluruz.”

Hatta “mesaj kaygısı” o kadar abartılmış ki bir yerde “Türkiye’nin Türklerin istilası altında olduğu”ndan şikayet ediliyor ve Batılıya dönüp adeta “vallahi Türkiye bizim değil, siz burada ev sahibi gibi davranın” deniliyor.

Tayyip’in tanıtım projesi iki ana bölümden oluşuyor; değerler ve zaaflar. Böyle bir değer-zaaf değerlendirmesini bir Rum bile yapamazdı, “aman ırkçı derler” diye korkardı. Ama bizimkiler maaşallah pek korkusuz. Batıya, Ruma, Ermeniye ve Yahudiye ait olan her şey değerler kategorisine , Türk milletine ait olan tüm değerler de olumsuz olarak değerlendirilip zaaflar bölümüne sokulmuş. Türk milletine atfedilen tek olumlu değer misafirperverlik ama o da “fazla dokunma öğesi içerdiği için turistleri rahatsız ediyor”muş. Bu zaaflar düzeltilirse her şey düzelecekmiş. Yeni Şafak’ın sivil devrim dediği de bu oluyor; “zaaflardan kurtulmak”

İyi ki Kemal Çapraz Ufuk Ötesi gazetesinde projenin metnini ortaya çıkardı. Çünkü konuyla ilgili bütün haberlerde tek saklanan şey bu metindi. Metni görmesek belki bir kısmımız hükümet yanlısı gazetelerin propagandasına kanacak, bir çoğumuz ise bu haberleri okuyup geçecekti. Belki yine öyle yapacak. Ancak tanıtım deyip geçmeyelim. Karşı karşıya bulunduğumuz durum hükümet destekli bir ihanet operasyonu. “Türklük ve müslümanlık gibi negatif değerler”

Bakın neymiş kurtulmamız gereken bu zaaflar:

“1)Türklük ve müslümanlık gibi negatif değerlere sahip olmamız,

2)Ordu’nun siyasetteki ve yönetimdeti ağırlığı,

3)Kıbrıs sorunu ve Türk-Yunan ilişkilerindeki sorunlar,

4)Azınlıklarla ilgili idari sorunlar, Hıristiyanlara dini eğitim hakkı tanınmaması,

5)Türk halkının %99’unun müslüman olması,

6)Halkımızın kendisini müslüman-Türk olarak tanımlaması,

7)Batılı gözü ile Türkiye’nin istila altında olması,

8)Bizim İstanbul’un fethi dediğimiz olaya onların İstanbul’un düşüşü olarak bakması,

9)Fethin 550. yılında yapılan kutlamalar vb........”

Mozaiği bozan “barbar” Türk

Demek ki şimdiye dek Türkiye’yi iyi tanıtamamızın nedeni neymiş? Türk ve müslüman olmamız. Öyleyse yapılacak şey basit. Önce Türklükten ve müslümanlıktan vazgeçilecek, sonra da Türkiye’nin nasıl da güzel bir mozaik olduğu anlatılacak. Türkiye Frigyalıların, Hititlerin, Urartuların, Ermenilerin, Rumların, Hristiyan ve Yahudilerin ortak yurdu olarak gösterilecek. Mozaikte Türk’e verilen bir yer de olacak elbet; bu güzelim mozaiği bozan barbar bir unsur olmak.

Bunun için de Tayyip’in tanıtım konseyi dönüp dolaşıp İstanbul’un Türklerin olmadığını kanıtlamaya çalışıyor. Raporda Ayasofya bir Hristiyan değeri. Rapora giren neredeyse tek “olumlu müslüman değer” olan Süleymaniye bile ancak Ayasofya’ya kilise diyebilmek için ve dinsel hoşgörü bölümünde ağza alınmış. Öyle bir rapor ki Türkiye’de her millet bir değer yaratıyor, “kültürel mozaik”e bir şeyler katıyor, Türkler ise gelip bunları yıkan istilacılar olarak gösteriliyor.

Peki ya olumlu değerlerimiz yok mu?

Raporun değerler bölümüne göre “dünya ortodokslarının merkezi olan Rum Ortodoks Patrikhanesi, Ermeni Patrikhanesi, Musevi Müzesi” gibi çok “olumlu” değerlerimiz de var. Tarihsel kişilikler listesinde Atatürk’ü hiç aramayın bulamazsınız. Çünkü Atatürk Batılıya tanıtılacak değil unutturulacak bir kişiliktir.

Sezar, Diyojen Türkiyeli Atatürk değil

Yine Atatürk değil ama çok önemli tarihsel kişilikler de bu topraklarda yaşamış: Hz.İbrahim, Homeros, Sezar, Diyojen, Ezop ve Nakşıdil Sultan. Nakşıdil Sultan’ı görüp “iyi yine, bir tane Türk listeye girebilmiş” demeyin. O “Türk” de Josephin’in kuzeni olduğu, Fransıza metreslik ettiği ve ölüm döşeğine bir rahip çağırdığı için listeye girebilmiş.

Bakın Türk milletini nasıl aşağılıyorlar;

“Yurtdışındaki vatandaşlarımızın yarattığı imaj ciddi anlamda olumsuzdur. Türkiye imajını onların biçimlendirmesinden duyduğumuz rahatsızlık da aslında samimi değildir, çünkü bizim gerçeğimiz de onlardan farklı değil.”

Yukarıdaki alıntıda “Onlar” dedikleri Türkler. Türk bunlara göre öyle olumsuz bir değer ki yalnız yurtdışında değil Türkiye’de bile çevresine zarar veriyor.

Türkiye’nin AB’ye girmesini isteyenler topraklarında hiç Türk yaşamayan ülkelermiş. Yani Türkler tanıtım metninde hastalık yayan mikrop muamelesi görüyor. Onun için de Türk kültürünü adeta bir hastalıkmış gibi kliniklerde incelemişler. “Projenin her bölümü bir klinik olarak adlandırılmış.”

Türk’e karşı bu derece abartılmış bir ırkçılığı başkası yapsa yine bir derece. Ama bakıyorsunuz raporun altındaki isimlerin başında hep Türkiye var. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı, Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği vs...

Demek ki durmadan söyleyip durduğumuz şey, yalan değilmiş. Sermayenin de mollanın da vatanı olmuyormuş. Metnin altında, “Türk” sermayesinin neredeyse tamamını temsil eden kurumlar var. Şeriatçılar hem halife adayı başbakanları, hem gazeteleri, hem de MÜSİAD’larıyla işin içindeler, hepsi de Türk düşmanlığında birleşiyor.

“TÜRKSOLU sermaye düşmanlığı yapıyor” diye ortalığı velveleye veren sözde milliyetçiler, şeriatçılarla işbirliği yapan sahte Atatürkçüler şimdi gördünüz mü kim kime düşmanmış? Sermayeye düşman olmadan Türk’ü savunmanın yolunu bilen varsa bize öğretsin?

Kaldı ki projenin komisyonlarında yer alan kişiler zaten arka plandaki ırkçı niyeti ortaya koyuyor.

Kültür-Edebiyat-Mizah: Mario Levi

Tarih-Arkeoloji-Mimarlık: Stefanos Yerasimos

Basın-medya: Etyen Mahçupyan

Sivil toplum-Meslek örgütleri: Aldo Kaslowski...

İşte Türkiye mozaiği. Beğendiniz mi?

Amaç Türklere etnik temizlik

Peki, diyelim ki Türkiye’yi pazarlamak uğruna Türksüz ve müslümansız bir Türkiye’yi masa başında yarattınız; ya Türkiye’nin asli sahibi Türk milleti bunu kabul edecek mi? Ya Türkler çıkıp da “kardeşim biz bin yıldır buradayız, siz nereden çıktınız, kimin malını kime veriyorsunuz” derse ne diyeceksiniz?

Onu da düşünmüşler. Hatta bu gerçek tepki Türkiye’nin en büyük zaafıymış. “Türk halkının %99’u müslümandır ve din bakımından dünyada bu kadar homojen bir toplum yoktur. Bu durum tartışma ortamını olumsuz etkilemektedir... Halkımız kendisini yalnız müslüman-Türk olarak tanımlamakta diğer değerlere sahip çıkmamaktadır.” Demek ki o değerlere bir tek siz ve sizin gibiler sahip çıkıyorsunuz, o çok kültürlülük ve mozaik masalları Türk halkının umurunda değil.

O zaman ne yapılacak?

Bir; Türk kimliği ortadan kaldırılıp yerine İstanbullu, Akdenizli, Türkiyeli gibi kavramlar konacak. Bu tartışmayı en yetkili ağızdan Tayyip başlattı bile.

İki; bu yapılırken Türk milleti aşağılanacak, Türk milletine karşı bir psikolojik harekat yürütülecek, azınlık kimlikleri yüceltilecek. Rapor zaten baştan aşağı bunun için yazılmış.

Üç; tüm bunlar yapıldıktan sonra Türklerin etnik temizliğine başlanacak ve Türkiye Türksüzleştirilecek.

Bunun işaretini de zaaflarımız bölümünde vermişler. Nüfusumuzun fazla olması düzeltilmesi gereken bir zaafmış. Zaten aynı ekip bu “zaafı düzeltmek” için çalışmaları da bir süredir sürdürüyor. Koç’un finanse ettiği doğum kontrolü uygulamalarının hep Türk nüfusun yoğun olduğu yerlerde hayata geçirilmesi bir tesadüf olabilir mi? Ya bize “nüfusunuzu azaltın” diyen AB temsilcilerinin yılın önemli bölümünü Doğudaki Kürt kökenli vatandaşlarımızın yanında geçirmelerine rağmen doğum kontrolünden hiç söz etmemeleri? Mersin, İzmir ve İstanbul’da çok açık bizimde nüfus yapısıyla oynanması? Bunların hepsi rastlantı mı?

Raporda da kabul edildiği gibi tüm baskılara rağmen Türk halkı kendini Türk ve müslüman olarak tanımlıyor. İşte bunların hazmedemediği bu. Azınlıkları yüceltmekle kalmıyorlar, Türklere de “siz Türklüğü bırakın başka kimlikleri savunun” deniliyor. Tanıtım adı altında Türk varlığı hedef alınıyor. Bu topraklarda Türk varlığına kanıt olabilecek ve onu koruyacak her şey hedef tahtasına konmuş durumda. Bunun için de Türklük ve müslümanlık “negatif değer” olurken Türk varlığını korumakla yükümlü Ordu da “zaaf” oluveriyor.

Türksüzleşmiş bir Türkiye satışa çıkarılıyor

Oynanan bilinçli bir oyun. Türkiye’nin yapısı değiştirilmek isteniyor. Tayyip’in ortaya attığı, liberallerin savunduğu ve kimi “ulusalcıların” balıklama atladığı Türkiyelilik bunun bir ayağıydı. Türkiye Batılı için ele geçirilmesi ve sömürülmesi gereken bir topraktır, coğrafyadır. Bizim için ise Türk vatanı. Vatanın üstünde bir millet yaşıyorsa eğer, kimse o toprağı zorla alamaz. Ama orada yaşanan milleti ortadan kaldırdığınızda geriye vatan değil işgal edilecek toprak kalır. Bunun için de Türksüz bir Türkiye yaratmak istiyorlar. Batılı, nasıl Amerikansız (Amerika’nın gerçek sahiplerini kastediyoruz) bir Amerika yaratıp üstüne kurulduysa, Türkiye’ye de aynısını yapmak istiyor.

Türksüz bir Türkiye Sevr Türkiyesi’dir. Sevr’de tanımlanan Türkiye Ermenilerin, Rumların, Kürtlerin, Pontusların vatanıdır. Bunların hepsi Osmanlıdır, Türk milletten sayılmaz. Emperyalizm ancak Türkten arındırılmış bir Türkiye’yi işgal edebilir. Ama Türk de Türksüz bir Türkiye’yi kabul etmediğini Kurtuluş Savaşıyla göstermiş ve Türkiye Türklerindir demiştir.

Şimdi ise Tanıtım Konseyi adeta Türkten temizlenmiş bir Türkiye’yi satışa çıkartıyor.

Mütarake basınının ve komprador sermayenin tek dayanağı işgal kuvvetleridir ama burada bir Türk milleti oldukça işgal kuvveti gelemez. Konseyin propagandası işgalciye yapılan bir çağrıdır. “Gelin işgal için her şey hazır, burası sizin toprağınız, burada Türk diye bir şey bırakmayacağız” demektedirler. Yani ortada bir tanıtım falan yoktur. Çünkü Batılı Türk’ü zaten yakından tanımaktadır. En kötü ihtimalle Avrupa ülkesi Macaristan’da halen binlerce çocuğa verilen Attila ismi her Avrupalı’ya bazı şeyleri hatırlatabilir.

Yine Türkiye’nin Efes’ten, Aspendos’tan ibaret olmadığını en iyi Batılılar bilir. Her sene Çanakkale’yi ziyaret edip de burnu büyük atalarının nasıl da buradan gerisin geriye kaçtığını görmektedirler. Çanakkale bizim tanıtımcılar için negatif bir değer olabilir ama en azından Çanakkale’ye giden bir Batılıya sorun bakalım Türkiye’nin tarihsel kişiliklerini. Diyojen’i mi sayacaktır, Atatürk’ü mü?

Türk’ün tanıtıma ihtiyacı yok, Batılının hatırlamaya ihtiyacı var.

Bizim de bir tanıtım projemiz yok değil, Tanıtım Konseyi, Tayyip’i de TÜSİAD’ı da tüm Batılı dostlarını da alıp bir gezi programı düzenleyebilir.

Çanakkale, Sakarya, Dumlupınar...

Tüm işgal heveslilerine tanımak için değil ama hatırlamak için bir fırsat olur. Belki o zaman anlarlar, bu tanıtım tezgahları tutar mıymış, tutmaz mıymış. Denize dökülen Yunan ordusunu hatırlayacak kadar tarih bilgisi olanlar yine de Tayyip’in tanıtım broşürlerinden kendilerine tatil yeri beğenebilirler.

Bizce en sağlıklısı işgal heveslileri Türk’ün ayranını daha fazla kabartmasınlar yoksa tatil yeri değil ama boğulmak için denizlerden deniz beğenmek zorunda kalırlar...