|
Fethullah Hoca
Şeriatçı AKP iktidarı, bir yıla yaklaşan süre içinde Atatürk Türkiye’sine karşı, 80 yıllık kazanımların tamamına yakınını ortadan kaldıran bir saldırı yürüttü. Bu saldırı programını uygularken bir yandan da kendine muhalefet olarak ortaya çıkabilecek her türlü kuvveti, her türden aracı da kullanarak ortadan kaldırmaya girişti. ABD uzantısı AKP iktidarına karşı Atatürkçü Türkiye mücadelesi yürüten üniversite gençliği ise bu saldırıların en insafsız ve adi olanlarıyla karşı karşıya bırakıldı. TÜRKSOLU’nda bu kapakla bu saldırıların en sonuncusunu ve geldiği boyutu göstererek Türk kamuoyunu uyarıyoruz. Atatürk gençliği iktidar kaynaklı bu saldırıların altından kalkmasını elbette bilecektir. Atatürk gençliği, Şeriatçı bir iktidarın yönettiği Türkiye’nin üniversitesinde Atatürkçü olmanın ne anlama geldiğini tüm Türk kamuoyuna göstermek istiyor. Çünkü üniversiteli Atatürkçü gençlerin karşılaştıkları, AKP’nin 11 aylık iktidarından sonra Türkiye’de Atatürkçü olmanın artık ne anlama geldiğinin en bariz göstergesi. Vakit az geldi, görevi Fethullah aldı Üniversiteli Atatürk gençliğine yönelik son saldırıyı Fethullah Hoca, Zaman gazetesi aracılığıyla yürüttü. İstanbul Üniversitesi’nin açılışını takip eden dört gün boyunca Zaman, bir günü manşetten olmak üzere ADKF ve TÜRKSOLU’na karşı yayın yaptı. Zaman, İstanbul Üniversitesi “öğrenci şenliği”nden tam iki gün sonra, 6 Ekim’de bu şenlikle ilgili olarak tamamen yalanlar üzerine kurulu bir haber yaptı. Bu haber tüm unsurlarıyla bir provokasyon haberiydi ve üniversitede Atatürk gençliğini hedef alacak bir öğrenci çatışması kışkırtmaya yönelik olarak hazırlanmıştı. Haberin, şenliği takip eden gün değil de okulların açıldığı pazartesi gününe denk getirilmesi bile başka bir amaç taşımıyordu. Provokasyon haberi üniversite içinde yayılacak, sol gruplar ADKF’ye karşı kışkırtılarak çatışma tezgahlanacaktı. Zaman’ın yaptığı bu yayını tüm unsurlarıyla değerlendirmek üniversiteli gençliğin başına ne tür bir tezgah örüldüğünü görmeye yarıyor. Ancak bu değerlendirmeden önce Fethullah Hoca’nın gazetesinin bu haberi yapmış olmasının ne anlama geldiğinin altını çizmek gerekiyor. Saldırıyı Zaman’ın yürütmesi, Atatürkçü gençlere yönelik iktidar saldırısının yeni bir aşamaya sıçradığını, Şeriatçı saldırının boyutlandığını gösteriyor. Bayraktarlık görevini Şeriatçı Vakit’in bıraktığı yerden Zaman’ın alması büyük önem taşıyor. Bundan önceki 6 aylık süreçte ADKF ve TÜRKSOLU’na yönelik saldırıların bayraktarlığını Şeriatçı Vakit gazetesi yapıyordu. AKP iktidarının uygulamaları 6 ay içinde en bariz boyutuyla ortaya çıktıkça Atatürk gençliği TÜRKSOLU ile Şeriatçı iktidar karşısında ciddi bir muhalefet yürütüyordu. Vakit ise ADKF ve TÜRKSOLU’na karşı şeriatçı iktidarın yayını olma misyonunu yürüttü. Vakit önce tamamıyla yasal olan Atatürkçü Düşünce Kulüpleri’ni yasadışı ilan ederek manşetten iktidarı göreve çağırdı. Atatürk gençliğine yönelik geçen Mayıs’taki PKK saldırılarından sonra Vakit’in tek bir hedefi vardı, o da üniversitede Atatürkçülük mücadelesi yürüten ADKF’nin ortadan kaldırılmasıydı. Bu yüzden saldırılardan sona Vakit günlerce ADKF’ye karşı tamamen yalanlar üzerine kurulu bir yayın politikası yürüttü. Bu arada yasal ADK’ların üniversitedeki faaliyetlerine katılan üniversite dekanları ve öğretim üyeleri bile “illegal örgüte” yardım etmekle suçlandı! Ancak Vakit’in tüm çabası Atatürk gençliğini engellemeye
yetmedi. Bu sefer yaz boyunca Vakit TÜRKSOLU’nu hedef alan bir yayın
kampanyası yürüttü. Sonunda Vakit işi Atatürkçü gençlerin idamını
istemeye kadar götürmüştü. TÜRKSOLU’nun Atatürk Türkiyesi’nin korunması
doğrultusunda Türk Ordusu’nu göreve çağıran sayısı Vakit’in manşetine
“İdamlık Tahrik” tehtidiyle taşındı. Vakit iktidara TÜRKSOLU’nu çıkartan
Atatürk gençliğinin idamını neriyordu. Esasında iktidarın bu marjinal,
provokatif şeriatçı gazetesi, Atatürkçülere yönelik iktidar saldırısına
zemin hazırlamaya çalışıyordu.
Vakit idam istedi, Fethullah linç tezgahlıyor Ancak sonuçta Apo’nun sehpadan kurtarıldığı bir süreçte Atatürkçülerin idamını isteyen şeriatçı marjinal zihniyetin, Atatürk gençliğini engellemesine imkan yoktu. Vakit’in yaptığı tüm bu yayınlardan, Atatürk gençliği, ADKF ve TÜRKSOLU güçlenerek çıktı. TÜRKSOLU’nun yaptığı Amerikancı-şeriatçı iktidar karşıtı yayının etkisi ve boyutu Vakit’i aştı. Atatürkçü gençlerin Ordu’ya ve millete yönelik çağrısı Türkiye genelinde etki uyandırdı. İşte bu noktada üniversitelerde çatışma çıkartmaya yönelik sonhaberin Vakit’te değil de Zaman’da yayınlanması önem taşıyor. Zaman, Atatürkçü gençlere yönelik yeni bir linç tezgahlamak üzere daha geniş boyutta bir kampanya yürütüyor. İktidarın Fethullah’ın Zaman’ını bu kampanyada kullanması, ADKF ve TÜRKSOLU’nun yeni bir tezgahı aşarak bu saldırıdan da güçlenerek çıkamamasını garantiye almak için. Zaman’daki haberin tüm üslubu da bu niyeti gösteriyor. Zaman’ın haberi, geçen Mayıs’ta Yıldız Teknik Üniversitesi’ndekine benzer bir linç tezgahıyla Atatürk gençliğinin zorla üniversitelerden atılmasını sağlayacak bir provakasyon cephesi kurabilmeye yönelik tüm unsurları taşıyor.
Zaman’ın tezgahının iki unsuru: ADKF-Sol grup çatışması,ADKF-Üniversite çatışması Zaman’ın bu provokasyon haberine temel olan iki unsur var. Birincisi Zaman’ın ADKF ile tüm diğer sol grupları karşı karşıya getirmek yönünde kullandığı üslup. Diğeri ise üniversite yönetimini de hedef alarak ADKF ile rektörlüğü karşı karşıya getirmeye yönelik ifadeler. Yani Zaman üniversitede iki çatışma kışkırtıyor. ADKF ve sol gruplar arası bir çatışma. Ve ADKF ile üniversite yönetimi arasında bir çatışma. Bunun sonucu ise Atatürkçü gençlerin tecrit edilerek, bu seferki linç girişiminin başarıyla sonuçlandırılmasını sağlamak. Çünkü önceki linç grişiminde Atatürkçü gençler hem direnerek hem de “bu oyunda yokuz” diyerek tezgahı bozmuşlar ve geniş bir kamuoyu desteği yaratabilmişlerdi. Zaman bu seferki saldırıyı ADKF’yi baştan tecrit ederek başarıyla sonuçlandırmak istiyor. Ayrıca ADKF’nin tecrit edilmesi yönüyle kamuoyu baskısından çekinen gruplar da ADKF’ye karşı kışkırtılıyor. Çatışma yalanları Zaman’ın “Öğrencilerin dilekçesi sızdırıldı. İstanbul Üniversitesi yine karıştı” başlıklı manşet haberinde ADKF’nin İstanbul Üniversitesi’nde düzenlenen açılış şenliği öncesi İstanbul Üniversitesi’ne verdiği dilekçenin sol gruplara sızdırıldığı bunun üzerine şenlikte çatışma çıktığı yazılmıştı. Yine haberde ADKF’nin verdiği dilekçe üzerine polisin de üniversiteye davet edildiği, sol gruplarla polis arasında çatışma çıktığı yazılmıştı. Yine sol grupları kışkırtmak üzere, Zaman haberlerinde sıkça, ADKF’nin üniversite yönetiminden koruma ve yardım gördüğü yalanını kullandı. İstanbul Üniversitesi açılışında sol grupların protestosunun engellenirken, TÜRKSOLU’nun serbest şekilde dağıtıldığı yalanı aynı imayla kullanıldı. Oysa, protesto ile gazete dağıtımının farklılığı bir yana, bu protestolar da 1 saat süreyle gerçekleştirilmiş ve bir engelleme olmamıştı. İstanbul Üniversitesi “Öğrenci Şenliği” sonrası yapılan haber, Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki olayların fotoğrafları ve yeniden gündeme sürülmesiyle de temellendirilmişti. Zaman Yıldız Teknik Üniversitesi olaylarını gündeme getirirken de bir kan davası havası yaratmakta, böyle bir havayı besleyecek yalanlarını da birbiri arkasına sıralamaktadır. Bunlardan birisi, Yıldız Teknik Üniversitesi olayları sonrası ADKF’li 150 kişilik bir grubun intikam almak üzere üniversiteye girdiği fakat polis tarafından engellendiği yalanıydı. Oysa ADKF olayların hemen sonrası yaptığı kamuoyu açıklamasında, çatışmaların sürmesine taraf olmadığını ve böyle bir çatışma içine sürüklenmeyeceklerini açıklamıştı. Öyle ki, ADKF bu doğrultuda faaliyetlerinin bir kısmını da bir süre için ertelemişti. Zaman’ın yazdığına göre ADKF Cumartesi günü öğrenci
şenliğinde dilekçenin okunması üzerine sol gruplarla çatıştı ve polis
kontrolünde dışarı çıktı. Oysa böyle bir olay şenlikte hiç yaşanmadı.
Polisle gruplar arasında zaman zaman yaşanan gerginliğin ise Zaman’ın
anlattığı ADKF ve sol grup çatışması ile yakından uzaktan ilgisi yoktu.
Dilekçe ADKF’nin duyarlılığının kanıtı Zaman’ın bahsettiği dilekçe ise başlıbaşına ADKF’nin duyarlı tavrını yansıtıyor. Geçtiğimiz sene üniversitelerde yaşanan çatışmaların bir benzerinin tekrarlanmaması için açılış şenliği öncesinde İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’nün gereken terdbirleri alması istenmişti. Benzer bir dilekçe aynı zamanda İstanbul Valiliği’ne de verilmişti. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün yetkilileri ile de istenmeyen olayların yaşanmaması için tedbir almaları konusunda görüşülmüştü. Bunlar ADKF’nin her türlü çatışmanın dışında kalmak isteyen tavrının bir sonucudur. Atatürkçü öğrenciler tamamen yasal hakları çerçevesinde kendilerini ve üniversitelerini bu tip çatışmaların dışında tutmak istemektedirler. Böyle bir dilekçenin ne kadar haklı gerekçeleredayandığı ise İstanbul Üniversitesi yönetimini ve “öğrenci şenliği”ni değerlendirdiğimiz kutu haberde ortaya konmaktadır. Üniversiteye tezgah Zaman’ın provokasyonunun diğer boyutu ise ADKF ile üniversite yönetimini çatıştırmaktı. Bu yolla hem ADKF tecrit edilecekti hem de çatışmanın maliyeti İstanbul Üniversitesi yönetimine yıkılacaktı. Haberde bu doğrultuda bir yandan rektörlüğün dilekçeyi diğer gruplara sızdırdığı ve bunun üzerine ADKF’nin rektör yardımcısı Nur Serter ile bir görüşme yaptığı yazılmıştı. Diğer yandan da tam tersine olarak ADKF’nin rektörlük tarafından korunduğu belirtilmekteydi. Bu yalan ise ADKF’yi diğer sol gruplarla karşı karşıya getirmenin dışında, oluşabilecek bir çatışmanın hesabını da İstanbul Üniversitesi’nin üstüne yıkmak için uydurulmaktaydı. Böylece Üniversiteye yönelik iktidar saldırısının klasik bir örneği sergilenmiş oluyordu. Hem dışarıdan bir çatışma ortamı tezgahlanıyor. Hem de bu çatışma üniversiteye mal ediliyordu. Üniversite ADKF ilişkisi aynı haber içinde birbirine tamamen zıt bu iki haberle spekülatif ve provokasyona açık bir hale sokulmuş oluyordu. Üniversite bir yandan ADKF’yi koruyor ama bir yandan da ona karşı dilekçesini diğer sol gruplara sızdırıyordu. Fethullah Hoca’nın Zaman’ı böyle bir hayal ürünü karşısında iktidardan ne kadar beslense azdır! Oysa gerçekte, ne üniversite yönetimi ADKF’yi korumakta ve destelemekte, ne de ADKF’nin üniversite ile bir çatışması bulunmaktadır. Atatürkçü gençler Türkiye’de yalnızca ABD uzantısı şeriatçı iktidarla çatışmaktadırlar, onlara yönelik saldırıların temel kaynağı da bu iktidardır. Bu mücadeleyi yürütmek içinse Atatürkçü gençler hiçir yerden destek ve koruma beklemezler. Atatürkçü gençlerin tek beklentisi, Atatürk Türkiyesi’nin her kurumunun, görevinin gereğini yapmasıdır. İktidarı rahatsız eden, Vakit’i idam sehpası kurmaya iten, Zaman’ı çatışma kışkırtmaya iten hep bu görev bilincidir. Tek gerçek: Şeriatçı iktidar ADKF’ye saldırıyor Şeriatçı basın, şeriatçı iktidardan beslenmektedir ve onun aracı konumundadır. Şeriatçı basın son 6 ay içinde defalarca Atatürkçü gençleri, onların kulüplerini ve yayın organlarını manşetine taşıdıysa iktidarın Atatürk gençliğiyle bir sorunu var demektir. Şeriatçı iktidarın böyle bir sorununun olmasını da doğal karşılamak gerekmektedir. Cumhuriyet tarihinde ilk kez Atatürkçülüğü ideolojik ve siyasal yönüyle bayrak edinmiş, Atatürk’ü bir simge olmanın ötesinde tüm ideolojik ve siyasi yönleriyle kavramış bir gençlik kuvveti gelişmektedir. Elbette Türk gençliği her zaman Atatürk’e sahip çıkmıştı. Ama Cumhuriyet’in ilk yıllarında bile gençlik Atatürkçülüğün gerekleri doğrultusunda bir siyasal mücadeleye girişmemişti. İlk defa gençlik içinden bir kesim çıkıp Atatürkçülük budur ve bizim siyasal görevlerimiz vardır diyor. Atatürkçü Gençlik ürettiği siyasetle ABD uzantısı şeriatçı iktidarı sorguluyor, tecrit ediyor. Atatürk gençliğinin siyasal fikirleri çok geniş bir çapta tartışma konusu oluyor, gündem yaratıyor, yön veriyor. Atatürkçü gençliğin fkirleri temelinde, Atatürkçü siyaset bir Kuvayı Milliye’ye dönüşüyor. Atatürkçü gençlik 50’den fazla üniversitede örgütleniyor. 2000’den fazla öğretim üyesini yayınlarına abone yapacak etkiye ulaşıyor. Onbinlerce insana yayın ulaştırıyor. Anadolu’nun her ilçesine siyaset götürecek bir dinamizme sahip olarak çalışıyor. Atatürkçü gençlik bugün Wolfowitz gibi, Fuller gibi ABD görevlilerinin, CIA ajanlarının hedef gösterdiği siyasal bir güce dönüştü. Ve son altı aydır Atatürkçü gençlik bu yüzden iktidarın saldırısı altındadır. Bu saldırı ne yasal ne de meşru gerekçeler aranarak yürütülen tamamen zorba bir saldırıdır. Atatürkçü gençleri sadece fikren değil fiilen ortadan kaldırmak isteyen iktidar en adi tezgahları ısmarlamaktadır. Şeriatçı basın her gün saldırının boyutunu tırmandırmaktadır. İşte ABD’de şeriatçı Türkiye için gün sayan Fethullah Hoca, şeriatçı iktidarın emrine gazetesini bunun için vermektedir. Daha çok, daha yoğun ve daha kapsamlı saldırabilmek için. Erbakan, Atatürk Türkiye’sini “kanlı mı kansız mı?” ortadan kaldıracaklarını sorduğunda Atatürkçü kuvvetler tarafından bertaraf edilmişti. Onun talebesi ise iktidar koltuğundan Atatürk gençliğinin kanını dökmek için provokasyona başladı bile. İşte Atatürk Türkiyesi’nin geldiği nokta, işte üniversitede Atatürkçü olmanın anlamı!
|
Özgür Gündem gazetesinde yayınlanan İstanbul Üniversitesi
açılış şenliğinden bir görüntü. Hemen yanda açılış şenliğinde Atatürkçü Düşünce
Kulübü’nü en sona atan yetkilinin imzalı beyanı. ADK kendine en son sırada
o da zorla yer bulurken “Kadek Genel Başkanı Abdullah Öcalan” kürsüye yakın
bir yerde gelen öğrencileri karşılıyordu.
Rektör yardımcısı Nur Serter:
“Farklı grupların birarada olması, üniversitemizin demokratik anlayışının
göstergesidir”
Şenlikte ADK’nın okula verdiği dilekçe okunuyor. TKP Genel
Sekreteri “kendilerine yakın bir okul görevlisinden” aldıklarını açıklıyor.
O sırada ADK sıtandı kapanmış ve Atatürkçü gençler okuldan ayrılmıştı.
Ya orada olsalardı?
Alttaki iki kare ise Okul tarafından korunması gereken bir kulüp odası. ADK’nın
odası. İçeri girilmiş, her taraf dağıtılmış, gazeteler ve afişler yırtılmış.
(Tarih 10 Mayıs 2003.)
E ne de olsa burası Atatürkçü üniversite!
Rektör yardımcısının deyimiyle:“Farklı grupların birarada olması, üniversitemizin
demokratik anlayışının göstergesidir”