| Şener Üşümezsoy |
|
Çarpık bir Kuvayı Milliye Ulusallık burjuva ideolojisi değildir TÜRKSOLU: Son günlerde en çok tartışılan kavram Kuvayı Milliyecilik. Ancak bu tartışmalar ideolojik bir tartışma temelinde değil de “ne olursan ol gel” mantığıyla yürüyor. Sizce Kuvayı Milliye’nin bir ideolojisi var mıdır, teorik temeli nedir? ŞENER ÜŞÜMEZSOY: 1920’lerde ortaya çıkan Kuvayı Milliye olgusu küreselleşme koşullarında bugün çok daha anlamlı hale gelmiştir. Çünkü çağımızın ana çelişkisi merkez devletlerle çevre uluslar arasındadır. Bu anlamda ulusların varlıklarını, kimliklerini, ulusal bütünlüklerini ve devletlerini savunmak çağımızın Kuvayı Milliye görevidir. Bu görev ise günübirlik ittifaklara veya eklektik politikalara değil tarihsel ve köklü analizlere dayanmalıdır. Bu analiz ulus kavramını yeniden tanımlamaktan geçer. Ulus kavramının 19. yüzyılda ulusal pazarlar oluşturmak isteyen burjuvazi tarafından yaratıldığı tezi çok dogmatik ve gerçeği açıklamayan bir tezdir. Beş aşamalı skolastik tarihsel evrim şablonu temelinde yanlış bir değerlendirmedir. Dünya kapitalizmi daha 14. yüzyıldan beri İtalya, Hollanda, İngiliz ve Amerikan döngüleri yoluyla kurulan merkezi bir yapı ve onu çevreleyen ticaret ağları ile örülmüş küresel bir sistemdir. Giovanni Arrighi ve Andre Günder Frank’ın gözlemleri de göstermiştir ki hiç bir zaman bir burjuva ulusal pazarı var olmamıştır. Sermaye ulusal pazarlar yaratarak değil, değişen merkezlere bağlı olarak dünya pazarını kontrol altına alarak gelişmiştir. Ulusal devletler ise Batıcı Marksist şablonlarda gösterildiğinin tersine bu sürece karşı ortaya çıkmıştır. Bu yüzden de dünya kapitalist sistemi ile Türk, Arap, Fars, Orta Asya’daki ulusal devletler karşı karşıyadır. Bu arada Batı Doğuda büyük ulusları parçalamak için küçük ve yapay devletler yaratarak kendi “ulus-devlet” anlayışını da yaratmıştır, bu da gerçek bütünleyici ulusalcılığın dışlandığı çarpıtılmış, parçalanmış bir yerel ulusalcılıktır. Çünkü emperyalistlerin en çok korktuğu şey Atatürk’ün ve Galiyev’in de ortaya koyduğu gibi mazlum ulusların uyanışı ve bütünleşmesidir. Türk Birliği, Arap Birliği gibi projeler emyeryalistlerin korkulu rüyasıdır. Çünkü bu projeler bugün sömürülen halkların kendi milli kurtuluşlarını tarihsel köklerinde aramasıdır. Ulusalcılık, solculuk ve Kuvayı Milliyecilik konusundaki tezlerimi İleri Dergisi’nin yeni sayısında uzun uzadıya okuyabilirsiniz, bu yüzden uzatmıyorum. Ancak Kuvayı Milliye’yi konuşurken her şeyden önce bu teorik çerçeveyi çizmek zorundayız. Çünkü Kuvayı Milliye’nin ideolojisi ulusçuluktur. TÜRKSOLU: Öyle ama bugün Kuvayı Milleyiciyim diye ortaya çıkan kimi akımlar milliyetçiliğe şiddetle karşı çıkıyor ve Türkiyeciliği savunuyor. Türkiyelilik kavramı Sevr’ciliktir ŞENER ÜŞÜMEZSOY: Ulusçululuğu veya ulusalcılığı tanımlarken teritoryal vatandaşlığa karşı çıkmak zorunludur. Bu sınırlar içinde yaşayanlar Iraklıdır, bunlar Libyalıdır, veya bunlar Türkiyelidir, bunlar Özbekistanlıdır gibi tarifler Türk veya Arap kimliğini ve uluslaşmasını reddeden emperyalist merkezli görüşlerdir. Tayyip Erdoğan’ın veya Halkçılık Sempozyumu’nda Doğu Perinçek’in savunduğu bu teritoryal vatandaşlık kavramı bu anlamda bakıldığında ulusal bütünleşmenin önündeki önemli bir engeldir. Dünyada etnik kökeni olmayan bir ulus söz konusu olamaz. Buna karşın Batı, ulusları yok etmek ve parçalamak için bu tezi ortaya sürmüştür. Popülerleşmesini sağlayan kişi Oxford’lu Anthony Smith’tir. Teritoryal vatandaşlık, yani Türkiyelilik kavramıyla Kuvayı Milliye’nin ulusçuluğu arasındaki fark, Sevr ile Lozan arasındaki farktır. Çünkü Sevr’de Türk ulusu diye bir ulusun varlığı kabul edilmemiş onun yerine Rum ve Ermeni ulusları kabul edilmiştir. Türk ulusu Kuvayı Milliye’nin mücadelesi sayesinde Lozan’da kabul ettirilmiştir. Türk uluslaşmasını 1920’den başlatanlar Türkiye gerçeğini anlayamaz. Çünkü Anadolu’da Türk uluslaşması 1000 yıllık bir süreçtir. Kuvayı Milliyecilik adına savunulan Türkiyelilik kavramı, Türklerin aslında etnik olarak Türk olmadığını Anadolu’da yaşamış Lidyalılar, Hititler veya Frigyalıların devamı olduğunu savunan Batı merkezli “Anadolucu” anlayıştan kaynaklanır. Ekrem Akurgal, Sebahattin Eyüboğlu ve Halikarnas Balıkçısı’nın başlattığı Anadolucu anlayış Batıya karşı Anadolu’yu savunur gözükse de aslında Batıcıdır. Yunan-Latin kültürünün etkisi altındadır. Zaten Sevr’deki tezler de bu Anadolucu anlayışın çıkmazını ortaya koymaktadır. Türkiyelilik veya Türkiyecilik adı altına Anadoluculuğu sürdürenlere göre Türk ulusu yoktur Anadolu uygarlıklarının devamı olan Türkiyeliler vardır. Tarihsel gerçekler de bizim tezlerimizi kanıtlamaktadır. Türkmenler Anadolu’ya geldiklerinde karşılarında Lidyalıları, Frigyalıları veya Hititleri değil Rumları ve Ermenileri bulmuşlardır. Burada Kürtler de yoktu. Bahsedilen uygarlıklardan geriye bir tek harabeler kalmıştı. Çünkü uygarlıklarının tükenişiyle birlikte tüm bunlar etnik olarak da ortadan kalkmıştı. Nitekim bugün Frigyalıların temsilcisi kimseyi bulamadığımız gibi, Kürtlerin kendi ataları olarak gösterdiği Medlerin temsilcisi olarak da kimseyi bulamıyoruz. Ama bugün hem Türk ulusu hem Rumlar ve Ermenileri görebiliyoruz. Demek ki bunlar 1000 yıl önce de vardı. Ancak Türklerin Rumlar ve Ermenilerle karıştığı ve melez bir Türkleşme olgusu sözkonusu değildir. İleri hanedanlarda ve elit arasında karışmalar olmuştur. Fakat halk kitlesi karışmamıştır. Bir kaç dalga halinde gelen Türkmen akınları Anadolu’yu ve İran’ı Türkleştirmiştir ve bu yüzden Anadolu’nun mozaik olduğu veya İran’ın Farsların olduğu iddiası yanlıştır. Yani Türk kimliğini reddeden Türkiyeci görüş yalnız Batıcı olmakla kalmaz antropolojik, arkeolojik ve tarihsel anlamda bilim dışıdır. İP’lilerin eklektik Kuvayı Milliyesi Kuvayı Milliye’nin küresel oligarşiye karşı mücadele ederken elinde üç öğe bulunur; etnik öğe, inançsal öğe ve sınıfsal öğe. Sondan başlarsak ticari anlamda çıkarlarını yıllar boyu emperyalistlerle birleştiren sermaye kesimleri ulusal olmaktan çıkmış işbirlikçi kesimlerdir. Sermaye ulusun dışındadır, bu yüzden de ulusalcılık sol olmak durumundadır. Ancak klasik proleter burjuva ayrımı durumu açıklamaz. Açıklayıcı olan proleter ulusu merkez devletlerin yani burjuva ulusların karşısına koymaktır. Etnik öğe en az sınıfsal öğe kadar önemlidir. İnaçsal öğe de etnik öğenin bir yansıması biçiminde ortaya çıkar. Dolayısıyla Kuvayı Milliye farklı kimlikteki siyasi grupların bir araya gelmesi değildir. Bir ulusu oluşturan etnik, inançsal ve sınıfsal öğelerin homojen bir ideoloji etrafında bir araya gelmesidir. Türkiye’de bugün Kuvayı Milliye diye önümüze sürülen kimi hareketler son derece eklektik bir temele sahiptir. Örneğin İP’liler İstanbul Üniversitesi’nde düzenlenen halkçılık sempozyumunun sonuç bildirgesine Türkiye halkı ifadesinin konmasını önermiştir. Böylece Kucayı Milliyeyi kuracak olan ulusun temel öğelerinden biri olan etnik köken reddedilmiştir. Solun içine Kürtçülüğü sokanlar ŞENER ÜŞÜMEZSOY: Bu hatanın başlangıcı 68’e kadar gider. O dönemde yine Perinçek solun içine “Kürt halkının ayrılma hakkı” ve “Türkiye halkları” gibi kavramları sokmuş Mihri Belli ise “bir karış toprağımızı bile böldürtmeyiz, Kürt ayrılıkçılığı Amerika’nın, Barzani’nin ve Şahın oyunudur” diyerek buna karşı koymuştu. Ama ne yazık ki o zamanlar “Türkiye halkları” kavramına bile karşı çıkan Mihri Belli bugün Kürt milliyetçiliğini bile savunur duruma düşmüştür. 60’larda Atatürkçülüğün ve Kuvayı Milliye’nin devamı olan sol, 70’lerde bu çizgiyi giderek terketmiş ve günümüzde Kürtçülüğün hararetli savunucusu haline dönüşmüştür. Bu dönüşümü başlatan şey, Aydınlıkçıların PDA’da yayınladığı “Kürt milletinin ayrılma hakkı” tezleriydi. Örneğin Kemal Burkay da benzer görüşleri ifade ediyordu ama o meseleyi böyle provokatif bir tarzda koymuyordu. Hikmet Kıvılcımlı Yol Anıları’nda PDA’nın bu hareketini “Türk Soluna Kürtçülüğü bulaştırarak onu diskalifiye etmek ve yozlaştırmak istiyorlar. Generallere devrimci gençler Türkiye’yi bölmek istiyor izlenimini vermeye çalışıyorlar. ” diyerek anlatır. Oysa ki “bu işin arkasında CIA’nın olduğunu 12 Mart’ın generalleri de bal gibi biliyordu.” Denizler hiçbir zaman Kürtçü olmadı Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan hiç bir zaman Kürtçülüğü savunmadı. İkisi de ulusalcıydı. Bu fikirleri Perinçek’le birlikte yalnız PDA’dan ayrılarak TİKKO’yu kuran İbrahim Kaypakkaya savunuyordu. Hikmet Kıvılcımlı bu tip girişimlerin solu Türk halkından koparmakla sonuçlanacağı konusunda ölüm döşeğinde Türk solunu uyarmıştı. Tarih onu haklı çıkarmıştır. Ama bu yolu açan kavram “Türkiye halkları” kavramıdır. Halkçılık sempozyumunda aynı konunun tartışılması bu açıdan tarihin acı bir tekerrürüdür. Tarihte birinci perde trajediyken ikinci perde komedi olmaktadır. Bu yüzden de Kuvayı Milliye adına öne sürülen bu tip eklektik anlayışların kesinkes aşılması gereklidir. TÜRKSOLU: Kuvayı Milliye diye piyasaya sürülenler yalnız Türk kimliğini reddetmekle kalmıyor, Atatürkçülüğü de bir ideoloji olarak reddediyorlar. Bir kısmı Türkeşçi, bir kısmı Maocu, bir kısmı şeriatçı ama kimse kendini Atatürkçü olarak tanımlamıyor. “Türkiyeci” Maoculuktan Kuvayı Milliyeci çıkmaz Eklektik bir Kuvayı Milliye niçin doğru değildir? Çünkü İslamcılığın Suudi Arabistan-ABD gerginliğinden beslenen antiAmerikancılığından, yine 70’lerde Amerikancı politikaları savunan ama Amerika’nın Kürtlere yakınlaşmasıyla antiAmerikan gözükmeye başlayan sözde milliyetçilikten, Rusya ve Çin’le işbirliğini Avrasyacılık olarak savunan ve ulusalcılığı Türklük temelinde almayıp Avrasya’daki Türk birliğini reddeden, Türkiyelilik kavramıyla daralmış bir Maoculuktan bir Kuvayı Milliye çıkmaz. Örneğin bugün Kuvayı Milliyeciliğe soyunan Maocular aslında Maocu olarak bile adlandırılamaz. Onların tavrı daha çok Çin dışişlerinin tavrıyla uyumludur. Mao döneminde Maocuydular, Kültür Devriminin hararetli savunucusu oldular, sonra Kültür devrimini yıkan Hua Goa Feng’i savundular, sonra Mao’ya karşı olan Deng’i savundular, şimdi ise açıkça ABD’yle işbirliği yapan ve kapitalizmi benimseyen Jiang Zemin’i savunuyorlar. Çin’deki değişimlere göre ideolojileri değişiyor. O kadar ki tam Çin, Sun-Yat Sen’e dönünce bunlar da Atatürkçülüğe döndüler dolayısıyla bu değişim bir takiyyeden başka bir şey değil. Zaten hem hala kendini Şefik Hüsnü’nün devamı olarak görüp hem de Atatürkçü olmak mümkün değil. Çünkü Şefik Hüsnü 1920’lerde “Kahrolsun Kemalist diktatörlük” sloganını benimseyen hareketin lideri. Üstelik TKP’nin milli olmayan kanadının da başında. Şimdi bunlar Çin’i ve Rusya’yı savunmak adına Türk birliğine karşı çıkıyor Orta Asya’daki Türklerin sömürge olarak kalmalarına destek veriyor. Yunan solu Pan-Helenik oluyor, Arap sosyalizmi Pan-Arabik oluyor da bir tek Türk solu mu Türk birliğini savunamayacak? Kuvayı Milliye’yi marjinalleştiriyorlar Eklektik temellere oturmuş bir Kuvayı Milliye gerçek bir Kemalist ve ulusal bir bilinçlenmenin önüne bir set çekiyor. Kemalist ve ulusal bilinçlenme ve buradan doğan ideolojik bütünleşme aslında Türk uluslaşmasının doğal sonucudur. Oysa ki bu çarpık Kuvayı Milliye anlayışı bu ulusal bütünleşmenin önünde bir engeldir. Çünkü herkes geçmiş bölünmeleri sahiplenerek ayrı ayrı ideolojilere sahip olarak o Kuvayı Milliyenin içinde yer almaktadır. Farklı ideolojik kimliklerin kendilerini muhafaza ederek birleşmesi aynı Alevi-Sünni ayrımı gibi ulusal bütünleşmeyi engelemektedir. Alparslan Türkeş’in temsil ettiği bir Türk-İslam sentezi ile Sun Yat Sen ve Maoculuğun temsil ettiği bir Avrasyacılık, Avrupa’ya dayanan bir devrimcilik veya Amerika’ya dayanan bir milliyetçilik bu ulusalcı ekseni oluşturamaz. Ayrıca tutmayacağı belli olan bu tür hareketler Kuvayı Milliye’yi de marjinalleştirmeye yaramaktadır. Bunun yanında kendi kariyerist tavrıyla simgeleşen ve Türkiye tarihinin her döneminde sol veya ulusalcılık içinde bir engel haline gelen kliğin ulusal bir hareketi gerçekleştiremeyeceği açıkça ortaya çıktığı için kişiselleşme aşılmalıdır. Bu da karşımızda duran pratik bir sorundur. Örneğin Halkçılık Sempozyumunda emperyalizme karşı canla başla mücadele eden Atatürkçü gençlerin dışlanması ve bu hareketin sadece dar bir grup tarafından belirlenmesi tüm Türkiye’yi temsil eden bir hareketin önünü kesmeye yöneliktir. Öbür taraftan ise on bin dergiyi basarak tüm Türkiye’yi kapı kapı gezip dergileri halka ulaştıran Atatürkçü gençlerin dışlanması bu çevrelerde ulusalcılığın değil kariyerizmin hakim olduğunu gösterir. Avrasyacılık Türk dünyasını sömürmek için uydurulmuştur Türkiye’nin çıkarlarını savunmak için bir araya geldiklerini söyleyen bu grup ve özellikle onun başını çekenler hiç bir zaman ağızlarına Bakü-Ceyhan boru hattı gibi Türkiye’nin ulusal çıkarlarını son derece yakından ilgilendiren bir konuyu alamazlar. Çünkü Türkmenistan’daki ve Azerbaycan’daki boru hatlarıyla Türkiye arasındaki bağlantı Türkiye’de ulusal bütünleşmeyi sağlayacak iken Çin’in çeşitli anlaşmalar yoluyla o petrole sahip olmasını sağlayacak projeleri engelleyecektir. Çin’in çıkarları uğruna Bakü-Ceyhan projesine karşı olmaları bunların ulusalcılığının ölçüsünü de göstermektedir. Mao’nun gerçekleştirdiği Çin uluslaşmasına taraftardırlar, Lenin ve Stalin’in Rus uluslaşmasına taraftardırlar ama Galiyev’e veya bugünkü Türk uluslaşmasına, Türk birliği çabalarına karşıdırlar. Bunu ise Avrasyacılık perdesi altında yapmaktadırlar. Çin bugün Amerikan bloğunun bir parçasıdır, Rusya ise Almanya bloğunun. Dolayısıyla Avrasyacılar imkansız bir şeye soyunmaktadır: aynı anda hem Amerikancı hem Almanyacı olmak. Bunun arkasında çok basit sömürgecilik vardır. Avrasyacılık denilen şey en basitinden Türk dünyasındaki petrolü sömürmek için ortaya atılmıştır. Biz nasıl Ortadoğu’yu sömürgeleştiren Amerika’ya karşıysak, Türk dünyasını sömürgeleştiren Çin’e ve Rusya’ya da karşı durmak mecburiyetindeyiz. Başka türlü bir ulusalcılık olamaz. Çin ve Rusya konusundaki tavır bu hareketin samimiyeti konusundaki denek taşıdır. TÜRKSOLU: Birleşen bu kesimler Atatürkçülüğü benimsemiyor ama Atatürkçülüğü benimseyen TÜRKSOLU dört bir yandan saldırıya uğruyor. Dahası Türkiye’de Atatürkçü olarak bilinen kimi kesimler ise Atatürkçü olmayanların sözünden dışarı çıkamazken Atatürkçü gençleri engelemek için ellerinden geleni yapıyor. Atatürkçülük ve Kuvayı Milliye sulandırılıyor ŞENER ÜŞÜMEZSOY: Atatürkçülük, ulusalcılık ve Kuvayı Milliye kavramları giderek sulandırılan kavramlar haline gelmektedir. Ulusalcılık veya Atatürkçülük soldur. Çünkü sağ, varolan statükoyu koruyan ve emperyalizmle işbirliği içinde olan bir ideolojik formasyondur. Sol ise var olan statükoyu değiştirmek ve emperyalizmi yıkmak için çalışır. Varolan işbirlikçi iktidarlarla emperyalizm arasındaki geçici çekişmeler üzerinden birisine takılmak değildir Atatürkçülük. Atatürk varolan iktidarla, yani İstanbul’la uzlaşmadı onu tasfiye etti. Bu yüzden Atatürk soldur, ulusalcılık da soldur. Yalnız burda solu dar sınıfsal anlamıyla değil, emperyalizme karşı ulusal direniş olarak almak gerekir. Kuvayı Milliye’yi birarada tutacak harç Atatürkçülüktür, çünkü bu ulusalcılığı ve solculuğu da içerir. Bu sadece Türkiye’ye özgü bir bileşim değildir. Latin Amerika’da, Asya’da ve Afrika’da da devrimci hareketler bu temelde gelişmiştir. Bu yüzden Atatürkçülük içinde sağ yorumlar ve Gardrop Atatürkçülüğü nasıl Atatürkçülüğü yozlaştırmışsa bugün de islamcı, dar milliyetçi ve Pekinci hareketler ulusalcılığı yozlaştırmaktadır. ADKF Dev-Genç’in yeniden doğuşudur Ben üniversitelerde yükselen Atatürkçü gençlik hareketini, yani TÜRKSOLU ve ADKF’yi Dev-Genç’in yeniden doğuşu olarak görüyorum. Dev-Genç 68’de Türk gençliğinin ulusal uyanışının ifadesiydi. Ulusalcıydı ve Atatürkçüydü. Bu uyanışın önünü kesmek için karşısına sözde milliyetçilik çıkarıldı. Bugün de ADKF’ye Avrupa destekli sol gruplar ve PKK gibi kürtçü hareketler saldırıyor. Dün Dev-Genç’in karşısına bunları kim çıkardıysa bugün de ADKF’nin karşısına bu grupları aynı güç çıkartıyor. Atatürkçü olduğunu söyleyen kimi insanların bu saldırılar karşısında Atatürkçü gençlere sahip çıkmaması da buradan kaynaklanıyor. TÜRKSOLU Atatürkçülüğün ulusalcılık ve solculuk olduğunu söylüyor. Bu 68’den sonra Dev-Genç’in dirilmesi anlamına geliyor ve statükocu güçleri rahatsız ediyor. Kendine Atatürkçüyüm diyen kesimler arasındaki ayrım statükoculuk ile devrimcilik arasındaki ayrımdır. Bu anlamda statükocular kemalizmin Menderes-Bayar yorumunu temsil ederken siz devrimci yorumunu temsil ediyorsunuz. Sol içindeki ayrım ise ulusal olanla Batıcı olan arasında. Sol bugün Marksizmin Batıcı yorumunu terkederek ulusalcılığı benimsemeli. Mustafa Kemal ve Galiyev isimleri ve onların temsil ettiği Kuvayı Milliyeler yalnız Türkiye’de değil tüm dünyada ulusalcılığın, solculuğun ve Kuvayı Milliyeciliğin başarılı örneklerini yaratacaktır. |