| Kuzey Fırat |
|
Kıbrıs İzlenimleri (I) Geçtiğimiz haftalarda ADKF heyeti olarak Kıbrıs’a gittik ve çeşitli ziyaretlerde bulunduk. Bu ziyaretlerimiz sonucunda Kıbrıs konusunda kafaları karıştırmak için ortaya atılan iddiaların gerçek dışılığını, ülkedeki hainlerin emperyalistler ile nasıl rahatça çalıştıklarını, adına sol deniler partilerin Rumlara yaranmak için nasıl bir birleriyle yarıştıklarına gözlerimizle gördük. Türkiye’de Batıcı medyanın Kıbrıs konusunda, özellikle mücadelesi artık Kıbrıs Türk’ün özgürlük mücadelesi olmaktan çıkmış, Türkiye’nin Türklük davasının simgesi haline gelmiş, Kıbrıs Türklerinin Rumlara karşı silahlı mücadelesini başarıya ulaştırmış, Kıbrıs Türk Devleti’ne sonuna kadar sahip çıkan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş hakkında anlattıklarının dayanıksızlığını gözlerimizle görmüş olduk. Denktaş diktatör mü? Ne diyorlardı Rauf Denktaş için, Kıbrıs halkı ondan nefret ediyor, halkla hiç bir bağı yok, adeta bir diktatör vb hiç bir dayanağı olmayan tamamen gerçek dışı iddialar. Her halde dünyanın hiçbir yerinde halkla bu derece iç içe, hemen hemen ülkesindeki herkesi tanıyan, isteyenin görüşüp derdini anlata bildiği başka bir lider yoktur. Uzun süredir ülkesinin başında bağımsızlık mücadelesi vermesi ve Kıbrıs denilince ilk onun isminin akla gelmesi, ne derece Kıbrıs Türkü’yle bütünleştiğinin de göstergesi. Emperyalist devletlerin her fırsatta Denktaş’a saldırması, Türkiye’de ve Kıbrıs’ta aleyhinde onca kampanya yürütülmesi hiçte boşuna değil aslında. Adanın Rumlaştırılmasının önündeki en büyük engel Denktaş. Aralık seçimlerinin ana temasını da Rauf Denktaş oluşturuyor elbette. Genel seçimlere iktidara kimin geçip geçmeyeceği olarak bakılmıyor. Seçimler sonucunda belli olacak olan şey Cumhurbaşkanı Denktaş’ın Türklük mücadelesine ne derece katılıp katılmayacağın belli olacak olması. Muhalefet partilerinin temel siyaseti Rauf Denktaş’ın devre dışı bırakılıp bırakılmaması üzerine oturmuş durumda. Denktaş’ın karşısındaki güçlere baktığımızda, Denktaş’nın mücadelesinin önemini de daha iyi kavraya biliyoruz. Türkiye’de koprador sol diye adlandırdığımız partilerin uzantıları Kıbrıs’ta ihanet cephesinin başını çekiyor. Sovyetler Birliği yıkılmadan önce Moskova’dan, Pekin’den icazet alıp siyaset yapanlar Sovyet Rusya’nın yıkılmasıyla birlikte emperyalizmin kucağına oturmuşlar, Wasington’dan, Brüksel’den icazet alıp siyaset yapmaktalar. Bir tarafta Türklük davasının lideri, bir tarafta Türk düşmanı Rumcu, Batıcı bir cephe. Hainlere her türlü destek Avrupa’dan Ülkemizdeki işbirlikçi basının her fırsatta Kıbrıs’ta Milli Dava’ya muhalif, AB’ci çevrelere sık sık yer verdiğini ve bunlar üzerinden başta Denktaş olmak üzere, milliyetçi vatan sever insanlara saldırdığına tanık oluyorduk. Hani bu muhalif kesimin AB’den, Rumlardan bir takım destekler aldığını biliyorduk, bu iş birliğinin bu kadar aleni yapılabileceğini, hainliğinin bu kadar aleni yapılabileceğeni ve bu hainliğin hesabının sorulamıyor olduğunu bilmiyorduk. Bu işbirlikçiler AB’den aldıkları destekleri hiç bir şekilde gizleme gereği duymuyorlar. Hemen hemen her gün Rum tarafından birileriyle görüşüyorlar, açık açık onlarla birlikte Denktaş’a Türkiye’ye hakaretler yağdırıyorlar ve hiçbir şekilde bunun hesabını da vermiyorlar. Bu mandacıların milli davayı savunanlara taktıkları çok ilginç bir isimde var; mandracılar! Dünyanın neresinde kendi ülkesini mandra olarak gören bir bir anlayış olabilir anlamak mümkün değil elbette. Rum tarafı reklam adı altında işbirlikçi basına önemli yardımlarda bulunmakta. Bu cephenin en başında Afrika adlı gazete gelmekte. Bu gazetede yazılarda kullanılan harflerin dışında hiçbir Türk izine rastlayamıyorsunuz. Her halde Rumlar Türklere bu derece düşmanlık yapamıyordur. Haberlerin hemen tamamı AB’ni Türk tarafı hakkındaki açıklamaları, Denktaş düşmanlığı, Türkiye düşmanlığı üzerine. Özellikle şu satırları buraya almak istiyorum; “Bu topluma Denktaş’ın yenilgisinden daha büyük, daha değerli bir armağan sunulabilir mi? Kırk yıldır çektik, artık son bulsun, ve bu sayfa burada kapansın, bundan sonraki hayatında herkesin Denktaş’sız günleri olsun” (27 Eylül 2003 Afrika Gazetesi) Şimdi bu sözlerin bir Türk’ün ağzından çıktığını kim söyleye bilir. Özellikle Türk düşmanlığı konusunda en çok beslendikleri yer AKP hükümeti. Erdoğan’ın, Abdullah Gül’ün Kıbrıs konusundaki hemen hemen her açıklaması, işbirlikçiler tarafından sevinçle karşılanıyor. Cumhuriyetçi Türk Partisi’ni (CTP) gazetesi Yeni Düzen’in simgesi oldukça ilginç, AB yıldızları! Asil Nadir’in Kıbrıs Gazetesi de işbirlikçi cephenin önemli bileşenlerinden. Partinin adı Çözüm ve AB Türkiye’de ki gibi işbirlikçi sermaye de Kıbrıs’ta üzerine düşen görevi yapıyor. Kıbrıs Ticaret Odası Başkanı, bir parti kurarak siyasete atıldı, partinin ismide oldukça ilginç “Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi.” Kıbrıs’da ki mevcut durum meşrutiyetler sonrasında Osmalı’nın içinde bulunduğu durumu çok andırıyor. Dış destekli kurulan partiler, çıkartılan gazeteler. Bu parti de diğerleri gibi Kıbrıs Türk Devletine savaş açmış durumda. Her fırsatta Rauf Denktaş’a saldırıyor. Her fırsatta Türkiye ve Türk Ordusu’na saldırıyor. Partinin amlemi AB bayrağı. Dünya da hangi ülke böyle bir şeye izin verebilir veya dünyanın hangi ülkesinde devletine bu derece düşmanlık yapan, bir siyasi yapılanma olabilir. Bu ve benzeri partiler çeşitli yerlere astıkları ‘AB’ye barışa evet’ pankartları ile Türk Ordusu’na karşı açıktan bir savaş yürütüyorlar. Adada şu anda zaten barış var ve barışı adaya getirende Türk Ordusu. 1960 öncesi ve 1974’e kadar yani Türk Ordusu Barış Harekatı’nı gerçekleştirene kadar Türkler Ada’da Rumlar tarafından katledilirken sesi çıkmayanlar, bağımsız Türk devletinin kurulmasından sonra birden bire barış havarileri kesiliyorlar. Barış dedikleri şey Rumların adaya sahip olması ve adanın Türklerden temizlenmesinden başka bir şey değil. |