Arama: 
13.10.2003/Sayı:41
Anasayfa
Kapak
Başyazı
Yön
Türkiye
Kıbrıs
Yekta Güngör Özden
Bedri Baykam
Öner Yağcı
Arka Sayfa
Söyleşi
Karikatür

Manifesto
Gelenek
Çıkarken
Ulusal Sol
Abonelik
Arşiv
İleri Dergisi
Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu
Afişler
Ziyaretçi Defteri
Künye
 
Atatürk Deniz Che
Yön Ali Özsoy

Irak’a girmiyor, Kuzey Irak’tan çıkıyoruz

1 Mart 2003 günü ABD’nin Irak’la beraber Türkiye’yi işgal etmesine neden olacak tezkere TBMM’de reddedilmişti. 10 binlerce ABD askerinin Türkiye’nin güneydoğusuna ve limanlarına kalıcı olarak yerleşmesini engelleyen bu gelişme üzerine Türkiye’yle ABD arasındaki ilişkilerde belirgin değişiklikler oldu.

Yaz aylarında Süleymaniye’de peşmergelerin ve ABD askerlerinin Türk askerlerine karşı yürüttüğü çuval operasyonu iki ülkenin ilişkilerinin gerçek boyutunu ortaya sermişti. Yıllardır bölücü terörü ve kukla Kürt devletini engellemek için Kuzey Irak’ta etkin bir askeri varlığı bulunan Türkiye doğal olarak iki düşman güçle karşı karşıya buldu kendini.

Dost, müttefik, ortak veya ne olarak adlandırılırsa adlandırılsın ABD ve beslemesi peşmergelerin silahlı varlığı Türk Ordusu’nun varlığıyla bölgede çarpışmakta. Nesnel gerçeği demeçlerle ve iyi niyet gösterileri daha fazla gizleyemeyeceği için Türkiye Kuzey Irak’ta artık bir yol ayrımına gelmişti. Ya Kuzey Irak’taki PKK’ya ve Musul ve Kerkük’te Türk katliamını başlatan Kürt aşiretlerine ve dolayısıyla ABD’ye karşı bir askeri harekete girişme ya da düşmanlarına stratejik tüm cepheleri bırakarak Kuzey Irak’tan çekilme ve “biz dost ve müttefikiz” politikasıyla ABD’nin iradesine teslim olma. Zaman geçtikçe ABD ve AKP ilk seçeneğin güçlenme olasılığı karşısında endişeye kapılıyordu.

ABD’nin kabusu şimdilik engellendi

Meclis’ten 7 Ekim günü geçen tezkerenin en önemli işlevi ABD için kabus olan ve 1 Mart 2003’ten sonra gittikçe güçlenen Ortadoğu’daki Türk-Arap-İran ortaklığının engellenmesi. Geçtiğimiz yaz Kuzey Irak’ta ABD’yle Türkiye arasında neredeyse çatışmaya varan bir çelişme yaşanırken, Suriye ve İran’la PKK’ya ve Kürt aşiretlerine karşı ortak tavır olasılığı güçlenmekteydi. Musul ve Kerkük’te soykırımcı Kürt aşiretlerine karşı Arap ve Türkmen ittifakı güçlenmekteyken Irak’ta gittikçe yayılan silahlı direniş Musul ve Kerkük civarına yayılmaya başladı.

Irak, ABD için Suriye, İran ve Türkiye’ye saldırı üssü olacaktı. Ancak geçtiğimiz dönem Irak yeni bir Filistin olmaya başladı. Ancak hem Irak’taki direniş düzey olarak stratejik bir zafer kazanma aşamasından uzak hem Ortadoğu’daki en önemli askeri güç Türkiye’nin ABD’ye karşı tavrı netleşmiş değil. Stratejik dengeleri tamamen değiştirecek ve ABD için kabusu başlatacak gelişme Türkiye’nin kırmızı çizgi politikalarına yeniden tutarlılıkla sahip çıkması ve bunun için İran, Suriye ve hatta Irak direnişiyle işbirliğine gitmesi olacaktı. Türkiye’nin bu staretejiyi uygulayacak askeri gücü mevcut. Türkmenlerin ve Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması, PKK terörünün yok edilmesi ihtiyacı Türkiye’ye her geçen gün bu startejiyi dayattı. Dolayısıyla artık Ortadoğu’da yeni dostlar cephesi, ABD-İngliz-İsrail ve kuklası Kürt aşiretlerden oluşan düşman cephesine karşı olgunlaşmaktaydı.

AKP’nin ve ABD’nin bu kadar büyük bir telaşla Türk askerini ABD işgalcilerinin emrinde Irak’a savaşmaya göndermesinin esas nedeni tüm bu gelişmeleri engellemek. Mesele Mehmetçik’in ABD’li işgalciler için kalkan olarak kullanılmasından çok, ABD’nin yeni işgal planlarının önünde kalkan olan bağımsız Türk politikasının tamamen ortadan kaldırılması meselesi. Yeni tezkereyle geçici de olsa bu başarılmış oldu.

Kredi Anlaşması değil talimatname

Burada AKP’li bakan Babacan’ın değil Türk Ordusu’na kendi kabinesine bile danışmadan ABD’yle imzaladığı 8,5 milyar dolarlık kredi anlaşma önem kazanmaktadır. Çünkü anlaşmanın gerçek amacı AKP hükümetine kaynak sağlamak veya Türk askeri için kan parası vermek değildir. Anlaşma metni ABD tarafından Türkiye’ye dayatılan ve ülkemizin tüm yasalarına ve Anayasasına aykırı koşullar içermektedir. Anlaşma Türkiye’nin Kuzey Irak’a ABD’den izinsiz girmesi veya ABD çıkarlarına aykırı herhangi bir hareketi durumunda kredinin kesileceğini vurgulamaktadır.

Anlaşma sadece Türkiye’nin gelecekteki ulusal çıkarlarını korumaya yönelik politikalarını engellememekte bugünkü Kuzey Irak’taki sınırlı varlığını bile sorgulamada ve tehlikeye atmakta. Böylelikle daha Türk askeri Irak’ta ABD emrine girmeden Türkiye’nin kendi çıkarları doğrultusunda hareket olanakları ortadan kaldırılmaya başlandı. Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök bu anlaşmanın kendilerine danışılmadığını ve bazı maddelerinin sakıncalı olduğunu gösterdiği tepkiyle belirtti.

Anlaşma konusunda savunmaya geçen AKP’liler gerekirse anlaşmanın bu maddesine uyulmayacağına ve kredinin bir kısmından vazgeçilebileceğini belirtti. Ancak anlaşma bir kredi anlaşması olmaktan çok Türkiye’ye yeni dış politikasını ve askeri stratejisini dikte eden bir talimatname. Eğer bu talimat reddediliyorsa hem anlaşma hem de Meclis’ten geçen tezkere çöpe atılmalıydı. Ancak talimatnamenin rotasına girildi. Dolayısıyla artık ilk Türk birlikleri Irak’ta ABD emrine girdiği gün, ABD Türkiye’ye Kuzey Irak’tan tamamen çıkmayı emredebilir.

Tezkereyle Türkiye Irak’tan çıktı

Meclis’ten çıkan tezekereyle Türkiye aslında Irak’a girmemiş zaten kendi çıkarları doğrultusunda varlık gösterdiği Irak’tan çıkarılmıştır. Türk askeri yaklaşık 10 yıldır Kuzey Irak’ta etkin bir varlığa sahipti. Bu varlık hiçbir devletin icazetinden kaynaklanmıyordu. Uluslararası hukuk ve eski Irak yönetimiyle olan anlaşmalar Türkiye’nin meşru varlığını desteklemekteydi. Dolayısyla Türkiye kendi tercihleri doğrultusunda inisiyatif alabilimekteydi.

Geçtiğimiz sonbaharda Kürt parlementosunun kurulmasına Türkiye’nin seyirci kalmasına kadar bu böyle sürdü. Ancak son bir yılda yaşananlar Türkiye’nin bölgedeki varlığını sarstı. Tüm bunlara rağmen bugün Kuzey Irak’ta Türkiye’nin varlığı ABD’nin isteğine ve iznine rağmen devam eden bir varlıktır. 4 Temmuz’da ABD’nin Türkiye’ye karşı giriştiği operasyon da bugün dahi bölgede iki askeri varlığın içinde bulduğu karşıtlığı ortaya koymaktadır.

Türkiye bugüne kadar Kuzey Irak’ta PKK’ya karşı hareket ve Kerkük ve Musul’da Türkleri Kürt katliamlarına karşı koruma olanağını korudu. Bu sadece siyasi irade ve tercih meselesiydi. Ancak şimdi Türk askeri Irak’ta ABD’nin isteği ve icazetiyle var olan sıradan işgal askeri konumuna itilmektedir hem de Kuzey Irak’ta değil ABD’nin en çok saldırı aldığı Orta Irak’ta. Tezkerenin tek amacı vardır. O da Türkiye’yi Kuzey Irak’tan atmak, bölge ülkelerinin ve Irak halkının karşı çıktığı, ABD sayesinde ve dolayısıyla onun emrinde Irak’ta işgal görevi gören paralı asker konumuna getirmektir. Böylelikle Türkiye’nin bölge ülkeleri üzerindeki prestiji ve askeri gücü sayesinde Kuzey Irak’ta ABD’ye ve Kürt aşiretlerine rağmen devam eden varlığı dolayısıyla Türkiye’nin kendi topraklarını savunmak için oluşturduğu ön cephe ortadan kalkacaktır.

Türkiye’nin ulusal çıkarları Kuzey Irak’ta bulunmayı, Orta Irak’ta ise direnişçilerin ABD’yi olabildiği kadar yıpratmasını gerektirmekteyken, hem Türkiye Kuzey Irak’tan çıkacak hem de ABD’yi Türkiye ve diğer bölge ülkeleri karşısında güçsüz kılan direnişçilere karşı kurşun sıkacaktır. Tezkereyle Türkiye’nin Irak’taki çıkarlarını koruması imkansız hale getirilmiştir. Değil Irak masasında yer almak, masadaki Türkiye’ye yönelik planlara çanak tutulmuştur.

Türkiye Orta Irak’ta ne yapabilir?

Tezkereyi savunanlar böylelikle Türkiye’nin Kuzey Irak’ta ve Irak’ın bütününde daha çok söz sahibi olabileceğini ileri sürüyorlar. Ama ABD Türkiye Irak’ta söz sahibi olsun diye değil, savaşsın diye Türk askerini çağırıyor. ABD’li yetkililer Türk askerinin Kuzey Irak’ta yer alamayacağını defalarca tekrar etti. Türk askeri için önerilen bölgelerin hepsi Saddam’a bağlı direnişçilerin en yoğun mücadele verdiği bölgeler. Kaldı ki Türkiye’ye ara bir formülle Kuzey Irak’a daha yakın bir bölgede görev verilse bile bu varlık bağımsız bir inisiyatif geliştirmeye hiçbir olanak tanımaz. Irak’taki işgal ordusunun icazetiyle görev alacak her birlik zaten tüm bağımsız hareket kabiliyetini yitirmek zorunda.

En azından Irak’ta yer alalım, Türkmenleri ve Irak’ın bütünlüğünü koruyalım diyenler Türkiye’yi ABD’ye bağlayarak bunu nasıl yapacaklarını açıklamalı. Irak’ta işgalciye karşı Araplarla ve Türkmenlerle beraber Türkiye’nin beraber çalışması söz konusu olacaksa bu zaten ABD’nin vereceği görevle değil, Türkiye’nin bugün Kuzey Irak’taki varlığını güçlendirmesiyle söz konusu olabilir. Şimdi ortadan kaldırılan olasılık tam da bu olasılık. ABD’nin emrinde Araplara karşı savaşan, tüm bölge ülkelerini karşısına alan ve işgalciyle aynı konuma düşen Türkiye aslında sadece Araplara karşı değil, Musul ve Kerkük’te Kürtlere karşı direnen ve Arap aşiretleriyle işbirliğine yönelmeye başlayan Türkmenlere karşı da savaşmaya başlayacak.

Dostlarımızı düşmanlaştırma, düşmanlarımızı özgürleştirme operasyonu

Türkiye’ye bağımsız bir bölge verileceği ve komutada bağımsızlık tanınacağı söyleniyor. Gerçekten de ABD Türkiye’yi işgale karşı direnişin en yoğun olduğu bir bölgede görev yapmaya ikna ederse komuta kademesinde daha da çok “inisiyatif” tanıyabilir. Zaten bu inisiyatifin tek işlevi Türkiye’nin doğal müttefiki olan Arap direnişçilerle Türk askerinin birbirine kırdırılması olabilir. Türk askeri Araplarla çatıştığı sürece komutanının görünüşte kim olduğu önemli değil. Yeter ki Türkiye böyle bir çatışmaya sürüklenebilsin.

Türkiye’nin görev yapması istenen pek çok bölgeye daha ABD askerleri giremedi bile. Türk birlikleri buralara ne bedeller ödeyerek girmeye çalışacak bir tartışma konusu. Ancak asıl önemli olan ölecek Türk askerlerinin sayısı değil askerlerimizin ne için öleceği. Türklerle Araplar arasında çıkacak her çatışma bölgede bugüne kadar tek açık hedef olan ABD’li işgalcileri rahatlatacak. Türkiye ABD planlarına tamamen angaje olacak. Türkiye ile Suriye-İran ve Irak direnişçileri arasındaki her türlü işbirliği olasılığı ortadan kaldırılacak.

En büyük tehlikeyi böylelikle bertaraf eden ve rahatlayan ABD Türkiye’ye karşı çok daha güçlü olacak. Kürt aşiretlerle beraber Kuzey Irak’ta istediği gibi hareket edecek. Türkiye Kuzey Irak’tan atılacak ve güneyde çöllerde boğuşacak. Dolasıyla tezkerenin tek bir işlevi oabilir; Türkiye’yi bugünlere sürükleyen ABD “dostluğuna” kalıcı olarak mahkum etmek, Türkiye’yi bölgede birleşmesi gereken doğal dostlarından koparmak ve Türkiye düşmanı tüm güçlere hareket alanı açmak. Tüm bu koşullar sağlandıktan sonra birliklerin komutanı kim olacak hiç önemli değil. Türkiye tüm ulusal olanaklarını yitirip, ABD’nin emrine girdikten sonra Irak’taki birlikleri tamamen bağımsız davransa ne yazar.

Konuşana değil konuşturana bak

İşin ilginç yanı tezkerenin çıkmasıyla beraber Türkiye’nin ABD tarafından angaje edilmesinden çıkar sağlayan tüm güçlerden sahte itiraz sesleri yükseldi. Barzani ve Talabani Türk birliklerini hiçbir koşulda Kuzey Irak’ta istemediklerini yineledi ve görev yeri güneyde olsa bile birliklerin Kuzey Irak’tan geçirilmesine izin verilemeyeceğini vurguladı. KDP Ankara temsilcisi Sefin Dizai TSK’ya güneye gitmek için başka bir kordidor bulmasını öğütledi. Türkiye’nin ise PKK’ya karşı “çok daha iyi bir af yasasıyla” mücadele vermesini önerdi. ABD’li yetkililer tezkere kararından memnun olmakla beraber Türkiye’nin güneye havadan veya denizden ulaştırılması önerilerini gündeme getirdiler. Tam tezkerenin meclise geldiği gün Irak’taki ABD kuklası Geçici Konsey’in PKK’lı temsilcisi Mahmut Ali Osman konseyin Türkiye’nin Irak’ta askeri varlığına karşı olduğunu açıkladı.

Amerikancı medya ABD’nin bu tür çatlak sesleri hemen nasıl susturduğunu böbürlenerek yazıyor. Oysa sorun ABD’nin bu sesleri susturması sorunu değil. Zaten herkes bu kuklaların sadece ABD’nin vereceği izinle konuşabileceğini biliyor. Önümüzdeki dönem ABD’nin Irak’taki uşaklarının Türkiye lehine veya aleyhine daha çok konuşacaklarını göreceğiz. ABD o gün ne istiyorsa onu söylerler. Böylelikle gerektiğinde Türkiye’yi Irak’ta “yerel güçlere” karşı koruyan güç yine ABD olacaktır. Tabii gerektiğinde yerel güçlerin ağzından ABD Türkiye’yi işgalci, yağmacı ve katil de ilan edebilir. Gelecekte bu oyunu daha çok izleyeceğiz. Ancak daha bugün bile söz konusu olan Türkiye için utançtır. Türkiye zaten var olduğu Kuzey Irak’tan “koridor” izni için Kürt liderlerden izin alacak ülke konumuna sürüklenmiştir. İçinde PKK temsilcisinin bile var olduğu Geçici Konsey artık bizi davet etsin diye kapısında beklediğimiz ve ileriki dönemde belki de Türk birliklerine emir verecek bir organ konumuna bizzat AKP hükümeti tarafından çıkarılmıştır. PKK’ya karşı mücadelemizde ise “daha iyi bir af yasası” salık verilmektedir. İşte Türkiye’yi startejik ortak yapacağız diyenlerin daha bugünden Türkiye’yi düşürdükleri nokta.

Türkiye direnen Irak halkıyla karşı karşıya getirildikten sonra oradaki Irak’taki Amerikan kuklalası işbirlikçi güçlerle eşit bir güç olarak didişmeye başlayabilir. Bunu Türkiye’nin Irak’ta söz sahibi olması olarak algılayanlar olabilir. Ancak ABD açısından bu Türkiye’yi kuşatma planının önemli bir parçasıdır. Geçici Konsey ve Kürt liderlerinin ABD’nin en sadık uşakları olduğunu dünyada bilmeyen yok. Türkiye Irak’ta işlevini tamamlayınca veya Kuzey Irak’tan çekilmeyi reddetmesi durumunda ABD uşakları aracılığıyla Türkiye’yi tüm dünyaya işgalci olarak ilan edecektir. Böylelikle tüm dostlarını çoktan yitirmiş ve düşmanları özgürleştirilmiş Türkiye’nin değil Irak’taki çıkarlarını kendi sınırlarını bile koruması imkansız hale getirilecektir.

Zincirin son halkası: PKK terörünün hortlatılması

Türkiye’nin Kuzey Irak’ta kukla Kürt devletine ve PKK’ya karşı mücadele etmesini, Musul ve Kerkük’te Türkleri korumasını engelleyen AKP hükümeti şimdi tüm bu sorunları ABD için Türk birliklerinin savaşmasını sağlayarak çözdüklerini iddia ediyor. Türk askerleri güneyde ABD için Araplarla savaşacak, ABD ise Türkiye’nin bu iyiliği için hem Kürt devletini engelleyecek, hem Musul ve Kerkük’ü Kürtlerden koruyacak hem bizim için PKK/KADEK’li teröristleri ortadan kaldıracak. Abdullah Gül “Amerikalıların yeniden bize ihtiyaç duyacaklarını biliyorduk” diyerek politkalarının başarısını kendince vurguluyor.

Amerikancıların iddia ettiklerine göre ABD Irak’ta çok zor durumda, bize çok muhtaç o yüzden Kuzey Irak’taki Türkiye’yle çelişen stratejik hedefelerinden vazgeçecek. Oysa zaten Musul ve Kerkük’ü merkez alan kukla bir Kürt devleti çoktan kurulmuş durumda. Önündeki tek engel Türkiye’nin Kuzey Irak’taki askeri varlığı. Çoktan gerçekleşmiş olan stratejik bir hedeften ABD’nin Türk askerlerinin yiğit hizmetleri karşısında gözleri yaşararak vazgeçeceğini savunanlara tek bir soru soruyoruz: ABD niçin böyle bir aptallık yapsın? Hazır Türk askeri Kuzey Irak’tan çıkmış ve güneyde batağa saplanmışken, hangi nedenle ABD Türkiye’nin istediklerini yapsın? Irak’a ABD için asker göndermeyi ulusal çıkarlar için oynanan piyangoya benzetenlerin yanıldıkları nokta piyangoda bile kazanmanın şansa bağlı olması. Burada öyle bir şans .ile sözkonusu değil.

PKK’yla mücadeleye gelince, ABD açısından aynı stratejik duruş yine söz konusu. PKK ABD için bölgede Türkiye’yle ilişkileri bozan istenmeyen bir güç değil. PKK ABD’nin elinden stratejik bir silah. Türkiye’ye ABD’nin burnunun dibinde Kandil dağında beslediği PKK’lı teröristlere karşı mücadele etmesi yasaklanırken, PKK’dan kurturmak istiyorsan git güneyde Arapları öldür deniyor. Bugüne kadar bölücü terörle her koşul altında, hiçbir devletten izin almadan savaşan Türkiye böylelikle bu hakkını da ABD’ye devretmiş oluyor.

ABD Kandil dağı etrafında askeri bir şov yapar mı bilmiyoruz ama PKK liderlerinden Osman Öcalan ABD’nin kendilerine saldırmamaya ve Türkiye’nin de saldırmasına izin vermemeye söz verdiğini açıkladı. ABD’nin izniyle PKK’lı teröristlerin Türkiye’ye sızmaya başladığı biliniyor. Yine Öcalan birliklerinin yarısının zaten Türkiye’de Karadeniz’e kadar yayıldığını açıkladı. KADEK 1 Eylül’de Türkiye’ye karşı ilan ettiği sözde ateşkesi iptal ettiğini açkılamıştı.

Böylelikle zincirin son halkası tamamlanmış oluyor. Tezkere 1 Mart 2003’te sekteye uğrayan planı yeniden devreye sokuyor. Türkiye güneyde savaşırken Kuzey Irak’tan atılacak, kukla Kürt devletinin yayılma planları kaldığı yerden devam edecek, PKK tüm Kuzey Irak ve Türkiye’ye ABD eliyle yayılacak, Kuzey Irak Türkiye’ye saldırı üssüne dönüşecek ve hiçbir kırmızı hattı kalmayan Türkiye kendi sınırlarına yönelik saldırılar karşısında savunmasız kalacak. Türkiye ne kadar ertelemeye çalışsa da aynı tercihle yine karşı karşıya: ya kötünün iyisi politikasıyla ABD’nin tüm Ortadoğu halkaları ve Türkiye’ye karşı politikalarına adım adım boyun eğilecek ya da ABD’yle kaçınılmaz olan çatışma için bölgedeki diğer uluslarla birlikte bağımsız politika geliştirilecek.